📖 Cüz 3
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
253
۞ تِلْكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۘ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ ۖ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَٰتٍۢ ۚ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ ۗ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخْتَلَفُوا۟ فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلُوا۟ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Okunuş
tilke-rrusulu feddalnâ ba`dahum `alâ ba`d. minhum men kelleme-llâhu verafe`a ba`dahum deracât. veâteynâ `îse-bne meryeme-lbeyyinâti veeyyednâhu birûhi-lkudus. velev şâe-llâhu me-ktetele-lleẕîne mim ba`dihim mim ba`di mâ câethumu-lbeyyinâtu velâkini-ḫtelefû feminhum men âmene veminhum men kefer. velev şâe-llâhu me-ktetelû velâkinne-llâhe yef`alu mâ yurîd.
Meal (Diyanet)
İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
254
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌۭ لَّا بَيْعٌۭ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌۭ وَلَا شَفَٰعَةٌۭ ۗ وَٱلْكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû enfikû mimmâ razaknâkum min kabli ey ye'tiye yevmul lâ bey`un fîhi velâ ḫulletuv velâ şefâ`ah. velkâfirûne humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
255
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌۭ وَلَا نَوْمٌۭ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍۢ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ hû. elhayyu-lkayyûm. lâ te'ḫuẕuhû sinetuv velâ nevm. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. men ẕe-lleẕî yeşfe`u `indehû illâ biiẕnih. ya`lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum. velâ yuhîtûne bişey'im min `ilmihî illâ bimâ şâ'. vesi`a kursiyyuhu-ssemâvâti vel'ard. velâ yeûduhû hifżuhumâ. vehuve-l`aliyyu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
256
لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ ۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ ۚ فَمَن يَكْفُرْ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
lâ ikrâhe fi-ddîni kat tebeyyene-rruşdu mine-lğayy. femey yekfur bittâğûti veyu'mim billâhi fekadi-stemseke bil`urveti-lvuŝkâ. le-nfisâme lehâ. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
257
ٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
allâhu veliyyu-lleẕîne âmenû yuḫricuhum mine-żżulumâti ile-nnûr. velleẕîne keferû evliyâuhumu-ttâğûtu yuḫricûnehum mine-nnûri ile-żżulumât. ulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
258
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَآجَّ إِبْرَٰهِۦمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحْىِۦ وَأُمِيتُ ۖ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِٱلشَّمْسِ مِنَ ٱلْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱلْمَغْرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕî hâcce ibrâhîme fî rabbihî en âtâhu-llâhu-lmulk. iẕ kâle ibrâhîmu rabbiye-lleẕî yuhyî veyumîtu kâle ene uhyî veumît. kâle ibrâhîmu feinne-llâhe ye'tî bişşemsi mine-lmeşriki fe'ti bihâ mine-lmağribi febuhite-lleẕî kefer. vellâhu lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
259
أَوْ كَٱلَّذِى مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍۢ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْىِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا ۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِا۟ئَةَ عَامٍۢ ثُمَّ بَعَثَهُۥ ۖ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ ۖ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۢ ۖ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِا۟ئَةَ عَامٍۢ فَٱنظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةًۭ لِّلنَّاسِ ۖ وَٱنظُرْ إِلَى ٱلْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًۭا ۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
ev kelleẕî merra `alâ karyetiv vehiye ḫâviyetun `alâ `urûşihâ. kâle ennâ yuhyî hâẕihi-llâhu ba`de mevtihâ. feemâtehu-llâhu miete `âmin ŝumme be`aŝeh. kâle kem lebiŝt. kâle lebiŝtu yevmen ev ba`da yevm. kâle bel lebiŝte miete `âmin fenżur ilâ ta`âmike veşerâbike lem yetesenneh. venżur ilâ himârike velinec`aleke âyetel linnâsi venżur ile-l`iżâmi keyfe nunşizuhâ ŝumme neksûhâ lahmâ. felemmâ tebeyyene lehû kâle a`lemu enne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
260
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن ۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى ۖ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةًۭ مِّنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ ٱجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍۢ مِّنْهُنَّ جُزْءًۭا ثُمَّ ٱدْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًۭا ۚ وَٱعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
veiẕ kâle ibrâhîmu rabbi erinî keyfe tuhyi-lmevtâ. kâle evelem tu'min. kâle belâ velâkil liyatmeinne kalbî. kâle feḫuẕ erbe`atem mine-ttayri fesurhunne ileyke ŝumme-c`al `alâ kulli cebelim minhunne cuz'en ŝumme-d`uhunne ye'tîneke sa`yâ. va`lem enne-llâhe `azîzun hakîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
261
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنۢبُلَةٍۢ مِّا۟ئَةُ حَبَّةٍۢ ۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
meŝelu-lleẕîne yunfikûne emvâlehum fî sebîli-llâhi kemeŝeli habbetin embetet seb`a senâbile fî kulli sumbuletim mietu habbeh. vellâhu yudâ`ifu limey yeşâ'. vellâhu vâsi`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
262
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَآ أَنفَقُوا۟ مَنًّۭا وَلَآ أَذًۭى ۙ لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
elleẕîne yunfikûne emvâlehum fî sebîli-llâhi ŝumme lâ yutbi`ûne mâ enfekû mennev velâ eẕel lehum ecruhum `inde rabbihim. velâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
263
۞ قَوْلٌۭ مَّعْرُوفٌۭ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌۭ مِّن صَدَقَةٍۢ يَتْبَعُهَآ أَذًۭى ۗ وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌۭ
Okunuş
kavlum ma`rûfuv vemağfiratun ḫayrum min sadekatiy yetbe`uhâ eẕâ. vellâhu ğaniyyun halîm.
Meal (Diyanet)
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
264
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُبْطِلُوا۟ صَدَقَٰتِكُم بِٱلْمَنِّ وَٱلْأَذَىٰ كَٱلَّذِى يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌۭ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٌۭ فَتَرَكَهُۥ صَلْدًۭا ۖ لَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍۢ مِّمَّا كَسَبُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tubtilû sadekâtikum bilmenni vel'eẕâ kelleẕî yunfiku mâlehû riâe-nnâsi velâ yu'minu billâhi velyevmi-l'âḫir. femeŝeluhû kemeŝeli safvânin `aleyhi turâbun feesâbehû vâbilun feterakehû saldâ. lâ yakdirûne `alâ şey'im mimmâ kesebû. vellâhu lâ yehdi-lkavme-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
265
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًۭا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍۭ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌۭ فَـَٔاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌۭ فَطَلٌّۭ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Okunuş
vemeŝelu-lleẕîne yunfikûne emvâlehumu-btiğâe merdâti-llâhi veteŝbîtem min enfusihim kemeŝeli cennetim birabvetin esâbehâ vâbilun feâtet ukulehâ di`feyn. feil lem yusibhâ vâbilun fetall. vellâhu bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
266
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٌۭ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَابٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلْكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٌۭ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعْصَارٌۭ فِيهِ نَارٌۭ فَٱحْتَرَقَتْ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
eyeveddu ehadukum en tekûne lehû cennetum min neḫîliv vea`nâbin tecrî min tahtihe-l'enhâru lehû fîhâ min kulli-ŝŝemerâti veesâbehu-lkiberu velehû ẕurriyyetun du`afâ'. feesâbehâ i`sârun fîhi nârun fahterakat. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekumu-l'âyâti le`allekum tetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
267
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ ۖ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû enfikû min tayyibâti mâ kesebtum vemimmâ aḫracnâ lekum mine-l'ard. velâ teyemmemu-lḫabîŝe minhu tunfikûne velestum biâḫiẕîhi illâ en tuğmidû fîh. va`lemû enne-llâhe ğaniyyun hamîd.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
268
ٱلشَّيْطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةًۭ مِّنْهُ وَفَضْلًۭا ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
eşşeytânu ye`idukumu-lfakra veye'murukum bilfahşâ'. vellâhu ye`idukum mağfiratem minhu vefadlâ. vellâhu vâsi`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
269
يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًۭا كَثِيرًۭا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
yu'ti-lhikmete mey yeşâ'. vemey yu'te-lhikmete fekad ûtiye ḫayran keŝîâ. vemâ yeẕẕekkeru illâ ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
270
وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُهُۥ ۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
Okunuş
vemâ enfaktum min nefekatin ev neẕertum min neẕrin feinne-llâhe ya`lemuh. vemâ liżżâlimîne min ensâr.
Meal (Diyanet)
Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
271
إِن تُبْدُوا۟ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِىَ ۖ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا ٱلْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
in tubdu-ssadekâti feni`immâ hî. vein tuḫfûhâ vetu'tûhe-lfukarâe fehuve ḫayrul lekum. veyukeffiru `ankum min seyyiâtikum. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
272
۞ لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَىٰهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ ۗ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ ٱللَّهِ ۚ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
Okunuş
leyse `aleyke hudâhum velâkinne-llâhe yehdî mey yeşâ'. vemâ tunfikû min ḫayrin felienfusikum. vemâ tunfikûne ille-btiğâe vechi-llâh. vemâ tunfikû min ḫayriy yuveffe ileykum veentum lâ tużlemûn.
Meal (Diyanet)
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
273
لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحْصِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًۭا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَاهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَٰهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًۭا ۗ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
Okunuş
lilfukarâi-lleẕîne uhsirû fî sebîli-llâhi lâ yestetî`ûne darben fi-l'ard. yahsebuhumu-lcâhilu ağniyâe mine-tte`affuf. ta`rifuhum bisîmâhum. lâ yes'elûne-nnâse ilhâfâ. vemâ tunfikû min ḫayrin feinne-llâhe bihî `alîm.
Meal (Diyanet)
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
274
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ سِرًّۭا وَعَلَانِيَةًۭ فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
elleẕîne yunfikûne emvâlehum billeyli vennehâri sirrav ve`alâniyeten felehum ecruhum `inde rabbihim. velâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
275
ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ ٱلرِّبَوٰا۟ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِى يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيْطَٰنُ مِنَ ٱلْمَسِّ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْبَيْعُ مِثْلُ ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوْعِظَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَمَنْ عَادَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
elleẕîne ye'kulûne-rribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmu-lleẕî yeteḫabbetuhu-şşeytânu mine-lmess. ẕâlike biennehum kâlû inneme-lbey`u miŝlu-rribâ. veehalle-llâhu-lbey`a veharrame-rribâ. femen câehû mev`iżatum mir rabbihî fentehâ felehû mâ selef. veemruhû ile-llâh. vemen `âde feulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
276
يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَٰتِ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
Okunuş
yemhaku-llâhu-rribâ veyurbi-ssadekâti. vellâhu lâ yuhibbu kulle keffârin eŝîm.
Meal (Diyanet)
Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
277
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti veekâmu-ssalâte veâtevu-zzekâte lehum ecruhum `inde rabbihim. velâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
278
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَذَرُوا۟ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe veẕerû mâ bekiye mine-rribâ in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
279
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ فَأْذَنُوا۟ بِحَرْبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ۖ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
Okunuş
feil lem tef`alû fe'ẕenû biharbim mine-llâhi verasûlih. vein tubtum felekum ruûsu emvâlikum. lâ tażlimûne velâ tużlemûn.
Meal (Diyanet)
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
280
وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍۢ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍۢ ۚ وَأَن تَصَدَّقُوا۟ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
vein kâne ẕû `usratin feneżiratun ilâ meyserah. veen tesaddekû ḫayrul lekum in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
281
وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
vettekû yevmen turce`ûne fîhi ile-llâhi ŝumme tuveffâ kullu nefsim mâ kesebet vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
282
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًۭٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌۭ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةًۭ تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌۭ وَلَا شَهِيدٌۭ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ tedâyentum bideynin ilâ ecelim musemmen fektubûh. velyektub beynekum kâtibum bil`adl. velâ ye'be kâtibun ey yektube kemâ `allemehu-llâhu felyektub. velyumlili-lleẕî `aleyhi-lhakku velyetteki-llâhe rabbehû velâ yebḫas minhu şey'â. fein kâne-lleẕî `aleyhi-lhakku sefîhen ev da`îfen ev lâ yestetî`u ey yumille huve felyumlil veliyyuhû bil`adl. vesteşhidû şehîdeyni mir ricâlikum. feil lem yekûnâ raculeyni feraculuv vemraetâni mimmen terdavne mine-şşuhedâi en tedille ihdâhumâ fetuẕekkira ihdâhume-l'uḫrâ. velâ ye'be-şşuhedâu iẕâ mâ du`û. velâ tes'emû en tektubûhu sağîran ev kebîran ilâ ecelih. ẕâlikum aksetu `inde-llâhi veakvemu lişşehâdeti veednâ ellâ tertâbû illâ en tekûne ticâraten hâdiraten tudîrûnehâ beynekum feleyse `aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ. veeşhidû iẕâ tebâya`tum. velâ yudârra kâtibuv velâ şehîd. vein tef`alû feinnehû fusûkum bikum. vetteku-llâh. veyu`allimukumu-llâh. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
283
۞ وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍۢ وَلَمْ تَجِدُوا۟ كَاتِبًۭا فَرِهَٰنٌۭ مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًۭا فَلْيُؤَدِّ ٱلَّذِى ٱؤْتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ ۗ وَلَا تَكْتُمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ ۚ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٌۭ قَلْبُهُۥ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ
Okunuş
vein kuntum `alâ seferiv velem tecidû kâtiben ferihânum makbûdah. fein emine ba`dukum ba`dan felyueddi-lleẕi-'tumine emânetehû velyetteki-llâhe rabbeh. velâ tektumu-şşehâdet. vemey yektumhâ feinnehû âŝimun kalbuh. vellâhu bimâ ta`melûne `alîm.
Meal (Diyanet)
Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
284
لِّلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَإِن تُبْدُوا۟ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ ٱللَّهُ ۖ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vein tubdû mâ fî enfusikum ev tuḫfûhu yuhâsibkum bihi-llâh. feyağfiru limey yeşâu veyu`aẕẕibu mey yeşâ'. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
285
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
âmene-rrasûlu bimâ unzile ileyhi mir rabbihî velmu'minûn. kullun âmene billâhi vemelâiketihî vekutubihî verusulih. lâ nuferriku beyne ehadim mir rusulih. vekâlû semi`nâ veeta`nâ ğufrâneke rabbenâ veileyke-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.
سُورَةُ البَقَرَةِ
· Bakara Suresi
286
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ ۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًۭا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ ۖ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ ۚ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
lâ yukellifu-llâhu nefsen illâ vus`ahâ. lehâ mâ kesebet ve`aleyhâ me-ktesebet. rabbenâ lâ tuâḫiẕnâ in nesînâ ev aḫta'nâ. rabbenâ velâ tahmil `aleynâ isran kemâ hameltehû `ale-lleẕîne min kablinâ. rabbenâ velâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih. va`fu `annâ. vağfir lenâ. verhamnâ. ente mevlânâ fensurnâ `ale-lkavmi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
2
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-lkayyûm.
Meal (Diyanet)
Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
3
نَزَّلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ
Okunuş
nezzele `aleyke-lkitâbe bilhakki musaddikal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte vel'incîl.
Meal (Diyanet)
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
4
مِن قَبْلُ هُدًۭى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلْفُرْقَانَ ۗ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۭ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌۭ ذُو ٱنتِقَامٍ
Okunuş
min kablu hudel linnâsi veenzele-lfurkân. inne-lleẕîne keferû biâyâti-llâhi lehum `aẕâbun şedîd. vellâhu `azîzun ẕu-ntikâm.
Meal (Diyanet)
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
5
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَخْفَىٰ عَلَيْهِ شَىْءٌۭ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ
Okunuş
inne-llâhe lâ yaḫfâ `aleyhi şey'un fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
6
هُوَ ٱلَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى ٱلْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
huve-lleẕî yusavvirukum fi-l'erhâmi keyfe yeşâ'. lâ ilâhe illâ huve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
7
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ مِنْهُ ءَايَٰتٌۭ مُّحْكَمَٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلْكِتَٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَٰبِهَٰتٌۭ ۖ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌۭ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَٰبَهَ مِنْهُ ٱبْتِغَآءَ ٱلْفِتْنَةِ وَٱبْتِغَآءَ تَأْوِيلِهِۦ ۗ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُ ۗ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلٌّۭ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
huve-lleẕî enzele `aleyke-lkitâbe minhu âyâtum muhkemâtun hunne ummu-lkitâbi veuḫaru muteşâbihâh. feemme-lleẕîne fî kulûbihim zeyğun feyettebi`ûne mâ teşâbehe minhu-btiğâe-lfitneti vebtiğâe te'vîlih. vemâ ya`lemu te'vîlehû ille-llâh. verrâsiḫûne fi-l`ilmi yekûlûne âmennâ bihî kullum min `indi rabbinâ. vemâ yeẕẕekkeru illâ ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
8
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
Okunuş
rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba`de iẕ hedeytenâ veheb lenâ mil ledunke rahmeh. inneke ente-lvehhâb.
Meal (Diyanet)
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
9
رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوْمٍۢ لَّا رَيْبَ فِيهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
Okunuş
rabbenâ inneke câmi`u-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuḫlifu-lmî`âd.
Meal (Diyanet)
Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
10
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ ٱلنَّارِ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû len tuğniye `anhum emvâluhum velâ evlâduhum mine-llâhi şey'â. veulâike hum vekûdu-nnâr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
11
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
kede'bi âli fir`avne velleẕîne min kablihim. keẕẕebû biâyâtinâ. feeḫaẕehumu-llâhu biẕunûbihim. vellâhu şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
12
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Okunuş
kul lilleẕîne keferû setuğlebûne vetuhşerûne ilâ cehennem. vebi'se-lmihâd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
13
قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌۭ فِى فِئَتَيْنِ ٱلْتَقَتَا ۖ فِئَةٌۭ تُقَٰتِلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخْرَىٰ كَافِرَةٌۭ يَرَوْنَهُم مِّثْلَيْهِمْ رَأْىَ ٱلْعَيْنِ ۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ
Okunuş
kad kâne lekum âyetun fî fieteyni-ltekatâ. fietun tukâtilu fî sebîli-llâhi veuḫrâ kâfiratuy yeravnehum miŝleyhim ra'ye-l`ayn. vellâhu yu'eyyidu binasrihî mey yeşâ'. inne fî ẕâlike le`ibratel liuli-l'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
14
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلْبَنِينَ وَٱلْقَنَٰطِيرِ ٱلْمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلْفِضَّةِ وَٱلْخَيْلِ ٱلْمُسَوَّمَةِ وَٱلْأَنْعَٰمِ وَٱلْحَرْثِ ۗ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلْمَـَٔابِ
Okunuş
zuyyine linnâsi hubbu-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velkanâtîri-lmukantarati mine-ẕẕehebi velfiddati velḫayli-lmusevvemeti vel'en`âmi velharŝ. ẕâlike metâ`u-lhayâti-ddunyâ. vellâhu `indehû husnu-lmeâb.
Meal (Diyanet)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
15
۞ قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍۢ مِّن ذَٰلِكُمْ ۚ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَٰجٌۭ مُّطَهَّرَةٌۭ وَرِضْوَٰنٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ
Okunuş
kul eunebbiukum biḫayrim min ẕâlikum. lilleẕîne-ttekav `inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ veezvâcum mutahherâtuv veridvânum mine-llâh. vellâhu besîrum bil`ibâd.
Meal (Diyanet)
De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
16
ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
Okunuş
elleẕîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ ẕunûbenâ vekinâ `aẕâbe-nnâr.
Meal (Diyanet)
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
17
ٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلْقَٰنِتِينَ وَٱلْمُنفِقِينَ وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ بِٱلْأَسْحَارِ
Okunuş
essâbirîne vessâdikîne velkânitîne velmunfikîne velmustağfirîne bil'eshâr.
Meal (Diyanet)
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
18
شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْعِلْمِ قَآئِمًۢا بِٱلْقِسْطِ ۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
şehide-llâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve velmelâiketu veulu-l`ilmi kâimem bilkist. lâ ilâhe illâ huve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
19
إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَٰمُ ۗ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
inne-ddîne `inde-llâhi-l'islâm. veme-ḫtelefe-lleẕîne ûtu-lkitâbe illâ mim ba`di mâ câehumu-l`ilmu bağyem beynehum. vemey yekfur biâyâti-llâhi feinne-llâhe serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
20
فَإِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِ ۗ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْأُمِّيِّۦنَ ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ فَإِنْ أَسْلَمُوا۟ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ
Okunuş
fein hâccûke fekul eslemtu vechiye lillâhi vemeni-ttebe`an. vekul lilleẕîne ûtu-lkitâbe vel'ummiyyîne eeslemtum. fein eslemû fekadi-htedev. vein tevellev feinnemâ `aleyke-lbelâğ. vellâhu besîrum bil`ibâd.
Meal (Diyanet)
Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
21
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّۦنَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ وَيَقْتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِٱلْقِسْطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Okunuş
inne-lleẕîne yekfurûne biâyâti-llâhi veyaktulûne-nnebiyyîne biğayri hakkiv veyaktulûne-lleẕîne ye'murûne bilkisti mine-nnâsi febeşşirhum bi`aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
22
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne habitat a`mâluhum fi-ddunyâ vel'âḫirah. vemâ lehum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
23
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًۭا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَٰبِ ٱللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌۭ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne ûtû nesîbem mine-lkitâbi yud`avne ilâ kitâbi-llâhi liyahkume beynehum ŝumme yetevellâ ferîkum minhum vehum mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine Kitapdan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
24
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًۭا مَّعْدُودَٰتٍۢ ۖ وَغَرَّهُمْ فِى دِينِهِم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
ẕâlike biennehum kâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem ma`dûdât. veğarrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Bu, onların: "Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
25
فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَٰهُمْ لِيَوْمٍۢ لَّا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
fekeyfe iẕâ cema`nâhum liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet kullu nefsim mâ kesebet vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Geleceğinden şüphe olmayan günde, onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
26
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ ۖ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
kuli-llâhumme mâlike-lmulki tu'ti-lmulke men teşâu vetenzi`u-lmulke mimmen teşâ'. vetu`izzu men teşâu vetuẕillu men teşâ'. biyedike-lḫayr. inneke `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
27
تُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Okunuş
tûlicu-lleyle fi-nnehâri vetûlicu-nnehâra fi-lleyl. vetuḫricu-lhayye mine-lmeyyiti vetuḫricu-lmeyyite mine-lhayy. veterzuku men teşâu biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
28
لَّا يَتَّخِذِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىْءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُوا۟ مِنْهُمْ تُقَىٰةًۭ ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
lâ yetteḫiẕi-lmu'minûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu'minîn. vemey yef`al ẕâlike feleyse mine-llâhi fî şey'in illâ en tettekû minhum tukâh. veyuhaẕẕirukumu-llâhu nefseh. veile-llâhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
29
قُلْ إِن تُخْفُوا۟ مَا فِى صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ ۗ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
kul in tuḫfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya`lemhu-llâh. veya`lemu mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍۢ مُّحْضَرًۭا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوٓءٍۢ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُۥٓ أَمَدًۢا بَعِيدًۭا ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ
Okunuş
yevme tecidu kullu nefsim mâ `amilet min ḫayrim muhdarâ. vemâ `amilet min sû'. teveddu lev enne beynehâ vebeynehû emedem be`îdâ. veyuhaẕẕirukumu-llâhu nefseh. vellâhu raûfum bil`ibâd.
Meal (Diyanet)
Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
31
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ ٱللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
kul in kuntum tuhibbûne-llâhe fettebi`ûnî yuhbibkumu-llâhu veyağfir lekum ẕunûbekum. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
32
قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
kul etî`u-llâhe verrasûl. fein tevellev feinne-llâhe lâ yuhibbu-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
33
۞ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحًۭا وَءَالَ إِبْرَٰهِيمَ وَءَالَ عِمْرَٰنَ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
inne-llâhe-stafâ âdeme venûhav veâle ibrâhîme veâle `imrâne `ale-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
34
ذُرِّيَّةًۢ بَعْضُهَا مِنۢ بَعْضٍۢ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
ẕurriyyetem ba`duhâ mim ba`d. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
35
إِذْ قَالَتِ ٱمْرَأَتُ عِمْرَٰنَ رَبِّ إِنِّى نَذَرْتُ لَكَ مَا فِى بَطْنِى مُحَرَّرًۭا فَتَقَبَّلْ مِنِّىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
iẕ kâleti-mraetu `imrâne rabbi innî neẕertu leke mâ fî batnî muharraran fetekabbel minnî. inneke ente-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
36
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّى وَضَعْتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلْأُنثَىٰ ۖ وَإِنِّى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّىٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
Okunuş
felemmâ veda`athâ kâlet rabbi innî veda`tuhâ unŝâ. vellâhu a`lemu bimâ veda`at. veleyse-ẕẕekeru kel'unŝâ. veinnî semmeytuhâ meryeme veinnî u`îẕuhâ bike veẕurriyyetehâ mine-şşeytâni-rracîm.
Meal (Diyanet)
Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" dedi.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
37
فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍۢ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًۭا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا ۖ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا ٱلْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقًۭا ۖ قَالَ يَٰمَرْيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَا ۖ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Okunuş
fetekabbelehâ rabbuhâ bikabûlin haseniv veembetehâ nebâten hasenev vekeffelehâ zekeriyyâ. kullemâ deḫale `aleyhâ zekeriyye-lmihrâbe vecede `indehâ rizkan. kâle yâ meryemu ennâ leki hâẕâ. kâlet huve min `indi-llâh. inne-llâhe yerzuku mey yeşâu biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır" cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
38
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۥ ۖ قَالَ رَبِّ هَبْ لِى مِن لَّدُنكَ ذُرِّيَّةًۭ طَيِّبَةً ۖ إِنَّكَ سَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
Okunuş
hunâlike de`â zekeriyyâ rabbeh. kâle rabbi heb lî mil ledunke ẕurriyyeten tayyibeh. inneke semî`u-ddu`â'.
Meal (Diyanet)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
39
فَنَادَتْهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمٌۭ يُصَلِّى فِى ٱلْمِحْرَابِ أَنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَىٰ مُصَدِّقًۢا بِكَلِمَةٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَسَيِّدًۭا وَحَصُورًۭا وَنَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
fenâdethu-lmelâiketu vehuve kâimuy yusallî fi-lmihrâbi enne-llâhe yubeşşiruke biyahyâ musaddikam bikelimetim mine-llâhi veseyyidev vehasûrav venebiyyem mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
40
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌۭ وَقَدْ بَلَغَنِىَ ٱلْكِبَرُ وَٱمْرَأَتِى عَاقِرٌۭ ۖ قَالَ كَذَٰلِكَ ٱللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ
Okunuş
kâle rabbi ennâ yekûnu lî ğulâmuv vekad beleğaniye-lkiberu vemraetî `âkir. kâle keẕâlike-llâhu yef`alu mâ yeşâ'.
Meal (Diyanet)
"Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Allah: "Böyledir, Allah dilediğini yapar" dedi.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
41
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةًۭ ۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًۭا ۗ وَٱذْكُر رَّبَّكَ كَثِيرًۭا وَسَبِّحْ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِبْكَٰرِ
Okunuş
kâle rabbi-c`al lî âyeh. kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse ŝelâŝete eyyâmin illâ ramzâ. veẕkur rabbeke keŝîrav vesebbih bil`aşiyyi vel'ibkâr.
Meal (Diyanet)
"Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi, "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an, akşam sabah hamd et" dedi.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
42
وَإِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصْطَفَىٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
veiẕ kâleti-lmelâiketu yâ meryemu inne-llâhe-stafâki vetahheraki vastafâki `alâ nisâi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu."
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
43
يَٰمَرْيَمُ ٱقْنُتِى لِرَبِّكِ وَٱسْجُدِى وَٱرْكَعِى مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
Okunuş
yâ meryemu-knutî lirabbiki vescudî verke`î me`a-rrâki`în.
Meal (Diyanet)
"Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rüku edenlerle birlikte rüku et."
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
44
ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۚ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَٰمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Okunuş
ẕâlike min embâi-lğaybi nûhîhi ileyk. vemâ kunte ledeyhim iẕ yulkûne aklâmehum eyyuhum yekfulu meryem. vemâ kunte ledeyhim iẕ yaḫtesimûn.
Meal (Diyanet)
Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
45
إِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍۢ مِّنْهُ ٱسْمُهُ ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًۭا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Okunuş
iẕ kâleti-lmelâiketu yâ meryemu inne-llâhe yubeşşiruki bikelimetim minh. ismuhu-lmesîhu `îse-bnu meryeme vecîhen fi-ddunyâ vel'âḫirati vemine-lmukarrabîn.
Meal (Diyanet)
Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
46
وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًۭا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
veyukellimu-nnâse fi-lmehdi vekehlev vemine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
"İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
47
قَالَتْ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى وَلَدٌۭ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌۭ ۖ قَالَ كَذَٰلِكِ ٱللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًۭا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veleduv velem yemsesnî beşer. kâle keẕâliki-llâhu yaḫluku mâ yeşâ'. iẕâ kadâ emran feinnemâ yekûlu lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" demişti. Melekler şöyle dediler: "Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
48
وَيُعَلِّمُهُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ
Okunuş
veyu`allimuhu-lkitâbe velhikmete vettevrâte vel'incîl.
Meal (Diyanet)
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
49
وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنِّى قَدْ جِئْتُكُم بِـَٔايَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ أَنِّىٓ أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ وَأُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِى بُيُوتِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
verasûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci'tukum biâyetim mir rabbikum ennî aḫluku lekum mine-ttîni kehey'eti-ttayri feenfuḫu fîhi feyekûnu tayram biiẕni-llâh. veubriu-l'ekmehe vel'ebrasa veuhyi-lmevtâ biiẕni-llâh. veunebbiukum bimâ te'kulûne vemâ teddeḫirûne fî buyûtikum. inne fî ẕâlike leâyetel lekum in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
50
وَمُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى حُرِّمَ عَلَيْكُمْ ۚ وَجِئْتُكُم بِـَٔايَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
vemusaddikal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti veliuhille lekum ba`da-lleẕî hurrime `aleykum veci'tukum biâyetim mir rabbikum fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
51
إِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۗ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Okunuş
inne-llâhe rabbî verabbukum fa`budûh. hâẕâ sirâtum mustekîm.
Meal (Diyanet)
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
52
۞ فَلَمَّآ أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنْهُمُ ٱلْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنصَارِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۖ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَٱشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
Okunuş
felemmâ ehasse `îsâ minhumu-lkufra kâle men ensârî ile-llâh. kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâru-llâh. âmennâ billâh. veşhed biennâ muslimûn.
Meal (Diyanet)
İsa onların inkarlarını hissedince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler şöyle dediler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
53
رَبَّنَآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنزَلْتَ وَٱتَّبَعْنَا ٱلرَّسُولَ فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vetteba`ne-rrasûle fektubnâ me`a-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
54
وَمَكَرُوا۟ وَمَكَرَ ٱللَّهُ ۖ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلْمَٰكِرِينَ
Okunuş
vemekerû vemekera-llâh. vellâhu ḫayru-lmâkirîn.
Meal (Diyanet)
Fakat (inkarcılar) hile yaptılar. Allah da onları cezalandırdı. Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
55
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّى مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَىَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوْقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۖ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuş
iẕ kâle-llâhu yâ `îsâ innî muteveffîke verâfi`uke ileyye vemutahhiruke mine-lleẕîne keferû vecâ`ilu-lleẕîne-ttebe`ûke fevka-lleẕîne keferû ilâ yevmi-lkiyâmeh. ŝumme ileyye merci`ukum feahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi taḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
56
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًۭا شَدِيدًۭا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
feemme-lleẕîne keferû feu`aẕẕibuhum `aẕâben şedîden fi-ddunyâ vel'âḫirah. vemâ lehum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
57
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti feyuveffîhim ucûrahum. vellâhu lâ yuhibbu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
58
ذَٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ ٱلْءَايَٰتِ وَٱلذِّكْرِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
ẕâlike netlûhu `aleyke mine-l'âyâti veẕẕikri-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
59
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
inne meŝele `îsâ `inde-llâhi kemeŝeli âdem. ḫalekahû min turâbin ŝumme kâle lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
60
ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
Okunuş
elhakku mir rabbike felâ tekum mine-lmumterîn.
Meal (Diyanet)
Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
61
فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا۟ نَدْعُ أَبْنَآءَنَا وَأَبْنَآءَكُمْ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمْ وَأَنفُسَنَا وَأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
femen hâccâke fîhi mim ba`di mâ câeke mine-l`ilmi fekul te`âlev ned`u ebnâenâ veebnâekum venisâenâ venisâekum veenfusenâ veenfusekum ŝumme nebtehil fenec`al la`nete-llâhi `ale-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
62
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْقَصَصُ ٱلْحَقُّ ۚ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
inne hâẕâ lehuve-lkasasu-lhakk. vemâ min ilâhin ille-llâh. veinne-llâhe lehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
63
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
fein tevellev feinne-llâhe `alîmum bilmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
64
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ كَلِمَةٍۢ سَوَآءٍۭ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِۦ شَيْـًۭٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًۭا مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُولُوا۟ ٱشْهَدُوا۟ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi te`âlev ilâ kelimetin sevâim beynenâ vebeynekum ellâ na`bude ille-llâhe velâ nuşrike bihî şey'ev velâ yetteḫiẕe ba`dunâ ba`dan erbâbem min dûni-llâh. fein tevellev fekûlu-şhedû biennâ muslimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
65
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوْرَىٰةُ وَٱلْإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعْدِهِۦٓ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi lime tuhâccûne fî ibrâhîme vemâ unzileti-ttevrâtu vel'incîlu illâ mim ba`dih. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
66
هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ حَٰجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِۦ عِلْمٌۭ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِۦ عِلْمٌۭ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
hâentum hâulâi hâcectum fîmâ lekum bihî `ilmun felime tuhâccûne fîmâ leyse lekum bihî `ilm. vellâhu ya`lemu veentum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
67
مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّۭا وَلَا نَصْرَانِيًّۭا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًۭا مُّسْلِمًۭا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
mâ kâne ibrâhîmu yehûdiyyev velâ nasrâniyyev velâkin kâne hanîfem muslimâ. vemâ kâne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, yahudi de, hıristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir müslimdi; ortak koşanlardan değildi.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
68
إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
inne evle-nnâsi biibrâhîme lelleẕîne-ttebe`ûhu vehâẕe-nnebiyyu velleẕîne âmenû. vellâhu veliyyu-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
69
وَدَّت طَّآئِفَةٌۭ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
veddet tâifetum min ehli-lkitâbi lev yudillûnekum. vemâ yudillûne illâ enfusehum vemâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
70
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi lime tekfurûne biâyâti-llâhi veentum teşhedûn.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
71
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَلْبِسُونَ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lhakka bilbâtili vetektumûne-lhakka veentum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
72
وَقَالَت طَّآئِفَةٌۭ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ ءَامِنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَجْهَ ٱلنَّهَارِ وَٱكْفُرُوٓا۟ ءَاخِرَهُۥ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vekâlet tâifetum min ehli-lkitâbi âminû billeẕî unzile `ale-lleẕîne âmenû veche-nnehâri vekfurû âḫirahû le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
73
وَلَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ ٱلْهُدَىٰ هُدَى ٱللَّهِ أَن يُؤْتَىٰٓ أَحَدٌۭ مِّثْلَ مَآ أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
velâ tu'minû illâ limen tebi`a dînekum. kul inne-lhudâ hude-llâhi ey yu'tâ ehadum miŝle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum `inde rabbikum. kul inne-lfadle biyedi-llâh. yu'tîhi mey yeşâ'. vellâhu vâsi`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
74
يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
yaḫtessu birahmetihî mey yeşâ'. vellâhu ẕu-lfadli-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
"Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
75
۞ وَمِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مَنْ إِن تَأْمَنْهُ بِقِنطَارٍۢ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ وَمِنْهُم مَّنْ إِن تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍۢ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَآئِمًۭا ۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَيْسَ عَلَيْنَا فِى ٱلْأُمِّيِّۦنَ سَبِيلٌۭ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuş
vemin ehli-lkitâbi men in te'menhu bikintâriy yu'eddihî ileyk. veminhum men in te'menhu bidînâril lâ yu'eddihî ileyke illâ mâ dumte `aleyhi kâimâ. ẕâlike biennehum kâlû leyse `aleynâ fi-l'ummiyyîne sebîl. veyekûlûne `ale-llâhi-lkeẕibe vehum ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehli arasında kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu, onların: "Kitapsızlara karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
76
بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
belâ men evfâ bi`ahdihî vettekâ feinne-llâhe yuhibbu-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Hayır, öyle değil; ahdini yerine getiren ve günahtan sakınan bilsin ki, Allah sakınanları şüphesiz sever.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
77
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَأَيْمَٰنِهِمْ ثَمَنًۭا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne yeşterûne bi`ahdi-llâhi veeymânihim ŝemenen kalîlen ulâike lâ ḫalâka lehum fi-l'âḫirati velâ yukellimuhumu-llâhu velâ yenżuru ileyhim yevme-lkiyâmeti velâ yuzekkîhim. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
78
وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًۭا يَلْوُۥنَ أَلْسِنَتَهُم بِٱلْكِتَٰبِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuş
veinne minhum leferîkay yelvûne elsinetehum bilkitâbi litahsebûhu mine-lkitâbi vemâ huve mine-lkitâb. veyekûlûne huve min `indi-llâhi vemâ huve min `indi-llâh. veyekûlûne `ale-llâhi-lkeẕibe vehum ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: "Allah katındandır" derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
79
مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا۟ عِبَادًۭا لِّى مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن كُونُوا۟ رَبَّٰنِيِّۦنَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ ٱلْكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ
Okunuş
mâ kâne libeşerin ey yu'tiyehu-llâhu-lkitâbe velhukme vennubuvvete ŝumme yekûle linnâsi kûnû `ibâdel lî min dûni-llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ kuntum tu`allimûne-lkitâbe vebimâ kuntum tedrusûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demek yaraşmaz, fakat: "Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun" demek yaraşır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
80
وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُوا۟ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّۦنَ أَرْبَابًا ۗ أَيَأْمُرُكُم بِٱلْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
Okunuş
velâ ye'murakum en tetteḫiẕu-lmelâikete vennebiyyîne erbâbâ. eye'murukum bilkufri ba`de iẕ entum muslimûn.
Meal (Diyanet)
Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
81
وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلنَّبِيِّۦنَ لَمَآ ءَاتَيْتُكُم مِّن كِتَٰبٍۢ وَحِكْمَةٍۢ ثُمَّ جَآءَكُمْ رَسُولٌۭ مُّصَدِّقٌۭ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚ قَالَ ءَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ إِصْرِى ۖ قَالُوٓا۟ أَقْرَرْنَا ۚ قَالَ فَٱشْهَدُوا۟ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
veiẕ eḫaẕe-llâhu mîŝâka-nnebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbiv vehikmetin ŝumme câekum rasûlum musaddikul limâ me`akum letu'minunne bihî veletensurunneh. kâle eakrartum veeḫaẕtum `alâ ẕâlikum isrî. kâlû akrarnâ. kâle feşhedû veenâ me`akum mine-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
82
فَمَن تَوَلَّىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
femen tevellâ ba`de ẕâlike feulâike humu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
83
أَفَغَيْرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُۥٓ أَسْلَمَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًۭا وَكَرْهًۭا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Okunuş
efeğayra dîni-llâhi yebğûne velehû esleme men fi-ssemâvâti vel'ardi tav`av vekerhev veileyhi yurce`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
84
قُلْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Okunuş
kul âmennâ billâhi vemâ unzile `aleynâ vemâ unzile `alâ ibrâhîme veismâ`île veishâka veya`kûbe vel'esbâti vemâ ûtiye mûsâ ve`îsâ vennebiyyûne mir rabbihim. lâ nuferriku beyne ehadim minhum. venahnu lehû muslimûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız" de.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
85
وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ ٱلْإِسْلَٰمِ دِينًۭا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
vemey yebteği ğayra-l'islâmi dînen feley yukbele minh. vehuve fi-l'âḫirati mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
86
كَيْفَ يَهْدِى ٱللَّهُ قَوْمًۭا كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَٰنِهِمْ وَشَهِدُوٓا۟ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقٌّۭ وَجَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ ۚ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
keyfe yehdi-llâhu kavmen keferû ba`de îmânihim veşehidû enne-rrasûle hakkuv vecâehumu-lbeyyinât. vellâhu lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
87
أُو۟لَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Okunuş
ulâike cezâuhum enne `aleyhim la`nete-llâhi velmelâiketi vennâsi ecme`în.
Meal (Diyanet)
İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
88
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Okunuş
ḫâlidîne fîhâ. lâ yuḫaffefu `anhumu-l`aẕâbu velâ hum yunżarûn.
Meal (Diyanet)
Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
89
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
ille-lleẕîne tâbû mim ba`di ẕâlike veaslehû feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
90
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَٰنِهِمْ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًۭا لَّن تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû ba`de îmânihim ŝumme-zdâdû kufral len tukbele tevbetuhum. veulâike humu-ddâllûn.
Meal (Diyanet)
İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
91
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌۭ فَلَن يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِم مِّلْءُ ٱلْأَرْضِ ذَهَبًۭا وَلَوِ ٱفْتَدَىٰ بِهِۦٓ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû vemâtû vehum kuffârun feley yukbele min ehadihim mil'u-l'ardi ẕehebev velevi-ftedâ bihî. ulâike lehum `aẕâbun elîmuv vemâ lehum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
92
لَن تَنَالُوا۟ ٱلْبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُوا۟ مِمَّا تُحِبُّونَ ۚ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِن شَىْءٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌۭ
Okunuş
len tenâlu-lbirra hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn. vemâ tunfikû min şey'in feinne-llâhe bihî `alîm.
Meal (Diyanet)
Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.