📖 Cüz 6
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
148
۞ لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
Okunuş
lâ yuhibbu-llâhu-lcehra bissûi mine-lkavli illâ men żulim. vekâne-llâhu semî`an `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülüğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
149
إِن تُبْدُوا۟ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا۟ عَن سُوٓءٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّۭا قَدِيرًا
Okunuş
in tubdû ḫayran ev tuḫfûhu ev ta`fû `an sûin feinne-llâhe kâne `afuvven kadîrâ.
Meal (Diyanet)
Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da Affeden'dir, Güçlü Olan'dır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
150
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍۢ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۢ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُوا۟ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
Okunuş
inne-lleẕîne yekfurûne billâhi verusulihî veyurîdûne ey yuferrikû beyne-llâhi verusulihî veyekûlûne nu'minu biba`div venekfuru biba`div veyurîdûne ey yetteḫiẕû beyne ẕâlike sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
151
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ حَقًّۭا ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًۭا مُّهِينًۭا
Okunuş
ulâike humu-lkâfirûne hakkâ. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem muhînâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
152
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّنْهُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
velleẕîne âmenû billâhi verusulihî velem yuferrikû beyne ehadim minhum ulâike sevfe yu'tîhim ucûrahum. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
153
يَسْـَٔلُكَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَٰبًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۚ فَقَدْ سَأَلُوا۟ مُوسَىٰٓ أَكْبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓا۟ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهْرَةًۭ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَعَفَوْنَا عَن ذَٰلِكَ ۚ وَءَاتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَٰنًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
yes'eluke ehlu-lkitâbi en tunezzile `aleyhim kitâbem mine-ssemâi fekad seelû mûsâ ekbera min ẕâlike fekâlû erine-llâhe cehraten feeḫaẕethumu-ssâ`ikatu biżulmihim. ŝumme-tteḫaẕu-l`icle mim ba`di mâ câethumu-lbeyyinâtu fe`afevnâ `an ẕâlik. veâteynâ mûsâ sultânem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
154
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًۭا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا۟ فِى ٱلسَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًۭا
Okunuş
verafa`nâ fevkahumu-ttûra bimîŝâkihim vekulnâ lehumu-dḫulu-lbâbe succedev vekulnâ lehum lâ ta`dû fi-ssebti veeḫaẕnâ minhum mîŝâkan ğalîżâ.
Meal (Diyanet)
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
155
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتْلِهِمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ ۚ بَلْ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
febimâ nakdihim mîŝâkahum vekufrihim biâyâti-llâhi vekatlihimu-l'embiyâe biğayri hakkiv vekavlihim kulûbunâ ğulf. bel tabe`a-llâhu `aleyhâ bikufrihim felâ yu'minûne illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Sözleşmelerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, "Kalblerimiz perdelidir" demelerinden ötürü Allah, evet, inkarlarına karşılık onların kalblerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
156
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَٰنًا عَظِيمًۭا
Okunuş
vebikufrihim vekavlihim `alâ meryeme buhtânen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
157
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا ٱلْمَسِيحَ عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمْ ۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ لَفِى شَكٍّۢ مِّنْهُ ۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّ ۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًۢا
Okunuş
vekavlihim innâ katelne-lmesîha `îse-bne meryeme rasûle-llâh. vemâ katelûhu vemâ salebûhu velâkin şubbihe lehum. veinne-lleẕîne-ḫtelefû fîhi lefî şekkim minh. mâ lehum bihî min `ilmin ille-ttibâ`a-żżann. vemâ katelûhu yekînâ.
Meal (Diyanet)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
158
بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيْهِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًۭا
Okunuş
ber rafe`ahu-llâhu ileyh. vekâne-llâhu `azîzen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
159
وَإِن مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِۦ قَبْلَ مَوْتِهِۦ ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًۭا
Okunuş
veim min ehli-lkitâbi illâ leyu'minenne bihî kable mevtih. veyevme-lkiyâmeti yekûnu `aleyhim şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
160
فَبِظُلْمٍۢ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًۭا
Okunuş
febiżulmim mine-lleẕîne hâdû harramnâ `aleyhim tayyibâtin uhillet lehum vebisaddihim `an sebîli-llâhi keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
161
وَأَخْذِهِمُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَقَدْ نُهُوا۟ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَٰطِلِ ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
veaḫẕihimu-rribâ vekad nuhû `anhu veeklihim emvâle-nnâsi bilbâtil. vea`tednâ lilkâfirîne minhum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
162
لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ ۚ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ أُو۟لَٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
Okunuş
lâkini-rrâsiḫûne fi-l`ilmi minhum velmu'minûne yu'minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike velmukîmîne-ssalâte velmu'tûne-zzekâte velmu'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ulâike senu'tîhim ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
163
۞ إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍۢ وَٱلنَّبِيِّۦنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيْمَٰنَ ۚ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًۭا
Okunuş
innâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhiv vennebiyyîne mim ba`dih. veevhaynâ ilâ ibrâhîme veismâ`île veishâka veya`kûbe vel'esbâti ve`îsâ veeyyûbe veyûnuse vehârûne vesuleymân. veâteynâ dâvûde zebûrâ.
Meal (Diyanet)
Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
164
وَرُسُلًۭا قَدْ قَصَصْنَٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًۭا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ ۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًۭا
Okunuş
verusulen kad kasasnâhum `aleyke min kablu verusulel lem naksushum `aleyk. vekelleme-llâhu mûsâ teklîmâ.
Meal (Diyanet)
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
165
رُّسُلًۭا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةٌۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًۭا
Okunuş
rusulem mubeşşirîne vemunẕirîne liellâ yekûne linnâsi `ale-llâhi huccetum ba`de-rrusul. vekâne-llâhu `azîzen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
166
لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ ۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ ۖ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
Okunuş
lâkini-llâhu yeşhedu bimâ enzele ileyke enzelehû bi`ilmih. velmelâiketu yeşhedûn. vekefâ billâhi şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Fakat Allah sana indirdiğine şahidlik eder, onu bilerek indirmiştir, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
167
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّوا۟ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Okunuş
inne-lleẕîne keferû vesaddû `an sebîli-llâhi kad dallû dalâlem be`îdâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
168
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
Okunuş
inne-lleẕîne keferû veżalemû lem yekuni-llâhu liyağfira lehum velâ liyehdiyehum tarîkâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
169
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًۭا
Okunuş
illâ tarîka cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
170
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًۭا لَّكُمْ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu kad câekumu-rrasûlu bilhakki mir rabbikum feâminû ḫayral lekum. vein tekfurû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
171
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ ۚ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌۭ مِّنْهُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۖ وَلَا تَقُولُوا۟ ثَلَٰثَةٌ ۚ ٱنتَهُوا۟ خَيْرًۭا لَّكُمْ ۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ سُبْحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌۭ ۘ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًۭا
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi lâ tağlû fî dînikum velâ tekûlû `ale-llâhi ille-lhakk. inneme-lmesîhu `îse-bnu meryeme rasûlu-llâhi vekelimetuh. elkâhâ ilâ meryeme verûhum minh. feâminû billâhi verusulih. velâ tekûlû ŝelâŝeh. intehû ḫayral lekum. inneme-llâhu ilâhuv vâhid. subhâneh ey yekûne lehû veled. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vekefâ billâhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
172
لَّن يَسْتَنكِفَ ٱلْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْدًۭا لِّلَّهِ وَلَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًۭا
Okunuş
ley yestenkife-lmesîhu ey yekûne `abdel lillâhi vele-lmelâiketu-lmukarrabûn. vemey yestenkif `an `ibâdetihî veyestekbir feseyahşuruhum ileyhi cemî`â.
Meal (Diyanet)
Mesih de, gözde melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna toplayacaktır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
173
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًۭا
Okunuş
feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti feyuveffîhim ucûrahum veyezîduhum min fadlih. veemme-lleẕîne-stenkefû vestekberû feyu`aẕẕibuhum `aẕâben elîmev velâ yecidûne lehum min dûni-llâhi veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, ecirlerini ödeyecek, onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
174
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَٰنٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu kad câekum burhânum mir rabbikum veenzelnâ ileykum nûram mubînâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
175
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِهِۦ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِى رَحْمَةٍۢ مِّنْهُ وَفَضْلٍۢ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَٰطًۭا مُّسْتَقِيمًۭا
Okunuş
feemme-lleẕîne âmenû billâhi va`tesamû bihî feseyudḫiluhum fî rahmetim minhu vefadliv veyehdîhim ileyhi sirâtam mustekîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
176
يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِى ٱلْكَلَٰلَةِ ۚ إِنِ ٱمْرُؤٌا۟ هَلَكَ لَيْسَ لَهُۥ وَلَدٌۭ وَلَهُۥٓ أُخْتٌۭ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌۭ ۚ فَإِن كَانَتَا ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِن كَانُوٓا۟ إِخْوَةًۭ رِّجَالًۭا وَنِسَآءًۭ فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا۟ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ
Okunuş
yesteftûnek. kuli-llâhu yuftîkum fi-lkelâleh. ini-mruun heleke leyse lehû veleduv velehû uḫtun felehâ nisfu mâ terak. vehuve yeriŝuhâ il lem yekul lehâ veledun. fein kânete-ŝneteyni felehume-ŝŝuluŝâni mimmâ terak. vein kânû iḫveter ricâlev venisâen feliẕẕekeri miŝlu hażżi-l'unŝeyeyn. yubeyyinu-llâhu lekum en tedillû. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Senden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: "Şayet çocuğu olmayıp bir kızkardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kızkardeşe kalır. Fakat kızkardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kızkardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor." Allah her şeyi bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَوْفُوا۟ بِٱلْعُقُودِ ۚ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû evfû bil`ukûd. uhillet lekum behîmetu-l'en`âmi illâ mâ yutlâ `aleykum ğayra muhilli-ssaydi veentum hurum. inne-llâhe yahkumu mâ yurîd.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحِلُّوا۟ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَلَا ٱلْهَدْىَ وَلَا ٱلْقَلَٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًۭا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَٰنًۭا ۚ وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَٱصْطَادُوا۟ ۚ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا۟ ۘ وَتَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ وَلَا تَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tuhillû şe`âira-llâhi vele-şşehra-lharâme vele-lhedye vele-lkalâide velâ âmmîne-lbeyte-lharâme yebteğûne fadlem mir rabbihim veridvânâ. veiẕâ haleltum fastâdû. velâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum `ani-lmescidi-lharâmi en ta`tedû. vete`âvenû `ale-lbirri vettakvâ. velâ te`âvenû `ale-l'iŝmi vel`udvân. vetteku-llâh. inne-llâhe şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
3
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحْمُ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلْمُنْخَنِقَةُ وَٱلْمَوْقُوذَةُ وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا۟ بِٱلْأَزْلَٰمِ ۚ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ ۗ ٱلْيَوْمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِ ۚ ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلْإِسْلَٰمَ دِينًۭا ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ فِى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍۢ لِّإِثْمٍۢ ۙ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
hurrimet `aleykumu-lmeytetu veddemu velahmu-lḫinzîri vemâ uhille liğayri-llâhi bihî velmunḫanikatu velmevkûẕetu velmuteraddiyetu vennetîhatu vemâ ekele-ssebu`u illâ mâ ẕekkeytum vemâ ẕubiha `ale-nnusubi veen testaksimû bil'ezlâm. ẕâlikum fisk. elyevme yeise-lleẕîne keferû min dînikum felâ taḫşevhum vaḫşevn. elyevme ekmeltu lekum dînekum veetmemtu `aleykum ni`metî veradîtu lekumu-l'islâme dînâ. femeni-dturra fî maḫmesatin ğayra mutecânifil liiŝmin feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
4
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمْ ۖ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ ۙ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ ٱلْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُ ۖ فَكُلُوا۟ مِمَّآ أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
yes'elûneke mâẕâ uhille lehum. kul uhille lekumu-ttayyibâtu vemâ `allemtum mine-lcevârihi mukellibîne tu`allimûnehunne mimmâ `allemekumu-llâh. fekulû mimmâ emsekne `aleykum veẕkuru-sme-llâhi `aleyh. vetteku-llâh. inne-llâhe serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
5
ٱلْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ ۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ حِلٌّۭ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّۭ لَّهُمْ ۖ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِىٓ أَخْدَانٍۢ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِٱلْإِيمَٰنِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
elyevme uhille lekumu-ttayyibât. veta`âmu-lleẕîne ûtu-lkitâbe hillul lekum. veta`âmukum hillul lehum. velmuhsanâtu mine-lmu'minâti velmuhsanâtu mine-lleẕîne ûtu-lkitâbe min kablikum iẕâ âteytumûhunne ucûrahunne muhsinîne ğayra musâfihîne velâ mutteḫiẕî aḫdân. vemey yekfur bil'îmâni fekad habita `ameluh. vehuve fi-l'âḫirati mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Bugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
6
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًۭا فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌۭ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءًۭ فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًۭا طَيِّبًۭا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ ۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍۢ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ kumtum ile-ssalâti fağsilû vucûhekum veeydiyekum ile-lmerâfiki vemsehû biruûsikum veerculekum ile-lka`beyn. vein kuntum cunuben fettahherû. vein kuntum merdâ ev `alâ seferin ev câe ehadum minkum mine-lğâiti ev lemestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa`îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum minh. mâ yurîdu-llâhu liyec`ale `aleykum min haraciv velâkiy yurîdu liyutahhirakum veliyutimme ni`metehû `aleykum le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
7
وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
veẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum vemîŝâkahu-lleẕî vâŝekakum bihî iẕ kultum semi`nâ veeta`nâ. vetteku-llâh. inne-llâhe `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ ۚ ٱعْدِلُوا۟ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bilkist. velâ yecrimennekum şeneânu kavmin `alâ ellâ ta`dilû. i`dilû. huve akrabu littakvâ. vetteku-llâh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
9
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ۙ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَأَجْرٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
ve`ade-llâhu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lehum mağfiratuv veecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah, inananlara ve yararlı işler işleyenlere mağfiret ve büyük ecir olduğunu vadetmiştir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
10
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ulâike ashâbu-lcehîm.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-ẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum iẕ hemme kavmun ey yebsutû ileykum eydiyehum fekeffe eydiyehum `ankum. vetteku-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
12
۞ وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًۭا ۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۚ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Okunuş
velekad eḫaẕe-llâhu mîŝâka benî isrâîl. vebe`aŝnâ minhumu-ŝney `aşera nekîbâ. vekâle-llâhu innî me`akum. lein ekamtumu-ssalâte veâteytumu-zzekâte veâmentum birusulî ve`azzertumûhum veakradtumu-llâhe kardan hasenel leukeffiranne `ankum seyyiâtikum veleudḫilennekum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. femen kefera ba`de ẕâlike minkum fekad dalle sevâe-ssebîl.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
13
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ لَعَنَّٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَٰسِيَةًۭ ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ ۙ وَنَسُوا۟ حَظًّۭا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍۢ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا مِّنْهُمْ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
febimâ nakdihim mîŝâkahum le`annâhum vece`alnâ kulûbehum kâsiyeh. yuharrifûne-lkelime `am mevâdi`ihî venesû hażżam mimmâ ẕukkirû bih. velâ tezâlu tettali`u `alâ ḫâinetim minhum illâ kalîlem minhum fa`fu `anhum vasfah. inne-llâhe yuhibbu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
14
وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّۭا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
Okunuş
vemine-lleẕîne kâlû innâ nesârâ eḫaẕnâ mîŝâkahum fenesû hażżam mimmâ ẕukkirû bih. feağraynâ beynehumu-l`adâvete velbağdâe ilâ yevmi-lkiyâmeh. vesevfe yunebbiuhumu-llâhu bimâ kânû yasne`ûn.
Meal (Diyanet)
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
15
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًۭا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍۢ ۚ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌۭ وَكِتَٰبٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi kad câekum rasûlunâ yubeyyinu lekum keŝîram mimmâ kuntum tuḫfûne mine-lkitâbi veya`fû `an keŝîr. kad câekum mine-llâhi nûruv vekitâbum mubîn.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
16
يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
yehdî bihi-llâhu meni-ttebe`a ridvânehû subule-sselâmi veyuḫricuhum mine-żżulumâti ile-nnûri biiẕnihî veyehdîhim ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
17
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ ٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ۗ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
lekad kefera-lleẕîne kâlû inne-llâhe huve-lmesîhu-bnu meryem. kul femey yemliku mine-llâhi şey'en in erâde ey yuhlike-lmesîha-bne meryeme veummehû vemen fi-l'ardi cemî`â. velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. yaḫluku mâ yeşâ'. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
"Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
18
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحْنُ أَبْنَٰٓؤُا۟ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥ ۚ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم ۖ بَلْ أَنتُم بَشَرٌۭ مِّمَّنْ خَلَقَ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
vekâleti-lyehûdu vennesârâ nahnu ebnâu-llâhi veehibbâuh. kul felime yu`aẕẕibukum biẕunûbikum. bel entum beşerum mimmen ḫalek. yağfiru limey yeşâu veyu`aẕẕibu mey yeşâ'. velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. veileyhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. "Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız" de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
19
يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍۢ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُوا۟ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٍۢ وَلَا نَذِيرٍۢ ۖ فَقَدْ جَآءَكُم بَشِيرٌۭ وَنَذِيرٌۭ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
yâ ehle-lkitâbi kad câekum rasûlunâ yubeyyinu lekum `alâ fetratim mine-rrusuli en tekûlû mâ câenâ mim beşîriv velâ neẕîr. fekad câekum beşîruv veneẕîr. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
20
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًۭا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًۭا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
veiẕ kâle mûsâ likavmihî yâ kavmi-ẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum iẕ ce`ale fîkum embiyâe vece`alekum mulûkâ. veâtâkum mâ lem yu'ti ehadem mine-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Musa, milletine: "Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir".
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
21
يَٰقَوْمِ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْأَرْضَ ٱلْمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِى كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuş
yâ kavmi-dḫulu-l'arda-lmukaddesete-lletî ketebe-llâhu lekum velâ terteddû `alâ edbârikum fetenkalibû ḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dönmeyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz" demişti.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
22
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوْمًۭا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىٰ يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ
Okunuş
kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn. veinnâ len nedḫulehâ hattâ yaḫrucû minhâ. feiy yaḫrucû minhâ feinnâ dâḫilûn.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz" demişlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
23
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمَا ٱدْخُلُوا۟ عَلَيْهِمُ ٱلْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَٰلِبُونَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
kâle raculâni mine-lleẕîne yeḫâfûne en`ame-llâhu `aleyhime-dḫulû `aleyhimu-lbâb. feiẕâ deḫaltumûhu feinnekum ğâlibûne ve`ale-llâhi fetevekkelû in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: "Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin" demişlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
24
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَآ أَبَدًۭا مَّا دَامُوا۟ فِيهَا ۖ فَٱذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَٰتِلَآ إِنَّا هَٰهُنَا قَٰعِدُونَ
Okunuş
kâlû yâ mûsâ innâ len nedḫulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ feẕheb ente verabbuke fekâtilâ innâ hâhunâ kâ`idûn.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız" demişlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
25
قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى ۖ فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî veeḫî fefruk beynenâ vebeyne-lkavmi-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
26
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ ۛ أَرْبَعِينَ سَنَةًۭ ۛ يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
kâle feinnehâ muharrametun `aleyhim erbe`îne seneh. yetîhûne fi-l'ardi felâ te'se `ale-lkavmi-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış millet için tasalanma" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
27
۞ وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱبْنَىْ ءَادَمَ بِٱلْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًۭا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ ٱلْءَاخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vetlu `aleyhim nebee-bney âdeme bilhakk. iẕ karrabâ kurbânen fetukubbile min ehadihimâ velem yutekabbel mine-l'âḫar. kâle leaktulennek. kâle innemâ yetekabbelu-llâhu mine-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, "And olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
28
لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطٍۢ يَدِىَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
leim besatte ileyye yedeke litaktulenî mâ ene bibâsitiy yediye ileyke liaktulek. innî eḫâfu-llâhe rabbe-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
29
إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ ۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
innî urîdu en tebûe biiŝmî veiŝmike fetekûne min ashâbi-nnâr. veẕâlike cezâu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur".
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
30
فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
fetavve`at lehû nefsuhû katle eḫîhi fekatelehû feasbeha mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
31
فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًۭا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ ۚ قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى ۖ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ
Okunuş
febe`aŝe-llâhu ğurâbey yebhaŝu fi-l'ardi liyuriyehû keyfe yuvârî sev'ete eḫîh. kâle yâ veyletâ e`aceztu en ekûne miŝle hâẕe-lğurâbi feuvâriye sev'ete eḫî. feasbeha mine-nnâdimîn.
Meal (Diyanet)
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım" dedi de ettiğine yananlardan oldu.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
32
مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسًۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًۭا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًۭا ۚ وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Okunuş
min ecli ẕâlik. ketebnâ `alâ benî isrâîle ennehû men katele nefsem biğayri nefsin ev fesâdin fi-l'ardi fekeennemâ katele-nnâse cemî`â. vemen ahyâhâ fekeennemâ ahye-nnâse cemî`â. velekad câethum rusulunâ bilbeyyinât. ŝumme inne keŝîram minhum ba`de ẕâlike fi-l'ardi lemusrifûn.
Meal (Diyanet)
Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
33
إِنَّمَا جَزَٰٓؤُا۟ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓا۟ أَوْ يُصَلَّبُوٓا۟ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَٰفٍ أَوْ يُنفَوْا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ ۚ ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌۭ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuş
innemâ cezâu-lleẕîne yuhâribûne-llâhe verasûlehû veyes`avne fi-l'ardi fesâden ey yukattelû ev yusallebû ev tukatta`a eydîhim veerculuhum min ḫilâfin ev yunfev mine-l'ard. ẕâlike lehum ḫizyun fi-ddunyâ velehum fi-l'âḫirati `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
34
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهِمْ ۖ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
ille-lleẕîne tâbû min kabli en takdirû `aleyhim. fa`lemû enne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
35
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓا۟ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُوا۟ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe vebteğû ileyhi-lvesîlete vecâhidû fî sebîlihî le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
36
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُوا۟ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû lev enne lehum mâ fi-l'ardi cemî`av vemiŝlehû me`ahû liyeftedû bihî min `aẕâbi yevmi-lkiyâmeti mâ tukubbile minhum. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
37
يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنْهَا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ مُّقِيمٌۭ
Okunuş
yurîdûne ey yaḫrucû mine-nnâri vemâ hum biḫâricîne minhâ. velehum `aẕâbum mukîm.
Meal (Diyanet)
Ateşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
38
وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًۭا مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
vessâriku vessârikatu fakta`û eydiyehumâ cezâem bimâ kesebâ nekâlem mine-llâh. vellâhu `azîzun hakîm.
Meal (Diyanet)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
39
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
femen tâbe mim ba`di żulmihî veasleha feinne-llâhe yetûbu `aleyh. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
40
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
elem ta`lem enne-llâhe lehû mulku-ssemâvâti vel'ardi yu`aẕẕibu mey yeşâu veyağfiru limey yeşâ'. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
41
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ ۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ ۛ سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ ۖ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ ۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-rrasûlu lâ yahzunke-lleẕîne yusâri`ûne fi-lkufri mine-lleẕîne kâlû âmennâ biefvâhihim velem tu'min kulûbuhum. vemine-lleẕîne hâdû semmâ`ûne lilkeẕibi semmâ`ûne likavmin âḫarîne lem ye'tûk. yuharrifûne-lkelime mim ba`di mevâdi`ih. yekûlûne in ûtîtum hâẕâ feḫuẕûhu veil lem tu'tevhu fahẕerû. vemey yuridi-llâhu fitnetehû felen temlike lehû mine-llâhi şey'â. ulâike-lleẕîne lem yuridi-llâhu ey yutahhira kulûbehum. lehum fi-ddunyâ ḫizyuv velehum fi-l'âḫirati `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
42
سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًۭٔا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
Okunuş
semmâ`ûne lilkeẕibi ekkâlûne lissuht. fein câûke fahkum beynehum ev a`rid `anhum. vein tu`rid `anhum feley yedurrûke şey'â. vein hakemte fahkum beynehum bilkist. inne-llâhe yuhibbu-lmuksitîn.
Meal (Diyanet)
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
43
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ ۚ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vekeyfe yuhakkimûneke ve`indehumu-ttevrâtu fîhâ hukmu-llâhi ŝumme yetevellevne mim ba`di ẕâlik. vemâ ulâike bilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
44
إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَىٰةَ فِيهَا هُدًۭى وَنُورٌۭ ۚ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُوا۟ لِلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُوا۟ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ ۚ فَلَا تَخْشَوُا۟ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
innâ enzelne-ttevrâte fîhâ hudev venûr. yahkumu bihe-nnebiyyûne-lleẕîne eslemû lilleẕîne hâdû verrabbâniyyûne vel'ahbâru bime-stuhfiżû min kitâbi-llâhi vekânû `aleyhi şuhedâ'. felâ taḫşevu-nnâse vaḫşevni velâ teşterû biâyâtî ŝemenen kalîlâ. vemel lem yahkum bimâ enzele-llâhu feulâike humu-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
45
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌۭ ۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌۭ لَّهُۥ ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
veketebnâ `aleyhim fîhâ enne-nnefse binnefsi vel`ayne bil`ayni vel'enfe bil'enfi vel'uẕune bil'uẕuni vessinne bissinni velcurûha kisâs. femen tesaddeka bihî fehuve keffâratul leh. vemel lem yahkum bimâ enzele-llâhu feulâike humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
46
وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًۭى وَنُورٌۭ وَمُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَهُدًۭى وَمَوْعِظَةًۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vekaffeynâ `alâ âŝârihim bi`îse-bni meryeme musaddikal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrât. veâteynâhu-l'incîle fîhi hudev venûruv vemusaddikal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrâti vehudev vemev`iżatel lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
47
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ ٱلْإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِ ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
velyahkum ehlu-l'incîli bimâ enzele-llâhu fîh. vemel lem yahkum bimâ enzele-llâhu feulâike humu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
İncil sahibleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
48
وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ ۖ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلْحَقِّ ۚ لِكُلٍّۢ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةًۭ وَمِنْهَاجًۭا ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ ۖ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًۭا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuş
veenzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki musaddikal limâ beyne yedeyhi mine-lkitâbi vemuheyminen `aleyhi fahkum beynehum bimâ enzele-llâhu velâ tettebi` ehvâehum `ammâ câeke mine-lhakk. likullin ce`alnâ minkum şir`atev veminhâcâ. velev şâe-llâhu lece`alekum ummetev vâhidetev velâkil liyebluvekum fî mâ âtâkum festebiku-lḫayrât. ile-llâhi merci`ukum cemî`an feyunebbiukum bimâ kuntum fîhi taḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
49
وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنۢ بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ
Okunuş
veeni-hkum beynehum bimâ enzele-llâhu velâ tettebi` ehvâehum vahẕerhum ey yeftinûke `am ba`di mâ enzele-llâhu ileyk. fein tevellev fa`lem ennemâ yurîdu-llâhu ey yusîbehum biba`di ẕunûbihim. veinne keŝîram mine-nnâsi lefâsikûn.
Meal (Diyanet)
O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
50
أَفَحُكْمَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ يَبْغُونَ ۚ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكْمًۭا لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
Okunuş
efehukme-lcâhiliyyeti yebğûne. vemen ahsenu mine-llâhi hukmel likavmiy yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
51
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلنَّصَٰرَىٰٓ أَوْلِيَآءَ ۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍۢ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُۥ مِنْهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕu-lyehûde vennesârâ evliyâ'. ba`duhum evliyâu ba`d. vemey yetevellehum minkum feinnehû minhum. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
52
فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌۭ ۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِىَ بِٱلْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍۢ مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَٰدِمِينَ
Okunuş
fetere-lleẕîne fî kulûbihim meraduy yusâri`ûne fîhim yekûlûne naḫşâ en tusîbenâ dâirah. fe`ase-llâhu ey ye'tiye bilfethi ev emrim min `indihî feyusbihû `alâ mâ eserrû fî enfusihim nâdimîn.
Meal (Diyanet)
Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
53
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ ۙ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ ۚ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فَأَصْبَحُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuş
veyekûlu-lleẕîne âmenû ehâulâi-lleẕîne aksemû billâhi cehde eymânihim innehum leme`akum. habitat a`mâluhum feasbehû ḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
İnananlar, "Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybeden kimseler olmuşlardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
54
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍۢ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍۢ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû mey yertedde minkum `an dînihî fesevfe ye'ti-llâhu bikavmiy yuhibbuhum veyuhibbûnehû eẕilletin `ale-lmu'minîne e`izzetin `ale-lkâfirîn. yucâhidûne fî sebîli-llâhi velâ yeḫâfûne levmete lâim. ẕâlike fadlu-llâhi yu'tîhi mey yeşâ'. vellâhu vâsi`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
55
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمْ رَٰكِعُونَ
Okunuş
innemâ veliyyukumu-llâhu verasûluhû velleẕîne âmenu-lleẕîne yukîmûne-ssalâte veyu'tûne-zzekâte vehum râki`ûn.
Meal (Diyanet)
Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
56
وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَإِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Okunuş
vemey yetevelle-llâhe verasûlehû velleẕîne âmenû feinne hizbe-llâhi humu-lğâlibûn.
Meal (Diyanet)
Kim Allah'ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
57
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَكُمْ هُزُوًۭا وَلَعِبًۭا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَٱلْكُفَّارَ أَوْلِيَآءَ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕu-lleẕîne-tteḫaẕû dînekum huzuvev vele`ibem mine-lleẕîne ûtu-lkitâbe min kablikum velkuffâra evliyâ'. vetteku-llâhe in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
58
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوًۭا وَلَعِبًۭا ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌۭ لَّا يَعْقِلُونَ
Okunuş
veiẕâ nâdeytum ile-ssalâti-tteḫaẕûhâ huzuvev vele`ibâ. ẕâlike biennehum kavmul lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Namaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmasındandır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
59
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَٰسِقُونَ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi hel tenkimûne minnâ illâ en âmennâ billâhi vemâ unzile ileynâ vemâ unzile min kablu veenne ekŝerakum fâsikûn.
Meal (Diyanet)
De ki, "Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?"
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
60
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّۢ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِ ۚ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ ٱلْقِرَدَةَ وَٱلْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّٰغُوتَ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّۭ مَّكَانًۭا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
Okunuş
kul hel unebbiukum bişerrim min ẕâlike meŝûbeten `inde-llâh. mel le`anehu-llâhu veğadibe `aleyhi vece`ale minhumu-lkiradete velḫanâzîra ve`abede-ttâğût. ulâike şerrum mekânev veedallu `an sevâi-ssebîl.
Meal (Diyanet)
"Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi?" de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
61
وَإِذَا جَآءُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُوا۟ بِٱلْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا۟ بِهِۦ ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْتُمُونَ
Okunuş
veiẕâ câûkum kâlû âmennâ vekad deḫalû bilkufri vehum kad ḫaracû bih. vellâhu a`lemu bimâ kânû yektumûn.
Meal (Diyanet)
Size geldiklerinde "İnandık" derler, oysa yanınıza inkarcı olarak girmiş ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
62
وَتَرَىٰ كَثِيرًۭا مِّنْهُمْ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
veterâ keŝîram minhum yusâri`ûne fi-l'iŝmi vel`udvâni veeklihimu-ssuht. lebi'se mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
63
لَوْلَا يَنْهَىٰهُمُ ٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ ٱلْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ
Okunuş
levlâ yenhâhumu-rrabbâniyyûne vel'ahbâru `an kavlihimu-l'iŝme veeklihimu-ssuht. lebi'se mâ kânû yasne`ûn.
Meal (Diyanet)
Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür!
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
64
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًۭا وَكُفْرًۭا ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًۭا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ ۚ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًۭا ۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
vekâleti-lyehûdu yedu-llâhi mağlûleh. ğullet eydîhim velu`inû bimâ kâlû. bel yedâhu mebsûtatâni yunfiku keyfe yeşâ'. veleyezîdenne keŝîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyânev vekufrâ. veelkaynâ beynehumu-l`adâvete velbağdâe ilâ yevmi-lkiyâmeh. kullemâ evkadû nâral lilharbi atfeehe-llâhu veyes`avne fi-l'ardi fesâdâ. vellâhu lâ yuhibbu-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
65
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَٰهُمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
velev enne ehle-lkitâbi âmenû vettekav lekeffernâ `anhum seyyiâtihim veleedḫalnâhum cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
Şayet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nimet cennetlerine koyardık.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
66
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُوا۟ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم ۚ مِّنْهُمْ أُمَّةٌۭ مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ وَكَثِيرٌۭ مِّنْهُمْ سَآءَ مَا يَعْمَلُونَ
Okunuş
velev ennehum ekâmu-ttevrâte vel'incîle vemâ unzile ileyhim mir rabbihim leekelû min fevkihim vemin tahti erculihim. minhum ummetum muktesideh. vekeŝîrum minhum sâe mâ ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kuran'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nimete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardı, çoğunun işledikleri ise kötü idi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
67
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-rrasûlu belliğ mâ unzile ileyke mir rabbik. veil lem tef`al femâ bellağte risâleteh. vellâhu ya`simuke mine-nnâs. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
68
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ ۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًۭا وَكُفْرًۭا ۖ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi lestum `alâ şey'in hattâ tukîmu-ttevrâte vel'incîle vemâ unzile ileykum mir rabbikum. veleyezîdenne keŝîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyânev vekufrâ. felâ te'se `ale-lkavmi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
69
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû vessâbiûne vennesârâ men âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri ve`amile sâlihan felâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
70
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ رُسُلًۭا ۖ كُلَّمَا جَآءَهُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُهُمْ فَرِيقًۭا كَذَّبُوا۟ وَفَرِيقًۭا يَقْتُلُونَ
Okunuş
lekad eḫaẕnâ mîŝâka benî isrâîle veerselnâ ileyhim rusulâ. kullemâ câehum rasûlum bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan keẕẕebû veferîkay yaktulûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
71
وَحَسِبُوٓا۟ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌۭ فَعَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ كَثِيرٌۭ مِّنْهُمْ ۚ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
Okunuş
vehasibû ellâ tekûne fitnetun fe`amû vesammû ŝumme tâbe-llâhu `aleyhim ŝumme `amû vesammû keŝîrum minhum. vellâhu besîrum bimâ ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Bir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de çoğu körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini görür.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
72
لَقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ ۖ وَقَالَ ٱلْمَسِيحُ يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ ۖ إِنَّهُۥ مَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ ٱلْجَنَّةَ وَمَأْوَىٰهُ ٱلنَّارُ ۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍۢ
Okunuş
lekad kefera-lleẕîne kâlû inne-llâhe huve-lmesîhu-bnu meryem. vekâle-lmesîhu yâ benî isrâîle-`budu-llâhe rabbî verabbekum. innehû mey yuşrik billâhi fekad harrame-llâhu `aleyhi-lcennete veme'vâhu-nnâr. vemâ liżżâlimîne min ensâr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, "Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
73
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَٰثَةٍۢ ۘ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّآ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۚ وَإِن لَّمْ يَنتَهُوا۟ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuş
lekad kefera-lleẕîne kâlû inne-llâhe ŝâliŝu ŝelâŝeh. vemâ min ilâhin illâ ilâhuv vâhid. veil lem yentehû `ammâ yekûlûne leyemessenne-lleẕîne keferû minhum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
74
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
efelâ yetûbûne ile-llâhi veyestağfirûneh. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'a tevbe etmezler, O'ndan mağfiret dilemezler mi? Oysa Allah Bağışlayan'dır, merhamet edendir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
75
مَّا ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌۭ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٌۭ ۖ كَانَا يَأْكُلَانِ ٱلطَّعَامَ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلْءَايَٰتِ ثُمَّ ٱنظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Okunuş
me-lmesîhu-bnu meryeme illâ rasûl. kad ḫalet min kablihi-rrusul. veummuhû siddîkah. kânâ ye'kulâni-tta`âm. unżur keyfe nubeyyinu lehumu-l'âyâti ŝumme-nżur ennâ yu'fekûn.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
76
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّۭا وَلَا نَفْعًۭا ۚ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
kul eta`budûne min dûni-llâhi mâ lâ yemliku lekum darrav velâ nef`â. vellâhu huve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
"Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?" de. Allah hem işitir, hem bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
77
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓا۟ أَهْوَآءَ قَوْمٍۢ قَدْ ضَلُّوا۟ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّوا۟ كَثِيرًۭا وَضَلُّوا۟ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi lâ tağlû fî dînikum ğayra-lhakki velâ tettebi`û ehvâe kavmin kad dallû min kablu veedallû keŝîrav vedallû `an sevâi-ssebîl.
Meal (Diyanet)
"Ey Kitap ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın" de.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
78
لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ ۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
Okunuş
lu`ine-lleẕîne keferû mim benî isrâîle `alâ lisâni dâvûde ve`îse-bni meryem. ẕâlike bimâ `asav vekânû ya`tedûn.
Meal (Diyanet)
İsrailoğullarından inkar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
79
كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍۢ فَعَلُوهُ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Okunuş
kânû lâ yetenâhevne `am munkerin fe`alûhu. lebi'se mâ kânû yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi!
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
80
تَرَىٰ كَثِيرًۭا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَٰلِدُونَ
Okunuş
terâ keŝîram minhum yetevellevne-lleẕîne keferû. lebi'se mâ kaddemet lehum enfusuhum en seḫita-llâhu `aleyhim vefi-l`aẕâbi hum ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Çoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir, onlar azabta temellidirler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
81
وَلَوْ كَانُوا۟ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Okunuş
velev kânû yu'minûne billâhi vennebiyyi vemâ unzile ileyhi me-tteḫaẕûhum evliyâe velâkinne keŝîram minhum fâsikûn.
Meal (Diyanet)
Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.