📖 Cüz 20
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
56
۞ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوٓا۟ ءَالَ لُوطٍۢ مِّن قَرْيَتِكُمْ ۖ إِنَّهُمْ أُنَاسٌۭ يَتَطَهَّرُونَ
Okunuş
femâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû aḫricû âle lûtim min karyetikum. innehum unâsuy yetetahherûn.
Meal (Diyanet)
Milletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
57
فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَٰهَا مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
feenceynâhu veehlehû ille-mraeteh. kaddernâhâ mine-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
58
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
Okunuş
veemtarnâ `aleyhim metarâ. fesâe metaru-lmunẕerîn.
Meal (Diyanet)
Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
59
قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَىٰٓ ۗ ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
kuli-lhamdu lillâhi veselâmun `alâ `ibâdihi-lleẕîne-stafâ. ellâhu ḫayrun emmâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
60
أَمَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۢ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنۢبِتُوا۟ شَجَرَهَآ ۗ أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ يَعْدِلُونَ
Okunuş
emmen ḫaleka-ssemâvâti vel'arda veenzele lekum mine-ssemâi mââ. feembetnâ bihî hadâika ẕâte behceh. mâ kâne lekum en tumbitû şecerahâ. eilâhum me`a-llâh. bel hum kavmuy ya`dilûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
61
أَمَّن جَعَلَ ٱلْأَرْضَ قَرَارًۭا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنْهَٰرًۭا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱلْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ۗ أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
emmen ce`ale-l'arda karârav vece`ale ḫilâlehâ enhârav vece`ale lehâ ravâsiye vece`ale beyne-lbahrayni hâcizâ. eilâhum me`a-llâh. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
62
أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
emmey yucîbu-lmudtarra iẕâ de`âhu veyekşifu-ssûe veyec`alukum ḫulefâe-l'ard. eilâhum me`a-llâh. kalîlem mâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
63
أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓ ۗ أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
emmey yehdîkum fî żulumâti-lberri velbahri vemey yursilu-rriyâha buşram beyne yedey rahmetih. eilâhum me`a-llâh. te`âle-llâhu `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
64
أَمَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
emmey yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduhû vemey yerzukukum mine-ssemâi vel'ard. eilâhum me`a-llâh. kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
65
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Okunuş
kul lâ ya`lemu men fi-ssemâvâti vel'ardi-lğaybe ille-llâh. vemâ yeş`urûne eyyâne yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
66
بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ مِّنْهَا ۖ بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ
Okunuş
beli-ddârake `ilmuhum fi-l'âḫirah. bel hum fî şekkim minhâ. bel hum minhâ `amûn.
Meal (Diyanet)
Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
67
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًۭا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû eiẕâ kunnâ turâbev veâbâunâ einnâ lemuḫracûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
68
لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
lekad vu`idnâ hâẕâ nahnu veâbâunâ min kablu in hâẕâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
69
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
kul sîrû fi-l'ardi fenżurû keyfe kâne `âkibetu-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
70
وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍۢ مِّمَّا يَمْكُرُونَ
Okunuş
velâ tahzen `aleyhim velâ tekun fî daykim mimmâ yemkurûn.
Meal (Diyanet)
Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
71
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
72
قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ
Okunuş
kul `asâ ey yekûne radife lekum ba`du-lleẕî testa`cilûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
73
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
Okunuş
veinne rabbeke leẕû fadlin `ale-nnâsi velâkinne ekŝerahum lâ yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
74
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
Okunuş
veinne rabbeke leya`lemu mâ tukinnu sudûruhum vemâ yu`linûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
75
وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍۢ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
vemâ min ğâibetin fi-ssemâi vel'ardi illâ fî kitâbim mubîn.
Meal (Diyanet)
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
76
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
inne hâẕe-lkur'âne yekussu `alâ benî isrâîle ekŝera-lleẕî hum fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
77
وَإِنَّهُۥ لَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veinnehû lehudev verahmetul lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
78
إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
inne rabbeke yakdî beynehum bihukmih. vehuve-l`azîzu-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
79
فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ
Okunuş
fetevekkel `ale-llâh. inneke `ale-lhakki-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
80
إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
Okunuş
inneke lâ tusmi`u-lmevtâ velâ tusmi`u-ssumme-ddu`âe iẕâ vellev mudbirîn.
Meal (Diyanet)
Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
81
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
Okunuş
vemâ ente bihâdi-l`umyi `an dalâletihim. in tusmi`u illâ mey yu'minu biâyâtinâ fehum muslimûn.
Meal (Diyanet)
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
82
۞ وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةًۭ مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ
Okunuş
veiẕâ veka`a-lkavlu `aleyhim aḫracnâ lehum dâbbetem mine-l'ardi tukellimuhum enne-nnâse kânû biâyâtinâ lâ yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
83
وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍۢ فَوْجًۭا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ
Okunuş
veyevme nahşuru min kulli ummetin fevcem mimmey yukeẕẕibu biâyâtinâ fehum yûza`ûn.
Meal (Diyanet)
O gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
84
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبْتُم بِـَٔايَٰتِى وَلَمْ تُحِيطُوا۟ بِهَا عِلْمًا أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ câû kâle ekeẕẕebtum biâyâtî velem tuhîtû bihâ `ilmen emmâẕâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Geldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
85
وَوَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا۟ فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ
Okunuş
veveka`a-lkavlu `aleyhim bimâ żalemû fehum lâ yentikûn.
Meal (Diyanet)
Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
86
أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِيَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
elem yerav ennâ ce`alne-lleyle liyeskunû fîhi vennehâra mubsirâ. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
87
وَيَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٰخِرِينَ
Okunuş
veyevme yunfeḫu fi-ssûri fefezi`a men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ardi illâ men şâe-llâh. vekullun etevhu dâḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
88
وَتَرَى ٱلْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةًۭ وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِ ۚ صُنْعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ ۚ إِنَّهُۥ خَبِيرٌۢ بِمَا تَفْعَلُونَ
Okunuş
vetera-lcibâle tahsebuhâ câmidetev vehiye temurru merra-ssehâb. sun`a-llâhi-lleẕî etkane kulle şey'. innehû ḫabîrum bimâ tef`alûn.
Meal (Diyanet)
Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
89
مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌۭ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍۢ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ
Okunuş
men câe bilhaseneti felehû ḫayrum minhâ. vehum min feza`iy yevmeiẕin âminûn.
Meal (Diyanet)
Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
90
وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vemen câe bisseyyieti fekubbet vucûhuhum fi-nnâr. hel tuczevne illâ mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
91
إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ ٱلْبَلْدَةِ ٱلَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍۢ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
innemâ umirtu en a`bude rabbe hâẕihi-lbeldeti-lleẕî harramehâ velehû kullu şey'. veumirtu en ekûne mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
92
وَأَنْ أَتْلُوَا۟ ٱلْقُرْءَانَ ۖ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
Okunuş
veen etluve-lkur'ân. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle fekul innemâ ene mine-lmunẕirîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
93
وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَا ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
vekuli-lhamdu lillâhi seyurîkum âyâtihî feta`rifûnehâ. vemâ rabbuke biğâfilin `ammâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ
Okunuş
tâ-sîn-mîm.
Meal (Diyanet)
Ta, Sin, Mim.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
2
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Okunuş
tilke âyâtu-lkitâbi-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
3
نَتْلُوا۟ عَلَيْكَ مِن نَّبَإِ مُوسَىٰ وَفِرْعَوْنَ بِٱلْحَقِّ لِقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
netlû `aleyke min nebei mûsâ vefir`avne bilhakki likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
İnanan bir millet için, sana Musa ve Firavun olayını olduğu gibi anlatacağız.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
4
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًۭا يَسْتَضْعِفُ طَآئِفَةًۭ مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَآءَهُمْ وَيَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
inne fir`avne `alâ fi-l'ardi vece`ale ehlehâ şiye`ay yestad`ifu tâifetem minhum yuẕebbihu ebnâehum veyestahyî nisâehum. innehû kâne mine-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
5
وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةًۭ وَنَجْعَلَهُمُ ٱلْوَٰرِثِينَ
Okunuş
venurîdu en nemunne `ale-lleẕîne-stud`ifû fi-l'ardi venec`alehum eimmetev venec`alehumu-lvâriŝîn.
Meal (Diyanet)
Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
6
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَنُرِىَ فِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَحْذَرُونَ
Okunuş
venumekkine lehum fi-l'ardi venuriye fir`avne vehâmâne vecunûdehumâ minhum mâ kânû yahẕerûn.
Meal (Diyanet)
Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
7
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنْ أَرْضِعِيهِ ۖ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِى ٱلْيَمِّ وَلَا تَخَافِى وَلَا تَحْزَنِىٓ ۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veevhaynâ ilâ ummi mûsâ en ardi`îh. feiẕâ ḫifti `aleyhi feelkîhi fi-lyemmi velâ teḫâfî velâ tahzenî. innâ râddûhu ileyki vecâ`ilûhu mine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına gelecekten korktuğun zaman onu suya bırak; korkma, üzülme; Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" diye bildirmiştik.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
8
فَٱلْتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّۭا وَحَزَنًا ۗ إِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا۟ خَٰطِـِٔينَ
Okunuş
feltekatahû âlu fir`avne liyekûne lehum `aduvvev vehazenâ. inne fir`avne vehâmâne vecunûdehumâ kânû ḫâtiîn.
Meal (Diyanet)
Firavun'un adamları onu almışlardı. Firavun, Haman ve askerleri, suçlu olduklarından, o onlara düşman ve başlarına da dert olacaktı.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
9
وَقَالَتِ ٱمْرَأَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍۢ لِّى وَلَكَ ۖ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوْ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدًۭا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
vekâleti-mraetu fir`avne kurratu `aynil lî velek. lâ taktulûh. `asâ ey yenfe`anâ ev netteḫiẕehû veledev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Firavun'un karısı: "Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz" dedi. Aslında işin farkında değillerdi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
10
وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًا ۖ إِن كَادَتْ لَتُبْدِى بِهِۦ لَوْلَآ أَن رَّبَطْنَا عَلَىٰ قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veasbeha fuâdu ummi mûsâ fâriğâ. in kâdet letubdî bihî levlâ er rabatnâ `alâ kalbihâ litekûne mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın annesi, gönlü bomboş sabahı etti, oğlundan başka bir şey düşünemiyordu. Allah'ın vaadine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
11
وَقَالَتْ لِأُخْتِهِۦ قُصِّيهِ ۖ فَبَصُرَتْ بِهِۦ عَن جُنُبٍۢ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
vekâlet liuḫtihî kussîh. febesurat bihî `an cunubiv vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın ablasına: "Onu izle" dedi. O da, kimse farkına varmadan, Musa'yı uzaktan gözetledi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
12
۞ وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ ٱلْمَرَاضِعَ مِن قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰٓ أَهْلِ بَيْتٍۢ يَكْفُلُونَهُۥ لَكُمْ وَهُمْ لَهُۥ نَٰصِحُونَ
Okunuş
veharramnâ `aleyhi-lmerâdi`a min kablu fekâlet hel edullukum `alâ ehli beytiy yekfulûnehû lekum vehum lehû nâsihûn.
Meal (Diyanet)
Önceden, süt annelerin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa'nın ablası: "Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
13
فَرَدَدْنَٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ أَنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
feradednâhu ilâ ummihî key tekarra `aynuhâ velâ tahzene velita`leme enne va`de-llâhi hakkuv velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
14
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسْتَوَىٰٓ ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًۭا وَعِلْمًۭا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
velemmâ beleğa eşuddehû vestevâ âteynâhu hukmev ve`ilmâ. vekeẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
15
وَدَخَلَ ٱلْمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفْلَةٍۢ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنْ عَدُوِّهِۦ ۖ فَٱسْتَغَٰثَهُ ٱلَّذِى مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِى مِنْ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيْهِ ۖ قَالَ هَٰذَا مِنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۖ إِنَّهُۥ عَدُوٌّۭ مُّضِلٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
vedeḫale-lmedînete `alâ hîni ğafletim min ehlihâ fevecede fîhâ raculeyni yaktetilân. hâẕâ min şî`atihî vehâẕâ min `aduvvih. festeğâŝehu-lleẕî min şî`atihî `ale-lleẕî min `aduvvihî fevekezehû mûsâ fekadâ `aleyh. kâle hâẕâ min `ameli-şşeytân. innehû `aduvvum mudillum mubîn.
Meal (Diyanet)
Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı döğüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. "Bu şeytanin işidir; çünkü o apaçık, saptıran bir düşmandır" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
16
قَالَ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى فَٱغْفِرْ لِى فَغَفَرَ لَهُۥٓ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
kâle rabbi innî żalemtu nefsî fağfir lî feğafera leh. innehû huve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
17
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ فَلَنْ أَكُونَ ظَهِيرًۭا لِّلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
kâle rabbi bimâ en`amte `aleyye felen ekûne żahîral lilmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
18
فَأَصْبَحَ فِى ٱلْمَدِينَةِ خَآئِفًۭا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِى ٱسْتَنصَرَهُۥ بِٱلْأَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۥ ۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِىٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
feasbeha fi-lmedîneti ḫâifey yeterakkabu feiẕe-lleẕi-stensarahû bil'emsi yestasriḫuh. kâle lehû mûsâ inneke leğaviyyum mubîn.
Meal (Diyanet)
Şehirde, korku içinde etrafı gözetip dolaşarak sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: "Doğrusu sen besbelli bir azgınsın" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
19
فَلَمَّآ أَنْ أَرَادَ أَن يَبْطِشَ بِٱلَّذِى هُوَ عَدُوٌّۭ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقْتُلَنِى كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًۢا بِٱلْأَمْسِ ۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارًۭا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِينَ
Okunuş
felemmâ en erâde ey yebtişe billeẕî huve `aduvvul lehumâ kâle yâ mûsâ eturîdu en taktulenî kemâ katelte nefsem bil'ems. in turîdu illâ en tekûne cebbâran fi-l'ardi vemâ turîdu en tekûne mine-lmuslihîn.
Meal (Diyanet)
Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden olmak değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
20
وَجَآءَ رَجُلٌۭ مِّنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَٱخْرُجْ إِنِّى لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ
Okunuş
vecâe raculum min akse-lmedîneti yes`â. kâle yâ mûsâ inne-lmelee ye'temirûne bike liyaktulûke faḫruc innî leke mine-nnâsihîn.
Meal (Diyanet)
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi: "Ey Musa! İleri gelenler, seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen uzaklaş. Doğrusu ben sana öğüt veriyorum" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
21
فَخَرَجَ مِنْهَا خَآئِفًۭا يَتَرَقَّبُ ۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِى مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
feḫarace minhâ ḫâifey yeterakkab. kâle rabbi neccinî mine-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Musa, korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَآءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَىٰ رَبِّىٓ أَن يَهْدِيَنِى سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Okunuş
velemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle `asâ rabbî ey yehdiyenî sevâe-ssebîl.
Meal (Diyanet)
Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
23
وَلَمَّا وَرَدَ مَآءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةًۭ مِّنَ ٱلنَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ ٱمْرَأَتَيْنِ تَذُودَانِ ۖ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا ۖ قَالَتَا لَا نَسْقِى حَتَّىٰ يُصْدِرَ ٱلرِّعَآءُ ۖ وَأَبُونَا شَيْخٌۭ كَبِيرٌۭ
Okunuş
velemmâ verade mâe medyene vecede `aleyhi ummetem mine-nnâsi yeskûn. vevecede min dûnihimu-mraeteyni teẕûdân. kâle mâ ḫatbukumâ. kâletâ lâ neskî hattâ yusdira-rri`âu veebûnâ şeyḫun kebîr.
Meal (Diyanet)
Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: "Derdiniz nedir?" dedi. "Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz" dediler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
24
فَسَقَىٰ لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّىٰٓ إِلَى ٱلظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّى لِمَآ أَنزَلْتَ إِلَىَّ مِنْ خَيْرٍۢ فَقِيرٌۭ
Okunuş
fesekâ lehumâ ŝumme tevellâ ile-żżilli fekâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min ḫayrin fekîr.
Meal (Diyanet)
Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
25
فَجَآءَتْهُ إِحْدَىٰهُمَا تَمْشِى عَلَى ٱسْتِحْيَآءٍۢ قَالَتْ إِنَّ أَبِى يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا ۚ فَلَمَّا جَآءَهُۥ وَقَصَّ عَلَيْهِ ٱلْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ ۖ نَجَوْتَ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
fecâethu ihdâhumâ temşî `ale-stihyâ'. kâlet inne ebî yed`ûke liyecziyeke ecra mâ sekayte lenâ. felemmâ câehû vekassa `aleyhi-lkasasa kâle lâ teḫaf. necevte mine-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
O sırada, kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor" dedi. Musa ona gelince, başından geçeni anlattı. O: "Korkma, artık zalim milletten kurtuldun" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
26
قَالَتْ إِحْدَىٰهُمَا يَٰٓأَبَتِ ٱسْتَـْٔجِرْهُ ۖ إِنَّ خَيْرَ مَنِ ٱسْتَـْٔجَرْتَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْأَمِينُ
Okunuş
kâlet ihdâhumâ yâ ebeti-ste'cirh. inne ḫayra meni-ste'certe-lkaviyyu-l'emîn.
Meal (Diyanet)
İki kadından biri: "Babacığım! Onu ücretli olarak tut; ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
27
قَالَ إِنِّىٓ أُرِيدُ أَنْ أُنكِحَكَ إِحْدَى ٱبْنَتَىَّ هَٰتَيْنِ عَلَىٰٓ أَن تَأْجُرَنِى ثَمَٰنِىَ حِجَجٍۢ ۖ فَإِنْ أَتْمَمْتَ عَشْرًۭا فَمِنْ عِندِكَ ۖ وَمَآ أُرِيدُ أَنْ أَشُقَّ عَلَيْكَ ۚ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
kâle innî urîdu en unkihake ihde-bneteyye hâteyni `alâ en te'curanî ŝemâniye hicec. fein etmemte `aşran femin `indik. vemâ urîdu en eşukka `aleyk. setecidunî in şâe-llâhu mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Kadınların babası: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
28
قَالَ ذَٰلِكَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ ۖ أَيَّمَا ٱلْأَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَٰنَ عَلَىَّ ۖ وَٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلٌۭ
Okunuş
kâle ẕâlike beynî vebeynek. eyyeme-l'eceleyni kadaytu felâ `udvâne `aleyy. vellâhu `alâ mâ nekûlu vekîl.
Meal (Diyanet)
Musa: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
29
۞ فَلَمَّا قَضَىٰ مُوسَى ٱلْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِۦٓ ءَانَسَ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ نَارًۭا قَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًۭا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍۢ مِّنَ ٱلنَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Okunuş
felemmâ kadâ mûse-l'ecele vesâra biehlihî ânese min cânibi-ttûri nârâ. kâle liehlihi-mkuŝû innî ânestu nâral le`allî âtîkum minhâ biḫaberin ev ceẕvetim mine-nnâri le`allekum tastalûn.
Meal (Diyanet)
Musa süreyi doldurunca, ailesiyle birlikte yola çıktı. Tur tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber yahut tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
30
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ مِن شَٰطِئِ ٱلْوَادِ ٱلْأَيْمَنِ فِى ٱلْبُقْعَةِ ٱلْمُبَٰرَكَةِ مِنَ ٱلشَّجَرَةِ أَن يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّىٓ أَنَا ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
felemmâ etâhâ nûdiye min şâtii-lvâdi-l'eymeni fi-lbuk`ati-lmubâraketi mine-şşecerati ey yâ mûsâ innî ene-llâhu rabbu-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: "Ey Musa! Şüphesiz Ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'ım" diye seslenildi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
31
وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّۭ وَلَّىٰ مُدْبِرًۭا وَلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَٰمُوسَىٰٓ أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ ۖ إِنَّكَ مِنَ ٱلْءَامِنِينَ
Okunuş
veen elki `asâk. felemmâ raâhâ tehtezzu keennehâ cânnuv vellâ mudbirav velem yu`akkib. yâ mûsâ akbil velâ teḫaf. inneke mine-l'âminîn.
Meal (Diyanet)
"Değneğini at." Musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Dön gel; korkma; şüphesiz güvende olanlardansın" denildi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
32
ٱسْلُكْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍۢ وَٱضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ ٱلرَّهْبِ ۖ فَذَٰنِكَ بُرْهَٰنَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Okunuş
usluk yedeke fî ceybike taḫruc beydâe min ğayri sû'. vadmum ileyke cenâhake mine-rrahbi feẕânike burhânâni mir rabbike ilâ fir`avne vemeleih. innehum kânû kavmen fâsikîn.
Meal (Diyanet)
"Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkanına karşı Rabbinin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir" denildi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
33
قَالَ رَبِّ إِنِّى قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًۭا فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Okunuş
kâle rabbi innî kateltu minhum nefsen feeḫâfu ey yaktulûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
34
وَأَخِى هَٰرُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّى لِسَانًۭا فَأَرْسِلْهُ مَعِىَ رِدْءًۭا يُصَدِّقُنِىٓ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
Okunuş
veeḫî hârûnu huve efsahu minnî lisânen feersilhu me`iye rid'ey yusaddikunî. innî eḫâfu ey yukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
35
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَٰنًۭا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا ۚ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنتُمَا وَمَنِ ٱتَّبَعَكُمَا ٱلْغَٰلِبُونَ
Okunuş
kâle seneşuddu `adudeke bieḫîke venec`alu lekumâ sultânen felâ yesilûne ileykumâ biâyâtinâ. entumâ vemeni-ttebe`akume-lğâlibûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Seni kardeşinle destekleyeceğiz; ikinize bir kudret vereceğiz ki, onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
36
فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّفْتَرًۭى وَمَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
felemmâ câehum mûsâ biâyâtinâ beyyinâtin kâlû mâ hâẕâ illâ sihrum mufterav vemâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Musa onlara, apaçık olarak, mucizelerimizle gelince: "Bu sadece uydurma bir sihirdir. Önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
37
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَن جَآءَ بِٱلْهُدَىٰ مِنْ عِندِهِۦ وَمَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِ ۖ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
vekâle mûsâ rabbî a`lemu bimen câe bilhudâ min `indihî vemen tekûnu lehû `âkibetu-ddâr. innehû lâ yuflihu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim, katından bir doğruluk rehberini kimin getirdiğini, dünyanın sonunun kimin olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler başarıya erişemezler" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
38
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرِى فَأَوْقِدْ لِى يَٰهَٰمَٰنُ عَلَى ٱلطِّينِ فَٱجْعَل لِّى صَرْحًۭا لَّعَلِّىٓ أَطَّلِعُ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّى لَأَظُنُّهُۥ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
vekâle fir`avnu yâ eyyuhe-lmeleu mâ `alimtu lekum min ilâhin ğayrî. feevkid lî yâ hâmânu `ale-ttîni fec`al lî sarhal le`allî ettali`u ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnuhû mine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için, toprak üzerine bir ateş yak, tuğla hazırlayıp bana bir kule yap; çıkar belki Musa'nın tanrısını görürüm. Doğrusu onu yalancılardan sanıyorum" dedi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
39
وَٱسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُۥ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ إِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ
Okunuş
vestekbera huve vecunûduhû fi-l'ardi biğayri-lhakki veżannû ennehum ileynâ lâ yurce`ûn.
Meal (Diyanet)
O ve askerleri, memlekette, haksız yere büyüklük tasladılar. Gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
40
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
feeḫaẕnâhu vecunûdehû fenebeẕnâhum fi-lyemm. fenżur keyfe kâne `âkibetu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Biz de, onu ve askerlerini yakalayıp suya attık. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
41
وَجَعَلْنَٰهُمْ أَئِمَّةًۭ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا يُنصَرُونَ
Okunuş
vece`alnâhum eimmetey yed`ûne ile-nnâr. veyevme-lkiyâmeti lâ yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Onları, ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
42
وَأَتْبَعْنَٰهُمْ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا لَعْنَةًۭ ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ هُم مِّنَ ٱلْمَقْبُوحِينَ
Okunuş
veetba`nâhum fî hâẕihi-ddunyâ la`neten. veyevme-lkiyâmeti hum mine-lmakbûhîn.
Meal (Diyanet)
Bu dünyada laneti ardlarına taktık; onlar kıyamet gününde de iğrenç kimselerden olacaklardır.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
43
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَهْلَكْنَا ٱلْقُرُونَ ٱلْأُولَىٰ بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lkitâbe mim ba`di mâ ehlekne-lkurûne-l'ûlâ besâira linnâsi vehudev verahmetel le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Musa'ya, ilk nesilleri yok ettikten sonra, insanlar düşünsünler diye Kitap'ı, açık belgeler, doğruluk rehberi ve rahmet olarak verdik.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
44
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلْغَرْبِىِّ إِذْ قَضَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَى ٱلْأَمْرَ وَمَا كُنتَ مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
vemâ kunte bicânibi-lğarbiyyi iẕ kadaynâ ilâ mûse-l'emra vemâ kunte mine-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
Musa'ya hükmümüzü bildirdiğimiz zaman, sen batı yönünde, (Musa'yı bekleyenler arasında) değildin, onu görenler arasında da yoktun.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
45
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأْنَا قُرُونًۭا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ ۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيًۭا فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
Okunuş
velâkinnâ enşe'nâ kurûnen fetetâvele `aleyhimu-l`umur. vemâ kunte ŝâviyen fî ehli medyene tetlû `aleyhim âyâtinâ velâkinnâ kunnâ mursilîn.
Meal (Diyanet)
Ama biz nice nesiller var etmiştik. Sen, Medyen halkı arasında bulunup, onlara ayetlerimizi okumuyordun, fakat o haberleri sana gönderen Biziz.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
46
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَٰكِن رَّحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍۢ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
vemâ kunte bicânibi-ttûri iẕ nâdeynâ velâkir rahmetem mir rabbike litunẕira kavmem mâ etâhum min neẕîrim min kablike le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Sen, Musa'ya hitap ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için, Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
47
وَلَوْلَآ أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًۭا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ وَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velevlâ en tusîbehum musîbetum bimâ kaddemet eydîhim feyekûlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi`a âyâtike venekûne mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Yaptıklarından dolayı, başlarına bir musibet geldiğinde: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, ayetlerine uysak ve müminlerden olsaydık olmaz mıydı?" derler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
48
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا۟ لَوْلَآ أُوتِىَ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ مُوسَىٰٓ ۚ أَوَلَمْ يَكْفُرُوا۟ بِمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ ۖ قَالُوا۟ سِحْرَانِ تَظَٰهَرَا وَقَالُوٓا۟ إِنَّا بِكُلٍّۢ كَٰفِرُونَ
Okunuş
felemmâ câehumu-lhakku min `indinâ kâlû levlâ ûtiye miŝle mâ ûtiye mûsâ. evelem yekfurû bimâ ûtiye mûsâ min kabl. kâlû sihrâni teżâherâ. vekâlû innâ bikullin kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Ama onlara katımızdan gerçek gelince: "Musa'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi?" dediler. Daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "Yardımlaşan iki sihir (Tevrat ve Kuran); hepsini inkar edenleriz" dediler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
49
قُلْ فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبٍۢ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ هُوَ أَهْدَىٰ مِنْهُمَآ أَتَّبِعْهُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
kul fe'tû bikitâbim min `indi-llâhi huve ehdâ minhumâ ettebi`hu in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
De ki "Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım."
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
50
فَإِن لَّمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَكَ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ ٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ بِغَيْرِ هُدًۭى مِّنَ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
feil lem yestecîbû leke fa`lem ennemâ yettebi`ûne ehvâehum. vemen edallu mimmeni-ttebe`a hevâhu biğayri hudem mine-llâh. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Eğer, sana cevap veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
51
۞ وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ ٱلْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
velekad vessalnâ lehumu-lkavle le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Biz vahyi onlara ard arda yetiştirdik; belki düşünürler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
52
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِهِۦ هُم بِهِۦ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
elleẕîne âteynâhumu-lkitâbe min kablihî hum bihî yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine daha önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
53
وَإِذَا يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦٓ إِنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّنَآ إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلِهِۦ مُسْلِمِينَ
Okunuş
veiẕâ yutlâ `aleyhim kâlû âmennâ bihî innehu-lhakku mir rabbinâ innâ kunnâ min kablihî muslimîn.
Meal (Diyanet)
Kuran onlara okunduğu zaman: "Ona inandık, doğrusu o Rabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden müslüman olmuş kimseleriz" derler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
54
أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُم مَّرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا۟ وَيَدْرَءُونَ بِٱلْحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuş
ulâike yu'tevne ecrahum merrateyni bimâ saberû veyedraûne bilhaseneti-sseyyiete vemimmâ razaknâhum yunfikûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
55
وَإِذَا سَمِعُوا۟ ٱللَّغْوَ أَعْرَضُوا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ لَنَآ أَعْمَٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَٰلُكُمْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِى ٱلْجَٰهِلِينَ
Okunuş
veiẕâ semi`u-llağve a`radû `anhu vekâlû lenâ a`mâlunâ velekum a`mâlukum. selâmun `aleykum. lâ nebteği-lcâhilîn.
Meal (Diyanet)
Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. "Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz" derler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
56
إِنَّكَ لَا تَهْدِى مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Okunuş
inneke lâ tehdî men ahbebte velâkinne-llâhe yehdî mey yeşâ'. vehuve a`lemu bilmuhtedîn.
Meal (Diyanet)
Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
57
وَقَالُوٓا۟ إِن نَّتَّبِعِ ٱلْهُدَىٰ مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ أَرْضِنَآ ۚ أَوَلَمْ نُمَكِّن لَّهُمْ حَرَمًا ءَامِنًۭا يُجْبَىٰٓ إِلَيْهِ ثَمَرَٰتُ كُلِّ شَىْءٍۢ رِّزْقًۭا مِّن لَّدُنَّا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
vekâlû in nettebi`i-lhudâ me`ake nuteḫattef min ardinâ. evelem numekkil lehum haramen âminey yucbâ ileyhi ŝemerâtu kulli şey'ir rizkam mil ledunnâ velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Seninle beraber doğru yolda gidersek, yurdumuzdan ediliriz" dediler. Onları katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün toplandığı güvenli ve kutlu bir yere yerleştirmedik mi? Ama çoğu bilmezler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
58
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍۭ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا ۖ فَتِلْكَ مَسَٰكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّنۢ بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلًۭا ۖ وَكُنَّا نَحْنُ ٱلْوَٰرِثِينَ
Okunuş
vekem ehleknâ min karyetim betirat me`îşetehâ. fetilke mesâkinuhum lem tuskem mim ba`dihim illâ kalîlâ. vekunnâ nahnu-lvâriŝîn.
Meal (Diyanet)
Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
59
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبْعَثَ فِىٓ أُمِّهَا رَسُولًۭا يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا ۚ وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى ٱلْقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَٰلِمُونَ
Okunuş
vemâ kâne rabbuke muhlike-lkurâ hattâ yeb`aŝe fî ummihâ rasûley yetlû `aleyhim âyâtinâ. vemâ kunnâ muhliki-lkurâ illâ veehluhâ żâlimûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin şehirlerin anasına, onlara ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten Biz yalnız, halkı zalim olan şehirleri yok etmişizdir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
60
وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَىْءٍۢ فَمَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتُهَا ۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ وَأَبْقَىٰٓ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
vemâ ûtîtum min şey'in femetâ`u-lhayâti-ddunyâ vezînetuhâ. vemâ `inde-llâhi ḫayruv veebkâ. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akletmez misiniz?
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
61
أَفَمَن وَعَدْنَٰهُ وَعْدًا حَسَنًۭا فَهُوَ لَٰقِيهِ كَمَن مَّتَّعْنَٰهُ مَتَٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
Okunuş
efemev ve`adnâhu va`den hasenen fehuve lâkîhi kemem metta`nâhu metâ`a-lhayâti-ddunyâ ŝumme huve yevme-lkiyâmeti mine-lmuhdarîn.
Meal (Diyanet)
Vadettiğimiz güzel bir nimete kavuşan kimse; dünya hayatında kendisine bir geçimlik verdiğimiz, sonra kıyamet günü azap için getirilen kimse gibi midir?
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
62
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
Okunuş
veyevme yunâdîhim feyekûlu eyne şurakâiye-lleẕîne kuntum tez`umûn.
Meal (Diyanet)
Allah, o gün onlara seslenir: "Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededirler?" der.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
63
قَالَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَغْوَيْنَآ أَغْوَيْنَٰهُمْ كَمَا غَوَيْنَا ۖ تَبَرَّأْنَآ إِلَيْكَ ۖ مَا كَانُوٓا۟ إِيَّانَا يَعْبُدُونَ
Okunuş
kâle-lleẕîne hakka `aleyhimu-lkavlu rabbenâ hâulâi-lleẕîne ağveynâ. ağveynâhum kemâ ğaveynâ. teberra'nâ ileyk. mâ kânû iyyânâ ya`budûn.
Meal (Diyanet)
Hükmün aleyhlerine gerçekleştiği kimseler: "Rabbimiz! İşte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaşıp Sana geldik, zaten aslında bize tapmıyorlardı" derler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
64
وَقِيلَ ٱدْعُوا۟ شُرَكَآءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُمْ وَرَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ۚ لَوْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَهْتَدُونَ
Okunuş
vekîle-d`û şurakâekum fede`avhum felem yestecîbû lehum veraevu-l`aẕâb. lev ennehum kânû yehtedûn.
Meal (Diyanet)
"Koştuğunuz ortaklarınızı çağırın" denir; onlar da çağırırlar ama, kendilerine cevap veremezler; cehennem azabını görünce doğru yolda olmadıklarına yanarlar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
65
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ مَاذَآ أَجَبْتُمُ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veyevme yunâdîhim feyekûlu mâẕâ ecebtumu-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
O gün Allah onlara seslenir: "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" der.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
66
فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَنۢبَآءُ يَوْمَئِذٍۢ فَهُمْ لَا يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
fe`amiyet `aleyhimu-l'embâu yevmeiẕin fehum lâ yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
O gün, haberlere karşı körleşirler, verilecek cevapları kalmaz; birbirlerine de soramazlar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
67
فَأَمَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَعَسَىٰٓ أَن يَكُونَ مِنَ ٱلْمُفْلِحِينَ
Okunuş
feemmâ men tâbe veâmene ve`amile sâlihan fe`asâ ey yekûne mine-lmuflihîn.
Meal (Diyanet)
Fakat, tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyen kimsenin, kurtuluşa erenler arasında bulunması umulur.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
68
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَيَخْتَارُ ۗ مَا كَانَ لَهُمُ ٱلْخِيَرَةُ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
verabbuke yaḫluku mâ yeşâu veyaḫtâr. mâ kâne lehumu-lḫiyerah. subhâne-llâhi vete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için seçim hakkı yoktur. Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir, yücedir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
69
وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
Okunuş
verabbuke ya`lemu mâ tukinnu sudûruhum vemâ yu`linûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin gönüllerinin gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
70
وَهُوَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلْأُولَىٰ وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَلَهُ ٱلْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
vehuve-llâhu lâ ilâhe illâ hû. lehu-lhamdu fi-l'ûlâ vel'âḫirah. velehu-lhukmu veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah O'dur; O'ndan başka tanrı yoktur. Hamd, dünyada da ahirette de O'nun içindir; hüküm de O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
71
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمُ ٱلَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَآءٍ ۖ أَفَلَا تَسْمَعُونَ
Okunuş
kul era'eytum in ce`ale-llâhu `aleykumu-lleyle sermeden ilâ yevmi-lkiyâmeti men ilâhun ğayru-llâhi ye'tîkum bidiyâ'. efelâ tesme`ûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Söyler misiniz? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez misiniz?"
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
72
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمُ ٱلنَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍۢ تَسْكُنُونَ فِيهِ ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
kul era'eytum in ce`ale-llâhu `aleykumu-nnehâra sermeden ilâ yevmi-lkiyâmeti men ilâhun ğayru-llâhi ye'tîkum bileylin teskunûne fîh. efelâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Söyleyin: Eğer Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi tanrı, içinde istirahat edeceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?"
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
73
وَمِن رَّحْمَتِهِۦ جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
vemir rahmetihî ce`ale lekumu-lleyle vennehâra liteskunû fîhi velitebteğû min fadlihî vele`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Allah dinlenmeniz için geceyi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için gündüzü meydana getirmiştir. Bunlar, O'nun rahmetinden ötürüdür. Belki artık şükredersiniz.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
74
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
Okunuş
veyevme yunâdîhim feyekûlu eyne şurakâiye-lleẕîne kuntum tez`umûn.
Meal (Diyanet)
O gün Allah onlara seslenir: "Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededir?" der.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
75
وَنَزَعْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۢ شَهِيدًۭا فَقُلْنَا هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ فَعَلِمُوٓا۟ أَنَّ ٱلْحَقَّ لِلَّهِ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
veneza`nâ min kulli ummetin şehîden fekulnâ hâtû burhânekum fe`alimû enne-lhakka lillâhi vedalle `anhum mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmetten bir şahit çıkarır ve "kesin delilinizi ortaya koyun" deriz. O zaman, gerçeğin Allah'a ait olduğunu, uydurduklarının kendilerini bırakıp kaçtığını anlarlar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
76
۞ إِنَّ قَٰرُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَىٰ فَبَغَىٰ عَلَيْهِمْ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ مِنَ ٱلْكُنُوزِ مَآ إِنَّ مَفَاتِحَهُۥ لَتَنُوٓأُ بِٱلْعُصْبَةِ أُو۟لِى ٱلْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُۥ قَوْمُهُۥ لَا تَفْرَحْ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْفَرِحِينَ
Okunuş
inne kârûne kâne min kavmi mûsâ febeğâ `aleyhim. veâteynâhu mine-lkunûzi mâ inne mefâtihahû letenûu bil`usbeti uli-lkuvveh. iẕ kâle lehû kavmuhû lâ tefrah inne-llâhe lâ yuhibbu-lferihîn.
Meal (Diyanet)
Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
77
وَٱبْتَغِ فِيمَآ ءَاتَىٰكَ ٱللَّهُ ٱلدَّارَ ٱلْءَاخِرَةَ ۖ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ ٱلدُّنْيَا ۖ وَأَحْسِن كَمَآ أَحْسَنَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ ۖ وَلَا تَبْغِ ٱلْفَسَادَ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
vebteği fîmâ âtâke-llâhu-ddâra-l'âḫirate velâ tense nesîbeke mine-ddunyâ veahsin kemâ ahsene-llâhu ileyke velâ tebği-lfesâde fi-l'ard. inne-llâhe lâ yuhibbu-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
78
قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلْمٍ عِندِىٓ ۚ أَوَلَمْ يَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ قَدْ أَهْلَكَ مِن قَبْلِهِۦ مِنَ ٱلْقُرُونِ مَنْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةًۭ وَأَكْثَرُ جَمْعًۭا ۚ وَلَا يُسْـَٔلُ عَن ذُنُوبِهِمُ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
kâle innemâ ûtîtuhû `alâ `ilmin `indî. evelem ya`lem enne-llâhe kad ehleke min kablihî mine-lkurûni men huve eşeddu minhu kuvvetev veekŝeru cem`â. velâ yus'elu `an ẕunûbihimu-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Karun: "Bu servet ancak, bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir" demişti. Allah'ın, önceleri, ondan daha güçlü ve topladığı şey daha fazla olan nice nesilleri yok ettiğini bilmez mi? Suçluların suçları kendilerinden sorulmaz.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
79
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ فِى زِينَتِهِۦ ۖ قَالَ ٱلَّذِينَ يُرِيدُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا يَٰلَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَآ أُوتِىَ قَٰرُونُ إِنَّهُۥ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍۢ
Okunuş
feḫarace `alâ kavmihî fî zînetih. kâle-lleẕîne yurîdûne-lhayâte-ddunyâ yâ leyte lenâ miŝle mâ ûtiye kârûnu innehû leẕû hażżin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Karun, ihtişam içinde milletinin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Karun'a verildiği gibi bizim de olsa; doğrusu o büyük bir varlık sahibidir" demişlerdi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
80
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ لِّمَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا وَلَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلصَّٰبِرُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne ûtu-l`ilme veylekum ŝevâbu-llâhi ḫayrul limen âmene ve`amile sâlihâ. velâ yulekkâhâ ille-ssâbirûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise: "Size yazıklar olsun; Allah'ın mükafatı, inanıp yararlı iş işleyenler için daha iyidir. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir" demişlerdi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
81
فَخَسَفْنَا بِهِۦ وَبِدَارِهِ ٱلْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُۥ مِن فِئَةٍۢ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُنتَصِرِينَ
Okunuş
feḫasefnâ bihî vebidârihi-l'arda femâ kâne lehû min fietiy yensurûnehû min dûni-llâh. vemâ kâne mine-lmuntesirîn.
Meal (Diyanet)
Sonunda, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu; kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
82
وَأَصْبَحَ ٱلَّذِينَ تَمَنَّوْا۟ مَكَانَهُۥ بِٱلْأَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَأَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ ۖ لَوْلَآ أَن مَّنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا ۖ وَيْكَأَنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
veasbeha-lleẕîne temennev mekânehû bil'emsi yekûlûne veykeenne-llâhe yebsutu-rrizka limey yeşâu min `ibâdihî veyakdir. levlâ em menne-llâhu `aleynâ leḫasefe binâ. veykeennehû lâ yuflihu-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler: "Demek Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkarcılar başarıya eremezler" demeye başladılar.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
83
تِلْكَ ٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّۭا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فَسَادًۭا ۚ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Okunuş
tilke-ddâru-l'âḫiratu nec`aluhâ lilleẕîne lâ yurîdûne `uluvven fi-l'ardi velâ fesâdâ. vel`âkibetu lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
84
مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌۭ مِّنْهَا ۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى ٱلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
men câe bilhaseneti felehû ḫayrum minhâ. vemen câe bisseyyieti felâ yucze-lleẕîne `amilu-sseyyiâti illâ mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
85
إِنَّ ٱلَّذِى فَرَضَ عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لَرَآدُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍۢ ۚ قُل رَّبِّىٓ أَعْلَمُ مَن جَآءَ بِٱلْهُدَىٰ وَمَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
inne-lleẕî ferada `aleyke-lkur'âne lerâdduke ilâ me`âd. kur rabbî a`lemu men câe bilhudâ vemen huve fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'a uymayı sana farz kılan Allah, seni döneceğin yere döndürecektir. De ki: "Rabbim kimin doğrulukla geldiğini, kimin apaçık sapıklıkta bulunduğunu en iyi bilendir."
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
86
وَمَا كُنتَ تَرْجُوٓا۟ أَن يُلْقَىٰٓ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبُ إِلَّا رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرًۭا لِّلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vemâ kunte tercû ey yulkâ ileyke-lkitâbu illâ rahmetem mir rabbike felâ tekûnenne żahîral lilkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Sen, sana bu Kitap'ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir. Öyleyse sakın inkarcılara yardımcı olma.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
87
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بَعْدَ إِذْ أُنزِلَتْ إِلَيْكَ ۖ وَٱدْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ ۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
velâ yesuddunneke `an âyâti-llâhi ba`de iẕ unzilet ileyke ved`u ilâ rabbike velâ tekûnenne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetleri sana indirildiğinde sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine çağır, sakın müşriklerden olma.
سُورَةُ القَصَصِ
· Kasas Suresi
88
وَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۘ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُۥ ۚ لَهُ ٱلْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
velâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫar. lâ ilâhe illâ hû. kullu şey'in hâlikun illâ vecheh. lehu-lhukmu veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah'la beraber başka tanrı tutup tapma. O'ndan başka tanrı yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur, O'na döndürüleceksiniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
2
أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتْرَكُوٓا۟ أَن يَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
Okunuş
ehasibe-nnâsu ey yutrakû ey yekûlû âmennâ vehum lâ yuftenûn.
Meal (Diyanet)
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
3
وَلَقَدْ فَتَنَّا ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۖ فَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
velekad fetenne-lleẕîne min kablihim feleya`lemenne-llâhu-lleẕîne sadekû veleya`lemenne-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
4
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسْبِقُونَا ۚ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Okunuş
em hasibe-lleẕîne ya`melûne-sseyyiâti ey yesbikûnâ. sâe mâ yahkumûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanarlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
5
مَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَءَاتٍۢ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
men kâne yercû likâe-llâhi feinne ecele-llâhi leâtin. vehuve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
6
وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفْسِهِۦٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemen câhede feinnemâ yucâhidu linefsih. inne-llâhe leğaniyyun `ani-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Hak uğrunda cihat eden, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
7
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lenukeffiranne `anhum seyyiâtihim velenecziyennehum ahsene-lleẕî kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, örteriz; onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
8
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ حُسْنًۭا ۖ وَإِن جَٰهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌۭ فَلَا تُطِعْهُمَآ ۚ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vevessayne-l'insâne bivâlideyhi husnâ. vein câhedâke lituşrike bî mâ leyse leke bihî `ilmun felâ tuti`humâ. ileyye merci`ukum feunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
9
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِى ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lenudḫilennehum fi-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
İnanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
10
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِىَ فِى ٱللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِ وَلَئِن جَآءَ نَصْرٌۭ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ ۚ أَوَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِى صُدُورِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemine-nnâsi mey yekûlu âmennâ billâhi feiẕâ ûẕiye fi-llâhi ce`ale fitnete-nnâsi ke`aẕâbi-llâh. velein câe nasrum mir rabbike leyekûlunne innâ kunnâ me`akum. eveleyse-llâhu bia`leme bimâ fî sudûri-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
İnsanlardan: "Allah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
11
وَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ
Okunuş
veleya`lemenne-llâhu-lleẕîne âmenû veleya`lemenne-lmunâfikîn.
Meal (Diyanet)
Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
12
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّبِعُوا۟ سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَٰيَٰكُمْ وَمَا هُم بِحَٰمِلِينَ مِنْ خَطَٰيَٰهُم مِّن شَىْءٍ ۖ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenu-ttebi`û sebîlenâ velnahmil ḫatâyâkum. vemâ hum bihâmilîne min ḫatâyâhum min şey'. innehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
13
وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًۭا مَّعَ أَثْقَالِهِمْ ۖ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَمَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
veleyahmilunne eŝkâlehum eŝkâlem me`a eŝkâlekum. veleyus'elunne yevme-lkiyâmeti `ammâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
14
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًۭا فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ
Okunuş
velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî felebiŝe fîhim elfe senetin illâ ḫamsîne `âmâ. feeḫaẕehumu-ttûfânu vehum żâlimûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
15
فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَصْحَٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلْنَٰهَآ ءَايَةًۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
feenceynâhu veashâbe-ssefîneti vece`alnâhâ âyetel lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Ama Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
16
وَإِبْرَٰهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ ۖ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
veibrâhime iẕ kâle likavmihi-`budu-llâhe vettekûh. ẕâlikum ḫayrul lekum in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha iyidir" dedi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
17
إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَٰنًۭا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًۭا فَٱبْتَغُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ٱلرِّزْقَ وَٱعْبُدُوهُ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥٓ ۖ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
innemâ ta`budûne min dûni-llâhi evŝânev vetaḫlukûne ifkâ. inne-lleẕîne ta`budûne min dûni-llâhi lâ yemlikûne lekum rizkan febteğû `inde-llâhi-rrizka va`budûhu veşkurû leh. ileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
18
وَإِن تُكَذِّبُوا۟ فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌۭ مِّن قَبْلِكُمْ ۖ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
vein tukeẕẕibû fekad keẕẕebe umemum min kablikum. vemâ `ale-rrasûli ille-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Eğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
19
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ كَيْفَ يُبْدِئُ ٱللَّهُ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥٓ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌۭ
Okunuş
evelem yerav keyfe yubdiu-llâhu-lḫalka ŝumme yu`îduh. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
20
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ بَدَأَ ٱلْخَلْقَ ۚ ثُمَّ ٱللَّهُ يُنشِئُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْءَاخِرَةَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
kul sîrû fi-l'ardi fenżurû keyfe bedee-lḫalka ŝumme-llâhu yunşiu-nneş'ete-l'âḫirah. inne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
21
يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَرْحَمُ مَن يَشَآءُ ۖ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
Okunuş
yu`aẕẕibu mey yeşâu veyerhamu mey yeşâ'. veileyhi tuklebûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
22
وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍۢ
Okunuş
vemâ entum bimu`cizîne fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'. vemâ lekum min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.
Meal (Diyanet)
Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz."
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
23
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَلِقَآئِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يَئِسُوا۟ مِن رَّحْمَتِى وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
velleẕîne keferû biâyâti-llâhi velikâihî ulâike yeisû mir rahmetî veulâike lehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنجَىٰهُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلنَّارِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
femâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlu-ktulûhu ev harrikûhu feencâhu-llâhu mine-nnâr. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
25
وَقَالَ إِنَّمَا ٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَٰنًۭا مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ ثُمَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُم بِبَعْضٍۢ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُم بَعْضًۭا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
vekâle inneme-tteḫaẕtum min dûni-llâhi evŝânem meveddete beynikum fi-lhayâti-ddunyâ. ŝumme yevme-lkiyâmeti yekfuru ba`dukum biba`div veyel`anu ba`dukum ba`dâ. veme'vâkum-nnâru vemâ lekum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur."
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
26
۞ فَـَٔامَنَ لَهُۥ لُوطٌۭ ۘ وَقَالَ إِنِّى مُهَاجِرٌ إِلَىٰ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
feâmene lehû lût. vekâle innî muhâcirun ilâ rabbî. innehû huve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir" dedi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
27
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِ ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ وَءَاتَيْنَٰهُ أَجْرَهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
vevehebnâ lehû ishâka veya`kûbe vece`alnâ fî ẕurriyyetehu-nnubuvvete velkitâbe veâteynâhu ecrahû fi-ddunyâ. veinnehû fi-l'âḫirati lemine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
28
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍۢ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velûtan iẕ kâle likavmihî innekum lete'tûne-lfâhişeh. mâ sebekakum bihâ min ehadim mine-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Lut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz."
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
29
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ ٱلسَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ ٱلْمُنكَرَ ۖ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتِنَا بِعَذَابِ ٱللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
einnekum lete'tûne-rricâle vetakta`ûne-ssebîle vete'tûne fî nâdîkumu-lmunker. femâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlu-'tinâ bi`aẕâbi-llâhi in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
30
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
kâle rabbi-nsurnî `ale-lkavmi-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et" dedi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
31
وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوٓا۟ إِنَّا مُهْلِكُوٓا۟ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ۖ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ
Okunuş
velemmâ câet rusulunâ ibrâhîme bilbuşrâ kâlû innâ muhlikû ehli hâẕihi-lkaryeh. inne ehlehâ kânû żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
32
قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًۭا ۚ قَالُوا۟ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا ۖ لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
kâle inne fîhâ lûtâ. kâlû nahnu a`lemu bimen fîhâ. lenunecciyennehû veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
33
وَلَمَّآ أَن جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًۭا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًۭا وَقَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ ۖ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
velemmâ en câet rusulunâ lûtan sîe bihim vedâka bihim ẕer`av vekâlû lâ teḫaf velâ tahzen. innâ muneccûke veehleke ille-mraeteke kânet mine-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
34
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهْلِ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ رِجْزًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Okunuş
innâ munzilûne `alâ ehli hâẕihi-lkaryeti riczem mine-ssemâi bimâ kânû yefsukûn.
Meal (Diyanet)
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
35
وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَآ ءَايَةًۢ بَيِّنَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
velekat teraknâ minhâ âyetem beyyinetel likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
36
وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًۭا فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱرْجُوا۟ ٱلْيَوْمَ ٱلْءَاخِرَ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Okunuş
veilâ medyene eḫâhum şu`ayben fekâle yâ kavmi-`budu-llâhe veercu-lyevme-l'âhira velâ ta`ŝev fi-l'ardi mufsidîn.
Meal (Diyanet)
Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
37
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ
Okunuş
fekeẕẕebûhu feeḫaẕethumu-rracfetu feasbehû fî dârihim câŝimîn.
Meal (Diyanet)
Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
38
وَعَادًۭا وَثَمُودَا۟ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمْ ۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُوا۟ مُسْتَبْصِرِينَ
Okunuş
ve`âdev veŝemûde vekat tebeyyene lekum mim mesâkinihim. vezeyyene lehumu-şşeytânu a`mâlehum fesaddehum `ani-ssebîli vekânû mustebsirîn.
Meal (Diyanet)
Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
39
وَقَٰرُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانُوا۟ سَٰبِقِينَ
Okunuş
vekârûne vefir`avne vehâmâne velekad câehum mûsâ bilbeyyinâti festekberû fi-l'ardi vemâ kânû sâbikîn.
Meal (Diyanet)
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
40
فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنۢبِهِۦ ۖ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًۭا وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ ٱلصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ ٱلْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا ۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
fekullen eḫaẕnâ biẕembih. feminhum men erselnâ `aleyhi hâsibâ. veminhum men eḫaẕethu-ssayhah. veminhum men ḫasefnâ bihi-l'ard. veminhum men ağraknâ. vemâ kâne-llâhu liyażlimehum velâkin kânû enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
41
مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتًۭا ۖ وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ ۖ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuş
meŝelu-lleẕîne-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâe kemeŝeli-l`nkebût. itteḫaẕet beytâ. veinne evhene-lbuyûti lebeytu-l`nkebût. lev kânû ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
42
إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍۢ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
inne-llâhe ya`lemu mâ yed`ûne min dûnihî min şey'. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
43
وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ ۖ وَمَا يَعْقِلُهَآ إِلَّا ٱلْعَٰلِمُونَ
Okunuş
vetilke-l'emŝâlu nadribuhâ linnâs. vemâ ya`kiluhâ ille-l`âlimûn.
Meal (Diyanet)
Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
44
خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
ḫaleka-llâhu-ssemâvâti vel'arda bilhakk. inne fî ẕâlike leâyetel lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
45
ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ ۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Okunuş
utlu mâ ûhiye ileyke mine-lkitâbi veekimi-ssalâh. inne-ssalâte tenhâ `ani-lfahşâi velmunker. veleẕikru-llâhi ekber. vellâhu ya`lemu mâ tasne`ûn.
Meal (Diyanet)
Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir.