📖 Cüz 15
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِۦ لَيْلًۭا مِّنَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ إِلَى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْأَقْصَا ٱلَّذِى بَٰرَكْنَا حَوْلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنْ ءَايَٰتِنَآ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
Okunuş
subhâne-lleẕî esrâ bi`abdihî leylem mine-lmescidi-lharâmi ile-lmescidi-l'akse-lleẕî bâraknâ havlehû linuriyehû min âyâtinâ. innehû huve-ssemî`u-lbesîr.
Meal (Diyanet)
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
2
وَءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًۭى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُوا۟ مِن دُونِى وَكِيلًۭا
Okunuş
veâteynâ mûse-lkitâbe vece`alnâhu hudel libenî isrâîle ellâ tetteḫiẕû min dûnî vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
3
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبْدًۭا شَكُورًۭا
Okunuş
ẕurriyyete men hamelnâ me`a nûh. innehû kâne `abden şekûrâ.
Meal (Diyanet)
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
4
وَقَضَيْنَآ إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ فِى ٱلْكِتَٰبِ لَتُفْسِدُنَّ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
vekadaynâ ilâ benî isrâîle fi-lkitâbi letufsidunne fi-l'ardi merrateyni veleta`lunne `uluvven kebîrâ.
Meal (Diyanet)
İsrailoğullarına Kitap'da: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
5
فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًۭا لَّنَآ أُو۟لِى بَأْسٍۢ شَدِيدٍۢ فَجَاسُوا۟ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِ ۚ وَكَانَ وَعْدًۭا مَّفْعُولًۭا
Okunuş
feiẕâ câe va`du ûlâhumâ be`aŝnâ `aleykum `ibâdel lenâ ulî be'sin şedîdin fecâsû ḫilâle-ddiyâr. vekâne va`dem mef`ûlâ.
Meal (Diyanet)
"Bu ikiden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
6
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ ٱلْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَٰكُم بِأَمْوَٰلٍۢ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَٰكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا
Okunuş
ŝumme radednâ lekumu-lkerrate `aleyhim veemdednâkum biemvâliv vebenîne vece`alnâkum ekŝera nefîrâ.
Meal (Diyanet)
"Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
7
إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ ۖ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا ۚ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْءَاخِرَةِ لِيَسُۥٓـُٔوا۟ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا۟ ٱلْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ وَلِيُتَبِّرُوا۟ مَا عَلَوْا۟ تَتْبِيرًا
Okunuş
in ahsentum ahsentum lienfusikum vein ese'tum felehâ. feiẕâ câe va`du-l'âḫirati liyesûû vucûhekum veliyedḫulu-lmescide kemâ deḫalûhu evvele merrativ veliyutebbirû mâ `alev tetbîrâ.
Meal (Diyanet)
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
8
عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ ۚ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا ۘ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَٰفِرِينَ حَصِيرًا
Okunuş
`asâ rabbukum ey yerhamekum. vein `uttum `udnâ. vece`alnâ cehenneme lilkâfirîne hasîrâ.
Meal (Diyanet)
Umulur ki Rabbiniz size acır; ama siz dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi, inkarcılara bir zindan kılmışızdır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
9
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
inne hâẕe-lkur'âne yehdî lilletî hiye akvemu veyubeşşiru-lmu'minîne-lleẕîne ya`melûne-ssâlihâti enne lehum ecran kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
10
وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
veenne-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati a`tednâ lehum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
11
وَيَدْعُ ٱلْإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلْخَيْرِ ۖ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ عَجُولًۭا
Okunuş
veyed`u-l'insânu bişşerri du`âehû bilḫayr. vekâne-l'insânu `acûlâ.
Meal (Diyanet)
İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
12
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيْنِ ۖ فَمَحَوْنَآ ءَايَةَ ٱلَّيْلِ وَجَعَلْنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبْصِرَةًۭ لِّتَبْتَغُوا۟ فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍۢ فَصَّلْنَٰهُ تَفْصِيلًۭا
Okunuş
vece`alne-lleyle vennehâra âyeteyni femehavnâ âyete-lleyli vece`alnâ âyete-nnehâri mubsiratel litebteğû fadlem mir rabbikum velita`lemû `adede-ssinîne velhisâb. vekulle şey'in fessalnâhu tefsîlâ.
Meal (Diyanet)
Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
13
وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلْزَمْنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِى عُنُقِهِۦ ۖ وَنُخْرِجُ لَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كِتَٰبًۭا يَلْقَىٰهُ مَنشُورًا
Okunuş
vekulle insânin elzemnâhu tâirahû fî `unukih. venuḫricu lehû yevme-lkiyâmeti kitâbey yelkâhu menşûrâ.
Meal (Diyanet)
Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
14
ٱقْرَأْ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ ٱلْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًۭا
Okunuş
ikra' kitâbek. kefâ binefsike-lyevme `aleyke hasîbâ.
Meal (Diyanet)
"Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
15
مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًۭا
Okunuş
meni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle feinnemâ yedillu `aleyhâ. velâ teziru vâziratuv vizra uḫrâ. vemâ kunnâ mu`aẕẕibîne hattâ neb`aŝe rasûlâ.
Meal (Diyanet)
Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
16
وَإِذَآ أَرَدْنَآ أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا۟ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا ٱلْقَوْلُ فَدَمَّرْنَٰهَا تَدْمِيرًۭا
Okunuş
veiẕâ eradnâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fefesekû fîhâ fehakka `aleyhe-lkavlu fedemmernâhâ tedmîrâ.
Meal (Diyanet)
Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
17
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ ٱلْقُرُونِ مِنۢ بَعْدِ نُوحٍۢ ۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًۭا
Okunuş
vekem ehleknâ mine-lkurûni mim ba`di nûh. vekefâ birabbike biẕunûbi `ibâdihî ḫabîram besîrâ.
Meal (Diyanet)
Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
18
مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصْلَىٰهَا مَذْمُومًۭا مَّدْحُورًۭا
Okunuş
men kâne yurîdu-l`âcilete `accelnâ lehû fîhâ mâ neşâu limen nurîdu ŝumme ce`alnâ lehû cehennem. yaslâhâ meẕmûmem medhûrâ.
Meal (Diyanet)
Dünyayı isteyene istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
19
وَمَنْ أَرَادَ ٱلْءَاخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَأُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًۭا
Okunuş
vemen erâde-l'âḫirate vese`â lehâ sa`yehâ vehuve mu'minun feulâike kâne sa`yuhum meşkûrâ.
Meal (Diyanet)
Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
20
كُلًّۭا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنْ عَطَآءِ رَبِّكَ ۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
Okunuş
kullen numiddu hâulâi vehâulâi min `atâi rabbik. vemâ kâne `atâu rabbike mahżûrâ.
Meal (Diyanet)
Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
21
ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ وَلَلْءَاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَٰتٍۢ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًۭا
Okunuş
unżur keyfe feddalnâ ba`dahum `alâ ba`d. velel'âḫiratu ekberu deracâtiv veekberu tefdîlâ.
Meal (Diyanet)
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
22
لَّا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًۭا مَّخْذُولًۭا
Okunuş
lâ tec`al me`a-llâhi ilâhen âḫara fetak`ude meẕmûmem maḫẕûlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'la beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
23
۞ وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ ٱلْكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّۢ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلًۭا كَرِيمًۭا
Okunuş
vekadâ rabbuke ellâ ta`budû illâ iyyâhu vebilvâlideyni ihsânâ. immâ yebluğanne `indeke-lkibera ehaduhumâ ev kilâhumâ felâ tekul lehumâ uffiv velâ tenherhumâ vekul lehumâ kavlen kerîmâ.
Meal (Diyanet)
Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
24
وَٱخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًۭا
Okunuş
vaḫfid lehumâ cenâha-ẕẕulli mine-rrahmeti vekur rabbi-rhamhumâ kemâ rabbeyânî sağîrâ.
Meal (Diyanet)
Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
25
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ ۚ إِن تَكُونُوا۟ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلْأَوَّٰبِينَ غَفُورًۭا
Okunuş
rabbukum a`lemu bimâ fî nufûsikum. in tekûnû sâlihîne feinnehû kâne lil'evvâbîne ğafûrâ.
Meal (Diyanet)
İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, Kendine baş vuranları bağışlar.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
26
وَءَاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا
Okunuş
veâti ẕe-lkurbâ hakkahû velmiskîne vebne-ssebîli velâ tubeẕẕir tebẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
27
إِنَّ ٱلْمُبَذِّرِينَ كَانُوٓا۟ إِخْوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِ ۖ وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورًۭا
Okunuş
inne-lmubeẕẕirîne kânû iḫvâne-şşeyâtîn. vekâne-şşeytânu lirabbihî kefûrâ.
Meal (Diyanet)
Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
28
وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ٱبْتِغَآءَ رَحْمَةٍۢ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلًۭا مَّيْسُورًۭا
Okunuş
veimmâ tu`ridanne `anhumu-btiğâe rahmetim mir rabbike tercûhâ fekul lehum kavlem meysûrâ.
Meal (Diyanet)
Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
29
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ ٱلْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًۭا مَّحْسُورًا
Okunuş
velâ tec`al yedeke mağlûleten ilâ `unukike velâ tebsuthâ kulle-lbesti fetak`ude melûmem mahsûrâ.
Meal (Diyanet)
Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
30
إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًۭا
Okunuş
inne rabbeke yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdir. innehû kâne bi`ibâdihî ḫabîram besîrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. O kullarını gören ve haberdar olandır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
31
وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍۢ ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ ۚ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًۭٔا كَبِيرًۭا
Okunuş
velâ taktulû evlâdekum ḫaşyete imlâk. nahnu nerzukuhum veiyyâkum. inne katlehum kâne ḫit'en kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
32
وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلزِّنَىٰٓ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةًۭ وَسَآءَ سَبِيلًۭا
Okunuş
velâ takrabu-zzinâ innehû kâne fâhişeten. vesâe sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
33
وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًۭا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلْطَٰنًۭا فَلَا يُسْرِف فِّى ٱلْقَتْلِ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورًۭا
Okunuş
velâ taktulu-nnefse-lletî harrame-llâhu illâ bilhakk. vemen kutile mażlûmen fekad ce`alnâ liveliyyihî sultânen felâ yusrif fi-lkatl. innehû kâne mensûrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
34
وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۚ وَأَوْفُوا۟ بِٱلْعَهْدِ ۖ إِنَّ ٱلْعَهْدَ كَانَ مَسْـُٔولًۭا
Okunuş
velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluğa eşuddeh. veevfû bil`ahd. inne-l`ahde kâne mes'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
35
وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌۭ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًۭا
Okunuş
veevfu-lkeyle iẕâ kiltum vezinû bilkistâsi-lmustekîm. ẕâlike ḫayruv veahsenu te'vîlâ.
Meal (Diyanet)
Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
36
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ ۚ إِنَّ ٱلسَّمْعَ وَٱلْبَصَرَ وَٱلْفُؤَادَ كُلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْـُٔولًۭا
Okunuş
velâ takfu mâ leyse leke bihî `ilm. inne-ssem`a velbesara velfuâde kullu ulâike kâne `anhu mes'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
37
وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ ٱلْأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ ٱلْجِبَالَ طُولًۭا
Okunuş
velâ temşi fi-l'ardi merahâ. inneke len taḫrika-l'arda velen tebluğa-lcibâle tûlâ.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
38
كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكْرُوهًۭا
Okunuş
kullu ẕâlike kâne seyyiuhû `inde rabbike mekrûhâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
39
ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوْحَىٰٓ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلْحِكْمَةِ ۗ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلْقَىٰ فِى جَهَنَّمَ مَلُومًۭا مَّدْحُورًا
Okunuş
ẕâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke mine-lhikmeh. velâ tec`al me`a-llâhi ilâhen âḫara fetulkâ fî cehenneme melûmem medhûrâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
40
أَفَأَصْفَىٰكُمْ رَبُّكُم بِٱلْبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًا ۚ إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلًا عَظِيمًۭا
Okunuş
efeasfâkum rabbukum bilbenîne vetteḫaẕe mine-lmelâiketi inâŝâ. innekum letekûlûne kavlen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz oğulları size ayırdı, seçti de kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Doğrusu siz büyük söz söylüyorsunuz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
41
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِيَذَّكَّرُوا۟ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًۭا
Okunuş
velekad sarrafnâ fî hâẕe-lkur'âni liyeẕẕekkerû. vemâ yezîduhum illâ nufûrâ.
Meal (Diyanet)
Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
42
قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةٌۭ كَمَا يَقُولُونَ إِذًۭا لَّٱبْتَغَوْا۟ إِلَىٰ ذِى ٱلْعَرْشِ سَبِيلًۭا
Okunuş
kul lev kâne me`ahû âlihetun kemâ yekûlûne iẕel lebteğav ilâ ẕi-l`arşi sebîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o takdirde hepsi arşın sahibiyle savaşmaya bir yol ararlardı."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
43
سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
subhânehû vete`âlâ `ammâ yekûlûne `uluvven kebîrâ.
Meal (Diyanet)
O, onların söylediklerinden Münezzeh'tir, Yüce'dir, Ulu'dur.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
44
تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ ۗ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًۭا
Okunuş
tusebbihu lehu-ssemâvâtu-sseb`u vel'ardu vemen fîhinn. veim min şey'in illâ yusebbihu bihamdihî velâkil lâ tefkahûne tesbîhahum. innehû kâne halîmen ğafûrâ.
Meal (Diyanet)
Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
45
وَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ حِجَابًۭا مَّسْتُورًۭا
Okunuş
veiẕâ kara'te-lkur'âne ce`alnâ beyneke vebeyne-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati hicâbem mestûrâ.
Meal (Diyanet)
Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
46
وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًۭا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِى ٱلْقُرْءَانِ وَحْدَهُۥ وَلَّوْا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَٰرِهِمْ نُفُورًۭا
Okunuş
vece`alnâ `alâ kulûbihim ekinneten ey yefkahûhu vefî âẕânihim vakrâ. veiẕâ ẕekerte rabbeke fi-lkur'âni vahdehû vellev `alâ edbârihim nufûrâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk. Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
47
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَىٰٓ إِذْ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًۭا مَّسْحُورًا
Okunuş
nahnu a`lemu bimâ yestemi`ûne bihî iẕ yestemi`ûne ileyke veiẕ hum necvâ iẕ yekûlu-żżâlimûne in tettebi`ûne illâ raculem meshûrâ.
Meal (Diyanet)
Seni dinledikleri zaman neye kulak verdiklerini ve gizli toplantılarında zalimlerin: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini Biz çok iyi biliriz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
48
ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَالَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًۭا
Okunuş
unżur keyfe darabû leke-l'emŝâle fedallû felâ yestetî`ûne sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Sana nasıl misaller verdiklerine bir bak! Bu yüzden sapmışlardır, artık bir yol da bulamamaktadırlar.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
49
وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًۭا جَدِيدًۭا
Okunuş
vekâlû eiẕâ kunnâ `iżâmev verufâten einnâ lemeb`ûŝûne ḫalkan cedîdâ.
Meal (Diyanet)
"Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
50
۞ قُلْ كُونُوا۟ حِجَارَةً أَوْ حَدِيدًا
Okunuş
kul kûnû hicâraten ev hadîdâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
51
أَوْ خَلْقًۭا مِّمَّا يَكْبُرُ فِى صُدُورِكُمْ ۚ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا ۖ قُلِ ٱلَّذِى فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ ۚ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُءُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَ ۖ قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبًۭا
Okunuş
ev ḫalkam mimmâ yekburu fî sudûrikum. feseyekûlûne mey yu`îdunâ. kuli-lleẕî fetarakum evvele merrah. feseyunğidûne ileyke ruûsehum veyekûlûne metâ hû. kul `asâ ey yekûne karîbâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
52
يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
yevme yed`ûkum fetestecîbûne bihamdihî veteżunnûne il lebiŝtum illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Sizi çağırdığı gün, O'na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
53
وَقُل لِّعِبَادِى يَقُولُوا۟ ٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ ۚ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلْإِنسَٰنِ عَدُوًّۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
vekul li`ibâdî yekûlu-lletî hiye ahsen. inne-şşeytâne yenzeğu beynehum. inne-şşeytâne kâne lil'insâni `aduvvem mubînâ.
Meal (Diyanet)
İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
54
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ ۖ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ ۚ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلًۭا
Okunuş
rabbukum a`lemu bikum. iy yeşe' yerhamkum ev iy yeşe' yu`aẕẕibkum. vemâ erselnâke `aleyhim vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azabeder. Biz seni onlara vekil olarak göndermedik.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
55
وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ ٱلنَّبِيِّۦنَ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۖ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًۭا
Okunuş
verabbuke a`lemu bimen fi-ssemâvâti vel'ard. velekad feddalnâ ba`da-nnebiyyîne `alâ ba`div veâteynâ dâvûde zebûrâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin daha iyi bilir. And olsun ki peygamberleri birbirinden üstün kılmış ve Davud'a Zebur vermişizdir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
56
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمْ وَلَا تَحْوِيلًا
Okunuş
kuli-d`u-lleẕîne za`amtum min dûnihî felâ yemlikûne keşfe-ddurri `ankum velâ tahvîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
57
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓ ۚ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًۭا
Okunuş
ulâike-lleẕîne yed`ûne yebteğûne ilâ rabbihimu-lvesîlete eyyuhum akrabu veyercûne rahmetehû veyeḫâfûne `aẕâbeh. inne `aẕâbe rabbike kâne mahẕûrâ.
Meal (Diyanet)
Taptıkları putlar Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Zira Rabbinin azabı korkmağa değer.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
58
وَإِن مِّن قَرْيَةٍ إِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًۭا شَدِيدًۭا ۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَسْطُورًۭا
Okunuş
veim min karyetin illâ nahnu muhlikûhâ kable yevmi-lkiyâmeti ev mu`aẕẕibûhâ `aẕâben şedîdâ. kâne ẕâlike fi-lkitâbi mestûrâ.
Meal (Diyanet)
Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya çetin azaba uğratmayacağımız bir şehir yoktur. Bu, Kitap'da yazılıdır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
59
وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرْسِلَ بِٱلْءَايَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلْأَوَّلُونَ ۚ وَءَاتَيْنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبْصِرَةًۭ فَظَلَمُوا۟ بِهَا ۚ وَمَا نُرْسِلُ بِٱلْءَايَٰتِ إِلَّا تَخْوِيفًۭا
Okunuş
vemâ mene`anâ en nursile bil'âyâti illâ en keẕẕebe bihe-l'evvelûn. veâteynâ ŝemûde-nnâkate mubsiraten feżalemû bihâ. vemâ nursilu bil'âyâti illâ taḫvîfâ.
Meal (Diyanet)
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
60
وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِ ۚ وَمَا جَعَلْنَا ٱلرُّءْيَا ٱلَّتِىٓ أَرَيْنَٰكَ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلْمَلْعُونَةَ فِى ٱلْقُرْءَانِ ۚ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَٰنًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
veiẕ kulnâ leke inne rabbeke ehâta binnâs. vemâ ce`alne-rru'ye-lletî eraynâke illâ fitnetel linnâsi veşşecerate-lmel`ûnete fi-lkur'ân. venuḫavvifuhum femâ yezîduhum illâ tuğyânen kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Sana: "Rabbin şüphesiz insanları kuşatmıştır" demiştik; sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kuran'da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik. Biz onları korkutuyoruz, fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka birşeye yaramıyor.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
61
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ قَالَ ءَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًۭا
Okunuş
veiẕ kulnâ lilmelâiketi-scudû liâdeme fesecedû illâ iblîs. kâle eescudu limen ḫalakte tînâ.
Meal (Diyanet)
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise: "çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?" demişti.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
62
قَالَ أَرَءَيْتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِى كَرَّمْتَ عَلَىَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
kâle era'eyteke hâẕe-lleẕî kerramte `aleyy. lein eḫḫarteni ilâ yevmi-lkiyâmeti leahtenikenne ẕurriyyetehû illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
"Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" demişti.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
63
قَالَ ٱذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَآءًۭ مَّوْفُورًۭا
Okunuş
kâle-ẕheb femen tebi`ake minhum feinne cehenneme cezâukum cezâem mevfûrâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza" dedi.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
64
وَٱسْتَفْزِزْ مَنِ ٱسْتَطَعْتَ مِنْهُم بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ وَعِدْهُمْ ۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
Okunuş
vestefziz meni-steta`te minhum bisavtike veeclib `aleyhim biḫaylike veraclike veşârikhum fi-l'emvâli vel'evlâdi ve`idhum. vemâ ye`iduhumu-şşeytânu illâ ğurûrâ.
Meal (Diyanet)
"Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaadlerde bulun ama şeytan sadece onları aldatmak için vaadeder.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
65
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌۭ ۚ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلًۭا
Okunuş
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sultân. vekefâ birabbike vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
66
رَّبُّكُمُ ٱلَّذِى يُزْجِى لَكُمُ ٱلْفُلْكَ فِى ٱلْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًۭا
Okunuş
rabbukumu-lleẕî yuzcî lekumu-lfulke fi-lbahri litebteğû min fadlih. innehû kâne bikum rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz, bol nimetinden elde edesiniz diye, denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size merhamet eder.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
67
وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِى ٱلْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُ ۖ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ كَفُورًا
Okunuş
veiẕâ messekumu-ddurru fi-lbahri dalle men ted`ûne illâ iyyâh. felemmâ neccâkum ile-lberri a`radtum. vekâne-l'insânu kefûrâ.
Meal (Diyanet)
Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
68
أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ ٱلْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًۭا ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ وَكِيلًا
Okunuş
efeemintum ey yaḫsife bikum cânibe-lberri ev yursile `aleykum hâsiben ŝumme lâ tecidû lekum vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Onun karada da, sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
69
أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَىٰ فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًۭا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ۙ ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِۦ تَبِيعًۭا
Okunuş
em emintum ey yu`îdekum fîhi târaten uḫrâ feyursile `aleykum kâsifem mine-rrîhi feyuğrikakum bimâ kefertum ŝumme lâ tecidû lekum `aleynâ bihî tebî`â.
Meal (Diyanet)
Yoksa sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkarlarınızdan ötürü sizi suda boğmasından güvende misiniz? O zaman bize soru soracak bir yardımcı da bulamazsınız.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
70
۞ وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ وَحَمَلْنَٰهُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَىٰ كَثِيرٍۢ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًۭا
Okunuş
velekad kerramnâ benî âdeme vehamelnâhum fi-lberri velbahri verazaknâhum mine-ttayyibâti vefeddalnâhum `alâ keŝîrim mimmen ḫalaknâ tefdîlâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
71
يَوْمَ نَدْعُوا۟ كُلَّ أُنَاسٍۭ بِإِمَٰمِهِمْ ۖ فَمَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَقْرَءُونَ كِتَٰبَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًۭا
Okunuş
yevme ned`û kulle unâsim biimâmihim. femen ûtiye kitâbehû biyemînihî feulâike yakraûne kitâbehum velâ yużlemûne fetîlâ.
Meal (Diyanet)
Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitablarını okurlar. Onlara kıl kadar haksizlik edilmez.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
72
وَمَن كَانَ فِى هَٰذِهِۦٓ أَعْمَىٰ فَهُوَ فِى ٱلْءَاخِرَةِ أَعْمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلًۭا
Okunuş
vemen kâne fî hâẕihî a`mâ fehuve fi-l'âḫirati a`mâ veedallu sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
73
وَإِن كَادُوا۟ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ لِتَفْتَرِىَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۥ ۖ وَإِذًۭا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلًۭا
Okunuş
vein kâdû leyeftinûneke `ani-lleẕî evhaynâ ileyke litefteriye `aleynâ ğayrah. veiẕel letteḫaẕûke ḫalîlâ.
Meal (Diyanet)
Seni, sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi Bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
74
وَلَوْلَآ أَن ثَبَّتْنَٰكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْـًۭٔا قَلِيلًا
Okunuş
velevlâ en ŝebbetnâke lekad kitte terkenu ileyhim şey'en kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
75
إِذًۭا لَّأَذَقْنَٰكَ ضِعْفَ ٱلْحَيَوٰةِ وَضِعْفَ ٱلْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًۭا
Okunuş
iẕel leeẕaknâke di`fe-lhayâti vedi`fe-lmemâti ŝumme lâ tecidu leke `aleynâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
O takdirde sana, hayatın da ölümün de, kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
76
وَإِن كَادُوا۟ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلْأَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا ۖ وَإِذًۭا لَّا يَلْبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
vein kâdû leyestefizzûneke mine-l'ardi liyuḫricûke minhâ veiẕel lâ yelbeŝûne ḫilâfeke illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
77
سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا ۖ وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا
Okunuş
sunnete men kad erselnâ kableke mir rusulinâ velâ tecidu lisunnetinâ tahvîlâ.
Meal (Diyanet)
Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de uyguladığımız yasadır. Sen bizim yasamızda değişiklik bulamazsın.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
78
أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمْسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيْلِ وَقُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ ۖ إِنَّ قُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًۭا
Okunuş
ekimi-ssalâte lidulûki-şşemsi ilâ ğaseki-lleyli vekur'âne-lfecr. inne kur'âne-lfecri kâne meşhûdâ.
Meal (Diyanet)
Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
79
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِۦ نَافِلَةًۭ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًۭا مَّحْمُودًۭا
Okunuş
vemine-lleyli fetehecced bihî nâfiletel lek. `asâ ey yeb`aŝeke rabbuke mekâmem mahmûdâ.
Meal (Diyanet)
Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
80
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِى مُدْخَلَ صِدْقٍۢ وَأَخْرِجْنِى مُخْرَجَ صِدْقٍۢ وَٱجْعَل لِّى مِن لَّدُنكَ سُلْطَٰنًۭا نَّصِيرًۭا
Okunuş
vekur rabbi edḫilnî mudḫale sidkiv veaḫricnî muḫrace sidkiv vec`al lî mil ledunke sultânen nesîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
81
وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ ۚ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًۭا
Okunuş
vekul câe-lhakku vezeheka-lbâtil. inne-lbâtile kâne zehûkâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
82
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌۭ وَرَحْمَةٌۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًۭا
Okunuş
venunezzilu mine-lkur'âni mâ huve şifâuv verahmetul lilmu'minîne velâ yezîdu-żżâlimîne illâ ḫasârâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
83
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ ۖ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسًۭا
Okunuş
veiẕâ en`amnâ `ale-l'insâni a`rada veneâ bicânibih. veiẕâ messehu-şşerru kâne yeûsâ.
Meal (Diyanet)
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
84
قُلْ كُلٌّۭ يَعْمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَىٰ سَبِيلًۭا
Okunuş
kul kulluy ya`melu `alâ şâkiletih. ferabbukum a`lemu bimen huve ehdâ sebîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
85
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِ ۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّى وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
veyes'elûneke `ani-rrûh. kuli-rrûhu min emri rabbî vemâ ûtîtum mine-l`ilmi illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: "Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
86
وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيْنَا وَكِيلًا
Okunuş
velein şi'nâ leneẕhebenne billeẕî evhaynâ ileyke ŝumme lâ tecidu leke bihî `aleynâ vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Dileseydik and olsun ki, sana vahyettiğimizi alıp götürürdük. Sonra bize karşı duracak bir vekil de bulamazdın.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
87
إِلَّا رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّ فَضْلَهُۥ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًۭا
Okunuş
illâ rahmetem mir rabbik. inne fadlehû kâne `aleyke kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Bunu yapmayışı ancak Rabbinin sana merhamet etmesindendir. Çünkü O'nun sana olan nimeti büyüktür.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
88
قُل لَّئِنِ ٱجْتَمَعَتِ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِمِثْلِ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِۦ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍۢ ظَهِيرًۭا
Okunuş
kul leini-cteme`ati-l'insu velcinnu `alâ ey ye'tû bimiŝli hâẕe-lkur'âni lâ ye'tûne bimiŝlihî velev kâne ba`duhum liba`din żahîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
89
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًۭا
Okunuş
velekad sarrafnâ linnâsi fî hâẕe-lkur'âni min kulli meŝel. feebâ ekŝeru-nnâsi illâ kufûrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, biz Kuran'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
90
وَقَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفْجُرَ لَنَا مِنَ ٱلْأَرْضِ يَنۢبُوعًا
Okunuş
vekâlû len nu'mine leke hattâ tefcura lenâ mine-l'ardi yembû`â.
Meal (Diyanet)
Şöyle söylediler: "Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız",
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
91
أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌۭ مِّن نَّخِيلٍۢ وَعِنَبٍۢ فَتُفَجِّرَ ٱلْأَنْهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفْجِيرًا
Okunuş
ev tekûne leke cennetum min neḫîliv ve`inebin fetufeccira-l'enhâra ḫilâlehâ tefcîrâ.
Meal (Diyanet)
"Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
92
أَوْ تُسْقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا أَوْ تَأْتِىَ بِٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا
Okunuş
ev tuskita-ssemâe kemâ za`amte `aleynâ kisefen ev te'tiye billâhi velmelâiketi kabîlâ.
Meal (Diyanet)
"Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
93
أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌۭ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَىٰ فِى ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَٰبًۭا نَّقْرَؤُهُۥ ۗ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّى هَلْ كُنتُ إِلَّا بَشَرًۭا رَّسُولًۭا
Okunuş
ev yekûne leke beytum min zuḫrufin ev terkâ fi-ssemâ'. velen nu'mine lirukiyyike hattâ tunezzile `aleynâ kitâben nakrauh. kul subhâne rabbî hel kuntu illâ beşerar rasûlâ.
Meal (Diyanet)
"Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? "
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
94
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓا۟ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرًۭا رَّسُولًۭا
Okunuş
vemâ mene`a-nnâse ey yu'minû iẕ câehumu-lhudâ illâ en kâlû ebe`aŝe-llâhu beşerar rasûlâ.
Meal (Diyanet)
İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?" demiş olmalarıdır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
95
قُل لَّوْ كَانَ فِى ٱلْأَرْضِ مَلَٰٓئِكَةٌۭ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكًۭا رَّسُولًۭا
Okunuş
kul lev kâne fi-l'ardi melâiketuy yemşûne mutmeinnîne lenezzelnâ `aleyhim mine-ssemâi meleker rasûlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
96
قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًۭا
Okunuş
kul kefâ billâhi şehîdem beynî vebeynekum. innehû kâne bi`ibâdihî ḫabîram besîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu O, kullarını görür, haberdardır."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
97
وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ ۖ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًۭا وَبُكْمًۭا وَصُمًّۭا ۖ مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًۭا
Okunuş
vemey yehdi-llâhu fehuve-lmuhted. vemey yudlil felen tecide lehum evliyâe min dûnih. venahşuruhum yevme-lkiyâmeti `alâ vucûhihim `umyev vebukmev vesummâ. me'vâhum cehennem. kullemâ ḫabet zidnâhum se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
98
ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًۭا جَدِيدًا
Okunuş
ẕâlike cezâuhum biennehum keferû biâyâtinâ vekâlû eiẕâ kunnâ `iżâmev verufâten einnâ lemeb`ûŝûne ḫalkan cedîdâ.
Meal (Diyanet)
Bu, ayetlerimizi inkar etmelerinin ve: "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı yeniden dirileceğiz?" demelerinin cezasıdır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
99
۞ أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًۭا لَّا رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورًۭا
Okunuş
evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda kâdirun `alâ ey yaḫluka miŝlehum vece`ale lehum ecelel lâ raybe fîh. feebe-żżâlimûne illâ kufûrâ.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerlerini de tekrar yaratmaya Kadir olduğunu görmezler mi? Onlar için şüphe götürmeyen bir süre tayin etmiştir. Öyleyken, zalimler, inkarcılıkta hala direnirler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
100
قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّىٓ إِذًۭا لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ ٱلْإِنفَاقِ ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ قَتُورًۭا
Okunuş
kul lev entum temlikûne ḫazâine rahmeti rabbî iẕel leemsektum ḫaşyete-l'infâk. vekâne-l'insânu katûrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir."
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
101
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ ۖ فَسْـَٔلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِذْ جَآءَهُمْ فَقَالَ لَهُۥ فِرْعَوْنُ إِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسْحُورًۭا
Okunuş
velekad âteynâ mûsâ tis`a âyâtim beyyinâtin fes'el benî isrâîle iẕ câehum fekâle lehû fir`avnu innî leeżunnuke yâ mûsâ meshûrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: "Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
102
قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰفِرْعَوْنُ مَثْبُورًۭا
Okunuş
kâle lekad `alimte mâ enzele hâulâi illâ rabbu-ssemâvâti vel'ardi besâir. veinnî leeżunnuke yâ fir`avnu meŝbûrâ.
Meal (Diyanet)
Musa da: "And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
103
فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعًۭا
Okunuş
feerâde ey yestefizzehum mine-l'ardi feağraknâhu vemem me`ahû cemî`â.
Meal (Diyanet)
Firavun bunun üzerine onları memleketten sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
104
وَقُلْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ لِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱسْكُنُوا۟ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْءَاخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًۭا
Okunuş
vekulnâ mim ba`dihî libenî isrâîle-skunu-l'arda feiẕâ câe va`du-l'âḫirati ci'nâ bikum lefîfâ.
Meal (Diyanet)
Sonra İsrailoğullarına: "Bu memlekette siz oturun, kıyamet koptuğunda hepinizi bir araya getiririz." dedik.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
105
وَبِٱلْحَقِّ أَنزَلْنَٰهُ وَبِٱلْحَقِّ نَزَلَ ۗ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًۭا وَنَذِيرًۭا
Okunuş
vebilhakki enzelnâhu vebilhakki nezel. vemâ erselnâke illâ mubeşşirav veneẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
106
وَقُرْءَانًۭا فَرَقْنَٰهُ لِتَقْرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍۢ وَنَزَّلْنَٰهُ تَنزِيلًۭا
Okunuş
vekur'ânen feraknâhu litakraehû `ale-nnâsi `alâ mukŝiv venezzelnâhu tenzîlâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
107
قُلْ ءَامِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوْ لَا تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهِۦٓ إِذَا يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ سُجَّدًۭا
Okunuş
kul âminû bihî ev lâ tu'minû. inne-lleẕîne ûtu-l`ilme min kablihî iẕâ yutlâ `aleyhim yeḫirrûne lil'eẕkâni succedâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
108
وَيَقُولُونَ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًۭا
Okunuş
veyekûlûne subhâne rabbinâ in kâne va`du rabbinâ lemef`ûlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
109
وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًۭا ۩
Okunuş
veyeḫirrûne lil'eẕkâni yebkûne veyezîduhum ḫuşû`â.
Meal (Diyanet)
Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
110
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ أَوِ ٱدْعُوا۟ ٱلرَّحْمَٰنَ ۖ أَيًّۭا مَّا تَدْعُوا۟ فَلَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَٱبْتَغِ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًۭا
Okunuş
kuli-d`u-llâhe evi-d`u-rrahmân. eyyem mâ ted`û felehu-l'esmâu-lhusnâ. velâ techer bisalâtike velâ tuḫâfit bihâ vebteği beyne ẕâlike sebîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.
سُورَةُ الإِسۡرَاءِ
· İsrâ Suresi
111
وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًۭا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌۭ فِى ٱلْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ وَلِىٌّۭ مِّنَ ٱلذُّلِّ ۖ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًۢا
Okunuş
vekuli-lhamdu lillâhi-lleẕî lem yetteḫiẕ veledev velem yekul lehû şerîkun fi-lmulki velem yekul lehû veliyyum mine-ẕẕulli vekebbirhu tekbîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hamd, çocuk edinmemiş olan, hükümranlığında ortağı bulunmayan, düşkün olmayıp yardımcıya da ihtiyaç göstermeyen Allah'a mahsustur." O'nu gereği gibi büyükle.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ عَلَىٰ عَبْدِهِ ٱلْكِتَٰبَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُۥ عِوَجَا ۜ
Okunuş
elhamdu lillâhi-lleẕî enzele `alâ `abdihi-lkitâbe velem yec`al lehû `ivecâ.
Meal (Diyanet)
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
2
قَيِّمًۭا لِّيُنذِرَ بَأْسًۭا شَدِيدًۭا مِّن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًۭا
Okunuş
kayyimel liyunẕira be'sen şedîdem mil ledunhu veyubeşşira-lmu'minîne-lleẕîne ya`melûne-ssâlihâti enne lehum ecran hasenâ.
Meal (Diyanet)
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
3
مَّٰكِثِينَ فِيهِ أَبَدًۭا
Okunuş
mâkiŝîne fîhi ebedâ.
Meal (Diyanet)
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
4
وَيُنذِرَ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًۭا
Okunuş
veyunẕira-lleẕîne kâlu-tteḫaẕe-llâhu veledâ.
Meal (Diyanet)
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
5
مَّا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍۢ وَلَا لِءَابَآئِهِمْ ۚ كَبُرَتْ كَلِمَةًۭ تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَٰهِهِمْ ۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًۭا
Okunuş
mâ lehum bihî min `ilmiv velâ liâbâihim. keburat kelimeten taḫrucu min efvâhihim. iy yekûlûne illâ keẕibâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
6
فَلَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَسَفًا
Okunuş
fele`alleke bâḫi`un nefseke `alâ âŝârihim il lem yu'minû bihâẕe-lhadîŝi esefâ.
Meal (Diyanet)
Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
7
إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى ٱلْأَرْضِ زِينَةًۭ لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلًۭا
Okunuş
innâ ce`alnâ mâ `ale-l'ardi zînetel lehâ linebluvehum eyyuhum ahsenu `amelâ.
Meal (Diyanet)
İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
8
وَإِنَّا لَجَٰعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًۭا جُرُزًا
Okunuş
veinnâ lecâ`ilûne mâ `aleyhâ sa`îden curuzâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
9
أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْكَهْفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُوا۟ مِنْ ءَايَٰتِنَا عَجَبًا
Okunuş
em hasibte enne ashâbe-lkehfi verrakîmi kânû min âyâtinâ `acebâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
10
إِذْ أَوَى ٱلْفِتْيَةُ إِلَى ٱلْكَهْفِ فَقَالُوا۟ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةًۭ وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًۭا
Okunuş
iẕ eve-lfityetu ile-lkehfi fekâlû rabbenâ âtinâ mil ledunke rahmetev veheyyi' lenâ min emrinâ raşedâ.
Meal (Diyanet)
Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
11
فَضَرَبْنَا عَلَىٰٓ ءَاذَانِهِمْ فِى ٱلْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًۭا
Okunuş
fedarabnâ `alâ âẕânihim fi-lkehfi sinîne `adedâ.
Meal (Diyanet)
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
12
ثُمَّ بَعَثْنَٰهُمْ لِنَعْلَمَ أَىُّ ٱلْحِزْبَيْنِ أَحْصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓا۟ أَمَدًۭا
Okunuş
ŝumme be`aŝnâhum lina`leme eyyu-lhizbeyni ahsâ limâ lebiŝû emedâ.
Meal (Diyanet)
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
13
نَّحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ ءَامَنُوا۟ بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَٰهُمْ هُدًۭى
Okunuş
nahnu nekussu `aleyke nebeehum bilhakk. innehum fityetun âmenû birabbihim vezidnâhum hudâ.
Meal (Diyanet)
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
14
وَرَبَطْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا۟ فَقَالُوا۟ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَا۟ مِن دُونِهِۦٓ إِلَٰهًۭا ۖ لَّقَدْ قُلْنَآ إِذًۭا شَطَطًا
Okunuş
verabatnâ `alâ kulûbihim iẕ kâmû fekâlû rabbunâ rabbu-ssemâvâti vel'ardi len ned`uve min dûnihî ilâhel lekad kulnâ iẕen şetatâ.
Meal (Diyanet)
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
15
هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمُنَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةًۭ ۖ لَّوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِم بِسُلْطَٰنٍۭ بَيِّنٍۢ ۖ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا
Okunuş
hâulâi kavmune-tteḫaẕû min dûnihî âliheh. levlâ ye'tûne `aleyhim bisultânim beyyin. femen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕibâ.
Meal (Diyanet)
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?"
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
16
وَإِذِ ٱعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ فَأْوُۥٓا۟ إِلَى ٱلْكَهْفِ يَنشُرْ لَكُمْ رَبُّكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَيُهَيِّئْ لَكُم مِّنْ أَمْرِكُم مِّرْفَقًۭا
Okunuş
veiẕi-`tezeltumûhum vemâ ya`budûne ille-llâhe fe'vû ile-lkehfi yenşur lekum rabbukum mir rahmetihî veyuheyyi' lekum min emrikum mirfekâ.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, bunun için mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin" denildi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
17
۞ وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍۢ مِّنْهُ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ۗ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّۭا مُّرْشِدًۭا
Okunuş
vetera-şşemse iẕâ tale`at tezâveru `an kehfihim ẕâte-lyemîni veiẕâ ğarabet takriduhum ẕâte-şşimâli vehum fî fecvetim minh. ẕâlike min âyâti-llâh. mey yehdi-llâhu fehuve-lmuhted. vemey yudlil felen tecide lehû veliyyem murşidâ.
Meal (Diyanet)
Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah'ın mucizelerindendir; Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
18
وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظًۭا وَهُمْ رُقُودٌۭ ۚ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَذَاتَ ٱلشِّمَالِ ۖ وَكَلْبُهُم بَٰسِطٌۭ ذِرَاعَيْهِ بِٱلْوَصِيدِ ۚ لَوِ ٱطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًۭا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًۭا
Okunuş
vetahsebuhum eykâżav vehum rukûd. venukallibuhum ẕâte-lyemîni veẕâte-şşimâl. vekelbuhum bâsitun ẕirâ`ayhi bilvesîd. levi-ttala`te `aleyhim levelleyte minhum firârav velemuli'te minhum ru`bâ.
Meal (Diyanet)
Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
19
وَكَذَٰلِكَ بَعَثْنَٰهُمْ لِيَتَسَآءَلُوا۟ بَيْنَهُمْ ۚ قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ ۖ قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۢ ۚ قَالُوا۟ رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَٱبْعَثُوٓا۟ أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَٰذِهِۦٓ إِلَى ٱلْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَآ أَزْكَىٰ طَعَامًۭا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍۢ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
Okunuş
vekeẕâlike be`aŝnâhum liyetesâelû beynehum. kâle kâilum minhum kem lebiŝtum. kâlû lebiŝnâ yevmen ev ba`da yevm. kâlû rabbukum a`lemu bimâ lebiŝtum feb`aŝû ehadekum biverikikum hâẕihî ile-lmedîneti felyenżur eyyuhâ ezkâ ta`âmen felye'tikum birizkim minhu velyetelettaf velâ yuş`iranne bikum ehadâ.
Meal (Diyanet)
Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
20
إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُوا۟ عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِى مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوٓا۟ إِذًا أَبَدًۭا
Okunuş
innehum iy yażherû `aleykum yercumûkum ev yu`îdûkum fî milletihim velen tuflihû iẕen ebedâ.
Meal (Diyanet)
"Zira onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak öldürürler veya dinlerine döndürürler ve bu takdirde asla kurtulamazsınız."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
21
وَكَذَٰلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَآ إِذْ يَتَنَٰزَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ ۖ فَقَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ عَلَيْهِم بُنْيَٰنًۭا ۖ رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ ۚ قَالَ ٱلَّذِينَ غَلَبُوا۟ عَلَىٰٓ أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِدًۭا
Okunuş
vekeẕâlike a`ŝernâ `aleyhim liya`lemû enne va`de-llâhi hakkuv veenne-ssâ`ate lâ raybe fîhâ. iẕ yetenâza`ûne beynehum emrahum fekâlu-bnû `aleyhim bunyânâ. rabbuhum a`lemu bihim. kâle-lleẕîne ğalebû `alâ emrihim lenetteḫiẕenne `aleyhim mescidâ.
Meal (Diyanet)
Böylece, Allah'ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim halk, bunların hakkında çekişip duruyor: "Onların mağaralarının çevresine bir bina kurun" diyorlardı. Oysa, Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar: "Onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescid kuracağız" dediler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
22
سَيَقُولُونَ ثَلَٰثَةٌۭ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌۭ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًۢا بِٱلْغَيْبِ ۖ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌۭ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ ۚ قُل رَّبِّىٓ أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌۭ ۗ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَآءًۭ ظَٰهِرًۭا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًۭا
Okunuş
seyekûlûne ŝelâŝetur râbi`uhum kelbuhum. veyekûlûne ḫamsetun sâdisuhum kelbuhum racmem bilğayb. veyekûlûne seb`atuv veŝâminuhum kelbuhum. kur rabbî a`lemu bi`iddetihim mâ ya`lemuhum illâ kalîlun. felâ tumâri fîhim illâ mirâen żâhirâ. velâ testefti fîhim minhum ehadâ.
Meal (Diyanet)
Karanlığa taş atar gibi, "Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir" derler, yahut, "Beştir, altıncıları köpekleridir" derler, yahut "Yedidir, sekizincileri köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayısını en iyi bilen Rabbim'dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez." Bunun için, onlar hakkında, bu kısaca anlatılanın dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
23
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۟ىْءٍ إِنِّى فَاعِلٌۭ ذَٰلِكَ غَدًا
Okunuş
velâ tekûlenne lişey'in innî fâ`ilun ẕâlike ğadâ.
Meal (Diyanet)
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
24
إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَٱذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَىٰٓ أَن يَهْدِيَنِ رَبِّى لِأَقْرَبَ مِنْ هَٰذَا رَشَدًۭا
Okunuş
illâ ey yeşâe-llâh. veẕkur rabbeke iẕâ nesîte vekul `asâ ey yehdiyeni rabbî liakrabe min hâẕâ raşedâ.
Meal (Diyanet)
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
25
وَلَبِثُوا۟ فِى كَهْفِهِمْ ثَلَٰثَ مِا۟ئَةٍۢ سِنِينَ وَٱزْدَادُوا۟ تِسْعًۭا
Okunuş
velebiŝû fî kehfihim ŝelâŝe mietin sinîne vezdâdû tis`â.
Meal (Diyanet)
Onlar mağaralarında üçyüz dokuz yıl kaldılar.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
26
قُلِ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا۟ ۖ لَهُۥ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ أَبْصِرْ بِهِۦ وَأَسْمِعْ ۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا يُشْرِكُ فِى حُكْمِهِۦٓ أَحَدًۭا
Okunuş
kuli-llâhu a`lemu bimâ lebiŝû. lehû ğaybu-ssemâvâti vel'ard. ebsir bihî veesmi`. mâ lehum min dûnihî miv veliyy. velâ yuşriku fî hukmihî ehadâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
27
وَٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ ۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًۭا
Okunuş
vetlu mâ ûhiye ileyke min kitâbi rabbik. lâ mubeddile likelimâtihî velen tecide min dûnihî multehadâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin Kitap'ından sana vahyolunanı oku; O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
28
وَٱصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ ۖ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُۥ عَن ذِكْرِنَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ وَكَانَ أَمْرُهُۥ فُرُطًۭا
Okunuş
vasbir nefseke me`a-lleẕîne yed`ûne rabbehum bilğadâti vel`aşiyyi yurîdûne vechehû velâ ta`du `aynâke `anhum. turîdu zînete-lhayâti-ddunyâ velâ tuti` men ağfelnâ kalbehû `an ẕikrinâ vettebe`a hevâhû vekâne emruhû furutâ.
Meal (Diyanet)
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
29
وَقُلِ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَن شَآءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَآءَ فَلْيَكْفُرْ ۚ إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلظَّٰلِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا ۚ وَإِن يَسْتَغِيثُوا۟ يُغَاثُوا۟ بِمَآءٍۢ كَٱلْمُهْلِ يَشْوِى ٱلْوُجُوهَ ۚ بِئْسَ ٱلشَّرَابُ وَسَآءَتْ مُرْتَفَقًا
Okunuş
vekuli-lhakku mir rabbikum femen şâe felyu'miv vemen şâe felyekfur innâ a`tednâ liżżâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâ. veiy yesteğîŝû yuğâŝû bimâin kelmuhli yeşvi-lvucûh. bi'se-şşerâb. vesâet murtefekâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Gerçek Rabbinizdendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
30
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلًا
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti innâ lâ nudî`u ecra men ahsene `amelâ.
Meal (Diyanet)
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
31
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّٰتُ عَدْنٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍۢ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًۭا مِّن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۚ نِعْمَ ٱلثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًۭا
Okunuş
ulâike lehum cennâtu `adnin tecrî min tahtihimu-l'enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv veyelbesûne ŝiyâben ḫudram min sundusiv veistebrakim muttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. ni`me-ŝŝevâb. vehasunet murtefekâ.
Meal (Diyanet)
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
32
۞ وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًۭا رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَٰبٍۢ وَحَفَفْنَٰهُمَا بِنَخْلٍۢ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًۭا
Okunuş
vadrib lehum meŝeler raculeyni ce`alnâ liehadihimâ cenneteyni min a`nâbiv vehafefnâhumâ binaḫliv vece`alnâ beynehumâ zer`â.
Meal (Diyanet)
Onlara iki adamı misal olarak göster: Birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
33
كِلْتَا ٱلْجَنَّتَيْنِ ءَاتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِم مِّنْهُ شَيْـًۭٔا ۚ وَفَجَّرْنَا خِلَٰلَهُمَا نَهَرًۭا
Okunuş
kilte-lcenneteyni âtet ukulehâ velem tażlim minhu şey'ev vefeccernâ ḫilâlehumâ neherâ.
Meal (Diyanet)
Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
34
وَكَانَ لَهُۥ ثَمَرٌۭ فَقَالَ لِصَٰحِبِهِۦ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَنَا۠ أَكْثَرُ مِنكَ مَالًۭا وَأَعَزُّ نَفَرًۭا
Okunuş
vekâne lehû ŝemer. fekâle lisâhibihî vehuve yuhâviruhû ene ekŝeru minke mâlev vee`azzu neferâ.
Meal (Diyanet)
Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşiyle konuşurken: "Ben malca senden zengin, nüfusça da senden daha itibarlıyım" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
35
وَدَخَلَ جَنَّتَهُۥ وَهُوَ ظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ قَالَ مَآ أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَٰذِهِۦٓ أَبَدًۭا
Okunuş
vedeḫale cennetehû vehuve żâlimul linefsih. kâle mâ eżunnu en tebîde hâẕihî ebedâ.
Meal (Diyanet)
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
36
وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةًۭ وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَىٰ رَبِّى لَأَجِدَنَّ خَيْرًۭا مِّنْهَا مُنقَلَبًۭا
Okunuş
vemâ eżunnu-ssâ`ate kâimetev veleir rudittu ilâ rabbî leecidenne ḫayram minhâ munkalebâ.
Meal (Diyanet)
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
37
قَالَ لَهُۥ صَاحِبُهُۥ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَكَفَرْتَ بِٱلَّذِى خَلَقَكَ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍۢ ثُمَّ سَوَّىٰكَ رَجُلًۭا
Okunuş
kâle lehû sâhibuhû vehuve yuhâviruhû ekeferte billeẕî ḫalekake min turâbin ŝumme min nutfetin ŝumme sevvâke raculâ.
Meal (Diyanet)
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
38
لَّٰكِنَّا۠ هُوَ ٱللَّهُ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِرَبِّىٓ أَحَدًۭا
Okunuş
lâkinnâ huve-llâhu rabbî velâ uşriku birabbî ehadâ.
Meal (Diyanet)
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
39
وَلَوْلَآ إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَآءَ ٱللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِٱللَّهِ ۚ إِن تَرَنِ أَنَا۠ أَقَلَّ مِنكَ مَالًۭا وَوَلَدًۭا
Okunuş
velevlâ iẕ deḫalte cenneteke kulte mâ şâe-llâhu lâ kuvvete illâ billâh. in terani ene ekalle minke mâlev veveledâ.
Meal (Diyanet)
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
40
فَعَسَىٰ رَبِّىٓ أَن يُؤْتِيَنِ خَيْرًۭا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَتُصْبِحَ صَعِيدًۭا زَلَقًا
Okunuş
fe`asâ rabbî ey yu'tiyeni ḫayram min cennetike veyursile `aleyhâ husbânem mine-ssemâi fetusbiha sa`îden zelekâ.
Meal (Diyanet)
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
41
أَوْ يُصْبِحَ مَآؤُهَا غَوْرًۭا فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُۥ طَلَبًۭا
Okunuş
ev yusbiha mâuhâ ğavran felen testetî`a lehû talebâ.
Meal (Diyanet)
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
42
وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِۦ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَىٰ مَآ أَنفَقَ فِيهَا وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّىٓ أَحَدًۭا
Okunuş
veuhîta biŝemerihî feasbeha yukallibu keffeyhi `alâ mâ enfeka fîhâ vehiye ḫâviyetun `alâ `urûşihâ veyekûlu yâ leytenî lem uşrik birabbî ehadâ.
Meal (Diyanet)
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
43
وَلَمْ تَكُن لَّهُۥ فِئَةٌۭ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا
Okunuş
velem tekul lehû fietuy yensurûnehû min dûni-llâhi vemâ kâne muntesirâ.
Meal (Diyanet)
Ona, Allah'tan başka yardım edebilecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtaramadı.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
44
هُنَالِكَ ٱلْوَلَٰيَةُ لِلَّهِ ٱلْحَقِّ ۚ هُوَ خَيْرٌۭ ثَوَابًۭا وَخَيْرٌ عُقْبًۭا
Okunuş
hunâlike-lvelâyetu lillâhi-lhakk. huve ḫayrun ŝevâbev veḫayrun `ukbâ.
Meal (Diyanet)
İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı gerçek olan Allah'ındır. Mükafatlandırma bakımından hayırlı olan da, sonuçlandırma yönünden hayırlı olan da O'dur.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
45
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَآءٍ أَنزَلْنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخْتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيمًۭا تَذْرُوهُ ٱلرِّيَٰحُ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ مُّقْتَدِرًا
Okunuş
vadrib lehum meŝele-lhayâti-ddunyâ kemâin enzelnâhu mine-ssemâi faḫteleta bihî nebâtu-l'ardi feasbeha heşîmen teẕrûhu-rriyâh. vekâne-llâhu `alâ kulli şey'im muktedirâ.
Meal (Diyanet)
Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgarın savuracağı çerçöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
46
ٱلْمَالُ وَٱلْبَنُونَ زِينَةُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَٱلْبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًۭا وَخَيْرٌ أَمَلًۭا
Okunuş
elmâlu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâ. velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḫayrun `inde rabbike ŝevâbev veḫayrun emelâ.
Meal (Diyanet)
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevab olarak da, emel olarak da, Rabbinin katında daha hayırlıdır.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
47
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ ٱلْجِبَالَ وَتَرَى ٱلْأَرْضَ بَارِزَةًۭ وَحَشَرْنَٰهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًۭا
Okunuş
veyevme nuseyyiru-lcibâle vetera-l'arda bârizetev vehaşernâhum felem nuğâdir minhum ehadâ.
Meal (Diyanet)
Bir gün dağları yürütürüz de yeri dümdüz görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın diriltip bir araya toplarız.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
48
وَعُرِضُوا۟ عَلَىٰ رَبِّكَ صَفًّۭا لَّقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍۭ ۚ بَلْ زَعَمْتُمْ أَلَّن نَّجْعَلَ لَكُم مَّوْعِدًۭا
Okunuş
ve`uridû `alâ rabbike saffâ. lekad ci'tumûnâ kemâ ḫalaknâkum evvele merrah. bel za`amtum ellen nec`ale lekum mev`idâ.
Meal (Diyanet)
Dizi dizi Rabbine sunulduklarında onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize geldiniz. Sizi bir yere toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değil mi?" denir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
49
وَوُضِعَ ٱلْكِتَٰبُ فَتَرَى ٱلْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَٰوَيْلَتَنَا مَالِ هَٰذَا ٱلْكِتَٰبِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةًۭ وَلَا كَبِيرَةً إِلَّآ أَحْصَىٰهَا ۚ وَوَجَدُوا۟ مَا عَمِلُوا۟ حَاضِرًۭا ۗ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدًۭا
Okunuş
vevudi`a-lkitâbu fetere-lmucrimîne muşfikîne mimmâ fîhi veyekûlûne yâ veyletenâ mâ lihâẕe-lkitâbi lâ yuğâdiru sağîratev velâ kebîraten illâ ahsâhâ. vevecedû mâ `amilû hâdirâ. velâ yażlimu rabbuke ehadâ.
Meal (Diyanet)
Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
50
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ ٱلْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِۦٓ ۗ أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ وَذُرِّيَّتَهُۥٓ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِى وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۢ ۚ بِئْسَ لِلظَّٰلِمِينَ بَدَلًۭا
Okunuş
veiẕ kulnâ lilmelâiketi-scudû liâdeme fesecedû illâ iblîs. kâne mine-lcinni fefeseka `an emri rabbih. efetetteḫiẕûnehû veẕurriyyetehû evliyâe min dûnî vehum lekum `aduvv. bi'se liżżâlimîne bedelâ.
Meal (Diyanet)
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
51
۞ مَّآ أَشْهَدتُّهُمْ خَلْقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَا خَلْقَ أَنفُسِهِمْ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ ٱلْمُضِلِّينَ عَضُدًۭا
Okunuş
mâ eşhettuhum ḫalka-ssemâvâti vel'ardi velâ ḫalka enfusihim. vemâ kuntu mutteḫiẕe-lmudillîne `adudâ.
Meal (Diyanet)
Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
52
وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا۟ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُم مَّوْبِقًۭا
Okunuş
veyevme yekûlu nâdû şurakâiye-lleẕîne za`amtum fede`avhum felem yestecîbû lehum vece`alnâ beynehum mevbikâ.
Meal (Diyanet)
O gün Allah: "Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin" der. Onları çağırırlar, fakat hiçbirisi onların çağrılarına gelmez. Aralarına bir cehennem deresi koyarız.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
53
وَرَءَا ٱلْمُجْرِمُونَ ٱلنَّارَ فَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا۟ عَنْهَا مَصْرِفًۭا
Okunuş
verae-lmucrimûne-nnâra feżannû ennehum muvâki`ûhâ velem yecidû `anhâ masrifâ.
Meal (Diyanet)
Suçlular ateşi görürler ve ona düşeceklerini anlarlar, fakat ondan kaçacak yer bulamazlar.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
54
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ أَكْثَرَ شَىْءٍۢ جَدَلًۭا
Okunuş
velekad sarrafnâ fî hâẕe-lkur'âni linnâsi min kulli meŝel. vekâne-l'insânu ekŝera şey'in cedelâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
55
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓا۟ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّهُمْ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ قُبُلًۭا
Okunuş
vemâ mene`a-nnâse ey yu'minû iẕ câehumu-lhudâ veyestağfirû rabbehum illâ en te'tiyehum sunnetu-l'evvelîne ev ye'tiyehumu-l`aẕâbu kubulâ.
Meal (Diyanet)
İnsanlara doğruluk rehberi gelmişken, onları inanmaktan, Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan öncekilere uygulananın kendilerine de uygulanmasını veya gözleri göre göre azaba uğramayı beklemeleridir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
56
وَمَا نُرْسِلُ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ ۚ وَيُجَٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ لِيُدْحِضُوا۟ بِهِ ٱلْحَقَّ ۖ وَٱتَّخَذُوٓا۟ ءَايَٰتِى وَمَآ أُنذِرُوا۟ هُزُوًۭا
Okunuş
vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne vemunẕirîn. veyucâdilu-lleẕîne keferû bilbâtili liyudhidû bihi-lhakka vetteḫaẕû âyâtî vemâ unẕirû huzuvâ.
Meal (Diyanet)
Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkarcılar hakkı batılla ortadan kaldırmak için çekişirler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarmaları alaya alırlar.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
57
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ ۚ إِنَّا جَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًۭا ۖ وَإِن تَدْعُهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ فَلَن يَهْتَدُوٓا۟ إِذًا أَبَدًۭا
Okunuş
vemen ażlemu mimmen ẕukkira biâyâti rabbihî fea`rada `anhâ venesiye mâ kaddemet yedâh. innâ ce`alnâ `alâ kulûbihim ekinneten ey yefkahûhu vefî âẕânihim vakrâ. vein ted`uhum ile-lhudâ feley yehtedû iẕen ebedâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yolagelmezler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
58
وَرَبُّكَ ٱلْغَفُورُ ذُو ٱلرَّحْمَةِ ۖ لَوْ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُوا۟ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلْعَذَابَ ۚ بَل لَّهُم مَّوْعِدٌۭ لَّن يَجِدُوا۟ مِن دُونِهِۦ مَوْئِلًۭا
Okunuş
verabbuke-lğafûru ẕu-rrahmeh. lev yuâḫiẕuhum bimâ kesebû le`accele lehumu-l`aẕâb. bel lehum mev`idul ley yecidû min dûnihî mev'ilâ.
Meal (Diyanet)
Bununla beraber, Rabbin mağfiret ve merhamet sahibidir. Eğer onları, yaptıklarından dolayı hemen hesaba çekmek isteseydi, azaba uğratmakta acele ederdi. Ama onların bir vadesi vardır. Ondan kaçıp sığınacak yer bulamazlar.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
59
وَتِلْكَ ٱلْقُرَىٰٓ أَهْلَكْنَٰهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا۟ وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِم مَّوْعِدًۭا
Okunuş
vetilke-lkurâ ehleknâhum lemmâ żalemû vece`alnâ limehlikihim mev`idâ.
Meal (Diyanet)
Haksızlıklarından ötürü işte yok ettiğimiz şehirler! Onları yok etmek için bir süre tayin etmiştik.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
60
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَىٰهُ لَآ أَبْرَحُ حَتَّىٰٓ أَبْلُغَ مَجْمَعَ ٱلْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِىَ حُقُبًۭا
Okunuş
veiẕ kâle mûsâ lifetâhu lâ ebrahu hattâ ebluğa mecme`a-lbahrayni ev emdiye hukubâ.
Meal (Diyanet)
Musa, genç arkadaşına: "Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmağa, yahut yıllarca yürümeye kararlıyım" demişti.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
61
فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِى ٱلْبَحْرِ سَرَبًۭا
Okunuş
felemmâ beleğâ mecme`a beynihimâ nesiyâ hûtehumâ fetteḫaẕe sebîlehû fi-lbahri serabâ.
Meal (Diyanet)
İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unutmuşlardı, balık bir delikten kayıp denizi boyladı.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
62
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَىٰهُ ءَاتِنَا غَدَآءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَٰذَا نَصَبًۭا
Okunuş
felemmâ câvezâ kâle lifetâhu âtinâ ğadâenâ. lekad lekînâ min seferinâ hâẕâ nesabâ.
Meal (Diyanet)
Oradan uzaklaştıklarında Musa, yanındaki gence: "Azığımızı çıkar, and olsun bu yolculuğumuzda yorgun düştük" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
63
قَالَ أَرَءَيْتَ إِذْ أَوَيْنَآ إِلَى ٱلصَّخْرَةِ فَإِنِّى نَسِيتُ ٱلْحُوتَ وَمَآ أَنسَىٰنِيهُ إِلَّا ٱلشَّيْطَٰنُ أَنْ أَذْكُرَهُۥ ۚ وَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِى ٱلْبَحْرِ عَجَبًۭا
Okunuş
kâle era'eyte iẕ eveynâ ile-ssaḫrati feinnî nesîtu-lhût. vemâ ensânîhu ille-şşeytânu en eẕkurah. vetteḫaẕe sebîlehû fi-lbahr. `acebâ.
Meal (Diyanet)
O da: "Bak sen! Kayalığa vardığımızda balığı unutmuştum. Bana onu hatırlamamı unutturan ancak şeytandır. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmiş" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
64
قَالَ ذَٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ ۚ فَٱرْتَدَّا عَلَىٰٓ ءَاثَارِهِمَا قَصَصًۭا
Okunuş
kâle ẕâlike mâ kunnâ nebği. ferteddâ `alâ âŝârihimâ kasasâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "İstediğimiz zaten buydu" dedi. Hemen geldikleri yoldan izleri üzerinde geri döndüler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
65
فَوَجَدَا عَبْدًۭا مِّنْ عِبَادِنَآ ءَاتَيْنَٰهُ رَحْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَٰهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًۭا
Okunuş
fevecedâ `abdem min `ibâdinâ âteynâhu rahmetem min `indinâ ve`allemnâhu mil ledunnâ `ilmâ.
Meal (Diyanet)
Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
66
قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰٓ أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًۭا
Okunuş
kâle lehû mûsâ hel ettebi`uke `alâ en tu`allimeni mimmâ `ullimte ruşdâ.
Meal (Diyanet)
Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
67
قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًۭا
Okunuş
kâle inneke len testetî`a me`iye sabrâ.
Meal (Diyanet)
O: "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın, bilgice kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin?" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
68
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَىٰ مَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ خُبْرًۭا
Okunuş
vekeyfe tasbiru `alâ mâ lem tuhit bihî ḫubrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte baş kaldırmayacağım" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
69
قَالَ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ صَابِرًۭا وَلَآ أَعْصِى لَكَ أَمْرًۭا
Okunuş
kâle setecidunî in şâe-llâhu sâbirav velâ a`sî leke emrâ.
Meal (Diyanet)
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
70
قَالَ فَإِنِ ٱتَّبَعْتَنِى فَلَا تَسْـَٔلْنِى عَن شَىْءٍ حَتَّىٰٓ أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًۭا
Okunuş
kâle feini-tteba`tenî felâ tes'elnî `an şey'in hattâ uhdiŝe leke minhu ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
71
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا رَكِبَا فِى ٱلسَّفِينَةِ خَرَقَهَا ۖ قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا إِمْرًۭا
Okunuş
fentalekâ. hattâ iẕâ rakibâ fi-ssefîneti ḫarakahâ. kâle eḫaraktehâ lituğrika ehlehâ. lekad ci'te şey'en imrâ.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine kalkıp gittiler; sonunda bir gemiye bindiklerinde, o gemiyi deliverdi; Musa: "Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
72
قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًۭا
Okunuş
kâle elem ekul inneke len testetî`a me`iye sabrâ.
Meal (Diyanet)
Musa'ya: "Ben sana yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
73
قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِى بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِى مِنْ أَمْرِى عُسْرًۭا
Okunuş
kâle lâ tuâḫiẕnî bimâ nesîtu velâ turhiknî min emrî `usrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Unuttuğum için bana çıkışma, gücümün yetmediği şeyden beni sorumlu tutma" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
74
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا لَقِيَا غُلَٰمًۭا فَقَتَلَهُۥ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًۭا زَكِيَّةًۢ بِغَيْرِ نَفْسٍۢ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْـًۭٔا نُّكْرًۭا
Okunuş
fentalekâ. hattâ iẕâ lekiyâ ğulâmen fekatelehû kâle ekatelte nefsen zekiyyetem biğayri nefs. lekad ci'te şey'en nukrâ.
Meal (Diyanet)
Yine gittiler; sonunda bir erkek çocuğa rastladılar, o hemen onu öldürdü. Musa: "Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın" dedi.