📖 Cüz 9
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
88
۞ قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَنُخْرِجَنَّكَ يَٰشُعَيْبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَكَ مِن قَرْيَتِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا ۚ قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَٰرِهِينَ
Okunuş
kâle-lmeleu-lleẕîne-stekberû min kavmihî lenuḫricenneke yâ şu`aybu velleẕîne âmenû me`ake min karyetinâ ev lete`ûdunne fî milletinâ. kâle evelev kunnâ kârihîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
89
قَدِ ٱفْتَرَيْنَا عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِى مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّىٰنَا ٱللَّهُ مِنْهَا ۚ وَمَا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّعُودَ فِيهَآ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّنَا ۚ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا ۚ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْنَا ۚ رَبَّنَا ٱفْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِٱلْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْفَٰتِحِينَ
Okunuş
kadi-fteraynâ `ale-llâhi keẕiben in `udnâ fî milletikum ba`de iẕ neccâne-llâhu minhâ. vemâ yekûnu lenâ en ne`ûde fîhâ illâ ey yeşâe-llâhu rabbunâ. vesi`a rabbunâ kulle şey'in `ilmâ. `ale-llâhi tevekkelnâ. rabbene-ftah beynenâ vebeyne kavminâ bilhakki veente ḫayru-lfâtihîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
90
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَئِنِ ٱتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًۭا لَّخَٰسِرُونَ
Okunuş
vekâle-lmeleu-lleẕîne keferû min kavmihî leini-tteba`tum şu`ayben innekum iẕel leḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
91
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ
Okunuş
feeḫaẕethumu-rracfetu feasbehû fî dârihim câŝimîn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
92
ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًۭا كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَا ۚ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًۭا كَانُوا۟ هُمُ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
elleẕîne keẕẕebû şu`ayben keel lem yağnev fîhâ. elleẕîne keẕẕebû şu`ayben kânû humu-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
93
فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ ۖ فَكَيْفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوْمٍۢ كَٰفِرِينَ
Okunuş
fetevellâ `anhum vekâle yâ kavmi lekad eblağtukum risâlâti rabbî venesahtu lekum. fekeyfe âsâ `alâ kavmin kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
94
وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍۢ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذْنَآ أَهْلَهَا بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ
Okunuş
vemâ erselnâ fî karyetim min nebiyyin illâ eḫaẕnâ ehlehâ bilbe'sâi veddarrâi le`allehum yeddarra`ûn.
Meal (Diyanet)
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
95
ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَٰهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
ŝumme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lhasenete hattâ `afev vekâlû kad messe âbâene-ddarrâu vesserrâu feeḫaẕnâhum bağtetev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
96
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْقُرَىٰٓ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَٰتٍۢ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن كَذَّبُوا۟ فَأَخَذْنَٰهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
velev enne ehle-lkurâ âmenû vettekav lefetahnâ `aleyhim berakâtim mine-ssemâi vel'ardi velâkin keẕẕebû feeḫaẕnâhum bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
97
أَفَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا بَيَٰتًۭا وَهُمْ نَآئِمُونَ
Okunuş
efeemine ehlu-lkurâ ey ye'tiyehum be'sunâ beyâtev vehum nâimûn.
Meal (Diyanet)
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
98
أَوَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا ضُحًۭى وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Okunuş
eveemine ehlu-lkurâ ey ye'tiyehum be'sunâ duhav vehum yel`abûn.
Meal (Diyanet)
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
99
أَفَأَمِنُوا۟ مَكْرَ ٱللَّهِ ۚ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
efeeminû mekra-llâh. felâ ye'menu mekra-llâhi ille-lkavmu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
100
أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ أَهْلِهَآ أَن لَّوْ نَشَآءُ أَصَبْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ ۚ وَنَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Okunuş
evelem yehdi lilleẕîne yeriŝûne-l'arda mim ba`di ehlihâ el lev neşâu esabnâhum biẕunûbihim. venatbe`u `alâ kulûbihim fehum lâ yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
101
تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا ۚ وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ ۚ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
tilke-lkurâ nekussu `aleyke min embâihâ. velekad câethum rusuluhum bilbeyyinât. femâ kânû liyu'minû bimâ keẕẕebû min kabl. keẕâlike yatbe`u-llâhu `alâ kulûbi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
102
وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِم مِّنْ عَهْدٍۢ ۖ وَإِن وَجَدْنَآ أَكْثَرَهُمْ لَفَٰسِقِينَ
Okunuş
vemâ vecednâ liekŝerihim min `ahd. veiv vecednâ ekŝerahum lefâsikîn.
Meal (Diyanet)
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
103
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَظَلَمُوا۟ بِهَا ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
ŝumme be`aŝnâ mim ba`dihim mûsâ biâyâtinâ ilâ fir`avne vemeleihî feżalemû bihâ. fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
104
وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰفِرْعَوْنُ إِنِّى رَسُولٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vekâle mûsâ yâ fir`avnu innî rasûlum mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
105
حَقِيقٌ عَلَىٰٓ أَن لَّآ أَقُولَ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ ۚ قَدْ جِئْتُكُم بِبَيِّنَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَرْسِلْ مَعِىَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
hakîkun `alâ el lâ ekûle `ale-llâhi ille-lhakk. kad ci'tukum bibeyyinetim mir rabbikum feersil me`iye benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
106
قَالَ إِن كُنتَ جِئْتَ بِـَٔايَةٍۢ فَأْتِ بِهَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
kâle in kunte ci'te biâyetin fe'ti bihâ in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
107
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
feelkâ `asâhu feiẕâ hiye ŝu`bânum mubîn.
Meal (Diyanet)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
108
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
Okunuş
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beydâu linnâżirîn.
Meal (Diyanet)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
109
قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
kâle-lmeleu min kavmi fir`avne inne hâẕâ lesâhirun `alîm.
Meal (Diyanet)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
110
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ ۖ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Okunuş
yurîdu ey yuḫricekum min ardikum. femâẕâ te'murûn.
Meal (Diyanet)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
111
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Okunuş
kâlû ercih veeḫâhu veersil fi-lmedâini hâşirîn.
Meal (Diyanet)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
112
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍۢ
Okunuş
ye'tûke bikulli sâhirin `alîm.
Meal (Diyanet)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
113
وَجَآءَ ٱلسَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوٓا۟ إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Okunuş
vecâe-sseharatu fir`avne kâlû inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lğâlibîn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
114
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Okunuş
kâle ne`am veinnekum lemine-lmukarrabîn.
Meal (Diyanet)
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
115
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحْنُ ٱلْمُلْقِينَ
Okunuş
kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye veimmâ en nekûne nahnu-lmulkîn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
116
قَالَ أَلْقُوا۟ ۖ فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ سَحَرُوٓا۟ أَعْيُنَ ٱلنَّاسِ وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَآءُو بِسِحْرٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
kâle elkû. felemmâ elkav seharû a`yune-nnâsi vesterhebûhum vecâû bisihrin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
117
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Okunuş
veevhaynâ ilâ mûsâ en elki `asâk. feiẕâ hiye telkafu mâ ye'fikûn.
Meal (Diyanet)
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
118
فَوَقَعَ ٱلْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
feveka`a-lhakku vebetale mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
119
فَغُلِبُوا۟ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُوا۟ صَٰغِرِينَ
Okunuş
feğulibû hunâlike venkalebû sâğirîn.
Meal (Diyanet)
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
120
وَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
Okunuş
veulkiye-sseharatu sâcidîn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
121
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
122
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Okunuş
rabbi mûsâ vehârûn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
123
قَالَ فِرْعَوْنُ ءَامَنتُم بِهِۦ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَمَكْرٌۭ مَّكَرْتُمُوهُ فِى ٱلْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا۟ مِنْهَآ أَهْلَهَا ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Okunuş
kâle fir`avnu âmentum bihî kable en âẕene lekum. inne hâẕâ lemekrum mekertumûhu fi-lmedîneti lituḫricû minhâ ehlehâ. fesevfe ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
124
لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
leukatti`anne eydiyekum veerculekum min ḫilâfin ŝumme leusallibennekum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
125
قَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Okunuş
kâlû innâ ilâ rabbinâ munkalibûn.
Meal (Diyanet)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
126
وَمَا تَنقِمُ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَتْنَا ۚ رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًۭا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
Okunuş
vemâ tenkimu minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ. rabbenâ efriğ `aleynâ sabrav veteveffenâ muslimîn.
Meal (Diyanet)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
127
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَىٰ وَقَوْمَهُۥ لِيُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَ ۚ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَآءَهُمْ وَنَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَٰهِرُونَ
Okunuş
vekâle-lmeleu min kavmi fir`avne eteẕeru mûsâ vekavmehû liyufsidû fi-l'ardi veyeẕerake veâlihetek. kâle senukattilu ebnâehum venestahyî nisâehum. veinnâ fevkahum kâhirûn.
Meal (Diyanet)
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
128
قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱصْبِرُوٓا۟ ۖ إِنَّ ٱلْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۖ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Okunuş
kâle mûsâ likavmihi-ste`înû billâhi vasbirû. inne-l'arda lillâh. yûriŝuhâ mey yeşâu min `ibâdih. vel`âkibetu lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
129
قَالُوٓا۟ أُوذِينَا مِن قَبْلِ أَن تَأْتِيَنَا وَمِنۢ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا ۚ قَالَ عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
Okunuş
kâlû ûẕîne min kabli en te'tiyenâ vemim ba`di mâ ci'tenâ. kâle `asâ rabbukum ey yuhlike `aduvvekum veyestaḫlifekum fi-l'ardi feyenżura keyfe ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
130
وَلَقَدْ أَخَذْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ بِٱلسِّنِينَ وَنَقْصٍۢ مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Okunuş
velekad eḫaẕnâ âle fir`avne bissinîne venaksim mine-ŝŝemerâti le`allehum yeẕẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
131
فَإِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلْحَسَنَةُ قَالُوا۟ لَنَا هَٰذِهِۦ ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۭ يَطَّيَّرُوا۟ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ ۗ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمْ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
feiẕâ câethumu-lhasenetu kâlû lenâ hâẕih. vein tusibhum seyyietuy yettayyerû bimûsâ vemem me`ah. elâ innemâ tâiruhum `inde-llâhi velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
132
وَقَالُوا۟ مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِۦ مِنْ ءَايَةٍۢ لِّتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vekâlû mehmâ te'tinâ bihî min âyetil litesharanâ bihâ femâ nahnu leke bimu'minîn.
Meal (Diyanet)
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
133
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلْجَرَادَ وَٱلْقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٍۢ مُّفَصَّلَٰتٍۢ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًۭا مُّجْرِمِينَ
Okunuş
feerselnâ `aleyhimu-ttûfâne velcerâde velkummele veddafâdi`a veddeme âyâtim mufessalâtin festekberû vekânû kavmem mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
134
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ ٱلرِّجْزُ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ ۖ لَئِن كَشَفْتَ عَنَّا ٱلرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
velemmâ veka`a `aleyhimu-rriczu kâlû yâ mûse-d`u lenâ rabbeke bimâ `ahide `indek. lein keşefte `anne-rricze lenu'minenne leke velenursilenne me`ake benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
135
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلرِّجْزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
Okunuş
felemmâ keşefnâ `anhumu-rricze ilâ ecelin hum bâliğûhu iẕâ hum yenkuŝûn.
Meal (Diyanet)
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
136
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ
Okunuş
fentekamnâ minhum feağraknâhum fi-lyemmi biennehum keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ ğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
137
وَأَوْرَثْنَا ٱلْقَوْمَ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ يُسْتَضْعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلْأَرْضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا ۖ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلْحُسْنَىٰ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُوا۟ ۖ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُۥ وَمَا كَانُوا۟ يَعْرِشُونَ
Okunuş
veevraŝne-lkavme-lleẕîne kânû yustad`afûne meşârika-l'ardi vemeğâribehe-lletî bâraknâ fîhâ. vetemmet kelimetu rabbike-lhusnâ `alâ benî isrâîle bimâ saberû. vedemmernâ mâ kâne yasne`u fir`avnu vekavmuhû vemâ kânû ya`rişûn.
Meal (Diyanet)
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
138
وَجَٰوَزْنَا بِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْبَحْرَ فَأَتَوْا۟ عَلَىٰ قَوْمٍۢ يَعْكُفُونَ عَلَىٰٓ أَصْنَامٍۢ لَّهُمْ ۚ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱجْعَل لَّنَآ إِلَٰهًۭا كَمَا لَهُمْ ءَالِهَةٌۭ ۚ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ تَجْهَلُونَ
Okunuş
vecâveznâ bibenî isrâîle-lbahra feetev `alâ kavmiy ya`kufûne `alâ asnâmil lehum. kâlû yâ mûse-c`al lenâ ilâhen kemâ lehum âliheh. kâle innekum kavmun techelûn.
Meal (Diyanet)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
139
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ مُتَبَّرٌۭ مَّا هُمْ فِيهِ وَبَٰطِلٌۭ مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
inne hâulâi mutebberum mâ hum fîhi vebâtilum mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
140
قَالَ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِيكُمْ إِلَٰهًۭا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâle eğayra-llâhi ebğîkum ilâhev vehuve feddalekum `ale-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
141
وَإِذْ أَنجَيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ ۖ يُقَتِّلُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ ۚ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌۭ
Okunuş
veiẕ enceynâkum min âli fir`avne yesûmûnekum sûe-l`aẕâb. yukattilûne ebnâekum veyestahyûne nisâekum. vefî ẕâlikum belâum mir rabbikum `ażîm.
Meal (Diyanet)
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
142
۞ وَوَٰعَدْنَا مُوسَىٰ ثَلَٰثِينَ لَيْلَةًۭ وَأَتْمَمْنَٰهَا بِعَشْرٍۢ فَتَمَّ مِيقَٰتُ رَبِّهِۦٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةًۭ ۚ وَقَالَ مُوسَىٰ لِأَخِيهِ هَٰرُونَ ٱخْلُفْنِى فِى قَوْمِى وَأَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبِيلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
vevâ`adnâ mûsâ ŝelâŝîne leyletev veetmemnâhâ bi`aşrin fetemme mîkâtu rabbihî erbe`îne leyleh. vekâle mûsâ lieḫîhi hârûne-ḫlufnî fî kavmî veaslih velâ tettebi` sebîle-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
143
وَلَمَّا جَآءَ مُوسَىٰ لِمِيقَٰتِنَا وَكَلَّمَهُۥ رَبُّهُۥ قَالَ رَبِّ أَرِنِىٓ أَنظُرْ إِلَيْكَ ۚ قَالَ لَن تَرَىٰنِى وَلَٰكِنِ ٱنظُرْ إِلَى ٱلْجَبَلِ فَإِنِ ٱسْتَقَرَّ مَكَانَهُۥ فَسَوْفَ تَرَىٰنِى ۚ فَلَمَّا تَجَلَّىٰ رَبُّهُۥ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُۥ دَكًّۭا وَخَرَّ مُوسَىٰ صَعِقًۭا ۚ فَلَمَّآ أَفَاقَ قَالَ سُبْحَٰنَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velemmâ câe mûsâ limîkâtinâ vekellemehû rabbuhû kâle rabbi erinî enżur ileyk. kâle len terânî velâkini-nżur ile-lcebeli feini-stekarra mekânehû fesevfe terânî. felemmâ tecellâ rabbuhû lilcebeli ce`alehû dekkev veḫarra mûsâ sa`ikâ. felemmâ efâka kâle subhâneke tubtu ileyke veenâ evvelu-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
144
قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّى ٱصْطَفَيْتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَٰلَٰتِى وَبِكَلَٰمِى فَخُذْ مَآ ءَاتَيْتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
kâle yâ mûsâ inni-stafeytuke `ale-nnâsi birisâletî vebikelâmî. feḫuẕ mâ âteytuke vekum mine-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
145
وَكَتَبْنَا لَهُۥ فِى ٱلْأَلْوَاحِ مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْعِظَةًۭ وَتَفْصِيلًۭا لِّكُلِّ شَىْءٍۢ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍۢ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا۟ بِأَحْسَنِهَا ۚ سَأُو۟رِيكُمْ دَارَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
veketebnâ lehû fi-l'elvâhi min kulli şey'im mev`iżatev vetefsîlel likulli şey'. feḫuẕhâ bikuvvetiv ve'mur kavmeke ye'ḫuẕû biahsenihâ. seurîkum dâra-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
146
سَأَصْرِفُ عَنْ ءَايَٰتِىَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍۢ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًۭا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًۭا ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ
Okunuş
seasrifu `an âyâtiye-lleẕîne yetekebberûne fi-l'ardi biğayri-lhakk. veiy yerav kulle âyetil lâ yu'minû bihâ. veiy yerav sebîle-rruşdi lâ yetteḫiẕûhu sebîlâ. veiy yerav sebîle-lğayyi yetteḫiẕûhu sebîlâ. ẕâlike biennehum keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ ğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
147
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ ۚ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ velikâi-l'âḫirati habitat a`mâluhum. hel yuczevne illâ mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
148
وَٱتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًۭا جَسَدًۭا لَّهُۥ خُوَارٌ ۚ أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّهُۥ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْدِيهِمْ سَبِيلًا ۘ ٱتَّخَذُوهُ وَكَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ
Okunuş
vetteḫaẕe kavmu mûsâ mim ba`dihî min huliyyihim `iclen cesedel lehû ḫuvâr. elem yerav ennehû lâ yukellimuhum velâ yehdîhim sebîlâ. itteḫaẕûhu vekânû żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
149
وَلَمَّا سُقِطَ فِىٓ أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْا۟ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا۟ قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
velemmâ sukita fî eydîhim veraev ennehum kad dallû kâlû leil lem yerhamnâ rabbunâ veyağfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
150
وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَٰنَ أَسِفًۭا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِى مِنۢ بَعْدِىٓ ۖ أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ ۖ وَأَلْقَى ٱلْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُۥٓ إِلَيْهِ ۚ قَالَ ٱبْنَ أُمَّ إِنَّ ٱلْقَوْمَ ٱسْتَضْعَفُونِى وَكَادُوا۟ يَقْتُلُونَنِى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ ٱلْأَعْدَآءَ وَلَا تَجْعَلْنِى مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
velemmâ race`a mûsâ ilâ kavmihî ğadbâne esifen kâle bi'semâ ḫaleftumûnî mim ba`dî. e`aciltum emra rabbikum. veelka-l'elvâha veeḫaẕe bira'si eḫîhi yecurruhû ileyh. kâle-bne umme inne-lkavme-stad`afûnî vekâdû yaktulûnenî. felâ tuşmit biye-l'a`dâe velâ tec`alnî me`a-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
151
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِأَخِى وَأَدْخِلْنَا فِى رَحْمَتِكَ ۖ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
kâle rabbi-ğfir lî velieḫî veedḫilnâ fî rahmetik. veente erhamu-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
152
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌۭ مِّن رَّبِّهِمْ وَذِلَّةٌۭ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُفْتَرِينَ
Okunuş
inne-lleẕîne-tteḫaẕu-l`icle seyenâluhum ğadabum mir rabbihim veẕilletun fi-lhayâti-ddunyâ. vekeẕâlike neczi-lmufterîn.
Meal (Diyanet)
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
153
وَٱلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِهَا وَءَامَنُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
velleẕîne `amilu-sseyyiâti ŝumme tâbû mim ba`dihâ veâmenû. inne rabbeke mim ba`dihâ leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
154
وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى ٱلْغَضَبُ أَخَذَ ٱلْأَلْوَاحَ ۖ وَفِى نُسْخَتِهَا هُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ
Okunuş
velemmâ sekete `am mûse-lğadabu eḫaẕe-l'elvâh. vefî nusḫatihâ hudev verahmetul lilleẕîne hum lirabbihim yerhebûn.
Meal (Diyanet)
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
155
وَٱخْتَارَ مُوسَىٰ قَوْمَهُۥ سَبْعِينَ رَجُلًۭا لِّمِيقَٰتِنَا ۖ فَلَمَّآ أَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّٰىَ ۖ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَّآ ۖ إِنْ هِىَ إِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَآءُ وَتَهْدِى مَن تَشَآءُ ۖ أَنتَ وَلِيُّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا ۖ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْغَٰفِرِينَ
Okunuş
vaḫtâra mûsâ kavmehû seb`îne raculel limîkâtinâ. felemmâ eḫaẕethumu-rracfetu kâle rabbi lev şi'te ehlektehum min kablu veiyyây. etuhlikunâ bimâ fe`ale-ssufehâu minnâ. in hiye illâ fitnetuk. tudillu bihâ men teşâu vetehdî men teşâ'. ente veliyyunâ fağfir lenâ verhamnâ veente ḫayru-lğâfirîn.
Meal (Diyanet)
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
156
۞ وَٱكْتُبْ لَنَا فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ إِنَّا هُدْنَآ إِلَيْكَ ۚ قَالَ عَذَابِىٓ أُصِيبُ بِهِۦ مَنْ أَشَآءُ ۖ وَرَحْمَتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍۢ ۚ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِنَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
vektub lenâ fî hâẕihi-ddunyâ hasenetev vefi-l'âḫirati innâ hudnâ ileyk. kâle `aẕâbî usîbu bihî men eşâ'. verahmetî vesi`at kulle şey'. feseektubuhâ lilleẕîne yettekûne veyu'tûne-zzekâte velleẕîne hum biâyâtinâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
157
ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِىَّ ٱلْأُمِّىَّ ٱلَّذِى يَجِدُونَهُۥ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَىٰهُمْ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَٱلْأَغْلَٰلَ ٱلَّتِى كَانَتْ عَلَيْهِمْ ۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلنُّورَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ ۙ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
elleẕîne yettebi`ûne-rrasûle-nnebiyye-l'ummiyye-lleẕî yecidûnehû mektûben `indehum fi-ttevrâti vel'incîl. ye'muruhum bilma`rûfi veyenhâhum `ani-lmunkeri veyuhillu lehumu-ttayyibâti veyuharrimu `aleyhimu-lḫabâiŝe veyeda`u `anhum israhum vel'ağlâle-lletî kânet `aleyhim. felleẕîne âmenû bihî ve`azzerûhu venesarûhu vettebe`u-nnûra-lleẕî unzile me`ahû ulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
158
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِىِّ ٱلْأُمِّىِّ ٱلَّذِى يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Okunuş
kul yâ eyyuhe-nnâsu innî rasûlu-llâhi ileykum cemî`an-lleẕî lehû mulku-ssemâvâti vel'ard. lâ ilâhe illâ huve yuhyî veyumît. feâminû billâhi verasûlihi-nnebiyyi-l'ummiyyi-lleẕî yu'minu billâhi vekelimâtihî vettebi`ûhu le`allekum tehtedûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
159
وَمِن قَوْمِ مُوسَىٰٓ أُمَّةٌۭ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ
Okunuş
vemin kavmi mûsâ ummetuy yehdûne bilhakki vebihî ya`dilûn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
160
وَقَطَّعْنَٰهُمُ ٱثْنَتَىْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًۭا ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ إِذِ ٱسْتَسْقَىٰهُ قَوْمُهُۥٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ ۖ فَٱنۢبَجَسَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًۭا ۖ قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍۢ مَّشْرَبَهُمْ ۚ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْغَمَٰمَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ ۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
vekatta`nâhumu-ŝnetey `aşrate esbâtan umemâ. veevhaynâ ilâ mûsâ iẕi-steskâhu kavmuh eni-drib bi`asâke-lhacer. fembeceset minhu-ŝnetâ `aşrate `aynâ. kad `alime kullu unâsim meşrabehum. veżallelnâ `aleyhimu-lğamâme veenzelnâ `aleyhimu-lmenne vesselvâ. kulû min tayyibâti mâ razaknâkum. vemâ żalemûnâ velâkin kânû enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
161
وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ ٱسْكُنُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ وَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا۟ حِطَّةٌۭ وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًۭا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيٓـَٰٔتِكُمْ ۚ سَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
veiẕ kîle lehumu-skunû hâẕihi-lkaryete vekulû minhâ hayŝu şi'tum vekûlû hittatuv vedḫulu-lbâbe succeden nağfir lekum ḫatiâtikum. senezîdu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
162
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ
Okunuş
febeddele-lleẕîne żalemû minhum kavlen ğayra-lleẕî kîle lehum feerselnâ `aleyhim riczem mine-ssemâi bimâ kânû yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
163
وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَتْ حَاضِرَةَ ٱلْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِى ٱلسَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًۭا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ ۙ لَا تَأْتِيهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Okunuş
ves'elhum `ani-lkaryeti-lletî kânet hâdirate-lbahr. iẕ ya`dûne fi-ssebti iẕ te'tîhim hîtânuhum yevme sebtihim şurra`av veyevme lâ yesbitûne lâ te'tîhim. keẕâlike neblûhum bimâ kânû yefsukûn.
Meal (Diyanet)
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
164
وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌۭ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ۙ ٱللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًۭا شَدِيدًۭا ۖ قَالُوا۟ مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Okunuş
veiẕ kâlet ummetum minhum lime te`iżûne kavmen-llâhu muhlikuhum ev mu`aẕẕibuhum `aẕâben şedîdâ. kâlû ma`ẕiraten ilâ rabbikum vele`allehum yettekûn.
Meal (Diyanet)
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
165
فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦٓ أَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ وَأَخَذْنَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ بِعَذَابٍۭ بَـِٔيسٍۭ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Okunuş
felemmâ nesû mâ ẕukkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne `ani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû bi`aẕâbim beîsim bimâ kânû yefsukûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
166
فَلَمَّا عَتَوْا۟ عَن مَّا نُهُوا۟ عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ
Okunuş
felemmâ `atev `am mâ nuhû `anhu kulnâ lehum kûnû kiradeten ḫâsiîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
167
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ ۗ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ ٱلْعِقَابِ ۖ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
veiẕ teeẕẕene rabbuke leyeb`aŝenne `aleyhim ilâ yevmi-lkiyâmeti mey yesûmuhum sûe-l`aẕâb. inne rabbeke leserî`u-l`ikâb. veinnehû leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
168
وَقَطَّعْنَٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أُمَمًۭا ۖ مِّنْهُمُ ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ ۖ وَبَلَوْنَٰهُم بِٱلْحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vekatta`nâhum fi-l'ardi umemâ. minhumu-ssâlihûne veminhum dûne ẕâlik. vebelevnâhum bilhasenâti vesseyyiâti le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
169
فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌۭ وَرِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌۭ مِّثْلُهُۥ يَأْخُذُوهُ ۚ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَٰقُ ٱلْكِتَٰبِ أَن لَّا يَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ وَدَرَسُوا۟ مَا فِيهِ ۗ وَٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
feḫalefe mim ba`dihim ḫalfuv veriŝu-lkitâbe ye'ḫuẕûne `arada hâẕe-l'ednâ veyekûlûne seyuğferu lenâ. veiy ye'tihim `aradum miŝluhû ye'ḫuẕûh. elem yu'ḫaẕ `aleyhim mîŝâku-lkitâbi el lâ yekûlû `ale-llâhi ille-lhakka vederasû mâ fîh. veddâru-l'âḫiratu ḫayrul lilleẕîne yettekûn. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
170
وَٱلَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِٱلْكِتَٰبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُصْلِحِينَ
Okunuş
velleẕîne yumessikûne bilkitâbi veekâmu-ssalâh. innâ lâ nudî`u ecra-lmuslihîn.
Meal (Diyanet)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
171
۞ وَإِذْ نَتَقْنَا ٱلْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُۥ ظُلَّةٌۭ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُۥ وَاقِعٌۢ بِهِمْ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuş
veiẕ netakne-lcebele fevkahum keennehû żulletuv veżannû ennehû vâki`um bihim. ḫuẕû mâ âteynâkum bikuvvetiv veẕkurû mâ fîhi le`allekum tettekûn.
Meal (Diyanet)
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
172
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ ۛ شَهِدْنَآ ۛ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ
Okunuş
veiẕ eḫaẕe rabbuke mim benî âdeme min żuhûrihim ẕurriyyetehum veeşhedehum `alâ enfusihim. elestu birabbikum. kâlû belâ. şehidnâ. en tekûlû yevme-lkiyâmeti innâ kunnâ `an hâẕâ ğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
173
أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةًۭ مِّنۢ بَعْدِهِمْ ۖ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ
Okunuş
ev tekûlû innemâ eşrake âbâunâ min kablu vekunnâ ẕurriyyetem mim ba`dihim. efetuhlikunâ bimâ fe`ale-lmubtilûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
174
وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vekeẕâlike nufessilu-l'âyâti vele`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
175
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱلَّذِىٓ ءَاتَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا فَٱنسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَكَانَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
Okunuş
vetlu `aleyhim nebee-lleẕî âteynâhu âyâtinâ fenseleḫa minhâ feetbe`ahu-şşeytânu fekâne mine-lğâvîn.
Meal (Diyanet)
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
176
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخْلَدَ إِلَى ٱلْأَرْضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ ۚ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ۚ ذَّٰلِكَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا ۚ فَٱقْصُصِ ٱلْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
velev şi'nâ lerafa`nâhu bihâ velâkinnehû aḫlede ile-l'ardi vettebe`a hevâh. femeŝeluhû kemeŝeli-lkelb. in tahmil `aleyhi yelheŝ ev tetrukhu yelheŝ. ẕâlike meŝelu-lkavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. faksusi-lkasasa le`allehum yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
177
سَآءَ مَثَلًا ٱلْقَوْمُ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ
Okunuş
sâe meŝelen-lkavmu-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veenfusehum kânû yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
178
مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِى ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
mey yehdi-llâhu fehuve-lmuhtedî. vemey yudlil feulâike humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
179
وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ ۖ لَهُمْ قُلُوبٌۭ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌۭ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌۭ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ
Okunuş
velekad ẕera'nâ licehenneme keŝîram mine-lcinni vel'ins. lehum kulûbul lâ yefkahûne bihâ. velehum a`yunul lâ yubsirûne bihâ. velehum âẕânul lâ yesme`ûne bihâ. ulâike kel'en`âmi bel hum edall. ulâike humu-lğâfilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
180
وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا ۖ وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَٰٓئِهِۦ ۚ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velillâhi-l'esmâu-lhusnâ fed`ûhu bihâ. veẕeru-lleẕîne yulhidûne fî esmâih. seyuczevne mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
181
وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ أُمَّةٌۭ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ
Okunuş
vemimmen ḫalaknâ ummetuy yehdûne bilhakki vebihî ya`dilûn.
Meal (Diyanet)
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
182
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ senestedricuhum min hayŝu lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
183
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
Okunuş
veumlî lehum. inne keydî metîn.
Meal (Diyanet)
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
184
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ ۗ مَا بِصَاحِبِهِم مِّن جِنَّةٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
evelem yetefekkerû mâ bisâhibihim min cinneh. in huve illâ neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
185
أَوَلَمْ يَنظُرُوا۟ فِى مَلَكُوتِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍۢ وَأَنْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَدِ ٱقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ ۖ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
evelem yenżurû fî melekûti-ssemâvâti vel'ardi vemâ ḫaleka-llâhu min şey'iv veen `asâ ey yekûne kadi-kterabe eceluhum. febieyyi hadîŝim ba`dehû yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
186
مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ ۚ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
mey yudlili-llâhu felâ hâdiye leh. veyeẕeruhum fî tuğyânihim ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
187
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى ۖ لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَآ إِلَّا هُوَ ۚ ثَقُلَتْ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةًۭ ۗ يَسْـَٔلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mursâhâ. kul innemâ `ilmuhâ `inde rabbî. lâ yucellîhâ livaktihâ illâ hû. ŝekulet fi-ssemâvâti vel'ard. lâ te'tîkum illâ bağteten. yes'elûneke keenneke hafiyyun `anhâ. kul innemâ `ilmuhâ `inde-llâhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
188
قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى نَفْعًۭا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَلَوْ كُنتُ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ لَٱسْتَكْثَرْتُ مِنَ ٱلْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ ٱلسُّوٓءُ ۚ إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ وَبَشِيرٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
kul lâ emliku linefsî nef`av velâ darran illâ mâ şâe-llâh. velev kuntu a`lemu-lğaybe lestekŝertu mine-lḫayr. vemâ messeniye-ssûu in ene illâ neẕîruv vebeşîrul likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
189
۞ هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍۢ وَٰحِدَةٍۢ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا ۖ فَلَمَّا تَغَشَّىٰهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًۭا فَمَرَّتْ بِهِۦ ۖ فَلَمَّآ أَثْقَلَت دَّعَوَا ٱللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ ءَاتَيْتَنَا صَٰلِحًۭا لَّنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
huve-lleẕî ḫalekakum min nefsiv vâhidetiv vece`ale minhâ zevcehâ liyeskune ileyhâ. felemmâ teğaşşâhâ hamelet hamlen ḫafîfen femerrat bih. felemmâ eŝkalet de`ave-llâhe rabbehumâ lein âteytenâ sâlihal lenekûnenne mine-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
190
فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُمَا صَٰلِحًۭا جَعَلَا لَهُۥ شُرَكَآءَ فِيمَآ ءَاتَىٰهُمَا ۚ فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
felemmâ âtâhumâ sâlihan ce`alâ lehû şurakâe fîmâ âtâhumâ. fete`âle-llâhu `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
191
أَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًۭٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ
Okunuş
eyuşrikûne mâ lâ yaḫluku şey'ev vehum yuḫlekûn.
Meal (Diyanet)
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar?
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
192
وَلَا يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًۭا وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ
Okunuş
velâ yestetî`ûne lehum nasrav velâ enfusehum yensurûn.
Meal (Diyanet)
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
193
وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَتَّبِعُوكُمْ ۚ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ أَدَعَوْتُمُوهُمْ أَمْ أَنتُمْ صَٰمِتُونَ
Okunuş
vein ted`ûhum ile-lhudâ lâ yettebi`ûkum. sevâun `aleykum ede`avtumûhum em entum sâmitûn.
Meal (Diyanet)
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
194
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ ۖ فَٱدْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
inne-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi `ibâdun emŝâlukum fed`ûhum felyestecîbû lekum in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
195
أَلَهُمْ أَرْجُلٌۭ يَمْشُونَ بِهَآ ۖ أَمْ لَهُمْ أَيْدٍۢ يَبْطِشُونَ بِهَآ ۖ أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌۭ يُبْصِرُونَ بِهَآ ۖ أَمْ لَهُمْ ءَاذَانٌۭ يَسْمَعُونَ بِهَا ۗ قُلِ ٱدْعُوا۟ شُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنظِرُونِ
Okunuş
elehum erculuy yemşûne bihâ. em lehum eydiy yebtişûne bihâ. em lehum a`yunuy yubsirûne bihâ. em lehum âẕânuy yesme`ûne bihâ. kuli-d`û şurakâekum ŝumme kîdûni felâ tunżirûn.
Meal (Diyanet)
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
196
إِنَّ وَلِۦِّىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ ۖ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
inne veliyyiye-llâhu-lleẕî nezzele-lkitâb. vehuve yetevelle-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
"Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
197
وَٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ
Okunuş
velleẕîne ted`ûne min dûnihî lâ yestetî`ûne nasrakum velâ enfusehum yensurûn.
Meal (Diyanet)
"O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
198
وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَسْمَعُوا۟ ۖ وَتَرَىٰهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Okunuş
vein ted`ûhum ile-lhudâ lâ yesme`û. veterâhum yenżurûne ileyke vehum lâ yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
199
خُذِ ٱلْعَفْوَ وَأْمُرْ بِٱلْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْجَٰهِلِينَ
Okunuş
ḫuẕi-l`afve ve'mur bil`urfi vea`rid `ani-lcâhilîn.
Meal (Diyanet)
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
200
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌۭ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۚ إِنَّهُۥ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
veimmâ yenzeğanneke mine-şşeytâni nezğun feste`iẕ billâh. innehû semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
201
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ إِذَا مَسَّهُمْ طَٰٓئِفٌۭ مِّنَ ٱلشَّيْطَٰنِ تَذَكَّرُوا۟ فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne-ttekav iẕâ messehum tâifum mine-şşeytâni teẕekkerû feiẕâ hum mubsirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
202
وَإِخْوَٰنُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِى ٱلْغَىِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ
Okunuş
veiḫvânuhum yemuddûnehum fi-lğayyi ŝumme lâ yuksirûn.
Meal (Diyanet)
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
203
وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِـَٔايَةٍۢ قَالُوا۟ لَوْلَا ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ قُلْ إِنَّمَآ أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ مِن رَّبِّى ۚ هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
veiẕâ lem te'tihim biâyetin kâlû levle-ctebeytehâ. kul innemâ ettebi`u mâ yûhâ ileyye mir rabbî. hâẕâ besâiru mir rabbikum vehudev verahmetul likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
204
وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
veiẕâ kurie-lkur'ânu festemi`û lehû veensitû le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
205
وَٱذْكُر رَّبَّكَ فِى نَفْسِكَ تَضَرُّعًۭا وَخِيفَةًۭ وَدُونَ ٱلْجَهْرِ مِنَ ٱلْقَوْلِ بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْءَاصَالِ وَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْغَٰفِلِينَ
Okunuş
veẕkur rabbeke fî nefsike tedarru`av veḫîfetev vedûne-lcehri mine-lkavli bilğuduvvi vel'esâli velâ tekum mine-lğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
206
إِنَّ ٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيُسَبِّحُونَهُۥ وَلَهُۥ يَسْجُدُونَ ۩
Okunuş
inne-lleẕîne `inde rabbike lâ yestekbirûne `an `ibâdetihî veyusebbihûnehû velehû yescudûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَنفَالِ ۖ قُلِ ٱلْأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَصْلِحُوا۟ ذَاتَ بَيْنِكُمْ ۖ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
yes'elûneke `ani-l'enfâl. kuli-l'enfâlu lillâhi verrasûl. fetteku-llâhe veaslihû ẕâte beynikum. veetî`u-llâhe verasûlehû in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
2
إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتْهُمْ إِيمَٰنًۭا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuş
inneme-lmu'minûne-lleẕîne iẕâ ẕukira-llâhu vecilet kulûbuhum veiẕâ tuliyet `aleyhim âyâtuhû zâdethum îmânev ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
Meal (Diyanet)
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuş
elleẕîne yukîmûne-ssalâte vemimmâ razaknâhum yunfikûn.
Meal (Diyanet)
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
4
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُؤْمِنُونَ حَقًّۭا ۚ لَّهُمْ دَرَجَٰتٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
ulâike humu-lmu'minûne hakkâ. lehum deracâtun `inde rabbihim vemağfiratuv verizkun kerîm.
Meal (Diyanet)
İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
5
كَمَآ أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيْتِكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًۭا مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ
Okunuş
kemâ aḫraceke rabbuke mim beytike bilhakk. veinne ferîkam mine-lmu'minîne lekârihûn.
Meal (Diyanet)
Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
6
يُجَٰدِلُونَكَ فِى ٱلْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Okunuş
yucâdilûneke fi-lhakki ba`de mâ tebeyyene keennemâ yusâkûne ile-lmevti vehum yenżurûn.
Meal (Diyanet)
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
7
وَإِذْ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحْدَى ٱلطَّآئِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ ٱلشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقْطَعَ دَابِرَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
veiẕ ye`idukumu-llâhu ihde-ttâifeteyni ennehâ lekum veteveddûne enne ğayra ẕâti-şşevketi tekûnu lekum veyurîdu-llâhu ey yuhikka-lhakka bikelimâtihî veyakta`a dâbira-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
8
لِيُحِقَّ ٱلْحَقَّ وَيُبْطِلَ ٱلْبَٰطِلَ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
liyuhikka-lhakka veyubtile-lbâtile velev kerihe-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
9
إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَٱسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّى مُمِدُّكُم بِأَلْفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُرْدِفِينَ
Okunuş
iẕ testeğîŝûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bielfim mine-lmelâiketi murdifîn.
Meal (Diyanet)
Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, "Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim" diye cevap vermişti.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
10
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمْ ۚ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuş
vemâ ce`alehu-llâhu illâ buşrâ velitatmeinne bihî kulûbukum. veme-nnasru illâ min `indi-llâh. inne-llâhe `azîzun hakîm.
Meal (Diyanet)
Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
11
إِذْ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةًۭ مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ ٱلشَّيْطَٰنِ وَلِيَرْبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلْأَقْدَامَ
Okunuş
iẕ yuğaşşîkumu-nnu`âse emenetem minhu veyunezzilu `aleykum mine-ssemâi mâel liyutahhirakum bihî veyuẕhibe `ankum ricze-şşeytâni veliyerbita `alâ kulûbikum veyuŝebbite bihi-l'akdâm.
Meal (Diyanet)
Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi arıtmak, sizden şeytan vesvesesini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
12
إِذْ يُوحِى رَبُّكَ إِلَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّى مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ سَأُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ فَٱضْرِبُوا۟ فَوْقَ ٱلْأَعْنَاقِ وَٱضْرِبُوا۟ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۢ
Okunuş
iẕ yûhî rabbuke ile-lmelâiketi ennî me`akum feŝebbitu-lleẕîne âmenû. seulkî fî kulûbi-lleẕîne keferu-rru`be fadribû fevka-l'a`nâki vadribû minhum kulle benân.
Meal (Diyanet)
Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim, inananları destekleyin" diye vahyetti. "Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına" dedi.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
13
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ شَآقُّوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ ۚ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
ẕâlike biennehum şâkku-llâhe verasûleh. vemey yuşâkiki-llâhe verasûlehû feinne-llâhe şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
14
ذَٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ
Okunuş
ẕâlikum feẕûkûhu veenne lilkâfirîne `aẕâbe-nnâr.
Meal (Diyanet)
İşte bunu tadın, inkar edenlere cehennem azabı da vardır.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ زَحْفًۭا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلْأَدْبَارَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ lekîtumu-lleẕîne keferû zahfen felâ tuvellûhumu-l'edbâr.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
16
وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍۢ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفًۭا لِّقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةٍۢ فَقَدْ بَآءَ بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
vemey yuvellihim yevmeiẕin duburahû illâ muteharrifel likitâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fekad bâe biğadabim mine-llâhi veme'vâhu cehennem. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
17
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمْ ۚ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ ۚ وَلِيُبْلِىَ ٱلْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَآءً حَسَنًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
felem taktulûhum velâkinne-llâhe katelehum. vemâ rameyte iẕ rameyte velâkinne-llâhe ramâ. veliyubliye-lmu'minîne minhu belâen hasenâ. inne-llâhe semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
18
ذَٰلِكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
ẕâlikum veenne-llâhe mûhinu keydi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
İşte bu, Allah'ın inkarcıların düzenini zayıflatıp yok etmesidir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
19
إِن تَسْتَفْتِحُوا۟ فَقَدْ جَآءَكُمُ ٱلْفَتْحُ ۖ وَإِن تَنتَهُوا۟ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَعُودُوا۟ نَعُدْ وَلَن تُغْنِىَ عَنكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـًۭٔا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
in testeftihû fekad câekumu-lfeth. vein tentehû fehuve ḫayrul lekum. vein te`ûdû ne`ud. velen tuğniye `ankum fietukum şey'ev velev keŝurat veenne-llâhe me`a-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Ey inkarcılar! Zafer istiyorsanız, işte zafer geldi (aleyhinize çıktı). Peygambere karşı gelmekten vazgeçerseniz sizin iyiliğinize olur, yok tekrar dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah inananlarla beraberdir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
20
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَأَنتُمْ تَسْمَعُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû etî`u-llâhe verasûlehû velâ tevellev `anhu veentum tesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
21
وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Okunuş
velâ tekûnû kelleẕîne kâlû semi`nâ vehum lâ yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
22
۞ إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلْبُكْمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
inne şerra-ddevâbbi `inde-llâhi-ssummu-lbukmu-lleẕîne lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
23
وَلَوْ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًۭا لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوا۟ وَّهُم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
velev `alime-llâhu fîhim ḫayral leesme`ahum. velev esme`ahum letevellev vehum mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Allah onlarda bir iyilik görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi, zaten dönektirler.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
24
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَجِيبُوا۟ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ ۖ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَقَلْبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-stecîbû lillâhi velirrasûli iẕâ de`âkum limâ yuhyîkum. va`lemû enne-llâhe yehûlu beyne-lmer'i vekalbihî veennehû ileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
25
وَٱتَّقُوا۟ فِتْنَةًۭ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنكُمْ خَآصَّةًۭ ۖ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
vettekû fitnetel lâ tusîbenne-lleẕîne żalemû minkum ḫâssah. va`lemû enne-llâhe şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilin.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
26
وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ أَنتُمْ قَلِيلٌۭ مُّسْتَضْعَفُونَ فِى ٱلْأَرْضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمْ وَأَيَّدَكُم بِنَصْرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
veẕkurû iẕ entum kalîlum mustad`afûne fi-l'ardi teḫâfûne ey yeteḫattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihî verazekakum mine-ttayyibâti le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
27
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَخُونُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓا۟ أَمَٰنَٰتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ teḫûnu-llâhe verrasûle veteḫûnû emânâtikum veentum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
28
وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَأَوْلَٰدُكُمْ فِتْنَةٌۭ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجْرٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
va`lemû ennemâ emvâlukum veevlâdukum fitnetuv veenne-llâhe `indehû ecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
29
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَانًۭا وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû in tetteku-llâhe yec`al lekum furkânev veyukeffir `ankum seyyiâtikum veyağfir lekum. vellâhu ẕu-lfadli-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
30
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ ۚ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ ٱللَّهُ ۖ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلْمَٰكِرِينَ
Okunuş
veiẕ yemkuru bike-lleẕîne keferû liyuŝbitûke ev yaktulûke ev yuḫricûk. veyemkurûne veyemkuru-llâh. vellâhu ḫayru-lmâkirîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
31
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا قَالُوا۟ قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَآءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَٰذَآ ۙ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi`nâ lev neşâu lekulnâ miŝle hâẕâ in hâẕâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
32
وَإِذْ قَالُوا۟ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلْحَقَّ مِنْ عِندِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةًۭ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
veiẕ kâlu-llâhumme in kâne hâẕâ huve-lhakka min `indike feemtir `aleynâ hicâratem mine-ssemâi evi-'tinâ bi`aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
"Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" demişlerdi.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
33
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنتَ فِيهِمْ ۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Okunuş
vemâ kâne-llâhu liyu`aẕẕibehum veente fîhim. vemâ kâne-llâhu mu`aẕẕibehum vehum yestağfirûn.
Meal (Diyanet)
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
34
وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَمَا كَانُوٓا۟ أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ إِنْ أَوْلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُتَّقُونَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
vemâ lehum ellâ yu`aẕẕibehumu-llâhu vehum yesuddûne `ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâh. in evliyâuhû ille-lmuttekûne velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa Mescidi Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O'nun dostu değiller; O'nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
35
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِندَ ٱلْبَيْتِ إِلَّا مُكَآءًۭ وَتَصْدِيَةًۭ ۚ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
vemâ kâne salâtuhum `inde-lbeyti illâ mukâev vetasdiyeh. feẕûku-l`aẕâbe bimâ kuntum tekfurûn.
Meal (Diyanet)
Kabe'deki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkarınıza karşılık artık azabı tadın.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
36
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ لِيَصُدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةًۭ ثُمَّ يُغْلَبُونَ ۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû yunfikûne emvâlehum liyesuddû `an sebîli-llâh. feseyunfikûnehâ ŝumme tekûnu `aleyhim hasraten ŝumme yuğlebûn. velleẕîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
37
لِيَمِيزَ ٱللَّهُ ٱلْخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ ٱلْخَبِيثَ بَعْضَهُۥ عَلَىٰ بَعْضٍۢ فَيَرْكُمَهُۥ جَمِيعًۭا فَيَجْعَلَهُۥ فِى جَهَنَّمَ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
liyemîze-llâhu-lḫabîŝe mine-ttayyibi veyec`ale-lḫabîŝe ba`dahû `alâ ba`din feyerkumehû cemî`an feyec`alehû fî cehennem. ulâike humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
38
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِن يَنتَهُوا۟ يُغْفَرْ لَهُم مَّا قَدْ سَلَفَ وَإِن يَعُودُوا۟ فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
kul lilleẕîne keferû iy yentehû yuğfer lehum mâ kad selef. veiy ye`ûdû fekad medat sunnetu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere, eğer savaştan vazgeçerlerse, geçmişlerinin bağışlanacağını ve tekrar başlarlarsa evvelkilerin hükmünün uygulanacağını söyle.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
39
وَقَٰتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌۭ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ كُلُّهُۥ لِلَّهِ ۚ فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Okunuş
vekâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetuv veyekûne-ddînu kulluhû lillâh. feini-ntehev feinne-llâhe bimâ ya`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür.
سُورَةُ الأَنفَالِ
· Enfâl Suresi
40
وَإِن تَوَلَّوْا۟ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَوْلَىٰكُمْ ۚ نِعْمَ ٱلْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ ٱلنَّصِيرُ
Okunuş
vein tevellev fa`lemû enne-llâhe mevlâkum. ni`me-lmevlâ veni`me-nnesîr.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse Allah'ın sizin dostunuz olduğunu bilin; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!