📖 Cüz 8
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
111
۞ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ ٱلْمَوْتَىٰ وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَىْءٍۢ قُبُلًۭا مَّا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ
Okunuş
velev ennenâ nezzelnâ ileyhimu-lmelâikete vekellemehumu-lmevtâ vehaşernâ `aleyhim kulle şey'in kubulem mâ kânû liyu'minû illâ ey yeşâe-llâhu velâkinne ekŝerahum yechelûn.
Meal (Diyanet)
Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
112
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّۭا شَيَٰطِينَ ٱلْإِنسِ وَٱلْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍۢ زُخْرُفَ ٱلْقَوْلِ غُرُورًۭا ۚ وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Okunuş
vekeẕâlike ce`alnâ likulli nebiyyin `aduvven şeyâtîne-l'insi velcinni yûhî ba`duhum ilâ ba`din zuḫrufe-lkavli ğurûrâ. velev şâe rabbuke mâ fe`alûhu feẕerhum vemâ yefterûn.
Meal (Diyanet)
Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
113
وَلِتَصْغَىٰٓ إِلَيْهِ أَفْـِٔدَةُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا۟ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ
Okunuş
velitasğâ ileyhi ef'idetu-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati veliyerdavhu veliyakterifû mâ hum mukterifûn.
Meal (Diyanet)
Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
114
أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْتَغِى حَكَمًۭا وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ إِلَيْكُمُ ٱلْكِتَٰبَ مُفَصَّلًۭا ۚ وَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُۥ مُنَزَّلٌۭ مِّن رَّبِّكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
Okunuş
efeğayra-llâhi ebteğî hakemev vehuve-lleẕî enzele ileykumu-lkitâbe mufessalâ. velleẕîne âteynâhumu-lkitâbe ya`lemûne ennehû munezzelum mir rabbike bilhakki felâ tekûnenne mine-lmumterîn.
Meal (Diyanet)
"Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?" Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
115
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًۭا وَعَدْلًۭا ۚ لَّا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
vetemmet kelimetu rabbike sidkav ve`adlâ. lâ mubeddile likelimâtih. vehuve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitir ve bilir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
116
وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
Okunuş
vein tuti` ekŝera men fi-l'ardi yudillûke `an sebîli-llâh. iy yettebi`ûne ille-żżanne vein hum illâ yaḫrusûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
117
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِۦ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Okunuş
inne rabbeke huve a`lemu mey yedillu `an sebîlih. vehuve a`lemu bilmuhtedîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
118
فَكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُم بِـَٔايَٰتِهِۦ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
fekulû mimmâ ẕukira-smu-llâhi `aleyhi in kuntum biâyâtihî mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olan şeyden yiyin.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
119
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا ذُكِرَ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا ٱضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًۭا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَآئِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُعْتَدِينَ
Okunuş
vemâ lekum ellâ te'kulû mimmâ ẕukira-smu-llâhi `aleyhi vekad fessale lekum mâ harrame `aleykum illâ me-dturirtum ileyh. veinne keŝîral leyudillûne biehvâihim biğayri `ilm. inne rabbeke huve a`lemu bilmu`tedîn.
Meal (Diyanet)
Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
120
وَذَرُوا۟ ظَٰهِرَ ٱلْإِثْمِ وَبَاطِنَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْسِبُونَ ٱلْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا۟ يَقْتَرِفُونَ
Okunuş
veẕerû żâhira-l'iŝmi vebâtineh. inne-lleẕîne yeksibûne-l'iŝme seyuczevne bimâ kânû yakterifûn.
Meal (Diyanet)
Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
121
وَلَا تَأْكُلُوا۟ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ ٱسْمُ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُۥ لَفِسْقٌۭ ۗ وَإِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ لَيُوحُونَ إِلَىٰٓ أَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَٰدِلُوكُمْ ۖ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
Okunuş
velâ te'kulû mimmâ lem yuẕkeri-smu-llâhi `aleyhi veinnehû lefisk. veinne-şşeyâtîne leyûhûne ilâ evliyâihim liyucâdilûkum. vein eta`tumûhum innekum lemuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
122
أَوَمَن كَانَ مَيْتًۭا فَأَحْيَيْنَٰهُ وَجَعَلْنَا لَهُۥ نُورًۭا يَمْشِى بِهِۦ فِى ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ لَيْسَ بِخَارِجٍۢ مِّنْهَا ۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَٰفِرِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
evemen kâne meyten feahyeynâhu vece`alnâ lehû nûray yemşî bihî fi-nnâsi kemem meŝeluhû fi-żżulumâti leyse biḫâricim minhâ. keẕâlike zuyyine lilkâfirîne mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
123
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَٰبِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا۟ فِيهَا ۖ وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
vekeẕâlike ce`alnâ fî kulli karyetin ekâbira mucrimîhâ liyemkurû fîhâ. vemâ yemkurûne illâ bienfusihim vemâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Bunun gibi, her kasabanın bir takım ileri gelenlerini orada hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
124
وَإِذَا جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌۭ قَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّىٰ نُؤْتَىٰ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ رُسُلُ ٱللَّهِ ۘ ٱللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۥ ۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٌۭ شَدِيدٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَمْكُرُونَ
Okunuş
veiẕâ câethum âyetun kâlû len nu'mine hattâ nu'tâ miŝle mâ ûtiye rusulu-llâh. allâhu a`lemu hayŝu yec`alu risâleteh. seyusîbu-lleẕîne ecramû sağârun `inde-llâhi ve`aẕâbun şedîdum bimâ kânû yemkurûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
125
فَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يَهْدِيَهُۥ يَشْرَحْ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ ۖ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُۥ يَجْعَلْ صَدْرَهُۥ ضَيِّقًا حَرَجًۭا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى ٱلسَّمَآءِ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْعَلُ ٱللَّهُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
femey yuridi-llâhu ey yehdiyehû yeşrah sadrahû lil'islâm. vemey yurid ey yudillehû yec`al sadrahû dayyikan haracen keennemâ yessa``adu fi-ssemâ'. keẕâlike yec`alu-llâhu-rricse `ale-lleẕîne lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet'e açar, kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
126
وَهَٰذَا صِرَٰطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًۭا ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَذَّكَّرُونَ
Okunuş
vehâẕâ sirâtu rabbike mustekîmâ. kad fessalne-l'âyâti likavmiy yeẕẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. İbret alan kimselere ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
127
۞ لَهُمْ دَارُ ٱلسَّلَٰمِ عِندَ رَبِّهِمْ ۖ وَهُوَ وَلِيُّهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
lehum dâru-sselâmi `inde rabbihim vehuve veliyyuhum bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinin katında selamet yurdu onlarındır. O, işlediklerinden ötürü onların dostudur.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
128
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًۭا يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ قَدِ ٱسْتَكْثَرْتُم مِّنَ ٱلْإِنسِ ۖ وَقَالَ أَوْلِيَآؤُهُم مِّنَ ٱلْإِنسِ رَبَّنَا ٱسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍۢ وَبَلَغْنَآ أَجَلَنَا ٱلَّذِىٓ أَجَّلْتَ لَنَا ۚ قَالَ ٱلنَّارُ مَثْوَىٰكُمْ خَٰلِدِينَ فِيهَآ إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
veyevme yahşuruhum cemî`â. yâ ma`şera-lcinni kadi-stekŝertum mine-l'ins. vekâle evliyâuhum mine-l'insi rabbene-stemte`a ba`dunâ biba`div vebelağnâ ecelene-lleẕî eccelte lenâ. kâle-nnâru meŝvâkum ḫâlidîne fîhâ illâ mâ şâe-llâh. inne rabbeke hakîmun `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah hepsini toplayacağı gün, "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der, insanlardan onlara uymuş olanlar, "Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. "Cehennem, Allah'ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır" der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
129
وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّى بَعْضَ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
vekeẕâlike nuvellî ba`da-żżâlimîne ba`dam bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
130
يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌۭ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا ۚ قَالُوا۟ شَهِدْنَا عَلَىٰٓ أَنفُسِنَا ۖ وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ
Okunuş
yâ ma`şera-lcinni vel'insi elem ye'tikum rusulum minkum yekussûne `aleykum âyâtî veyunẕirûnekum likâe yevmikum hâẕâ. kâlû şehidnâ `alâ enfusinâ veğarrathumu-lhayâtu-ddunyâ veşehidû `alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.
Meal (Diyanet)
"Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" "Kendi hakkımızda şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı da inkarcı olduklarına, kendi aleyhlerinde şahidlik ettiler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
131
ذَٰلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍۢ وَأَهْلُهَا غَٰفِلُونَ
Okunuş
ẕâlike el lem yekur rabbuke muhlike-lkurâ biżulmiv veehluhâ ğâfilûn.
Meal (Diyanet)
Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah'ın haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
132
وَلِكُلٍّۢ دَرَجَٰتٌۭ مِّمَّا عَمِلُوا۟ ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Okunuş
velikullin deracâtum mimmâ `amilû. vemâ rabbuke biğâfilin `ammâ ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İşlediklerine karşılık her birinin dereceleri vardır. Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
133
وَرَبُّكَ ٱلْغَنِىُّ ذُو ٱلرَّحْمَةِ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنۢ بَعْدِكُم مَّا يَشَآءُ كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ
Okunuş
verabbuke-lğaniyyu ẕu-rrahmeh. iy yeşe' yuẕhibkum veyestaḫlif mim ba`dikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min ẕurriyyeti kavmin âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
134
إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَءَاتٍۢ ۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ
Okunuş
inne mâ tû`adûne leâtiv vemâ entum bimu`cizîn.
Meal (Diyanet)
Size vadedilen, mutlaka yerine gelecektir; siz O'nu aciz kılamazsınız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
135
قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَامِلٌۭ ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
kul yâ kavmi-`melû `alâ mekânetikum innî `âmil. fesevfe ta`lemûne men tekûnu lehû `âkibetu-ddâr. innehû lâ yuflihu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
136
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلْحَرْثِ وَٱلْأَنْعَٰمِ نَصِيبًۭا فَقَالُوا۟ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَا ۖ فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمْ ۗ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Okunuş
vece`alû lillâhi mimmâ ẕerae mine-lharŝi vel'en`âmi nesîben fekâlû hâẕâ lillâhi biza`mihim vehâẕâ lişurakâinâ. femâ kâne lişurakâihim felâ yesilu ile-llâh. vemâ kâne lillâhi fehuve yesilu ilâ şurakâihim. sâe mâ yahkumûn.
Meal (Diyanet)
Kendi zanlarına göre, "Bu Allah'ındır, bu da putlarımızındır" diyerek, Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları Allah için verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlarına verilirdi; ne kötü hüküm veriyorlardı!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
137
وَكَذَٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍۢ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَٰدِهِمْ شُرَكَآؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا۟ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ ۖ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Okunuş
vekeẕâlike zeyyene likeŝîrim mine-lmuşrikîne katle evlâdihim şurakâuhum liyurdûhum veliyelbisû `aleyhim dînehum. velev şâe-llâhu mâ fe`alûhu feẕerhum vemâ yefterûn.
Meal (Diyanet)
Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
138
وَقَالُوا۟ هَٰذِهِۦٓ أَنْعَٰمٌۭ وَحَرْثٌ حِجْرٌۭ لَّا يَطْعَمُهَآ إِلَّا مَن نَّشَآءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَٰمٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَٰمٌۭ لَّا يَذْكُرُونَ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهَا ٱفْتِرَآءً عَلَيْهِ ۚ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
vekâlû hâẕihî en`âmuv veharŝun hicr. lâ yat`amuhâ illâ men neşâu biza`mihim veen`âmun hurrimet żuhûruhâ veen`âmul lâ yeẕkurûne-sme-llâhi `aleyhe-ftirâen `aleyh. seyeczîhim bimâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
"Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başkasının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
139
وَقَالُوا۟ مَا فِى بُطُونِ هَٰذِهِ ٱلْأَنْعَٰمِ خَالِصَةٌۭ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِنَا ۖ وَإِن يَكُن مَّيْتَةًۭ فَهُمْ فِيهِ شُرَكَآءُ ۚ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
vekâlû mâ fî butûni hâẕihi-l'en`âmi ḫâlisatul liẕukûrinâ vemuharramun `alâ ezvâcinâ. veiy yekum meyteten fehum fîhi şurakâ'. seyeczîhim vasfehum. innehû hakîmun `alîm.
Meal (Diyanet)
"Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olurlar" dediler. Allah bu türlü sözlerin cezasını verecektir, çünkü O hakimdir, bilendir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
140
قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ قَتَلُوٓا۟ أَوْلَٰدَهُمْ سَفَهًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَحَرَّمُوا۟ مَا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ٱفْتِرَآءً عَلَى ٱللَّهِ ۚ قَدْ ضَلُّوا۟ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ
Okunuş
kad ḫasira-lleẕîne katelû evlâdehum sefehem biğayri `ilmiv veharramû mâ razekahumu-llâhu-ftirâen `ale-llâh. kad dallû vemâ kânû muhtedîn.
Meal (Diyanet)
Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri Allah'a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
141
۞ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ جَنَّٰتٍۢ مَّعْرُوشَٰتٍۢ وَغَيْرَ مَعْرُوشَٰتٍۢ وَٱلنَّخْلَ وَٱلزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُۥ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُتَشَٰبِهًۭا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍۢ ۚ كُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَءَاتُوا۟ حَقَّهُۥ يَوْمَ حَصَادِهِۦ ۖ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
vehuve-lleẕî enşee cennâtim ma`rûşâtiv veğayra ma`rûşâtiv vennaḫle vezzer`a muḫtelifen ukuluhû vezzeytûne verrummâne muteşâbihev veğayra muteşâbih. kulû min ŝemerihî iẕâ eŝmera veâtû hakkahû yevme hasâdihi. velâ tusrifû. innehû lâ yuhibbu-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah'tır. Tadları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O'dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, devşirildiği ve biçildiği gün hakkını verin; israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
142
وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ حَمُولَةًۭ وَفَرْشًۭا ۚ كُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
vemine-l'en`âmi hamûletev veferşâ. kulû mimmâ razekakumu-llâhu velâ tettebi`û ḫutuvâti-şşeytân. innehû lekum `aduvvum mubîn.
Meal (Diyanet)
Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah'tır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytana ayak uydurmayın, o size apaçık bir düşmandır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
143
ثَمَٰنِيَةَ أَزْوَٰجٍۢ ۖ مِّنَ ٱلضَّأْنِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْمَعْزِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ نَبِّـُٔونِى بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
ŝemâniyete ezvâc. mine-dda'ni-ŝneyni vemine-lma`zi-ŝneyn. kul âẕẕekerayni harrame emi-l'unŝeyeyni emme-ştemelet `aleyhi erhâmu-l'unŝeyeyn. nebbiûnî bi`ilmin in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Sekiz çift: Koyundan iki ve keçiden iki; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Doğru sözlü iseniz bana bilgiye dayanarak cevap verin."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
144
وَمِنَ ٱلْإِبِلِ ٱثْنَيْنِ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ ٱثْنَيْنِ ۗ قُلْ ءَآلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلْأُنثَيَيْنِ أَمَّا ٱشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ وَصَّىٰكُمُ ٱللَّهُ بِهَٰذَا ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا لِّيُضِلَّ ٱلنَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vemine-l'ibili-ŝneyni vemine-lbekari-ŝneyn. kul âẕẕekerayni harrame emi-l'unŝeyeyni emme-ştemelet `aleyhi erhâmu-l'unŝeyeyn. em kuntum şuhedâe iẕ vessâkumu-llâhu bihâẕâ. femen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕibel liyudille-nnâse biğayri `ilm. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Deveden iki, sığırdan iki yaratmıştır; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Yoksa Allah size bunları buyururken orada mı idiniz?" İnsanları, bilmediklerinden sapıtmak için Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim milleti doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
145
قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍۢ يَطْعَمُهُۥٓ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًۭا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍۢ فَإِنَّهُۥ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍۢ وَلَا عَادٍۢ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
kul lâ ecidu fî mâ ûhiye ileyye muharramen `alâ tâ`imiy yat`amuhû illâ ey yekûne meyteten ev demem mesfûhan ev lahme ḫinzîrin feinnehû ricsun ev fiskan uhille liğayri-llâhi bih. femeni-dturra ğayra bâğiv velâ `âdin feinne rabbeke ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum; fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir." Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
146
وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِى ظُفُرٍۢ ۖ وَمِنَ ٱلْبَقَرِ وَٱلْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلْحَوَايَآ أَوْ مَا ٱخْتَلَطَ بِعَظْمٍۢ ۚ ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِبَغْيِهِمْ ۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Okunuş
ve`ale-lleẕîne hâdû harramnâ kulle ẕî żufur. vemine-lbekari velğanemi harramnâ `aleyhim şuhûmehumâ illâ mâ hamelet żuhûruhumâ evi-lhavâyâ ev me-ḫteleta bi`ażm. ẕâlike cezeynâhum bibağyihim. veinnâ lesâdikûn.
Meal (Diyanet)
Yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağları hariç, iç yağlarını da haram kıldık. Aşırı gitmelerinden ötürü onları bu şekilde cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru sözlüyüzdür.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
147
فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍۢ وَٰسِعَةٍۢ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُۥ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
fein keẕẕebûke fekur rabbukum ẕû rahmetiv vâsi`ah. velâ yuraddu be'suhû `ani-lkavmi-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Seni yalanlarlarsa, "Rabbinizin rahmeti geniştir; O'nun azabı suçlu milletten geri çevrilemez" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
148
سَيَقُولُ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكْنَا وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن شَىْءٍۢ ۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ حَتَّىٰ ذَاقُوا۟ بَأْسَنَا ۗ قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍۢ فَتُخْرِجُوهُ لَنَآ ۖ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ
Okunuş
seyekûlu-lleẕîne eşrakû lev şâe-llâhu mâ eşraknâ velâ âbâunâ velâ harramnâ min şey'. keẕâlike keẕẕebe-lleẕîne min kablihim hattâ ẕâkû be'senâ. kul hel `indekum min `ilmin fetuḫricûhu lenâ. in tettebi`ûne ille-żżanne vein entum illâ taḫrusûn.
Meal (Diyanet)
Puta tapanlar, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık" diyecekler; onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
149
قُلْ فَلِلَّهِ ٱلْحُجَّةُ ٱلْبَٰلِغَةُ ۖ فَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
kul felillâhi-lhuccetu-lbâliğah. felev şâe lehedâkum ecme`în.
Meal (Diyanet)
"Üstün delil Allah'ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
150
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا ۖ فَإِن شَهِدُوا۟ فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ ۚ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Okunuş
kul helumme şuhedâekumu-lleẕîne yeşhedûne enne-llâhe harrame hâẕâ. fein şehidû felâ teşhed me`ahum. velâ tettebi` ehvâe-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ velleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati vehum birabbihim ya`dilûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın bunu haram kıldığına şahidlik edecek şahidlerinizi getirin". Şahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sözlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma; onlar Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
151
۞ قُلْ تَعَالَوْا۟ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ ۖ أَلَّا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًۭٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًۭا ۖ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُم مِّنْ إِمْلَٰقٍۢ ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ ۖ وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ۖ وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
kul te`âlev etlu mâ harrame rabbukum `aleykum ellâ tuşrikû bihî şey'â. vebilvâlideyni ihsânâ. velâ taktulû evlâdekum min imlâk. nahnu nerzukukum veiyyâhum. velâ takrabu-lfevâhişe mâ żahera minhâ vemâ betan. velâ taktulu-nnefse-lletî harrame-llâhu illâ bilhakk. ẕâlikum vessâkum bihî le`allekum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
152
وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۖ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۖ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluğa eşuddeh. veevfu-lkeyle velmîzâne bilkist. lâ nukellifu nefsen illâ vus`ahâ veiẕâ kultum fa`dilû velev kâne ẕâ kurbâ. vebi`ahdi-llâhi evfû. ẕâlikum vessâkum bihî le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
153
وَأَنَّ هَٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًۭا فَٱتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuş
veenne hâẕâ sirâtî mustekîmen fettebi`ûh. velâ tettebi`u-ssubule feteferraka bikum `an sebîlih. ẕâlikum vessâkum bihî le`allekum tettekûn.
Meal (Diyanet)
Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
154
ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ تَمَامًا عَلَى ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًۭا لِّكُلِّ شَىْءٍۢ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لَّعَلَّهُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
ŝumme âteynâ mûse-lkitâbe temâmen `ale-lleẕî ahsene vetefsîlel likulli şey'iv vehudev verahmetel le`allehum bilikâi rabbihim yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Sonra, iyilik işleyenlere nimeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitap'ı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
155
وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌۭ فَٱتَّبِعُوهُ وَٱتَّقُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
vehâẕâ kitâbun enzelnâhu mubârakun fettebi`ûhu vettekû le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
156
أَن تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلْكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَٰفِلِينَ
Okunuş
en tekûlû innemâ unzile-lkitâbu `alâ tâifeteyni min kablinâ. vein kunnâ `an dirâsetihim leğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
157
أَوْ تَقُولُوا۟ لَوْ أَنَّآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْكِتَٰبُ لَكُنَّآ أَهْدَىٰ مِنْهُمْ ۚ فَقَدْ جَآءَكُم بَيِّنَةٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ ۚ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا ۗ سَنَجْزِى ٱلَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ ءَايَٰتِنَا سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ بِمَا كَانُوا۟ يَصْدِفُونَ
Okunuş
ev tekûlû lev ennâ unzile `aleyne-lkitâbu lekunnâ ehdâ minhum. fekad câekum beyyinetum mir rabbikum vehudev verahmeh. femen ażlemu mimmen keẕẕebe biâyâti-llâhi vesadefe `anhâ. seneczi-lleẕîne yasdifûne `an âyâtinâ sûe-l`aẕâbi bimâ kânû yasdifûn.
Meal (Diyanet)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
158
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ يَأْتِىَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِىَ بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ ۗ يَوْمَ يَأْتِى بَعْضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَٰنُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِىٓ إِيمَٰنِهَا خَيْرًۭا ۗ قُلِ ٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
Okunuş
hel yenżurûne illâ en te'tiyehumu-lmelâiketu ev ye'tiye rabbuke ev ye'tiye ba`du âyâti rabbik. yevme ye'tî ba`du âyâti rabbike lâ yenfe`u nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ ḫayrâ. kuli-nteżirû innâ munteżirûn.
Meal (Diyanet)
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: "Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
159
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًۭا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِى شَىْءٍ ۚ إِنَّمَآ أَمْرُهُمْ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne ferrakû dînehum vekânû şiye`al leste minhum fî şey'. innemâ emruhum ile-llâhi ŝumme yunebbiuhum bimâ kânû yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. Onların işi Allah'a kalmıştır, yaptıklarını onlara sonra bildirecektir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
160
مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ عَشْرُ أَمْثَالِهَا ۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَىٰٓ إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
men câe bilhaseneti felehû `aşru emŝâlihâ. vemen câe bisseyyieti felâ yuczâ illâ miŝlehâ vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on katı verilir; ortaya bir kötülük koyan ise ancak misliyle cezalandırılır; onlara haksızlık yapılmaz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
161
قُلْ إِنَّنِى هَدَىٰنِى رَبِّىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ دِينًۭا قِيَمًۭا مِّلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًۭا ۚ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
kul innenî hedânî rabbî ilâ sirâtim mustekîm. dînen kiyemem millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
"Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
162
قُلْ إِنَّ صَلَاتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kul inne salâtî venusukî vemahyâye vememâtî lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
163
لَا شَرِيكَ لَهُۥ ۖ وَبِذَٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
lâ şerîke leh. vebiẕâlike umirtu veenâ evvelu-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
164
قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِى رَبًّۭا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍۢ ۚ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuş
kul eğayra-llâhi ebğî rabbev vehuve rabbu kulli şey'. velâ teksibu kullu nefsin illâ `aleyhâ. velâ teziru vâziratuv vizra uḫrâ. ŝumme ilâ rabbikum merci`ukum feyunebbiukum bimâ kuntum fîhi taḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah her şeyin Rabbi iken O'ndan başka bir rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz; sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
165
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ ٱلْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍۢ دَرَجَٰتٍۢ لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌۭ رَّحِيمٌۢ
Okunuş
vehuve-lleẕî ce`alekum ḫalâife-l'ardi verafe`a ba`dakum fevka ba`din deracâtil liyebluvekum fî mâ âtâkum. inne rabbeke serî`u-l`ikâb. veinnehû leğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan O'dur. Doğrusu Rabbinin cezalandırması süratlidir. Şüphesiz O bağışlar, merhamet eder.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓصٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm-sâd.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim, Sad.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
2
كِتَٰبٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِى صَدْرِكَ حَرَجٌۭ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِۦ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
kitâbun unzile ileyke felâ yekun fî sadrike haracum minhu litunẕira bihî veẕikrâ lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
3
ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ ۗ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
ittebi`û mâ unzile ileykum mir rabbikum velâ tettebi`û min dûnihî evliyâ'. kalîlem mâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
4
وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا فَجَآءَهَا بَأْسُنَا بَيَٰتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ
Okunuş
vekem min karyetin ehleknâhâ fecâehâ be'sunâ beyâten ev hum kâilûn.
Meal (Diyanet)
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
5
فَمَا كَانَ دَعْوَىٰهُمْ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَآ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
femâ kâne da`vâhum iẕ câehum be'sunâ illâ en kâlû innâ kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
6
فَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
felenes'elenne-lleẕîne ursile ileyhim velenes'elenne-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
7
فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍۢ ۖ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ
Okunuş
felenekussanne `aleyhim bi`ilmiv vemâ kunnâ ğâibîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
8
وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ ۚ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
velveznu yevmeiẕin-lhakk. femen ŝekulet mevâzînuhû feulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
9
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ
Okunuş
vemen ḫaffet mevâzînuhû feulâike-lleẕîne ḫasirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
10
وَلَقَدْ مَكَّنَّٰكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ ۗ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
Okunuş
velekad mekkennâkum fi-l'ardi vece`alnâ lekum fîhâ me`âyiş. kalîlem mâ teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
11
وَلَقَدْ خَلَقْنَٰكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَٰكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Okunuş
velekad ḫalaknâkum ŝumme savvernâkum ŝumme kulnâ lilmelâiketi-scudû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yekum mine-ssâcidîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
12
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ ۖ قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْهُ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍۢ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍۢ
Okunuş
kâle mâ mene`ake ellâ tescude iẕ emertuk. kâle ene ḫayrum minh. ḫalaktenî min nâriv veḫalaktehû min tîn.
Meal (Diyanet)
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
13
قَالَ فَٱهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَٱخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ ٱلصَّٰغِرِينَ
Okunuş
kâle fehbit minhâ femâ yekûnu leke en tetekebbera fîhâ faḫruc inneke mine-ssâğirîn.
Meal (Diyanet)
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
14
قَالَ أَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Okunuş
kâle enżirnî ilâ yevmi yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
15
قَالَ إِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
Okunuş
kâle inneke mine-lmunżarîn.
Meal (Diyanet)
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
16
قَالَ فَبِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَٰطَكَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
Okunuş
kâle febimâ ağveytenî leak`udenne lehum sirâtake-lmustekîm.
Meal (Diyanet)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
17
ثُمَّ لَءَاتِيَنَّهُم مِّنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَٰنِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ ۖ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَٰكِرِينَ
Okunuş
ŝumme leâtiyennehum mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ve`an eymânihim ve`an şemâilihim. velâ tecidu ekŝerahum şâkirîn.
Meal (Diyanet)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
18
قَالَ ٱخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًۭا مَّدْحُورًۭا ۖ لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
kâle-ḫruc minhâ meẕ'ûmem medhûrâ. lemen tebi`ake minhum leemleenne cehenneme minkum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
19
وَيَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veyâ âdemu-skun ente vezevcuke-lcennete fekulâ min hayŝu şi'tumâ velâ takrabâ hâẕihi-şşecerate fetekûnâ mine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
20
فَوَسْوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيْطَٰنُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُۥرِىَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ ٱلْخَٰلِدِينَ
Okunuş
fevesvese lehume-şşeytânu liyubdiye lehumâ mâ vûriye `anhumâ min sev'âtihimâ vekâle mâ nehâkumâ rabbukumâ `an hâẕihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḫâlidîn.
Meal (Diyanet)
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
21
وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ
Okunuş
vekâsemehumâ innî lekumâ lemine-nnâsihîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
22
فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍۢ ۚ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۖ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
fedellâhumâ biğurûr. felemmâ ẕâke-şşecerate bedet lehumâ sev'âtuhumâ vetafikâ yaḫsifâni `aleyhimâ miv veraki-lcenneh. venâdâhumâ rabbuhumâ elem enhekumâ `an tilkume-şşecerati veekul lekumâ inne-şşeytâne lekumâ `aduvvum mubîn.
Meal (Diyanet)
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
23
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
kâlâ rabbenâ żalemnâ enfusenâ veil lem tağfir lenâ veterhamnâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
24
قَالَ ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۭ ۖ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّۭ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
kâle-hbitû ba`dukum liba`din `aduvv. velekum fi-l'ardi mustekarruv vemetâ`un ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
25
قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
Okunuş
kâle fîhâ tahyevne vefîhâ temûtûne veminhâ tuḫracûn.
Meal (Diyanet)
"Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
26
يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًۭا يُوَٰرِى سَوْءَٰتِكُمْ وَرِيشًۭا ۖ وَلِبَاسُ ٱلتَّقْوَىٰ ذَٰلِكَ خَيْرٌۭ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Okunuş
yâ benî âdeme kad enzelnâ `aleykum libâsey yuvârî sev'âtikum verîşâ. velibâsu-ttakvâ ẕâlike ḫayr. ẕâlike min âyâti-llâhi le`allehum yeẕẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
27
يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ كَمَآ أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَٰتِهِمَآ ۗ إِنَّهُۥ يَرَىٰكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُۥ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ ۗ إِنَّا جَعَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
yâ benî âdeme lâ yeftinennekumu-şşeytânu kemâ aḫrace ebeveykum mine-lcenneti yenzi`u `anhumâ libâsehumâ liyuriyehumâ sev'âtihimâ. innehû yerâkum huve vekabîluhû min hayŝu lâ teravnehum. innâ ce`alne-şşeyâtîne evliyâe lilleẕîne lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
28
وَإِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةًۭ قَالُوا۟ وَجَدْنَا عَلَيْهَآ ءَابَآءَنَا وَٱللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا ۗ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
veiẕâ fe`alû fâhişeten kâlû vecednâ `aleyhâ âbâenâ vellâhu emeranâ bihâ. kul inne-llâhe lâ ye'muru bilfahşâ'. etekûlûne `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
29
قُلْ أَمَرَ رَبِّى بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَقِيمُوا۟ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍۢ وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ ۚ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ
Okunuş
kul emera rabbî bilkist. veekîmû vucûhekum `inde kulli mescidiv ved`ûhu muḫlisîne lehu-ddîne. kemâ bedeekum te`ûdûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
30
فَرِيقًا هَدَىٰ وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلضَّلَٰلَةُ ۗ إِنَّهُمُ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
Okunuş
ferîkan hedâ veferîkan hakka `aleyhimu-ddalâleh. innehumu-tteḫaẕu-şşeyâtîne evliyâe min dûni-llâhi veyahsebûne ennehum muhtedûn.
Meal (Diyanet)
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
31
۞ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ خُذُوا۟ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍۢ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
yâ benî âdeme ḫuẕû zînetekum `inde kulli mescidiv vekulû veşrabû velâ tusrifû. innehû lâ yuhibbu-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
32
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِىٓ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِۦ وَٱلطَّيِّبَٰتِ مِنَ ٱلرِّزْقِ ۚ قُلْ هِىَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا خَالِصَةًۭ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
kul men harrame zînete-llâhi-lletî aḫrace li`ibâdihî vettayyibâti mine-rrizk. kul hiye lilleẕîne âmenû fi-lhayâti-ddunyâ ḫâlisatey yevme-lkiyâmeh. keẕâlike nufessilu-l'âyâti likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
33
قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَٱلْإِثْمَ وَٱلْبَغْىَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًۭا وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
kul innemâ harrame rabbiye-lfevâhişe mâ żahera minhâ vemâ betane vel'iŝme velbağye biğayri-lhakki veen tuşrikû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânev veen tekûlû `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
34
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌۭ ۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةًۭ ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Okunuş
velikulli ummetin ecel. feiẕâ câe eceluhum lâ yeste'ḫirûne sâ`atev velâ yestakdimûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
35
يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌۭ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى ۙ فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
yâ benî âdeme immâ ye'tiyennekum rusulum minkum yekussûne `aleykum âyâtî femeni-ttekâ veasleha felâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
36
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ ulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
37
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوٓا۟ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ
Okunuş
femen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. ulâike yenâluhum nesîbuhum mine-lkitâb. hattâ iẕâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum kâlû eyne mâ kuntum ted`ûne min dûni-llâh. kâlû dallû `annâ veşehidû `alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
38
قَالَ ٱدْخُلُوا۟ فِىٓ أُمَمٍۢ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ فِى ٱلنَّارِ ۖ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌۭ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا ٱدَّارَكُوا۟ فِيهَا جَمِيعًۭا قَالَتْ أُخْرَىٰهُمْ لِأُولَىٰهُمْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمْ عَذَابًۭا ضِعْفًۭا مِّنَ ٱلنَّارِ ۖ قَالَ لِكُلٍّۢ ضِعْفٌۭ وَلَٰكِن لَّا تَعْلَمُونَ
Okunuş
kâle-dḫulû fî umemin kad ḫalet min kablikum mine-lcinni vel'insi fi-nnâr. kullemâ deḫalet ummetul le`anet uḫtehâ. hattâ iẕe-ddârakû fîhâ cemî`an kâlet uḫrâhum liûlâhum rabbenâ hâulâi edallûnâ feâtihim `aẕâben di`fem mine-nnâr. kâle likullin di`fuv velâkil lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
39
وَقَالَتْ أُولَىٰهُمْ لِأُخْرَىٰهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍۢ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
Okunuş
vekâlet ûlâhum liuḫrâhum femâ kâne lekum `aleynâ min fadlin feẕûku-l`aẕâbe bimâ kuntum teksibûn.
Meal (Diyanet)
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
40
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَٰبُ ٱلسَّمَآءِ وَلَا يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ ٱلْجَمَلُ فِى سَمِّ ٱلْخِيَاطِ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
inne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu-ssemâi velâ yedḫulûne-lcennete hattâ yelice-lcemelu fî semmi-lḫiyât. vekeẕâlike neczi-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
41
لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌۭ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۢ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
lehum min cehenneme mihâduv vemin fevkihim ğavâş. vekeẕâlike neczi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
42
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus`ahâ. ulâike ashâbu-lcenneh. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
43
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَآ أَنْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ ۖ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ ۖ وَنُودُوٓا۟ أَن تِلْكُمُ ٱلْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
veneza`nâ mâ fî sudûrihim min ğillin tecrî min tahtihimu-l'enhâr. vekâlu-lhamdu lillâhi-lleẕî hedânâ lihâẕâ vemâ kunnâ linehtediye levlâ en hedâne-llâh. lekad câet rusulu rabbinâ bilhakk. venûdû en tilkumu-lcennetu ûriŝtumûhâ bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
44
وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّۭا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّۭا ۖ قَالُوا۟ نَعَمْ ۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌۢ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
venâdâ ashâbu-lcenneti ashâbe-nnâri en kad vecednâ mâ ve`adenâ rabbunâ hakkan fehel vecettum mâ ve`ade rabbukum hakkâ. kâlû ne`am. feeẕẕene mueẕẕinum beynehum el la`netu-llâhi `ale-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
45
ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًۭا وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ كَٰفِرُونَ
Okunuş
elleẕîne yesuddûne `an sebîli-llâhi veyebğûnehâ `ivecâ. vehum bil'âḫirati kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
46
وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۭ ۚ وَعَلَى ٱلْأَعْرَافِ رِجَالٌۭ يَعْرِفُونَ كُلًّۢا بِسِيمَىٰهُمْ ۚ وَنَادَوْا۟ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَن سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ ۚ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
Okunuş
vebeynehumâ hicâb. ve`ale-l'a`râfi ricâluy ya`rifûne kullem bisîmâhum. venâdev ashâbe-lcenneti en selâmun `aleykum lem yedḫulûhâ vehum yatme`ûn.
Meal (Diyanet)
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
47
۞ وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَٰرُهُمْ تِلْقَآءَ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ قَالُوا۟ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veiẕâ surifet ebsâruhum tilkâe ashâbi-nnâri kâlû rabbenâ lâ tec`alnâ me`a-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
48
وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْأَعْرَافِ رِجَالًۭا يَعْرِفُونَهُم بِسِيمَىٰهُمْ قَالُوا۟ مَآ أَغْنَىٰ عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
venâdâ ashâbu-l'a`râfi ricâley ya`rifûnehum bisîmâhum kâlû mâ ağnâ `ankum cem`ukum vemâ kuntum testekbirûn.
Meal (Diyanet)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
49
أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ ٱللَّهُ بِرَحْمَةٍ ۚ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
Okunuş
ehâulâi-lleẕîne aksemtum lâ yenâluhumu-llâhu birahmeh. udḫulu-lcennete lâ ḫavfun `aleykum velâ entum tahzenûn.
Meal (Diyanet)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
50
وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا۟ عَلَيْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ ۚ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
venâdâ ashâbu-nnâri ashâbe-lcenneti en efîdû `aleynâ mine-lmâi ev mimmâ razekakumu-llâh. kâlû inne-llâhe harramehumâ `ale-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
51
ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَهْوًۭا وَلَعِبًۭا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
Okunuş
elleẕîne-tteḫaẕû dînehum lehvev vele`ibev veğarrathumu-lhayâtu-ddunyâ. felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâẕâ vemâ kânû biâyâtinâ yechadûn.
Meal (Diyanet)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
52
وَلَقَدْ جِئْنَٰهُم بِكِتَٰبٍۢ فَصَّلْنَٰهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
velekad ci'nâhum bikitâbin fessalnâhu `alâ `ilmin hudev verahmetel likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
53
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُۥ ۚ يَوْمَ يَأْتِى تَأْوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبْلُ قَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَآءَ فَيَشْفَعُوا۟ لَنَآ أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ ۚ قَدْ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
hel yenżurûne illâ te'vîleh. yevme ye'tî te'vîluhû yekûlu-lleẕîne nesûhu min kablu kad câet rusulu rabbinâ bilhakk. fehel lenâ min şufe`âe feyeşfe`û lenâ ev nuraddu fena`mele ğayra-lleẕî kunnâ na`mel. kad ḫasirû enfusehum vedalle `anhum mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
54
إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُغْشِى ٱلَّيْلَ ٱلنَّهَارَ يَطْلُبُهُۥ حَثِيثًۭا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتٍۭ بِأَمْرِهِۦٓ ۗ أَلَا لَهُ ٱلْخَلْقُ وَٱلْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
inne rabbekumu-llâhu-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmin ŝumme-stevâ `ale-l`arşi yuğşi-lleyle-nnehâra yatlubuhû haŝîŝev veşşemse velkamera vennucûme museḫḫarâtim biemrih. elâ lehu-lḫalku vel'emr. tebârake-llâhu rabbu-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
55
ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًۭا وَخُفْيَةً ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
Okunuş
ud`û rabbekum tedarru`av veḫufyeh. innehû lâ yuhibbu-lmu`tedîn.
Meal (Diyanet)
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
56
وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا وَٱدْعُوهُ خَوْفًۭا وَطَمَعًا ۚ إِنَّ رَحْمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبٌۭ مِّنَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
velâ tufsidû fi-l'ardi ba`de islâhihâ ved`ûhu ḫavfev vetame`â. inne rahmete-llâhi karîbum mine-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
57
وَهُوَ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتْ سَحَابًۭا ثِقَالًۭا سُقْنَٰهُ لِبَلَدٍۢ مَّيِّتٍۢ فَأَنزَلْنَا بِهِ ٱلْمَآءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ ۚ كَذَٰلِكَ نُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî yursilu-rriyâha buşram beyne yedey rahmetih. hattâ iẕâ ekallet sehâben ŝikâlen suknâhu libeledim meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḫracnâ bihî min kulli-ŝŝemerât. keẕâlike nuḫricu-lmevtâ le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
58
وَٱلْبَلَدُ ٱلطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُۥ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ ۖ وَٱلَّذِى خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًۭا ۚ كَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَشْكُرُونَ
Okunuş
velbeledu-ttayyibu yaḫrucu nebâtuhû biiẕni rabbih. velleẕî ḫabuŝe lâ yaḫrucu illâ nekidâ. keẕâlike nusarrifu-l'âyâti likavmiy yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
59
لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fekâle yâ kavmi-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. innî eḫâfu `aleykum `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
60
قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kâle-lmeleu min kavmihî innâ lenerâke fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
61
قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى ضَلَٰلَةٌۭ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâle yâ kavmi leyse bî dalâletuv velâkinnî rasûlum mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
62
أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
ubelliğukum risâlâti rabbî veensahu lekum vea`lemu mine-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
63
أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا۟ وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
eve`acibtum en câekum ẕikrum mir rabbikum `alâ raculim minkum liyunẕirakum velitettekû vele`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
64
فَكَذَّبُوهُ فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا عَمِينَ
Okunuş
fekeẕẕebûhu feenceynâhu velleẕîne me`ahû fi-lfulki veağrakne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehum kânû kavmen `amîn.
Meal (Diyanet)
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
65
۞ وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًۭا ۗ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۚ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
veilâ `âdin eḫâhum hûdâ. kâle yâ kavmi-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. efelâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
66
قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى سَفَاهَةٍۢ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
kâle-lmeleu-lleẕîne keferû min kavmihî innâ lenerâke fî sefâhetiv veinnâ leneżunnuke mine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
67
قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى سَفَاهَةٌۭ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâle yâ kavmi leyse bî sefâhetuv velâkinnî rasûlum mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
68
أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنَا۠ لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ
Okunuş
ubelliğukum risâlâti rabbî veenâ lekum nâsihun emîn.
Meal (Diyanet)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
69
أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ ۚ وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍۢ وَزَادَكُمْ فِى ٱلْخَلْقِ بَصْۜطَةًۭ ۖ فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
eve`acibtum en câekum ẕikrum mir rabbikum `alâ raculim minkum liyunẕirakum. veẕkurû iẕ ce`alekum ḫulefâe mim ba`di kavmi nûhiv vezâdekum fi-lḫalki bastah. feẕkurû âlâe-llâhi le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
70
قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ ٱللَّهَ وَحْدَهُۥ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا ۖ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
kâlû eci'tenâ lina`bude-llâhe vahdehû veneẕera mâ kâne ya`budu âbâunâ. fe'tinâ bimâ te`idunâ in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
71
قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ رِجْسٌۭ وَغَضَبٌ ۖ أَتُجَٰدِلُونَنِى فِىٓ أَسْمَآءٍۢ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّا نَزَّلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍۢ ۚ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ
Okunuş
kâle kad veka`a `aleykum mir rabbikum ricsuv veğadab. etucâdilûnenî fî esmâin semmeytumûhâ entum veâbâukum mâ nezzele-llâhu bihâ min sultân. fenteżirû innî me`akum mine-lmunteżirîn.
Meal (Diyanet)
"Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
72
فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍۢ مِّنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا ۖ وَمَا كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
feenceynâhu velleẕîne me`ahû birahmetim minnâ vekata`nâ dâbira-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vemâ kânû mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
73
وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًۭا ۗ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ ۖ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةًۭ ۖ فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ ۖ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
veilâ ŝemûde eḫâhum sâlihâ. kâle yâ kavmi-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. kad câetkum beyyinetum mir rabbikum. hâẕihî nâkatu-llâhi lekum âyeten feẕerûhâ te'kul fî ardi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕekum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
74
وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ عَادٍۢ وَبَوَّأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِن سُهُولِهَا قُصُورًۭا وَتَنْحِتُونَ ٱلْجِبَالَ بُيُوتًۭا ۖ فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Okunuş
veẕkurû iẕ ce`alekum ḫulefâe mim ba`di `âdiv vebevveekum fi-l'ardi tetteḫiẕûne min suhûlihâ kusûrav vetenhitûne-lcibâle buyûtâ. feẕkurû âlâe-llâhi velâ ta`ŝev fi-l'ardi mufsidîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
75
قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لِلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِمَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ صَٰلِحًۭا مُّرْسَلٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ ۚ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلَ بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
Okunuş
kâle-lmeleu-lleẕîne-stekberû min kavmihî lilleẕîne-stud`ifû limen âmene minhum eta`lemûne enne sâliham murselum mir rabbih. kâlû innâ bimâ ursile bihî mu'minûn.
Meal (Diyanet)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
76
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا بِٱلَّذِىٓ ءَامَنتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Okunuş
kâle-lleẕîne-stekberû innâ billeẕî âmentum bihî kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
77
فَعَقَرُوا۟ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ ٱئْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
fe`akaru-nnâkate ve`atev `an emri rabbihim vekâlû yâ sâlihu-'tinâ bimâ te`idunâ in kunte mine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
78
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ
Okunuş
feeḫaẕethumu-rracfetu feasbehû fî dârihim câŝimîn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
79
فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّٰصِحِينَ
Okunuş
fetevellâ `anhum vekâle yâ kavmi lekad eblağtukum risâlete rabbî venesahtu lekum velâkil lâ tuhibbûne-nnâsihîn.
Meal (Diyanet)
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
80
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍۢ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velûtan iẕ kâle likavmihî ete'tûne-lfâhişete mâ sebekakum bihâ min ehadim mine-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
81
إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ مُّسْرِفُونَ
Okunuş
innekum lete'tûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâ'. bel entum kavmum musrifûn.
Meal (Diyanet)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
82
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوهُم مِّن قَرْيَتِكُمْ ۖ إِنَّهُمْ أُنَاسٌۭ يَتَطَهَّرُونَ
Okunuş
vemâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû aḫricûhum min karyetikum. innehum unâsuy yetetahherûn.
Meal (Diyanet)
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
83
فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
feenceynâhu veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
84
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
veemtarnâ `aleyhim metarâ. fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
85
وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًۭا ۗ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ ۖ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ فَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
veilâ medyene eḫâhum şu`aybâ. kâle yâ kavmi-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. kad câetkum beyyinetum mir rabbikum feevfu-lkeyle velmîzâne velâ tebḫasu-nnâse eşyâehum velâ tufsidû fi-l'ardi ba`de islâhihâ. ẕâlikum ḫayrul lekum in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
86
وَلَا تَقْعُدُوا۟ بِكُلِّ صِرَٰطٍۢ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًۭا ۚ وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ كُنتُمْ قَلِيلًۭا فَكَثَّرَكُمْ ۖ وَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
velâ tak`udû bikulli sirâtin tû`idûne vetesuddûne `an sebîli-llâhi men âmene bihî vetebğûnehâ `ivecâ. veẕkurû iẕ kuntum kalîlen fekeŝŝerakum. venżurû keyfe kâne `âkibetu-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
سُورَةُ الأَعۡرَافِ
· A'râf Suresi
87
وَإِن كَانَ طَآئِفَةٌۭ مِّنكُمْ ءَامَنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَطَآئِفَةٌۭ لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ فَٱصْبِرُوا۟ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ بَيْنَنَا ۚ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ
Okunuş
vein kâne tâifetum minkum âmenû billeẕî ursiltu bihî vetâifetul lem yu'minû fasbirû hattâ yahkume-llâhu beynenâ. vehuve ḫayru-lhâkimîn.
Meal (Diyanet)
"İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir."