📖 Cüz 17
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍۢ مُّعْرِضُونَ
Okunuş
ikterabe linnâsi hisâbuhum vehum fî ğafletim mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
2
مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Okunuş
mâ ye'tîhim min ẕikrim mir rabbihim muhdeŝin ille-steme`ûhu vehum yel`abûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
3
لَاهِيَةًۭ قُلُوبُهُمْ ۗ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ هَلْ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ ۖ أَفَتَأْتُونَ ٱلسِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Okunuş
lâhiyeten kulûbuhum. veeserru-nnecvâ. elleẕîne żalemû. hel hâẕâ illâ beşer miŝlukum. efete'tûne-ssihra veentum tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
4
قَالَ رَبِّى يَعْلَمُ ٱلْقَوْلَ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
kâle rabbî ya`lemu-lkavle fi-ssemâi vel'ard. vehuve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
5
بَلْ قَالُوٓا۟ أَضْغَٰثُ أَحْلَٰمٍۭ بَلِ ٱفْتَرَىٰهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۭ فَلْيَأْتِنَا بِـَٔايَةٍۢ كَمَآ أُرْسِلَ ٱلْأَوَّلُونَ
Okunuş
bel kâlû adğâŝu ahlâmim beli-fterâhu bel huve şâ`ir. felye'tinâ biâyetin kemâ ursile-l'evvelûn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
6
مَآ ءَامَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَآ ۖ أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ. efehum yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
7
وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًۭا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ ۖ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
vemâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehle-ẕẕikri in kuntum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
8
وَمَا جَعَلْنَٰهُمْ جَسَدًۭا لَّا يَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُوا۟ خَٰلِدِينَ
Okunuş
vemâ ce`alnâhum cesedel lâ ye'kulûne-tta`âme vemâ kânû ḫâlidîn.
Meal (Diyanet)
Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
9
ثُمَّ صَدَقْنَٰهُمُ ٱلْوَعْدَ فَأَنجَيْنَٰهُمْ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهْلَكْنَا ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
ŝumme sadaknâhumu-lva`de feenceynâhum vemen neşâu veehlekne-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
10
لَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ كِتَٰبًۭا فِيهِ ذِكْرُكُمْ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi ẕikrukum. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
11
وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍۢ كَانَتْ ظَالِمَةًۭ وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
Okunuş
vekem kasamnâ min karyetin kânet żâlimetev veenşe'nâ ba`dehâ kavmen âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
12
فَلَمَّآ أَحَسُّوا۟ بَأْسَنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَرْكُضُونَ
Okunuş
felemmâ ehassû be'senâ iẕâ hum minhâ yerkudûn.
Meal (Diyanet)
Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
13
لَا تَرْكُضُوا۟ وَٱرْجِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَآ أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ
Okunuş
lâ terkudû verci`û ilâ mâ utriftum fîhi vemesâkinikum le`allekum tus'elûn.
Meal (Diyanet)
"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
14
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
15
فَمَا زَالَت تِّلْكَ دَعْوَىٰهُمْ حَتَّىٰ جَعَلْنَٰهُمْ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ
Okunuş
femâ zâlet tilke da`vâhum hattâ ce`alnâhum hasîden ḫâmidîn.
Meal (Diyanet)
Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
16
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
Okunuş
vemâ ḫalakne-ssemâe vel'arda vemâ beynehumâ lâ`ibîn.
Meal (Diyanet)
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
17
لَوْ أَرَدْنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهْوًۭا لَّٱتَّخَذْنَٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَٰعِلِينَ
Okunuş
lev eradnâ en netteḫiẕe lehvel letteḫaẕnâhu mil ledunnâ. in kunnâ fâ`ilîn.
Meal (Diyanet)
Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
18
بَلْ نَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَى ٱلْبَٰطِلِ فَيَدْمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌۭ ۚ وَلَكُمُ ٱلْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
Okunuş
bel nakẕifu bilhakki `ale-lbâtili feyedmeğuhû feiẕâ huve zâhik. velekumu-lveylu mimmâ tesifûn.
Meal (Diyanet)
Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
19
وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَمَنْ عِندَهُۥ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ
Okunuş
velehû men fi-ssemâvâti vel'ard. vemen `indehû lâ yestekbirûne `an `ibâdetihî velâ yestahsirûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
20
يُسَبِّحُونَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
Okunuş
yusebbihûne-lleyle vennehâra lâ yefturûn.
Meal (Diyanet)
Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
21
أَمِ ٱتَّخَذُوٓا۟ ءَالِهَةًۭ مِّنَ ٱلْأَرْضِ هُمْ يُنشِرُونَ
Okunuş
emi-tteḫaẕû âlihetem mine-l'ardi hum yunşirûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
22
لَوْ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَا ۚ فَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
lev kâne fîhimâ âlihetun ille-llâhu lefesedetâ. fesubhâne-llâhi rabbi-l`arşi `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
23
لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ
Okunuş
lâ yus'elu `ammâ yef`alu vehum yus'elûn.
Meal (Diyanet)
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
24
أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةًۭ ۖ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ ۖ هَٰذَا ذِكْرُ مَن مَّعِىَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِى ۗ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْحَقَّ ۖ فَهُم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
emi-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. kul hâtû burhânekum. hâẕâ ẕikru mem me`iye veẕikru men kablî. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûne-lhakka fehum mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
25
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِىٓ إِلَيْهِ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدُونِ
Okunuş
vemâ erselnâ min kablike mir rasûlin illâ nûhî ileyhi ennehû lâ ilâhe illâ ene fa`budûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
26
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَلَدًۭا ۗ سُبْحَٰنَهُۥ ۚ بَلْ عِبَادٌۭ مُّكْرَمُونَ
Okunuş
vekâlu-tteḫaẕe-rrahmânu veleden subhâneh. bel `ibâdum mukramûn.
Meal (Diyanet)
"Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
27
لَا يَسْبِقُونَهُۥ بِٱلْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِۦ يَعْمَلُونَ
Okunuş
lâ yesbikûnehû bilkavli vehum biemrihî ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
28
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِۦ مُشْفِقُونَ
Okunuş
ya`lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum velâ yeşfe`ûne illâ limeni-rtedâ vehum min ḫaşyetihî muşfikûn.
Meal (Diyanet)
Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
29
۞ وَمَن يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّىٓ إِلَٰهٌۭ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vemey yekul minhum innî ilâhum min dûnihî feẕâlike neczîhi cehennem. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
30
أَوَلَمْ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًۭا فَفَتَقْنَٰهُمَا ۖ وَجَعَلْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ ۖ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
evelem yera-lleẕîne keferû enne-ssemâvâti vel'arda kânetâ ratkan fefetaknâhumâ. vece`alnâ mine-lmâi kulle şey'in hayy. efelâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
31
وَجَعَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ رَوَٰسِىَ أَن تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًۭا سُبُلًۭا لَّعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Okunuş
vece`alnâ fi-l'ardi ravâsiye en temîde bihim vece`alnâ fîhâ ficâcen subulel le`allehum yehtedûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
32
وَجَعَلْنَا ٱلسَّمَآءَ سَقْفًۭا مَّحْفُوظًۭا ۖ وَهُمْ عَنْ ءَايَٰتِهَا مُعْرِضُونَ
Okunuş
vece`alne-ssemâe sakfem mahfûżâ. vehum `an âyâtihâ mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
33
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ ۖ كُلٌّۭ فِى فَلَكٍۢ يَسْبَحُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî ḫaleka-lleyle vennehâra veşşemse velkamer. kullun fî felekiy yesbehûn.
Meal (Diyanet)
Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
34
وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍۢ مِّن قَبْلِكَ ٱلْخُلْدَ ۖ أَفَإِي۟ن مِّتَّ فَهُمُ ٱلْخَٰلِدُونَ
Okunuş
vemâ ce`alnâ libeşerim min kablike-lḫuld. efeim mitte fehumu-lḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
35
كُلُّ نَفْسٍۢ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۗ وَنَبْلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلْخَيْرِ فِتْنَةًۭ ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Okunuş
kullu nefsin ẕâikatu-lmevt. veneblûkum bişşerri velḫayri fitneh. veileynâ turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
36
وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِى يَذْكُرُ ءَالِهَتَكُمْ وَهُم بِذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ هُمْ كَٰفِرُونَ
Okunuş
veiẕâ raâke-lleẕîne keferû iy yetteḫiẕûneke illâ huzuvâ. ehâẕe-lleẕî yeẕkuru âlihetekum. vehum biẕikri-rrahmâni hum kâfirûn.
Meal (Diyanet)
İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
37
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍۢ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Okunuş
ḫulika-l'insânu min `acel. seurîkum âyâtî felâ testa`cilûn.
Meal (Diyanet)
İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
38
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
39
لَوْ يَعْلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Okunuş
lev ya`lemu-lleẕîne keferû hîne lâ yekuffûne `av vucûhihimu-nnâra velâ `an żuhûrihim velâ hum yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
40
بَلْ تَأْتِيهِم بَغْتَةًۭ فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Okunuş
bel te'tîhim bağteten fetebhetuhum felâ yestetî`ûne raddehâ velâ hum yunżarûn.
Meal (Diyanet)
Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
41
وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍۢ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُوا۟ مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
velekadi-stuhzie birusulim min kablike fehâka billeẕîne seḫirû minhum mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
42
قُلْ مَن يَكْلَؤُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحْمَٰنِ ۗ بَلْ هُمْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
kul mey yekleukum billeyli vennehâri mine-rrahmân. bel hum `an ẕikri rabbihim mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
43
أَمْ لَهُمْ ءَالِهَةٌۭ تَمْنَعُهُم مِّن دُونِنَا ۚ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنفُسِهِمْ وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ
Okunuş
em lehum âlihetun temne`uhum min dûninâ. lâ yestetî`ûne nasra enfusihim velâ hum minnâ yushabûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
44
بَلْ مَتَّعْنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ ۗ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِى ٱلْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَآ ۚ أَفَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Okunuş
bel metta`nâ hâulâi veâbâehum hattâ tâle `aleyhimu-l`umur. efelâ yeravne ennâ ne'ti-l'arda nenkusuhâ min atrâfihâ. efehumu-lğâlibûn.
Meal (Diyanet)
Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
45
قُلْ إِنَّمَآ أُنذِرُكُم بِٱلْوَحْىِ ۚ وَلَا يَسْمَعُ ٱلصُّمُّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ
Okunuş
kul innemâ unẕirukum bilvahy. velâ yesme`u-ssummu-ddu`âe iẕâ mâ yunẕerûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
46
وَلَئِن مَّسَّتْهُمْ نَفْحَةٌۭ مِّنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
veleim messethum nefhatum min `aẕâbi rabbike leyekûlunne yâ veylenâ innâ kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
47
وَنَضَعُ ٱلْمَوَٰزِينَ ٱلْقِسْطَ لِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌۭ شَيْـًۭٔا ۖ وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍۢ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا ۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ
Okunuş
veneda`u-lmevâzîne-lkista liyevmi-lkiyâmeti felâ tużlemu nefsun şey'â. vein kâne miŝkâle habbetim min ḫardelin eteynâ bihâ. vekefâ binâ hâsibîn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
48
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلْفُرْقَانَ وَضِيَآءًۭ وَذِكْرًۭا لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuş
velekad âteynâ mûsâ vehârûne-lfurkâne vediyâev veẕikral lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
49
ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشْفِقُونَ
Okunuş
elleẕîne yaḫşevne rabbehum bilğaybi vehum mine-ssâ`ati muşfikûn.
Meal (Diyanet)
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
50
وَهَٰذَا ذِكْرٌۭ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَٰهُ ۚ أَفَأَنتُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
Okunuş
vehâẕâ ẕikrum mubârakun enzelnâh. efeentum lehû munkirûn.
Meal (Diyanet)
İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
51
۞ وَلَقَدْ ءَاتَيْنَآ إِبْرَٰهِيمَ رُشْدَهُۥ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ
Okunuş
velekad âteynâ ibrâhîme ruşdehû min kablu vekunnâ bihî `âlimîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
52
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا هَٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِىٓ أَنتُمْ لَهَا عَٰكِفُونَ
Okunuş
iẕ kâle liebîhi vekavmihî mâ hâẕihi-ttemâŝîlu-lletî entum lehâ `âkifûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
53
قَالُوا۟ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَٰبِدِينَ
Okunuş
kâlû vecednâ âbâenâ lehâ `âbidîn.
Meal (Diyanet)
"Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
54
قَالَ لَقَدْ كُنتُمْ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمْ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kâle lekad kuntum entum veâbâukum fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince:
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
55
قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا بِٱلْحَقِّ أَمْ أَنتَ مِنَ ٱللَّٰعِبِينَ
Okunuş
kâlû eci'tenâ bilhakki em ente mine-llâ`ibîn.
Meal (Diyanet)
"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
56
قَالَ بَل رَّبُّكُمْ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلَّذِى فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
kâle ber rabbukum rabbu-ssemâvâti vel'ardi-lleẕî fetarahunn. veenâ `alâ ẕâlikum mine-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
57
وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَٰمَكُم بَعْدَ أَن تُوَلُّوا۟ مُدْبِرِينَ
Okunuş
vetellâhi leekîdenne asnâmekum ba`de en tuvellû mudbirîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım!"
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
58
فَجَعَلَهُمْ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرًۭا لَّهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ
Okunuş
fece`alehum cuŝeŝen illâ kebîral lehum le`allehum ileyhi yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
59
قَالُوا۟ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
kâlû men fe`ale hâẕâ biâlihetinâ innehû lemine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
60
قَالُوا۟ سَمِعْنَا فَتًۭى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبْرَٰهِيمُ
Okunuş
kâlû semi`nâ fetey yeẕkuruhum yukâlu lehû ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
61
قَالُوا۟ فَأْتُوا۟ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعْيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
Okunuş
kâlû fe'tû bihî `alâ a`yuni-nnâsi le`allehum yeşhedûn.
Meal (Diyanet)
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
62
قَالُوٓا۟ ءَأَنتَ فَعَلْتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Okunuş
kâlû eente fe`alte hâẕâ biâlihetinâ yâ ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
63
قَالَ بَلْ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمْ هَٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ إِن كَانُوا۟ يَنطِقُونَ
Okunuş
kâle bel fe`aleh. kebîruhum hâẕâ fes'elûhum in kânû yentikûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
64
فَرَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ فَقَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
ferace`û ilâ enfusihim fekâlû innekum entumu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
65
ثُمَّ نُكِسُوا۟ عَلَىٰ رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ
Okunuş
ŝumme nukisû `alâ ruûsihim. lekad `alimte mâ hâulâi yentikûn.
Meal (Diyanet)
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
66
قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا يَضُرُّكُمْ
Okunuş
kâle efeta`budûne min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`ukum şey'ev velâ yedurrukum.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
67
أُفٍّۢ لَّكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
uffil lekum velimâ ta`budûne min dûni-llâh. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
68
قَالُوا۟ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓا۟ ءَالِهَتَكُمْ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
Okunuş
kâlû harrikûhu vensurû âlihetekum in kuntum fâ`ilîn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
69
قُلْنَا يَٰنَارُ كُونِى بَرْدًۭا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
Okunuş
kulnâ yâ nâru kûnî berdev veselâmen `alâ ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
70
وَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَخْسَرِينَ
Okunuş
veerâdû bihî keyden fece`alnâhumu-l'aḫserîn.
Meal (Diyanet)
Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
71
وَنَجَّيْنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا لِلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
venecceynâhu velûtan ile-l'ardi-lletî bâraknâ fîhâ lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
72
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۭ ۖ وَكُلًّۭا جَعَلْنَا صَٰلِحِينَ
Okunuş
vevehebnâ lehû ishâk. veya`kûbe nâfileten. vekullen ce`alnâ sâlihîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
73
وَجَعَلْنَٰهُمْ أَئِمَّةًۭ يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِمْ فِعْلَ ٱلْخَيْرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِ ۖ وَكَانُوا۟ لَنَا عَٰبِدِينَ
Okunuş
vece`alnâhum eimmetey yehdûne biemrinâ veevhaynâ ileyhim fi`le-lḫayrâti veikâme-ssalâti veîtâe-zzekâh. vekânû lenâ `âbidîn.
Meal (Diyanet)
Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
74
وَلُوطًا ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًۭا وَعِلْمًۭا وَنَجَّيْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَت تَّعْمَلُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ ۗ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍۢ فَٰسِقِينَ
Okunuş
velûtan âteynâhu hukmev ve`ilmev venecceynâhu mine-lkaryeti-lletî kânet ta`melu-lḫabâiŝ. innehum kânû kavme sev'in fâsikîn.
Meal (Diyanet)
Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
75
وَأَدْخَلْنَٰهُ فِى رَحْمَتِنَآ ۖ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
veedḫalnâhu fî rahmetinâ. innehû mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
76
وَنُوحًا إِذْ نَادَىٰ مِن قَبْلُ فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
venûhan iẕ nâdâ min kablu festecebnâ lehû fenecceynâhu veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
77
وَنَصَرْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍۢ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
venesarnâhu mine-lkavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehum kânû kavme sev'in feağraknâhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
78
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِى ٱلْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ ٱلْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَٰهِدِينَ
Okunuş
vedâvûde vesuleymâne iẕ yahkumâni fi-lharŝi iẕ nefeşet fîhi ğanemu-lkavm. vekunnâ lihukmihim şâhidîn.
Meal (Diyanet)
Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
79
فَفَهَّمْنَٰهَا سُلَيْمَٰنَ ۚ وَكُلًّا ءَاتَيْنَا حُكْمًۭا وَعِلْمًۭا ۚ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَٱلطَّيْرَ ۚ وَكُنَّا فَٰعِلِينَ
Okunuş
fefehhemnâhâ suleymân. vekullen âteynâ hukmev ve`ilmâ. veseḫḫarnâ me`a dâvûde-lcibâle yusebbihne vettayr. vekunnâ fâ`ilîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
80
وَعَلَّمْنَٰهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍۢ لَّكُمْ لِتُحْصِنَكُم مِّنۢ بَأْسِكُمْ ۖ فَهَلْ أَنتُمْ شَٰكِرُونَ
Okunuş
ve`allemnâhu san`ate lebûsil lekum lituhsinekum mim be'sikum. fehel entum şâkirûn.
Meal (Diyanet)
Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
81
وَلِسُلَيْمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةًۭ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦٓ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا ۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَىْءٍ عَٰلِمِينَ
Okunuş
velisuleymâne-rrîha `âsifeten tecrî biemrih ile-l'ardi-lletî bâraknâ fîhâ. vekunnâ bikulli şey'in `âlimîn.
Meal (Diyanet)
Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
82
وَمِنَ ٱلشَّيَٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًۭا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ وَكُنَّا لَهُمْ حَٰفِظِينَ
Okunuş
vemine-şşeyâtîni mey yeğûsûne lehû veya`melûne `amelen dûne ẕâlik. vekunnâ lehum hâfiżîn.
Meal (Diyanet)
Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
83
۞ وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
veeyyûbe iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-ddurru veente erhamu-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
84
فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَكَشَفْنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرٍّۢ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَىٰ لِلْعَٰبِدِينَ
Okunuş
festecebnâ lehû fekeşefnâ mâ bihî min durriv veâteynâhu ehlehû vemiŝlehum me`ahum rahmetem min `indinâ veẕikrâ lil`âbidîn.
Meal (Diyanet)
Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
85
وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ كُلٌّۭ مِّنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Okunuş
veismâ`île veidrîse veẕe-lkifl. kullum mine-ssâbirîn.
Meal (Diyanet)
İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
86
وَأَدْخَلْنَٰهُمْ فِى رَحْمَتِنَآ ۖ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
veedḫalnâhum fî rahmetinâ. innehum mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
87
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبًۭا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَىٰ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبْحَٰنَكَ إِنِّى كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veẕe-nnûni iẕ ẕehebe muğâdiben feżanne el len nakdira `aleyhi fenâdâ fi-żżulumâti el lâ ilâhe illâ ente subhânek. innî kuntu mine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
88
فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ وَنَجَّيْنَٰهُ مِنَ ٱلْغَمِّ ۚ وَكَذَٰلِكَ نُۨجِى ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
festecebnâ lehû venecceynâhu mine-lğamm. vekeẕâlike nunci-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
89
وَزَكَرِيَّآ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرْنِى فَرْدًۭا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْوَٰرِثِينَ
Okunuş
vezekeriyyâ iẕ nâdâ rabbehû rabbi lâ teẕernî ferdev veente ḫayru-lvâriŝîn.
Meal (Diyanet)
Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
90
فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ وَوَهَبْنَا لَهُۥ يَحْيَىٰ وَأَصْلَحْنَا لَهُۥ زَوْجَهُۥٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًۭا وَرَهَبًۭا ۖ وَكَانُوا۟ لَنَا خَٰشِعِينَ
Okunuş
festecebnâ leh. vevehebnâ lehû yahyâ veaslahnâ lehû zevceh. innehum kânû yusâri`ûne fi-lḫayrâti veyed`ûnenâ rağabev verahebâ. vekânû lenâ ḫâşi`în.
Meal (Diyanet)
Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
91
وَٱلَّتِىٓ أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَٰهَا وَٱبْنَهَآ ءَايَةًۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velletî ahsanet fercehâ fenefaḫnâ fîhâ mir rûhinâ vece`alnâhâ vebnehâ âyetel lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
92
إِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُونِ
Okunuş
inne hâẕihî ummetukum ummetev vâhideh. veenâ rabbukum fa`budûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
93
وَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ ۖ كُلٌّ إِلَيْنَا رَٰجِعُونَ
Okunuş
vetekatta`û emrahum beynehum. kullun ileynâ râci`ûn.
Meal (Diyanet)
Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
94
فَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَٰتِبُونَ
Okunuş
femey ya`mel mine-ssâlihâti vehuve mu'minun felâ kufrâne lisa`yih. veinnâ lehû kâtibûn.
Meal (Diyanet)
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
95
وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَآ أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Okunuş
veharâmun `alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
96
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍۢ يَنسِلُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ futihat ye'cûcu veme'cûcu vehum min kulli hadebiy yensilûn.
Meal (Diyanet)
Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
97
وَٱقْتَرَبَ ٱلْوَعْدُ ٱلْحَقُّ فَإِذَا هِىَ شَٰخِصَةٌ أَبْصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
vakterabe-lva`du-lhakku feiẕâ hiye şâḫisatun ebsâru-lleẕîne keferû. yâ veylenâ kad kunnâ fî ğafletim min hâẕâ bel kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
98
إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمْ لَهَا وَٰرِدُونَ
Okunuş
innekum vemâ ta`budûne min dûni-llâhi hasabu cehennem. entum lehâ vâridûn.
Meal (Diyanet)
Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
99
لَوْ كَانَ هَٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةًۭ مَّا وَرَدُوهَا ۖ وَكُلٌّۭ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
lev kâne hâulâi âlihetem mâ veradûhâ. vekullun fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
100
لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌۭ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ
Okunuş
lehum fîhâ zefîruv vehum fîhâ lâ yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
101
إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا ٱلْحُسْنَىٰٓ أُو۟لَٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne sebekat lehum minne-lhusnâ ulâike `anhâ mub`adûn.
Meal (Diyanet)
Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
102
لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا ۖ وَهُمْ فِى مَا ٱشْتَهَتْ أَنفُسُهُمْ خَٰلِدُونَ
Okunuş
lâ yesme`ûne hasîsehâ. vehum fî me-ştehet enfusuhum ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
103
لَا يَحْزُنُهُمُ ٱلْفَزَعُ ٱلْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوْمُكُمُ ٱلَّذِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Okunuş
lâ yahzunuhumu-lfeza`u-l'ekberu vetetelekkâhumu-lmelâikeh. hâẕâ yevmukumu-lleẕî kuntum tû`adûn.
Meal (Diyanet)
En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
104
يَوْمَ نَطْوِى ٱلسَّمَآءَ كَطَىِّ ٱلسِّجِلِّ لِلْكُتُبِ ۚ كَمَا بَدَأْنَآ أَوَّلَ خَلْقٍۢ نُّعِيدُهُۥ ۚ وَعْدًا عَلَيْنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ
Okunuş
yevme natvi-ssemâe ketayyi-ssicilli lilkutub. kemâ bede'nâ evvele ḫalkin nu`îduh. va`den `aleynâ. innâ kunnâ fâ`ilîn.
Meal (Diyanet)
Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
105
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعْدِ ٱلذِّكْرِ أَنَّ ٱلْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ ٱلصَّٰلِحُونَ
Okunuş
velekad ketebnâ fi-zzebûri mim ba`di-ẕẕikri enne-l'arda yeriŝuhâ `ibâdiye-ssâlihûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
106
إِنَّ فِى هَٰذَا لَبَلَٰغًۭا لِّقَوْمٍ عَٰبِدِينَ
Okunuş
inne fî hâẕâ lebelâğal likavmin `âbidîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
107
وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا رَحْمَةًۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ erselnâke illâ rahmetel lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
108
قُلْ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
Okunuş
kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhuv vâhid. fehel entum muslimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız?"
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
109
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ ءَاذَنتُكُمْ عَلَىٰ سَوَآءٍۢ ۖ وَإِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٌۭ مَّا تُوعَدُونَ
Okunuş
fein tevellev fekul ehentukum `alâ sevâ'. vein edrî ekarîbun em be`îdum mâ tû`adûn.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem."
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
110
إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ
Okunuş
innehû ya`lemu-lcehra mine-lkavli veya`lemu mâ tektumûn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
111
وَإِنْ أَدْرِى لَعَلَّهُۥ فِتْنَةٌۭ لَّكُمْ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
vein edrî le`allehû fitnetul lekum vemetâ`un ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
"Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir."
سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
· Enbiyâ Suresi
112
قَٰلَ رَبِّ ٱحْكُم بِٱلْحَقِّ ۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
Okunuş
kâle rabbi-hkum bilhakk. verabbune-rrahmânu-lmuste`ânu `alâ mâ tesifûn.
Meal (Diyanet)
Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ ۚ إِنَّ زَلْزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu-ttekû rabbekum. inne zelzelete-ssâ`ati şey'un `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
2
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّآ أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيدٌۭ
Okunuş
yevme teravnehâ teẕhelu kullu murdi`atin `ammâ erda`at vetede`u kullu ẕâti hamlin hamlehâ vetera-nnâse sukârâ vemâ hum bisukârâ velâkinne `aẕâbe-llâhi şedîd.
Meal (Diyanet)
Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
3
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَٰنٍۢ مَّرِيدٍۢ
Okunuş
vemine-nnâsi mey yucâdilu fi-llâhi biğayri `ilmiv veyettebi`u kulle şeytânim merîd.
Meal (Diyanet)
Allah hakkında bilmeden taşıyan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
4
كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهْدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
kutibe `aleyhi ennehû men tevellâhu feennehû yudilluhû veyehdîhi ilâ `aẕâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
5
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍۢ مِّنَ ٱلْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن تُرَابٍۢ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍۢ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍۢ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍۢ مُّخَلَّقَةٍۢ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍۢ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ ۚ وَنُقِرُّ فِى ٱلْأَرْحَامِ مَا نَشَآءُ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًۭا ثُمَّ لِتَبْلُغُوٓا۟ أَشُدَّكُمْ ۖ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرْذَلِ ٱلْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنۢ بَعْدِ عِلْمٍۢ شَيْـًۭٔا ۚ وَتَرَى ٱلْأَرْضَ هَامِدَةًۭ فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنۢبَتَتْ مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍۢ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu in kuntum fî raybim mine-lba`ŝi feinnâ ḫalaknâkum min turâbin ŝumme min nutfetin ŝumme min `alekatin ŝumme mim mudğatim muḫallekativ veğayri muḫallekatil linubeyyine lekum. venukirru fi-l'erhâmi mâ neşâu ilâ ecelim musemmen ŝumme nuḫricukum tiflen ŝumme litebluğû eşuddekum. veminkum mey yuteveffâ veminkum mey yuraddu ilâ erẕeli-l`umuri likeylâ ya`leme mim ba`di `ilmin şey'â. vetera-l'arda hâmideten feiẕâ enzelnâ `aleyhe-lmâe-htezzet verabet veembetet min kulli zevcim behîc.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
6
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّهُۥ يُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَأَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
ẕâlike bienne-llâhe huve-lhakku veennehû yuhyi-lmevtâ veennehû `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
7
وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌۭ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ ٱللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِى ٱلْقُبُورِ
Okunuş
veenne-ssâ`ate âtiyetul lâ raybe fîhâ veenne-llâhe yeb`aŝu men fi-lkubûr.
Meal (Diyanet)
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَلَا هُدًۭى وَلَا كِتَٰبٍۢ مُّنِيرٍۢ
Okunuş
vemine-nnâsi mey yucâdilu fi-llâhi biğayri `ilmiv velâ hudev velâ kitâbim munîr.
Meal (Diyanet)
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
9
ثَانِىَ عِطْفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ لَهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ ۖ وَنُذِيقُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ
Okunuş
ŝâniye `itfihî liyudille `an sebîli-llâh. lehû fi-ddunyâ ḫizyuv venuẕîkuhû yevme-lkiyâmeti `aẕâbe-lharîk.
Meal (Diyanet)
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
10
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّٰمٍۢ لِّلْعَبِيدِ
Okunuş
ẕâlike bimâ kaddemet yedâke veenne-llâhe leyse biżallâmil lil`abîd.
Meal (Diyanet)
Ona: "Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür" denir, yoksa Allah, kullarına karşı hiç de zalim değildir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
11
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَعْبُدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍۢ ۖ فَإِنْ أَصَابَهُۥ خَيْرٌ ٱطْمَأَنَّ بِهِۦ ۖ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ ٱنقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِۦ خَسِرَ ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
vemine-nnâsi mey ya`budu-llâhe `alâ harf. fein esâbehû ḫayrun-tmeenne bih. vein esâbethu fitnetun-nkalebe `alâ vechih. ḫasira-ddunyâ vel'âḫirah. ẕâlike huve-lḫusrânu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
12
يَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلْبَعِيدُ
Okunuş
yed`û min dûni-llâhi mâ lâ yedurruhû vemâ lâ yenfe`uh. ẕâlike huve-ddalâlu-lbe`îd.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
13
يَدْعُوا۟ لَمَن ضَرُّهُۥٓ أَقْرَبُ مِن نَّفْعِهِۦ ۚ لَبِئْسَ ٱلْمَوْلَىٰ وَلَبِئْسَ ٱلْعَشِيرُ
Okunuş
yed`û lemen darruhû akrabu min nef`ih. lebi'se-lmevlâ velebi'se-l`aşîr.
Meal (Diyanet)
Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
14
إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Okunuş
inne-llâhe yudḫilu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. inne-llâhe yef`alu mâ yurîd.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, inananları ve yararlı işler işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah, şüphesiz, istediğini yapar.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
15
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُۥ مَا يَغِيظُ
Okunuş
men kâne yeżunnu el ley yensurahu-llâhu fi-ddunyâ vel'âḫirati felyemdud bisebebin ile-ssemâi ŝumme liyakta` felyenżur hel yuẕhibenne keyduhû mâ yeğîż.
Meal (Diyanet)
Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
16
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ وَأَنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يُرِيدُ
Okunuş
vekeẕâlike enzelnâhu âyâtim beyyinâtiv veenne-llâhe yehdî mey yurîd.
Meal (Diyanet)
İşte böylece Kuran'ı apaçık ayetler olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dilediğini doğru yola eriştirir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
17
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلْمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû vessâbi'îne vennesârâ velmecûse velleẕîne eşrakû. inne-llâhe yefsilu beynehum yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe `alâ kulli şey'in şehîd.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
18
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسْجُدُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلْجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرٌۭ مِّنَ ٱلنَّاسِ ۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ ٱلْعَذَابُ ۗ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكْرِمٍ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ ۩
Okunuş
elem tera enne-llâhe yescudu lehû men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ardi veşşemsu velkameru vennucûmu velcibâlu veşşeceru veddevâbbu vekeŝîrum mine-nnâs. vekeŝîrun hakka `aleyhi-l`aẕâb. vemey yuhini-llâhu femâ lehû mim mukrim. inne-llâhe yef`alu mâ yeşâ'.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
19
۞ هَٰذَانِ خَصْمَانِ ٱخْتَصَمُوا۟ فِى رَبِّهِمْ ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌۭ مِّن نَّارٍۢ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُءُوسِهِمُ ٱلْحَمِيمُ
Okunuş
hâẕâni ḫasmâni-ḫtesamû fî rabbihim. felleẕîne keferû kutti`at lehum ŝiyâbum min nârin. yusabbu min fevki ruûsihimu-lhamîm.
Meal (Diyanet)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
20
يُصْهَرُ بِهِۦ مَا فِى بُطُونِهِمْ وَٱلْجُلُودُ
Okunuş
yusheru bihî mâ fî butûnihim velculûd.
Meal (Diyanet)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
21
وَلَهُم مَّقَٰمِعُ مِنْ حَدِيدٍۢ
Okunuş
velehum mekâmi`u min hadîd.
Meal (Diyanet)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
22
كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ
Okunuş
kullemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ min ğammin u`îdû fîhâ veẕûkû `aẕâbe-lharîk.
Meal (Diyanet)
Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
23
إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍۢ وَلُؤْلُؤًۭا ۖ وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌۭ
Okunuş
inne-llâhe yudḫilu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velu'luâ. velibâsuhum fîhâ harîr.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
24
وَهُدُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَهُدُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْحَمِيدِ
Okunuş
vehudû ile-ttayyibi mine-lkavl. vehudû ilâ sirâti-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
25
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ٱلَّذِى جَعَلْنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلْعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلْبَادِ ۚ وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍۭ بِظُلْمٍۢ نُّذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû veyesuddûne `an sebîli-llâhi velmescidi-lharâmi-lleẕî ce`alnâhu linnâsi sevâeni-l`âkifu fîhi velbâd. vemey yurid fîhi biilhâdim biżulmin nuẕikhu min `aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
26
وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَٰهِيمَ مَكَانَ ٱلْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِى شَيْـًۭٔا وَطَهِّرْ بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
Okunuş
veiẕ bevve'nâ liibrâhîme mekâne-lbeyti el lâ tuşrik bî şey'ev vetahhir beytiye littâifîne velkâimîne verrukke`i-ssucûd.
Meal (Diyanet)
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
27
وَأَذِّن فِى ٱلنَّاسِ بِٱلْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًۭا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍۢ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍۢ
Okunuş
veeẕẕin fi-nnâsi bilhacci ye'tûke ricâlev ve`alâ kulli dâmiriy ye'tîne min kulli feccin `amîk.
Meal (Diyanet)
İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
28
لِّيَشْهَدُوا۟ مَنَٰفِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ فِىٓ أَيَّامٍۢ مَّعْلُومَٰتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلْأَنْعَٰمِ ۖ فَكُلُوا۟ مِنْهَا وَأَطْعِمُوا۟ ٱلْبَآئِسَ ٱلْفَقِيرَ
Okunuş
liyeşhedû menâfi`a lehum veyeẕkuru-sme-llâhi fî eyyâmim ma`lûmâtin `alâ mâ razekahum mim behîmeti-l'en`âm. fekulû minhâ veat`imu-lbâise-lfekîr.
Meal (Diyanet)
Taki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
29
ثُمَّ لْيَقْضُوا۟ تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا۟ نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا۟ بِٱلْبَيْتِ ٱلْعَتِيقِ
Okunuş
ŝumme liyakdû tefeŝehum velyûfû nuẕûrahum velyettavvefû bilbeyti-l`atîk.
Meal (Diyanet)
Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kabe'yi tavaf etsinler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
30
ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ ۗ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ ٱلْأَنْعَٰمُ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ۖ فَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلرِّجْسَ مِنَ ٱلْأَوْثَٰنِ وَٱجْتَنِبُوا۟ قَوْلَ ٱلزُّورِ
Okunuş
ẕâlik. vemey yu`ażżim hurumâti-llâhi fehuve ḫayrul lehû `inde rabbih. veuhillet lekumu-l'en`âmu illâ mâ yutlâ `aleykum fectenibu-rricse mine-l'evŝâni vectenibû kavle-zzûr.
Meal (Diyanet)
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
31
حُنَفَآءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِۦ ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَتَخْطَفُهُ ٱلطَّيْرُ أَوْ تَهْوِى بِهِ ٱلرِّيحُ فِى مَكَانٍۢ سَحِيقٍۢ
Okunuş
hunefâe lillâhi ğayra muşrikîne bih. vemey yuşrik billâhi fekeennemâ ḫarra mine-ssemâi fetaḫtafuhu-ttayru ev tehvî bihi-rrîhu fî mekânin sehîk.
Meal (Diyanet)
Allah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
32
ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى ٱلْقُلُوبِ
Okunuş
ẕâlik. vemey yu`ażżim şe`âira-llâhi feinnehâ min takve-lkulûb.
Meal (Diyanet)
Bu böyledir; kişinin Allah'ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalblerin Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
33
لَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ثُمَّ مَحِلُّهَآ إِلَى ٱلْبَيْتِ ٱلْعَتِيقِ
Okunuş
lekum fîhâ menâfi`u ilâ ecelim musemmen ŝumme mehilluhâ ile-lbeyti-l`atîk.
Meal (Diyanet)
Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
34
وَلِكُلِّ أُمَّةٍۢ جَعَلْنَا مَنسَكًۭا لِّيَذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلْأَنْعَٰمِ ۗ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ فَلَهُۥٓ أَسْلِمُوا۟ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُخْبِتِينَ
Okunuş
velikulli ummetin ce`alnâ mensekel liyeẕkuru-sme-llâhi `alâ mâ razekahum mim behîmeti-l'en`âm. feilâhukum ilâhuv vâhidun felehû eslimû. vebeşşiri-lmuḫbitîn.
Meal (Diyanet)
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
35
ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَٱلصَّٰبِرِينَ عَلَىٰ مَآ أَصَابَهُمْ وَٱلْمُقِيمِى ٱلصَّلَوٰةِ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuş
elleẕîne iẕâ ẕukira-llâhu vecilet kulûbuhum vessâbirîne `alâ mâ esâbehum velmukîmi-ssalâti vemimmâ razaknâhum yunfikûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
36
وَٱلْبُدْنَ جَعَلْنَٰهَا لَكُم مِّن شَعَٰٓئِرِ ٱللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌۭ ۖ فَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهَا صَوَآفَّ ۖ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا۟ مِنْهَا وَأَطْعِمُوا۟ ٱلْقَانِعَ وَٱلْمُعْتَرَّ ۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرْنَٰهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
velbudne ce`alnâhâ lekum min şe`âiri-llâhi lekum fîhâ ḫayr. feẕkuru-sme-llâhi `aleyhâ savâff. feiẕâ vecebet cunûbuhâ fekulû minhâ veat`imu-lkâni`a velmu`terr. keẕâlike seḫḫarnâhâ lekum le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
37
لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقْوَىٰ مِنكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
ley yenâle-llâhe luhûmuhâ velâ dimâuhâ velâkiy yenâluhu-ttakvâ minkum. keẕâlike seḫḫarahâ lekum litukebbiru-llâhe `alâ mâ hedâkum. vebeşşiri-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
38
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍۢ كَفُورٍ
Okunuş
inne-llâhe yudâfi`u `ani-lleẕîne âmenû. inne-llâhe lâ yuhibbu kulle ḫavvânin kefûr.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
39
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا۟ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
Okunuş
uẕine lilleẕîne yukâtelûne biennehum żulimû. veinne-llâhe `alâ nasrihim lekadîr.
Meal (Diyanet)
Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
40
ٱلَّذِينَ أُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ۗ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍۢ لَّهُدِّمَتْ صَوَٰمِعُ وَبِيَعٌۭ وَصَلَوَٰتٌۭ وَمَسَٰجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا ٱسْمُ ٱللَّهِ كَثِيرًۭا ۗ وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ
Okunuş
elleẕîne uḫricû min diyârihim biğayri hakkin illâ ey yekûlû rabbune-llâh. velevlâ def`u-llâhi-nnâse ba`dahum biba`dil lehuddimet savâmi`u vebiye`uv vesalevâtuv vemesâcidu yuẕkeru fîhe-smu-llâhi keŝîrâ. veleyensuranne-llâhu mey yensuruh. inne-llâhe lekaviyyun `azîz.
Meal (Diyanet)
Onlar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır" dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
41
ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُوا۟ بِٱلْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا۟ عَنِ ٱلْمُنكَرِ ۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلْأُمُورِ
Okunuş
elleẕîne im mekkennâhum fi-l'ardi ekâmu-ssalâte veâtevu-zzekâte veemerû bilma`rûfi venehev `ani-lmunker. velillâhi `âkibetu-l'umûr.
Meal (Diyanet)
Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
42
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَعَادٌۭ وَثَمُودُ
Okunuş
veiy yukeẕẕibûke fekad keẕẕebet kablehum kavmu nûhiv ve`âduv veŝemûd.
Meal (Diyanet)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
43
وَقَوْمُ إِبْرَٰهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍۢ
Okunuş
vekavmu ibrâhîme vekavmu lût.
Meal (Diyanet)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
44
وَأَصْحَٰبُ مَدْيَنَ ۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰ فَأَمْلَيْتُ لِلْكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Okunuş
veashâbu medyen. vekuẕẕibe mûsâ feemleytu lilkâfirîne ŝumme eḫaẕtuhum. fekeyfe kâne nekîr.
Meal (Diyanet)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
45
فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌۭ فَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئْرٍۢ مُّعَطَّلَةٍۢ وَقَصْرٍۢ مَّشِيدٍ
Okunuş
fekeeyyim min karyetin ehleknâhâ vehiye żâlimetun fehiye ḫâviyetun `alâ `urûşihâ vebi'rim mu`attaletiv vekasrim meşîd.
Meal (Diyanet)
Nice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, sarayları bomboş kalmıştır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
46
أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌۭ يَعْقِلُونَ بِهَآ أَوْ ءَاذَانٌۭ يَسْمَعُونَ بِهَا ۖ فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى ٱلْأَبْصَٰرُ وَلَٰكِن تَعْمَى ٱلْقُلُوبُ ٱلَّتِى فِى ٱلصُّدُورِ
Okunuş
efelem yesîrû fi-l'ardi fetekûne lehum kulûbuy ya`kilûne bihâ ev âẕânuy yesme`ûne bihâ. feinnehâ lâ ta`me-l'ebsâru velâkin ta`me-lkulûbu-lletî fi-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
47
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ ۚ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍۢ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Okunuş
veyesta`cilûneke bil`aẕâbi veley yuḫlife-llâhu va`deh. veinne yevmen `inde rabbike keelfi senetim mimmâ te`uddûn.
Meal (Diyanet)
Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
48
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌۭ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
vekeeyyim min karyetin emleytu lehâ vehiye żâlimetun ŝumme eḫaẕtuhâ. veileyye-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Nice kasabalara, haksız oldukları halde, mehil vermiştim; sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş ancak Bana'dır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
49
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمْ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
kul yâ eyyuhe-nnâsu innemâ ene lekum neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
"Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım" de.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
50
فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
felleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lehum mağfiratuv verizkun kerîm.
Meal (Diyanet)
Cömertçe verilmiş rızık ve mağfiret, inanan ve yararlı iş işleyenleredir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
51
وَٱلَّذِينَ سَعَوْا۟ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
velleẕîne se`av fî âyâtinâ mu`âcizîne ulâike ashâbu-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
52
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍۢ وَلَا نَبِىٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلْقَى ٱلشَّيْطَٰنُ فِىٓ أُمْنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ ثُمَّ يُحْكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
vemâ erselnâ min kablike mir rasûliv velâ nebiyyin illâ iẕâ temennâ elka-şşeytânu fî umniyyetih. feyenseḫu-llâhu mâ yulki-şşeytânu ŝumme yuhkimu-llâhu âyâtih. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
53
لِّيَجْعَلَ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ ۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
liyec`ale mâ yulki-şşeytânu fitnetel lilleẕîne fî kulûbihim meraduv velkâsiyeti kulûbuhum. veinne-żżâlimîne lefî şikâkim be`îd.
Meal (Diyanet)
/. Allah şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamayı vesile kılar. Zalimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
54
وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا۟ بِهِۦ فَتُخْبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمْ ۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
veliya`leme-lleẕîne ûtu-l`ilme ennehu-lhakku mir rabbike feyu'minû bihî fetuḫbita lehû kulûbuhum. veinne-llâhe lehâdi-lleẕîne âmenû ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
55
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى مِرْيَةٍۢ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
Okunuş
velâ yezâlu-lleẕîne keferû fî miryetim minhu hattâ te'tiyehumu-ssâ`atu bağteten ev ye'tiyehum `aẕâbu yevmin `akîm.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
56
ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۢ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
elmulku yevmeiẕil lillâh. yahkumu beynehum. felleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti fî cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
İşte o gün hükümranlık Allah'ındır. O aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
57
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ feulâike lehum `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, ayetlerimizi yalan sayan kimseler, işte onlar için hakir düşüren azap vardır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
58
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓا۟ أَوْ مَاتُوا۟ لَيَرْزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزْقًا حَسَنًۭا ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Okunuş
velleẕîne hâcerû fî sebîli-llâhi ŝumme kutilû ev mâtû leyerzukannehumu-llâhu rizkan hasenâ. veinne-llâhe lehuve ḫayru-rrâzikîn.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
59
لَيُدْخِلَنَّهُم مُّدْخَلًۭا يَرْضَوْنَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌۭ
Okunuş
leyudḫilennehum mudḫaley yerdavneh. veinne-llâhe le`alîmun halîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere koyar. Şüphesiz Allah bilendir, Halim'dir.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
60
۞ ذَٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِىَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌۭ
Okunuş
ẕâlik. vemen `âkabe bimiŝli mâ `ûkibe bihî ŝumme buğiye `aleyhi leyensurannehu-llâh. inne-llâhe le`afuvvun ğafûr.
Meal (Diyanet)
Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
61
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌۭ
Okunuş
ẕâlike bienne-llâhe yûlicu-lleyle fi-nnehâri veyûlicu-nnehâra fi-lleyli veenne-llâhe semî`um besîr.
Meal (Diyanet)
Böyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
62
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلْبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ
Okunuş
ẕâlike bienne-llâhe huve-lhakku veenne mâ yed`ûne min dûnihî huve-lbâtilu veenne-llâhe huve-l`aliyyu-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Keza Hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir büyüktür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
63
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَتُصْبِحُ ٱلْأَرْضُ مُخْضَرَّةً ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌۭ
Okunuş
elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. fetusbihu-l'ardu muḫdarrah. inne-llâhe letîfun ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif'dir, haberdardır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
64
لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veinne-llâhe lehuve-lğaniyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
65
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلْفُلْكَ تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِأَمْرِهِۦ وَيُمْسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
elem tera enne-llâhe seḫḫara lekum mâ fi-l'ardi velfulke tecrî fi-lbahri biemrih. veyumsiku-ssemâe en teka`a `ale-l'ardi illâ biiẕnih. inne-llâhe binnâsi leraûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
66
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۗ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَكَفُورٌۭ
Okunuş
vehuve-lleẕî ahyâkum. ŝumme yumîtukum ŝumme yuhyîkum. inne-l'insâne lekefûr.
Meal (Diyanet)
Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
67
لِّكُلِّ أُمَّةٍۢ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ ۖ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِى ٱلْأَمْرِ ۚ وَٱدْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ ۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدًۭى مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
likulli ummetin ce`alnâ menseken hum nâsikûhu felâ yunâzi`anneke fi-l'emri ved`u ilâ rabbik. inneke le`alâ hudem mustekîm.
Meal (Diyanet)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
68
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
vein câdelûke fekuli-llâhu a`lemu bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
69
ٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuş
allâhu yahkumu beynekum yevme-lkiyâmeti fîmâ kuntum fîhi taḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
70
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۗ إِنَّ ذَٰلِكَ فِى كِتَٰبٍ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌۭ
Okunuş
elem ta`lem enne-llâhe ya`lemu mâ fi-ssemâi vel'ard. inne ẕâlike fî kitâb. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.
Meal (Diyanet)
Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'dadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
71
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًۭا وَمَا لَيْسَ لَهُم بِهِۦ عِلْمٌۭ ۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍۢ
Okunuş
veya`budûne min dûni-llâhi mâ lem yunezzil bihî sultânev vemâ leyse lehum bihî `ilm. vemâ liżżâlimîne min nesîr.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
72
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ تَعْرِفُ فِى وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْمُنكَرَ ۖ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا ۗ قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّۢ مِّن ذَٰلِكُمُ ۗ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta`rifu fî vucûhi-lleẕîne keferu-lmunker. yekâdûne yestûne billeẕîne yetlûne `aleyhim âyâtinâ. kul efeunebbiukum bişerrim min ẕâlikum. ennâr. ve`adehe-llâhu-lleẕîne keferû. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür!..
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
73
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌۭ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخْلُقُوا۟ ذُبَابًۭا وَلَوِ ٱجْتَمَعُوا۟ لَهُۥ ۖ وَإِن يَسْلُبْهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيْـًۭٔا لَّا يَسْتَنقِذُوهُ مِنْهُ ۚ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلْمَطْلُوبُ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu duribe meŝelun festemi`û leh. inne-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi ley yaḫlukû ẕubâbev velevi-cteme`û leh. veiy yeslubhumu-ẕẕubâbu şey'el lâ yestenkiẕûhu minh. da`ufe-ttâlibu velmatlûb.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
74
مَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ
Okunuş
mâ kaderu-llâhe hakka kadrih. inne-llâhe lekaviyyun `azîz.
Meal (Diyanet)
Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
75
ٱللَّهُ يَصْطَفِى مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًۭا وَمِنَ ٱلنَّاسِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌۭ
Okunuş
allâhu yastafî mine-lmelâiketi rusulev vemine-nnâs. inne-llâhe semî`um besîr.
Meal (Diyanet)
Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
76
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Okunuş
ya`lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum. veile-llâhi turce`u-l'umûr.
Meal (Diyanet)
O, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
77
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱرْكَعُوا۟ وَٱسْجُدُوا۟ وَٱعْبُدُوا۟ رَبَّكُمْ وَٱفْعَلُوا۟ ٱلْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ۩
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-rke`û vescudû va`budû rabbekum vef`alu-lḫayra le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Rüku edin, secdeye varın, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz.
سُورَةُ الحَجِّ
· Hac Suresi
78
وَجَٰهِدُوا۟ فِى ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦ ۚ هُوَ ٱجْتَبَىٰكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلدِّينِ مِنْ حَرَجٍۢ ۚ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَٰهِيمَ ۚ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِى هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ ۚ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعْتَصِمُوا۟ بِٱللَّهِ هُوَ مَوْلَىٰكُمْ ۖ فَنِعْمَ ٱلْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ ٱلنَّصِيرُ
Okunuş
vecâhidû fi-llâhi hakka cihâdih. huve-ctebâkum vemâ ce`ale `aleykum fi-ddîni min harac. millete ebîkum ibrâhîm. huve semmâkumu-lmuslimîne min kablu vefî hâẕâ liyekûne-rrasûlu şehîden `aleykum vetekûnû şuhedâe `ale-nnâs. feekîmu-ssalâte veâtu-zzekâte va`tesimû billâh. huve mevlâkum. feni`me-lmevlâ veni`me-nnesîr.
Meal (Diyanet)
Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!