📖 Cüz 14
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
elif-lâm-râ. tilke âyâtu-lkitâbi vekur'ânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
Okunuş
rubemâ yeveddu-lleẕîne keferû lev kânû muslimîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
ẕerhum ye'kulû veyetemette`û veyulhihimu-l'emelu fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Okunuş
vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbum ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
Okunuş
mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
6
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌۭ
Okunuş
vekâlû yâ eyyuhe-lleẕî nuzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًۭا مُّنظَرِينَ
Okunuş
mâ nunezzilu-lmelâikete illâ bilhakki vemâ kânû iẕem munżarîn.
Meal (Diyanet)
Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
9
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
Okunuş
innâ nahnu nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû lehâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
velekad erselnâ min kablike fî şiye`i-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
11
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
12
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
keẕâlike neslukuhû fî kulûbi-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
lâ yu'minûne bihî vekad ḫalet sunnetu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
Okunuş
velev fetahnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.
Meal (Diyanet)
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
15
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌۭ مَّسْحُورُونَ
Okunuş
lekâlû innemâ sukkirat ebsârunâ bel nahnu kavmum meshûrûn.
Meal (Diyanet)
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
Okunuş
velekad ce`alnâ fi-ssemâi burûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
17
وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ رَّجِيمٍ
Okunuş
vehafiżnâhâ min kulli şeytânir racîm.
Meal (Diyanet)
Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
illâ meni-steraka-ssem`a feetbe`ahû şihâbum mubîn.
Meal (Diyanet)
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
19
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْزُونٍۢ
Okunuş
vel'arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min kulli şey'im mevzûn.
Meal (Diyanet)
Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
Okunuş
vece`alnâ lekum fîhâ me`âyişe vemel lestum lehû birâzikîn.
Meal (Diyanet)
Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
21
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Okunuş
veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinuh. vemâ nunezziluhû illâ bikaderim ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
Okunuş
veerselne-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâi mâen feeskaynâkumûh. vemâ entum lehû biḫâzinîn.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
Okunuş
veinnâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriŝûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
Okunuş
velekad `alimne-lmustakdimîne minkum velekad `alimne-lmuste'ḫirîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
veinne rabbeke huve yahşuruhum. innehû hakîmun `alîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
Okunuş
velekad ḫalakne-l'insâne min salsâlim min hameim mesnûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
Okunuş
velcânne ḫalaknâhu min kablu min nâri-ssemûm.
Meal (Diyanet)
Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
Okunuş
veiẕ kâle rabbuke lilmelâiketi innî ḫâlikum beşeram min salsâlim min hameim mesnûn.
Meal (Diyanet)
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
29
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
Okunuş
feiẕâ sevveytuhû venefaḫtu fîhi mir rûhî feka`û lehû sâcidîn.
Meal (Diyanet)
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Okunuş
fesecede-lmelâiketu kulluhum ecme`ûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Okunuş
illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
32
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Okunuş
kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
Okunuş
kâle lem ekul liescude libeşerin ḫalaktehû min salsâlim min hameim mesnûn.
Meal (Diyanet)
O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
Okunuş
kâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
Meal (Diyanet)
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
Okunuş
veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.
Meal (Diyanet)
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Okunuş
kâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
Okunuş
kâle feinneke mine-lmunżarîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
Okunuş
ilâ yevmi-lvakti-lma`lûm.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
kâle rabbi bimâ ağveytenî leuzeyyinenne lehum fi-l'ardi veleuğviyennehum ecme`în.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâdeke minhumu-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
Okunuş
kâle hâẕâ sirâtun `aleyye mustekîm.
Meal (Diyanet)
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
Okunuş
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sultânun illâ meni-ttebe`ake mine-lğâvîn.
Meal (Diyanet)
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
veinne cehenneme lemev`iduhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍۢ لِّكُلِّ بَابٍۢ مِّنْهُمْ جُزْءٌۭ مَّقْسُومٌ
Okunuş
lehâ seb`atu ebvâb. likulli bâbim minhum cuz'um maksûm.
Meal (Diyanet)
O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
Okunuş
udḫulûhâ biselâmin âminîn.
Meal (Diyanet)
"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
47
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
Okunuş
veneza`nâ mâ fî sudûrihim min ğillin iḫvânen `alâ sururim mutekâbilîn.
Meal (Diyanet)
Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
48
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌۭ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
Okunuş
lâ yemessuhum fîhâ nesabuv vemâ hum minhâ bimuḫracîn.
Meal (Diyanet)
Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
nebbi' `ibâdî ennî ene-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
Okunuş
veenne `aẕâbî huve-l`aẕâbu-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
Okunuş
venebbi'hum `an dayfi ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
52
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
Okunuş
iẕ deḫalû `aleyhi fekâlû selâmâ. kâle innâ minkum vecilûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
53
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
Okunuş
kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biğulâmin `alîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
Okunuş
kâle ebeşşertumûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tubeşşirûn.
Meal (Diyanet)
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
55
قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
Okunuş
kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekum mine-lkânitîn.
Meal (Diyanet)
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
56
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
Okunuş
kâle vemey yaknetu mir rahmeti rabbihî ille-ddâllûn.
Meal (Diyanet)
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
kâle femâ ḫatbukum eyyuhe-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
58
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
Okunuş
kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmim mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
illâ âle lût. innâ lemuneccûhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
ille-mraetehû kaddernâ innehâ lemine-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
felemmâ câe âle lûtini-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
Okunuş
kâle innekum kavmum munkerûn.
Meal (Diyanet)
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
63
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
Okunuş
kâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
Meal (Diyanet)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
64
وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Okunuş
veeteynâke bilhakki veinnâ lesâdikûn.
Meal (Diyanet)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍۢ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌۭ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
Okunuş
feesri biehlike bikit`im mine-lleyli vettebi` edbârahum velâ yeltefit minkum ehaduv vemdû hayŝu tu'merûn.
Meal (Diyanet)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
66
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ
Okunuş
vekadaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâulâi maktû`um musbihîn.
Meal (Diyanet)
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
Okunuş
vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûn.
Meal (Diyanet)
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
Okunuş
kâle inne hâulâi dayfî felâ tefdahûn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
69
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
Okunuş
vetteku-llâhe velâ tuḫzûn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
70
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
Okunuş
kâle hâulâi benâtî in kuntum fâ`ilîn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
72
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
le`amruke innehum lefî sekratihim ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
Okunuş
feeḫaẕethumu-ssayhatu muşrikîn.
Meal (Diyanet)
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
74
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ
Okunuş
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ `aleyhim hicâratem min siccîl.
Meal (Diyanet)
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
75
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmutevessimîn.
Meal (Diyanet)
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ
Okunuş
veinnehâ lebisebîlim mukîm.
Meal (Diyanet)
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
77
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyetel lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunda inananlar için ibret vardır.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
78
وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
Okunuş
vein kâne ashâbu-l'eyketi leżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
fentekamnâ minhum. veinnehumâ lebiimâmim mubîn.
Meal (Diyanet)
Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
velekad keẕẕebe ashâbu-lhicri-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
81
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Okunuş
veâteynâhum âyâtinâ fekânû `anhâ mu`ridîn.
Meal (Diyanet)
Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
82
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
Okunuş
vekânû yenhitûne mine-lcibâli buyûten âminîn.
Meal (Diyanet)
Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
Okunuş
feeḫaẕethumu-ssayhatu musbihîn.
Meal (Diyanet)
Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
femâ ağnâ `anhum mâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
85
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
Okunuş
vemâ ḫalakne-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ illâ bilhakki. veinne-ssâ`ate leâtiyetun fasfehi-ssafha-lcemîl.
Meal (Diyanet)
Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
inne rabbeke huve-lḫallâku-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًۭا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
Okunuş
velekad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velkur'âne-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
lâ temuddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhum velâ tahzen `aleyhim vaḫfid cenâhake lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
89
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
vekul innî ene-nneẕîru-lmubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
90
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
Okunuş
kemâ enzelnâ `ale-lmuktesimîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
91
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
Okunuş
elleẕîne ce`alu-lkur'âne `idîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
feverabbike lenes'elennehum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
93
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
`ammâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
fasda` bimâ tu'meru vea`rid `ani-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
95
إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
Okunuş
innâ kefeynâke-lmustehziîn.
Meal (Diyanet)
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
Okunuş
velekad na`lemu enneke yedîku sadruke bimâ yekûlûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Okunuş
fesebbih bihamdi rabbike vekum mine-ssâcidîn.
Meal (Diyanet)
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
سُورَةُ الحِجۡرِ
· Hicr Suresi
99
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
Okunuş
va`bud rabbeke hattâ ye'tiyeke-lyekîn.
Meal (Diyanet)
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَتَىٰٓ أَمْرُ ٱللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
etâ emru-llâhi felâ testa`cilûh. subhânehû vete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
2
يُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ بِٱلرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ أَنْ أَنذِرُوٓا۟ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱتَّقُونِ
Okunuş
yunezzilu-lmelâikete birrûhi min emrihî `alâ mey yeşâu min `ibâdihî en enẕirû ennehû lâ ilâhe illâ ene fettekûn.
Meal (Diyanet)
Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: "İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının."
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
3
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۚ تَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. te`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
4
خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍۢ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
ḫaleka-l'insâne min nutfetin feiẕâ huve ḫasîmum mubîn.
Meal (Diyanet)
İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
5
وَٱلْأَنْعَٰمَ خَلَقَهَا ۗ لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌۭ وَمَنَٰفِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
vel'en`âme ḫalekahâ. lekum fîhâ dif'uv vemenâfi`u veminhâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
6
وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
Okunuş
velekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne vehîne tesrahûn.
Meal (Diyanet)
Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
7
وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَىٰ بَلَدٍۢ لَّمْ تَكُونُوا۟ بَٰلِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ ٱلْأَنفُسِ ۚ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
vetahmilu eŝkâlekum ilâ beledil lem tekûnû bâliğîhi illâ bişikki-l'enfus. inne rabbekum leraûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
8
وَٱلْخَيْلَ وَٱلْبِغَالَ وَٱلْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةًۭ ۚ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
velḫayle velbiğâle velhamîra literkebûhâ vezîneh. veyaḫluku mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
9
وَعَلَى ٱللَّهِ قَصْدُ ٱلسَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌۭ ۚ وَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
ve`ale-llâhi kasdu-ssebîli veminhâ câir. velev şâe lehedâkum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
10
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ ۖ لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌۭ وَمِنْهُ شَجَرٌۭ فِيهِ تُسِيمُونَ
Okunuş
huve-lleẕî enzele mine-ssemâi mâel lekum minhu şerâbuv veminhu şecerun fîhi tusîmûn.
Meal (Diyanet)
Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
11
يُنۢبِتُ لَكُم بِهِ ٱلزَّرْعَ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلنَّخِيلَ وَٱلْأَعْنَٰبَ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
yumbitu lekum bihi-zzer`a vezzeytûne venneḫîle vel'a`nâbe vemin kulli-ŝŝemerât. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
12
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ ۖ وَٱلنُّجُومُ مُسَخَّرَٰتٌۢ بِأَمْرِهِۦٓ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
veseḫḫara lekumu-lleyle vennehâra veşşemse velkamer. vennucûmu museḫḫarâtum biemrih. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
13
وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهُۥٓ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَذَّكَّرُونَ
Okunuş
vemâ ẕerae lekum fi-l'ardi muḫtelifen elvânuh. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy yeẕẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
14
وَهُوَ ٱلَّذِى سَخَّرَ ٱلْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا۟ مِنْهُ لَحْمًۭا طَرِيًّۭا وَتَسْتَخْرِجُوا۟ مِنْهُ حِلْيَةًۭ تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى ٱلْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî seḫḫara-lbahra lite'kulû minhu lahmen tariyyev vetestaḫricû minhu hilyeten telbesûnehâ. vetera-lfulke mevâḫira fîhi velitebteğû min fadlihî vele`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
15
وَأَلْقَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ رَوَٰسِىَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَٰرًۭا وَسُبُلًۭا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Okunuş
veelkâ fi-l'ardi ravâsiye en temîde bikum veenhârav vesubulel le`allekum tehtedûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
16
وَعَلَٰمَٰتٍۢ ۚ وَبِٱلنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ
Okunuş
ve`alâmât. vebinnecmi hum yehtedûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
17
أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لَّا يَخْلُقُ ۗ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
efemey yaḫluku kemel lâ yaḫluk. efelâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
18
وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
vein te`uddû ni`mete-llâhi lâ tuhsûhâ. inne-llâhe leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
19
وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Okunuş
vellâhu ya`lemu mâ tusirrûne vemâ tu`linûn.
Meal (Diyanet)
Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
20
وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًۭٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ
Okunuş
velleẕîne yed`ûne min dûni-llâhi lâ yaḫlukûne şey'ev vehum yuḫlekûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
21
أَمْوَٰتٌ غَيْرُ أَحْيَآءٍۢ ۖ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Okunuş
emvâtun ğayru ahyâ'. vemâ yeş`urûne eyyâne yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
22
إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۚ فَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌۭ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
ilâhukum ilâhuv vâhid. felleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati kulûbuhum munkiratuv vehum mustekbirûn.
Meal (Diyanet)
Tanrınız tek bir Tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
23
لَا جَرَمَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ
Okunuş
lâ cerame enne-llâhe ya`lemu mâ yusirrûne vemâ yu`linûn. innehû lâ yuhibbu-lmustekbirîn.
Meal (Diyanet)
Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
24
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ ۙ قَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
veiẕâ kîle lehum mâẕâ enzele rabbukum kâlû esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulsa: "öncekilerin masalları" derler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
25
لِيَحْمِلُوٓا۟ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةًۭ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ وَمِنْ أَوْزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
Okunuş
liyahmilû evzârahum kâmiletey yevme-lkiyâmeti vemin evzâri-lleẕîne yudillûnehum biğayri `ilm. elâ sâe mâ yezirûn.
Meal (Diyanet)
Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
26
قَدْ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى ٱللَّهُ بُنْيَٰنَهُم مِّنَ ٱلْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ ٱلسَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
kad mekera-lleẕîne min kablihim feete-llâhu bunyânehum mine-lkavâ`idi feḫarra `aleyhimu-ssakfu min fevkihim veetâhumu-l`aẕâbu min hayŝu lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
27
ثُمَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تُشَٰٓقُّونَ فِيهِمْ ۚ قَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ إِنَّ ٱلْخِزْىَ ٱلْيَوْمَ وَٱلسُّوٓءَ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
ŝumme yevme-lkiyâmeti yuḫzîhim veyekûlu eyne şurakâiye-lleẕîne kuntum tuşâkkûne fîhim. kâle-lleẕîne ûtu-l`ilme inne-lḫizye-lyevme vessûe `ale-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve: "Haklarında tartıştığınız Benim ortaklarım nerede?" der. İlim sahibleri şöyle derler: "Doğrusu bugün inkarcılara rezillik ve iğrençlik vardır."
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
28
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ ۖ فَأَلْقَوُا۟ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِن سُوٓءٍۭ ۚ بَلَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
elleẕîne teteveffâhumu-lmelâiketu żâlimî enfusihim. feelkavu-sseleme mâ kunnâ na`melu min sû'. belâ inne-llâhe `alîmum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
29
فَٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۖ فَلَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
Okunuş
fedḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. felebi'se meŝve-lmutekebbirîn.
Meal (Diyanet)
Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
30
۞ وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمْ ۚ قَالُوا۟ خَيْرًۭا ۗ لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةٌۭ ۚ وَلَدَارُ ٱلْءَاخِرَةِ خَيْرٌۭ ۚ وَلَنِعْمَ دَارُ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vekîle lilleẕîne-ttekav mâẕâ enzele rabbukum. kâlû ḫayrâ. lilleẕîne ahsenû fî hâẕihi-ddunyâ haseneh. veledâru-l'âḫirati ḫayr. veleni`me dâru-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Sakınan kimselere: "Rabbiniz ne indirdi?" denince, "İyilik" derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
31
جَنَّٰتُ عَدْنٍۢ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْزِى ٱللَّهُ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
cennâtu `adniy yedḫulûnehâ tecrî min tahtihe-l'enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn. keẕâlike yeczi-llâhu-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
32
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ ۙ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
elleẕîne teteveffâhumu-lmelâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun `aleykumu-dḫulu-lcennete bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: "Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin" derler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
33
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ أَمْرُ رَبِّكَ ۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
hel yenżurûne illâ en te'tiyehumu-lmelâiketu ev ye'tiye emru rabbik. keẕâlike fe`ale-lleẕîne min kablihim. vemâ żalemehumu-llâhu velâkin kânû enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
34
فَأَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
feesâbehum seyyietu mâ `amilû vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
35
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍۢ نَّحْنُ وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍۢ ۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ فَهَلْ عَلَى ٱلرُّسُلِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
vekâle-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhu mâ `abednâ min dûnihî min şey'in nahnu velâ âbâunâ velâ harramnâ min dûnihî min şey'. keẕâlike fe`ale-lleẕîne min kablihim. fehel `ale-rrusuli ille-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
36
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ أُمَّةٍۢ رَّسُولًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ ۖ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ ٱلضَّلَٰلَةُ ۚ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
velekad be`aŝnâ fî kulli ummetir rasûlen eni-`budu-llâhe vectenibu-ttâğût. feminhum men hede-llâhu veminhum men hakkat `aleyhi-ddalâleh. fesîrû fi-l'ardi fenżurû keyfe kâne `âkibetu-lmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
37
إِن تَحْرِصْ عَلَىٰ هُدَىٰهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَن يُضِلُّ ۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
in tahris `alâ hudâhum feinne-llâhe lâ yehdî mey yudillu vemâ lehum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
38
وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ ۙ لَا يَبْعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُ ۚ بَلَىٰ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّۭا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
veaksemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb`aŝu-llâhu mey yemût. belâ va`den `aleyhi hakkav velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
39
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰذِبِينَ
Okunuş
liyubeyyine lehumu-lleẕî yaḫtelifûne fîhi veliya`leme-lleẕîne keferû ennehum kânû kâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
40
إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَىْءٍ إِذَآ أَرَدْنَٰهُ أَن نَّقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
innemâ kavlunâ lişey'in iẕâ eradnâhu en nekûle lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
41
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ ۖ وَلَأَجْرُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuş
velleẕîne hâcerû fi-llâhi mim ba`di mâ żulimû lenubevviennehum fi-ddunyâ haseneh. veleecru-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
42
ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuş
elleẕîne saberû ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
Meal (Diyanet)
Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
43
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًۭا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ ۚ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehle-ẕẕikri in kuntum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
44
بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ ۗ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
bilbeyyinâti vezzubur. veenzelnâ ileyke-ẕẕikra litubeyyine linnâsi mâ nuzzile ileyhim vele`allehum yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
45
أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخْسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
efeemine-lleẕîne mekeru-sseyyiâti ey yaḫsife-llâhu bihimu-l'arda ev ye'tiyehumu-l`aẕâbu min hayŝu lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
46
أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِى تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
Okunuş
ev ye'ḫuẕehum fî tekallubihim femâ hum bimu`cizîn.
Meal (Diyanet)
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
47
أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَىٰ تَخَوُّفٍۢ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
ev ye'ḫuẕehum `alâ teḫavvuf. feinne rabbekum leraûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
48
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍۢ يَتَفَيَّؤُا۟ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدًۭا لِّلَّهِ وَهُمْ دَٰخِرُونَ
Okunuş
evelem yerav ilâ mâ ḫaleka-llâhu min şey'iy yetefeyyeu żilâluhû `ani-lyemîni veşşemâili succedel lillâhi vehum dâḫirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
49
وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مِن دَآبَّةٍۢ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
velillâhi yescudu mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi min dâbbetiv velmelâiketu vehum lâ yestekbirûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
50
يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ۩
Okunuş
yeḫâfûne rabbehum min fevkihim veyef`alûne mâ yu'merûn.
Meal (Diyanet)
Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
51
۞ وَقَالَ ٱللَّهُ لَا تَتَّخِذُوٓا۟ إِلَٰهَيْنِ ٱثْنَيْنِ ۖ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ فَإِيَّٰىَ فَٱرْهَبُونِ
Okunuş
vekâle-llâhu lâ tetteḫiẕû ilâheyni-ŝneyn. innemâ huve ilâhuv vâhid. feiyyâye ferhebûn.
Meal (Diyanet)
Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
52
وَلَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًا ۚ أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ
Okunuş
velehû mâ fi-ssemâvâti vel'ardi velehu-ddînu vâsibâ. efeğayra-llâhi tettekûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
53
وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍۢ فَمِنَ ٱللَّهِ ۖ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَ
Okunuş
vemâ bikum min ni`metin femine-llâhi ŝumme iẕâ messekumu-ddurru feileyhi tec'erûn.
Meal (Diyanet)
Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
54
ثُمَّ إِذَا كَشَفَ ٱلضُّرَّ عَنكُمْ إِذَا فَرِيقٌۭ مِّنكُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
Okunuş
ŝumme iẕâ keşefe-ddurra `ankum iẕâ ferîkum minkum birabbihim yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
55
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ ۚ فَتَمَتَّعُوا۟ ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Okunuş
liyekfurû bimâ âteynâhum. fetemette`û. fesevfe ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
56
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصِيبًۭا مِّمَّا رَزَقْنَٰهُمْ ۗ تَٱللَّهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَفْتَرُونَ
Okunuş
veyec`alûne limâ lâ ya`lemûne nesîbem mimmâ razaknâhum. tellâhi letus'elunne `ammâ kuntum tefterûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah'a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
57
وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ ٱلْبَنَٰتِ سُبْحَٰنَهُۥ ۙ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ
Okunuş
veyec`alûne lillâhi-lbenâti subhânehû velehum mâ yeştehûn.
Meal (Diyanet)
Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
58
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلْأُنثَىٰ ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّۭا وَهُوَ كَظِيمٌۭ
Okunuş
veiẕâ buşşira ehaduhum bil'unŝâ żalle vechuhû musveddev vehuve keżîm.
Meal (Diyanet)
Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
59
يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلْقَوْمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓ ۚ أَيُمْسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُۥ فِى ٱلتُّرَابِ ۗ أَلَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Okunuş
yetevârâ mine-lkavmi min sûi mâ buşşira bih. eyumsikuhû `alâ hûnin em yedussuhû fi-tturâb. elâ sâe mâ yahkumûn.
Meal (Diyanet)
Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
60
لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوْءِ ۖ وَلِلَّهِ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
lilleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati meŝelu-ssev'. velillâhi-lmeŝelu-l'a`lâ. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O Güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
61
وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍۢ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةًۭ ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Okunuş
velev yuâḫiẕu-llâhu-nnâse biżulmihim mâ terake `aleyhâ min dâbbetiv velâkiy yu'eḫḫiruhum ilâ ecelim musemmâ. feiẕâ câe eceluhum lâ yeste'ḫirûne sâ`atev velâ yestakdimûn.
Meal (Diyanet)
Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
62
وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ ٱلْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلْحُسْنَىٰ ۖ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ
Okunuş
veyec`alûne lillâhi mâ yekrahûne vetesifu elsinetuhumu-lkeẕibe enne lehumu-lhusnâ. lâ cerame enne lehumu-nnâra veennehum mufratûn.
Meal (Diyanet)
Beğenmediklerini Allah'a malederler. Dilleri, güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler durur. Cehennemin onların olduğunda ve önceden oraya gideceklerinde şüphe yoktur.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
63
تَٱللَّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍۢ مِّن قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
tellâhi lekad erselnâ ilâ umemim min kablike fezeyyene lehumu-şşeytânu a`mâlehum fehuve veliyyuhumu-lyevme velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'a and olsun ki, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
64
وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِى ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ ۙ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
vemâ enzelnâ `aleyke-lkitâbe illâ litubeyyine lehumu-lleẕi-ḫtelefû fîhi vehudev verahmetel likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Sana Kitap'ı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
65
وَٱللَّهُ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَسْمَعُونَ
Okunuş
vellâhu enzele mine-ssemâi mâen feahyâ bihi-l'arda ba`de mevtihâ. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
66
وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةًۭ ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهِۦ مِنۢ بَيْنِ فَرْثٍۢ وَدَمٍۢ لَّبَنًا خَالِصًۭا سَآئِغًۭا لِّلشَّٰرِبِينَ
Okunuş
veinne lekum fi-l'en`âmi le`ibrah. nuskîkum mimmâ fî butûnihî mim beyni ferŝiv vedemil lebenen ḫâlisan sâiğal lişşâribîn.
Meal (Diyanet)
Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay süt içiririz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
67
وَمِن ثَمَرَٰتِ ٱلنَّخِيلِ وَٱلْأَعْنَٰبِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًۭا وَرِزْقًا حَسَنًا ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
vemin ŝemerâti-nneḫîli vel'a`nâbi tetteḫiẕûne minhu sekerav verizkan hasenâ. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
68
وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى ٱلنَّحْلِ أَنِ ٱتَّخِذِى مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا وَمِنَ ٱلشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ
Okunuş
veevhâ rabbuke ile-nnahli eni-tteḫiẕî mine-lcibâli buyûtev vemine-şşeceri vemimmâ ya`rişûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
69
ثُمَّ كُلِى مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ فَٱسْلُكِى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًۭا ۚ يَخْرُجُ مِنۢ بُطُونِهَا شَرَابٌۭ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهُۥ فِيهِ شِفَآءٌۭ لِّلنَّاسِ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
ŝumme kulî min kulli-ŝŝemerâti feslukî subule rabbiki ẕululâ. yaḫrucu mim butûnihâ şerâbum muḫtelifun elvânuhû fîhi şifâul linnâs. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
70
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّىٰكُمْ ۚ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرْذَلِ ٱلْعُمُرِ لِكَىْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍۢ شَيْـًٔا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۭ قَدِيرٌۭ
Okunuş
vellâhu ḫalekakum ŝumme yeteveffâkum veminkum mey yuraddu ilâ erẕeli-l`umuri likey lâ ya`leme ba`de `ilmin şey'â. inne-llâhe `alîmun kadîr.
Meal (Diyanet)
Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
71
وَٱللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ فِى ٱلرِّزْقِ ۚ فَمَا ٱلَّذِينَ فُضِّلُوا۟ بِرَآدِّى رِزْقِهِمْ عَلَىٰ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَآءٌ ۚ أَفَبِنِعْمَةِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ
Okunuş
vellâhu feddale ba`dakum `alâ ba`din fi-rrizk. feme-lleẕîne fuddilû birâddî rizkihim `alâ mâ meleket eymânuhum fehum fîhi sevâun. efebini`meti-llâhi yechadûn.
Meal (Diyanet)
Allah rızıkda kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
72
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًۭا وَجَعَلَ لَكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةًۭ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ ۚ أَفَبِٱلْبَٰطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ ٱللَّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ
Okunuş
vellâhu ce`ale lekum min enfusikum ezvâcev vece`ale lekum min ezvâcikum benîne vehafedetev verazekakum mine-ttayyibât. efebilbâtili yu'minûne vebini`meti-llâhi hum yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
73
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًۭا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ شَيْـًۭٔا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Okunuş
veya`budûne min dûni-llâhi mâ lâ yemliku lehum rizkam mine-ssemâvâti vel'ardi şey'ev velâ yestetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızıkları olmayan ve vermeye güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
74
فَلَا تَضْرِبُوا۟ لِلَّهِ ٱلْأَمْثَالَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
felâ tadribû lillâhi-l'emŝâl. inne-llâhe ya`lemu veentum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
75
۞ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا عَبْدًۭا مَّمْلُوكًۭا لَّا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَمَن رَّزَقْنَٰهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًۭا فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرًّۭا وَجَهْرًا ۖ هَلْ يَسْتَوُۥنَ ۚ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
darabe-llâhu meŝelen `abdem memlûkel lâ yakdiru `alâ şey'iv vemer razaknâhu minnâ rizkan hasenen fehuve yunfiku minhu sirrav vecehrâ. hel yestevûn. elhamdu lillâh. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
76
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَآ أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَىٰهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ ۖ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ ۙ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
vedarabe-llâhu meŝeler raculeyni ehaduhumâ ebkemu lâ yakdiru `alâ şey'iv vehuve kellun `alâ mevlâhu eynemâ yuveccihhu lâ ye'ti biḫayr. hel yestevî huve vemey ye'muru bil`adli vehuve `alâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
77
وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَمَآ أَمْرُ ٱلسَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ ٱلْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
velillâhi ğaybu-ssemâvâti vel'ard. vemâ emru-ssâ`ati illâ kelemhi-lbesari ev huve akrab. inne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir, kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur. Şüphesiz Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
78
وَٱللَّهُ أَخْرَجَكُم مِّنۢ بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًۭٔا وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
vellâhu aḫracekum mim butûni ummehâtikum lâ ta`lemûne şey'ev vece`ale lekumu-ssem`a vel'ebsâra vel'ef'idete le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
79
أَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ مُسَخَّرَٰتٍۢ فِى جَوِّ ٱلسَّمَآءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱللَّهُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
elem yerav ile-ttayri museḫḫarâtin fî cevvi-ssemâ'. mâ yumsikuhunne ille-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Göğün boşluğunda Allah'ın buyruğuna boyun eğerek uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları Allah'tan başka tutan kimse yoktur. İnanan millet için bunda dersler vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
80
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۢ بُيُوتِكُمْ سَكَنًۭا وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ ٱلْأَنْعَٰمِ بُيُوتًۭا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ ۙ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَآ أَثَٰثًۭا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
vellâhu ce`ale lekum mim buyûtikum sekenev vece`ale lekum min culûdi-l'en`âmi buyûten testeḫiffûnehâ yevme ża`nikum veyevme ikâmetikum vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş`ârihâ eŝâŝev vemetâ`an ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
81
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلَٰلًۭا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْجِبَالِ أَكْنَٰنًۭا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَٰبِيلَ تَقِيكُمُ ٱلْحَرَّ وَسَرَٰبِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Okunuş
vellâhu ce`ale lekum mimmâ ḫaleka żilâlev vece`ale lekum mine-lcibâli eknânev vece`ale lekum serâbîle tekîkumu-lharra veserabîle tekîkum be'sekum. keẕâlike yutimmu ni`metehû `aleykum le`allekum tuslimûn.
Meal (Diyanet)
Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış; dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
82
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
fein tevellev feinnemâ `aleyke-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse, sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
83
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
ya`rifûne ni`mete-llâhi ŝumme yunkirûnehâ veekŝeruhumu-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
84
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍۢ شَهِيدًۭا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Okunuş
veyevme neb`aŝu min kulli ummetin şehîden ŝumme lâ yu'ẕenu lilleẕîne keferû velâ hum yusta`tebûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
85
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Okunuş
veiẕâ rae-lleẕîne żalemu-l`aẕâbe felâ yuḫaffefu `anhum velâ hum yunżarûn.
Meal (Diyanet)
Zulmedenler, azap görürlerken azabları hafifletilmez de geciktirilmez de.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
86
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ شُرَكَآءَهُمْ قَالُوا۟ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ شُرَكَآؤُنَا ٱلَّذِينَ كُنَّا نَدْعُوا۟ مِن دُونِكَ ۖ فَأَلْقَوْا۟ إِلَيْهِمُ ٱلْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
veiẕâ rae-lleẕîne eşrakû şurakâehum kâlû rabbenâ hâulâi şurakâune-lleẕîne kunnâ ned`û min dûnik. feelkav ileyhimu-lkavle innekum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: "Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır" derler. Koştukları ortaklar: "Doğrusu siz yalancısınız" diye söz atarlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
87
وَأَلْقَوْا۟ إِلَى ٱللَّهِ يَوْمَئِذٍ ٱلسَّلَمَ ۖ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
veelkav ile-llâhi yevmeiẕin-sseleme vedalle `anhum mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Puta tapanlar o gün Allah'ın hükmüne teslim olurlar; uydurdukları şeyler onlardan uzaklaşırlar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
88
ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ زِدْنَٰهُمْ عَذَابًۭا فَوْقَ ٱلْعَذَابِ بِمَا كَانُوا۟ يُفْسِدُونَ
Okunuş
elleẕîne keferû vesaddû `an sebîli-llâhi zidnâhum `aẕâben fevka-l`aẕâbi bimâ kânû yufsidûn.
Meal (Diyanet)
İnkar eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azap üstüne azap veririz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
89
وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِى كُلِّ أُمَّةٍۢ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ ۖ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ ۚ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ تِبْيَٰنًۭا لِّكُلِّ شَىْءٍۢ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
veyevme neb`aŝu fî kulli ummetin şehîden `aleyhim min enfusihim veci'nâ bike şehîden `alâ hâulâ'. venezzelnâ `aleyke-lkitâbe tibyânel likulli şey'iv vehudev verahmetev vebuşrâ lilmuslimîn.
Meal (Diyanet)
O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
90
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَٱلْإِحْسَٰنِ وَإِيتَآئِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَٱلْبَغْىِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
inne-llâhe ye'muru bil`adli vel'ihsâni veîtâi ẕi-lkurbâ veyenhâ `ani-lfahşâi velmunkeri velbağy. ye`iżukum le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
91
وَأَوْفُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ إِذَا عَٰهَدتُّمْ وَلَا تَنقُضُوا۟ ٱلْأَيْمَٰنَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ ٱللَّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Okunuş
veevfû bi`ahdi-llâhi iẕâ `âhettum velâ tenkudu-l'eymâne ba`de tevkîdihâ vekad ce`altumu-llâhe `aleykum kefîlâ. inne-llâhe ya`lemu mâ tef`alûn.
Meal (Diyanet)
Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
92
وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّتِى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَٰثًۭا تَتَّخِذُونَ أَيْمَٰنَكُمْ دَخَلًۢا بَيْنَكُمْ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِىَ أَرْبَىٰ مِنْ أُمَّةٍ ۚ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ ٱللَّهُ بِهِۦ ۚ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuş
velâ tekûnû kelletî nekadat ğazlehâ mim ba`di kuvvetin enkâŝâ. tetteḫiẕûne eymânekum deḫalem beynekum en tekûne ummetun hiye erbâ min ummeh. innemâ yeblûkumu-llâhu bih. veleyubeyyinenne lekum yevme-lkiyâmeti mâ kuntum fîhi taḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. And olsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
93
وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَلَٰكِن يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
velev şâe-llâhu lece`alekum ummetev vâhidetev velâkiy yudillu mey yeşâu veyehdî mey yeşâ'. veletus'elunne `ammâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
94
وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ دَخَلًۢا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌۢ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا۟ ٱلسُّوٓءَ بِمَا صَدَدتُّمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
velâ tetteḫiẕû eymânekum deḫalem beynekum fetezille kademum ba`de ŝubûtihâ veteẕûku-ssûe bimâ sadettum `an sebîli-llâh. velekum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve (ahirette de) büyük bir azaba uğrarsınız.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
95
وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِعَهْدِ ٱللَّهِ ثَمَنًۭا قَلِيلًا ۚ إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
velâ teşterû bi`ahdi-llâhi ŝemenen kalîlâ. innemâ `inde-llâhi huve ḫayrul lekum in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ahdini hiçbir değere değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha iyidir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
96
مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ ۖ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقٍۢ ۗ وَلَنَجْزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓا۟ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
mâ `indekum yenfedu vemâ `inde-llâhi bâk. velenecziyenne-lleẕîne saberû ecrahum biahseni mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
97
مَنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَلَنُحْيِيَنَّهُۥ حَيَوٰةًۭ طَيِّبَةًۭ ۖ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
men `amile sâliham min ẕekerin ev unŝâ vehuve mu'minun felenuhyiyennehû hayâten tayyibeh. velenecziyennehum ecrahum biahseni mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
98
فَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
Okunuş
feiẕâ kara'te-lkur'âne feste`iẕ billâhi mine-şşeytâni-rracîm.
Meal (Diyanet)
Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
99
إِنَّهُۥ لَيْسَ لَهُۥ سُلْطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuş
innehû leyse lehû sultânun `ale-lleẕîne âmenû ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
100
إِنَّمَا سُلْطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشْرِكُونَ
Okunuş
innemâ sultânuhû `ale-lleẕîne yetevellevnehû velleẕîne hum bihî muşrikûn.
Meal (Diyanet)
O'nun nüfuzu sadece, O'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
101
وَإِذَا بَدَّلْنَآ ءَايَةًۭ مَّكَانَ ءَايَةٍۢ ۙ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مُفْتَرٍۭ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
veiẕâ beddelnâ âyetem mekâne âyetiv vellâhu a`lemu bimâ yunezzilu kâlû innemâ ente mufter. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
102
قُلْ نَزَّلَهُۥ رُوحُ ٱلْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِٱلْحَقِّ لِيُثَبِّتَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَهُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
kul nezzelehû rûhu-lkudusi mir rabbike bilhakki liyuŝebbite-lleẕîne âmenû vehudev vebuşrâ lilmuslimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
103
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرٌۭ ۗ لِّسَانُ ٱلَّذِى يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِىٌّۭ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّۭ مُّبِينٌ
Okunuş
velekad na`lemu ennehum yekûlûne innemâ yu`allimuhû beşer. lisânu-lleẕî yulhidûne ileyhi a`cemiyyuv vehâẕâ lisânun `arabiyyum mubîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
104
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuş
inne-lleẕîne lâ yu'minûne biâyâti-llâhi lâ yehdîhimu-llâhu velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
105
إِنَّمَا يَفْتَرِى ٱلْكَذِبَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ
Okunuş
innemâ yefteri-lkeẕibe-lleẕîne lâ yu'minûne biâyâti-llâh. veulâike humu-lkâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
106
مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُۥ مُطْمَئِنٌّۢ بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلْكُفْرِ صَدْرًۭا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
men kefera billâhi mim ba`di îmânihî illâ men ukrihe vekalbuhû mutmeinnum bil'îmâni velâkim men şeraha bilkufri sadran fe`aleyhim ğadabum mine-llâh. velehum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
107
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا عَلَى ٱلْءَاخِرَةِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
ẕâlike biennehumu-stehabbu-lhayâte-ddunyâ `ale-l'âḫirati veenne-llâhe lâ yehdi-lkavme-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
108
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَٰرِهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne tabe`a-llâhu `alâ kulûbihim vesem`ihim veebsârihim. veulâike humu-lğâfilûn.
Meal (Diyanet)
İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
109
لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
lâ cerame ennehum fi-l'âḫirati humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
110
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا فُتِنُوا۟ ثُمَّ جَٰهَدُوا۟ وَصَبَرُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
ŝumme inne rabbeke lilleẕîne hâcerû mim ba`di mâ futinû ŝumme câhedû vesaberû inne rabbeke mim ba`dihâ leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
111
۞ يَوْمَ تَأْتِى كُلُّ نَفْسٍۢ تُجَٰدِلُ عَن نَّفْسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
yevme te'tî kullu nefsin tucâdilu `an nefsihâ vetuveffâ kullu nefsim mâ `amilet vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
112
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا قَرْيَةًۭ كَانَتْ ءَامِنَةًۭ مُّطْمَئِنَّةًۭ يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًۭا مِّن كُلِّ مَكَانٍۢ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ ٱللَّهِ فَأَذَٰقَهَا ٱللَّهُ لِبَاسَ ٱلْجُوعِ وَٱلْخَوْفِ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
Okunuş
vedarabe-llâhu meŝelen karyeten kânet âminetem mutmeinnetey ye'tîhâ rizkuhâ rağadem min kulli mekânin fekeferat bien`umi-llâhi feeẕâkahe-llâhu libâse-lcû`i velḫavfi bimâ kânû yasne`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
113
وَلَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ
Okunuş
velekad câehum rasûlum minhum fekeẕẕebûhu feeḫaẕehumu-l`aẕâbu vehum żâlimûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
114
فَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًۭا طَيِّبًۭا وَٱشْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Okunuş
fekulû mimmâ razekakumu-llâhu halâlen tayyibâ. veşkurû ni`mete-llâhi in kuntum iyyâhu ta`budûn.
Meal (Diyanet)
Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
115
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ ۖ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍۢ وَلَا عَادٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
innemâ harrame `aleykumu-lmeytete veddeme velahme-lḫinzîri vemâ uhille liğayri-llâhi bih. femeni-dturra ğayra bâğiv velâ `âdin feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
116
وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ ٱلْكَذِبَ هَٰذَا حَلَٰلٌۭ وَهَٰذَا حَرَامٌۭ لِّتَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
Okunuş
velâ tekûlû limâ tesifu elsinetukumu-lkeẕibe hâẕâ halâluv vehâẕâ harâmul litefterû `ale-llâhi-lkeẕib. inne-lleẕîne yefterûne `ale-llâhi-lkeẕibe lâ yuflihûn.
Meal (Diyanet)
Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
117
مَتَٰعٌۭ قَلِيلٌۭ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
metâ`un kalîl. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
118
وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ ۖ وَمَا ظَلَمْنَٰهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
ve`ale-lleẕîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ `aleyke min kabl. vemâ żalemnâhum velâkin kânû enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
119
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍۢ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
ŝumme inne rabbeke lilleẕîne `amilu-ssûe bicehâletin ŝumme tâbû mim ba`di ẕâlike veaslehû inne rabbeke mim ba`dihâ leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabbin bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
120
إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ كَانَ أُمَّةًۭ قَانِتًۭا لِّلَّهِ حَنِيفًۭا وَلَمْ يَكُ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
inne ibrâhîme kâne ummeten kânitel lillâhi hanîfâ. velem yeku mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, şüphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yönelen bir önderdi; puta tapanlardan değildi.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
121
شَاكِرًۭا لِّأَنْعُمِهِ ۚ ٱجْتَبَىٰهُ وَهَدَىٰهُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
şâkiral lien`umih. ictebâhu vehedâhu ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
122
وَءَاتَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
veâteynâhu fi-ddunyâ haseneh. veinnehû fi-l'âḫirati lemine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
123
ثُمَّ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ أَنِ ٱتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًۭا ۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
ŝumme evhaynâ ileyke eni-ttebi` millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Şimdi sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
124
إِنَّمَا جُعِلَ ٱلسَّبْتُ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ ۚ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
innemâ cu`ile-ssebtu `ale-lleẕîne-ḫtelefû fîh. veinne rabbeke leyahkumu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
125
ٱدْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلْحِكْمَةِ وَٱلْمَوْعِظَةِ ٱلْحَسَنَةِ ۖ وَجَٰدِلْهُم بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Okunuş
ud`u ilâ sebîli rabbike bilhikmeti velmev`iżati-lhaseneti vecâdilhum billetî hiye ahsen. inne rabbeke huve a`lemu bimen dalle `an sebîlihî vehuve a`lemu bilmuhtedîn.
Meal (Diyanet)
Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
126
وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا۟ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِۦ ۖ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌۭ لِّلصَّٰبِرِينَ
Okunuş
vein `âkabtum fe`âkibû bimiŝli mâ `ûkibtum bih. velein sabertum lehuve ḫayrul lissâbirîn.
Meal (Diyanet)
Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
127
وَٱصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلَّا بِٱللَّهِ ۚ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِى ضَيْقٍۢ مِّمَّا يَمْكُرُونَ
Okunuş
vasbir vemâ sabruke illâ billâhi velâ tahzen `aleyhim velâ teku fî daykim mimmâ yemkurûn.
Meal (Diyanet)
Sabret, senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır; onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme.
سُورَةُ النَّحۡلِ
· Nahl Suresi
128
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ
Okunuş
inne-llâhe me`a-lleẕîne-ttekav velleẕîne hum muhsinûn.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.