📖 Cüz 23
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
28
۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍۢ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
Okunuş
vemâ enzelnâ `alâ kavmihî mim ba`dihî min cundim mine-ssemâi vemâ kunnâ munzilîn.
Meal (Diyanet)
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
29
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ
Okunuş
in kânet illâ sayhatev vâhideten feiẕâ hum ḫâmidûn.
Meal (Diyanet)
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
30
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
yâ hasraten `ale-l`ibâd. mâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
31
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Okunuş
elem yerav kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni ennehum ileyhim lâ yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
32
وَإِن كُلٌّۭ لَّمَّا جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Okunuş
vein kullul lemmâ cemî`ul ledeynâ muhdarûn.
Meal (Diyanet)
Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
33
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّۭا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Okunuş
veâyetul lehumu-l'ardu-lmeyteh. ahyeynâhâ veaḫracnâ minhâ habben feminhu ye'kulûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
34
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
Okunuş
vece`alnâ fîhâ cennâtim min neḫîliv vea`nâbiv vefeccernâ fîhâ mine-l`uyûn.
Meal (Diyanet)
Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
35
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Okunuş
liye'kulû min ŝemerihî vemâ `amilethu eydîhim. efelâ yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
36
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
subhâne-lleẕî ḫaleka-l'ezvâce kullehâ mimmâ tumbitu-l'ardu vemin enfusihim vemimmâ lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
37
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
Okunuş
veâyetul lehumu-lleyl. nesleḫu minhu-nnehâra feiẕâ hum mużlimûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
38
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّۢ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Okunuş
veşşemsu tecrî limustekarril lehâ. ẕâlike takdîru-l`azîzi-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
39
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
Okunuş
velkamera kaddernâhu menâzile hattâ `âde kel`urcûni-lkadîm.
Meal (Diyanet)
Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
40
لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّۭ فِى فَلَكٍۢ يَسْبَحُونَ
Okunuş
le-şşemsu yembeğî lehâ en tudrike-lkamera vele-lleylu sâbiku-nnehâr. vekullun fî felekiy yesbehûn.
Meal (Diyanet)
Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
41
وَءَايَةٌۭ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Okunuş
veâyetul lehum ennâ hamelnâ ẕurriyyetehum fi-lfulki-lmeşhûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
42
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ
Okunuş
veḫalaknâ lehum mim miŝlihî mâ yerkebûn.
Meal (Diyanet)
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
43
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
Okunuş
vein neşe' nuğrikhum felâ sarîḫa lehum velâ hum yunkaẕûn.
Meal (Diyanet)
Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
44
إِلَّا رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
illâ rahmetem minnâ vemetâ`an ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
45
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
veiẕâ kîle lehumu-ttekû mâ beyne eydîkum vemâ ḫalfekum le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
46
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍۢ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Okunuş
vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mu`ridîn.
Meal (Diyanet)
Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
47
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
veiẕâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumu-llâhu kâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû enut`imu mel lev yeşâu-llâhu at`ameh. in entum illâ fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Okunuş
mâ yenżurûne illâ sayhatev vâhideten te'ḫuẕuhum vehum yeḫissimûn.
Meal (Diyanet)
Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
50
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةًۭ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
felâ yestetî`ûne tevsiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
51
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
Okunuş
venufiḫa fi-ssûri feiẕâ hum mine-l'ecdâŝi ilâ rabbihim yensilûn.
Meal (Diyanet)
Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
52
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
kâlû yâ veylenâ mem be`aŝenâ mim merkadinâ. hâẕâ mâ ve`ade-rrahmânu vesadeka-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
53
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Okunuş
in kânet illâ sayhatev vâhideten feiẕâ hum cemî`ul ledeynâ muhdarûn.
Meal (Diyanet)
Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
54
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌۭ شَيْـًۭٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
felyevme lâ tużlemu nefsun şey'ev velâ tuczevne illâ mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
55
إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍۢ فَٰكِهُونَ
Okunuş
inne ashâbe-lcennehi-lyevme fî şuğulin fâkihûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
56
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
Okunuş
hum veezvâcuhum fî żilâlin `ale-l'erâiki muttekiûn.
Meal (Diyanet)
Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
57
لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
Okunuş
lehum fîhâ fâkihetuv velehum mâ yedde`ûn.
Meal (Diyanet)
Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
58
سَلَٰمٌۭ قَوْلًۭا مِّن رَّبٍّۢ رَّحِيمٍۢ
Okunuş
selâmun kavlem mir rabbir rahîm.
Meal (Diyanet)
Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
59
وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
vemtâzu-lyevme eyyuhe-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
60
۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
elem a`hed ileykum yâ benî âdeme el lâ ta`budu-şşeytân. innehû lekum `aduvvum mubîn.
Meal (Diyanet)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
61
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Okunuş
veeni-`budûnî. hâẕâ sirâtum mustekîm.
Meal (Diyanet)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
62
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّۭا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
Okunuş
velekad edalle minkum cibillen keŝîrâ. efelem tekûnû ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Okunuş
hâẕihî cehennemu-lletî kuntum tû`adûn.
Meal (Diyanet)
İşte bu, size söz verilen cehennemdir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
64
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
islevhe-lyevme bimâ kuntum tekfurûn.
Meal (Diyanet)
Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
65
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
elyevme naḫtimu `alâ efvâhihim vetukellimunâ eydîhim veteşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
66
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Okunuş
velev neşâu letamesnâ `alâ a`yunihim festebeku-ssirâta feennâ yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
67
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّۭا وَلَا يَرْجِعُونَ
Okunuş
velev neşâu lemesaḫnâhum `alâ mekânetihim feme-stetâ`û mudiyyev velâ yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
68
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
vemen nu`ammirhu nunekkishu fi-lḫalk. efelâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
69
وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ وَقُرْءَانٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
vemâ `allemnâhu-şşi`ra vemâ yembeğî leh. in huve illâ ẕikruv vekur'ânum mubîn.
Meal (Diyanet)
Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّۭا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
liyunẕira men kâne hayyev veyehikka-lkavlu `ale-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
71
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًۭا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ
Okunuş
evelem yerav ennâ ḫalaknâ lehum mimmâ `amilet eydînâ en`âmen fehum lehâ mâlikûn.
Meal (Diyanet)
Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
72
وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
Okunuş
veẕellelnâhâ lehum feminhâ rakûbuhum veminhâ ye'kulûn.
Meal (Diyanet)
Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
73
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Okunuş
velehum fîhâ menâfi`u vemeşârib. efelâ yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
74
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةًۭ لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
Okunuş
vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel le`allehum yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
75
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌۭ مُّحْضَرُونَ
Okunuş
lâ yestetî`ûne nasrahum vehum lehum cundum muhdarûn.
Meal (Diyanet)
Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
76
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Okunuş
felâ yahzunke kavluhum. innâ na`lemu mâ yusirrûne vemâ yu`linûn.
Meal (Diyanet)
Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
77
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍۢ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
evelem yera-l'insânu ennâ ḫalaknâhu min nutfetin feiẕâ huve ḫasîmum mubîn.
Meal (Diyanet)
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًۭا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌۭ
Okunuş
vedarabe lenâ meŝelev venesiye ḫalkah. kâle mey yuhyi-l`iżâme vehiye ramîm.
Meal (Diyanet)
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
79
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
Okunuş
kul yuhyîhe-lleẕî enşeehâ evvele merrah. vehuve bikulli ḫalkin `alîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
80
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًۭا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
Okunuş
elleẕî ce`ale lekum mine-şşeceri-l'aḫdari nâran feiẕâ entum minhu tûkidûn.
Meal (Diyanet)
Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
81
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
eveleyse-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bikâdirin `alâ ey yaḫluka miŝlehum. belâ vehuve-lḫallâku-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
82
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
innemâ emruhû iẕâ erâde şey'en ey yekûle lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
83
فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
fesubhâne-lleẕî biyedihî melekûtu kulli şey'iv veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا
Okunuş
vessâffâti saffâ.
Meal (Diyanet)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
Okunuş
fezzâcirâti zecrâ.
Meal (Diyanet)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
Okunuş
fettâliyâti ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
4
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
Okunuş
inne ilâhekum levâhid.
Meal (Diyanet)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
Okunuş
rabbu-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ verabbu-lmeşârik.
Meal (Diyanet)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
Okunuş
innâ zeyyenne-ssemâe-ddunyâ bizînetini-lkevâkib.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
7
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
Okunuş
vehifżam min kulli şeytânim mârid.
Meal (Diyanet)
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
Okunuş
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyukẕefûne min kulli cânib.
Meal (Diyanet)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
9
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
Okunuş
duhûrav velehum `aẕâbuv vâsib.
Meal (Diyanet)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
Okunuş
illâ men ḫatife-lḫatfete feetbe`ahû şihâbun ŝâkib.
Meal (Diyanet)
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
Okunuş
festeftihim ehum eşeddu ḫalkan em men ḫalaknâ. innâ ḫalaknâhum min tînil lâzib.
Meal (Diyanet)
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Okunuş
bel `acibte veyesḫarûn.
Meal (Diyanet)
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Okunuş
veiẕâ ẕukkirû lâ yeẕkurûn.
Meal (Diyanet)
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
Okunuş
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
Meal (Diyanet)
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
vekâlû in hâẕâ illâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Okunuş
eiẕâ mitnâ vekunnâ turâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Meal (Diyanet)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
Okunuş
eveâbâune-l'evvelûn.
Meal (Diyanet)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
Okunuş
kul ne`am veentum dâḫirûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
Okunuş
feinnemâ hiye zecratuv vâhidetun feiẕâ hum yenżurûn.
Meal (Diyanet)
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
20
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Okunuş
vekâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmu-ddîn.
Meal (Diyanet)
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
21
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Okunuş
hâẕâ yevmu-lfasli-lleẕî kuntum bihî tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
Okunuş
uhşuru-lleẕîne żalemû veezvâcehum vemâ kânû ya`budûn.
Meal (Diyanet)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
min dûni-llâhi fehdûhum ilâ sirâti-lcehîm.
Meal (Diyanet)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
Okunuş
vekifûhum innehum mes'ûlûn.
Meal (Diyanet)
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Okunuş
mâ lekum lâ tenâsarûn.
Meal (Diyanet)
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Okunuş
bel humu-lyevme musteslimûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
veakbele ba`duhum `alâ ba`diy yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
kâlû innekum kuntum te'tûnenâ `ani-lyemîn.
Meal (Diyanet)
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
kâlû bel lem tekûnû mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
Okunuş
vemâ kâne lenâ `aleykum min sultân. bel kuntum kavmen tâğîn.
Meal (Diyanet)
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
Okunuş
fehakka `aleynâ kavlu rabbinâ. innâ leẕâikûn.
Meal (Diyanet)
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
32
فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
Okunuş
feağveynâkum innâ kunnâ ğâvîn.
Meal (Diyanet)
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Okunuş
feinnehum yevmeiẕin fi-l`aẕâbi muşterikûn.
Meal (Diyanet)
O gün hepsi azabda birleşirler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
innâ keẕâlike nef`alu bilmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
35
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
innehum kânû iẕâ kîle lehum lâ ilâhe ille-llâhu yestekbirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
Okunuş
veyekûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
Meal (Diyanet)
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
bel câe bilhakki vesaddeka-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Okunuş
innekum leẕâiku-l`aẕâbi-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
40
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
41
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Okunuş
ulâike lehum rizkum ma`lûm.
Meal (Diyanet)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
42
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
Okunuş
fevâkih. vehum mukramûn.
Meal (Diyanet)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
43
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
fî cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
44
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
Okunuş
`alâ sururim mutekâbilîn.
Meal (Diyanet)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
Okunuş
yutâfu `aleyhim bike'sim mim me`în.
Meal (Diyanet)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ
Okunuş
beydâe leẕẕetil lişşâribîn.
Meal (Diyanet)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
47
لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Okunuş
lâ fîhâ ğavluv velâ hum `anhâ yunzefûn.
Meal (Diyanet)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
48
وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
Okunuş
ve`indehum kâsirâtu-ttarfi `în.
Meal (Diyanet)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
49
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
Okunuş
keennehunne beydum meknûn.
Meal (Diyanet)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
feakbele ba`duhum `alâ ba`diy yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
Birbirlerine dönüp sorarlar:
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
51
قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
Okunuş
kâle kâilum minhum innî kâne lî karîn.
Meal (Diyanet)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
Okunuş
yekûlu einneke lemine-lmusaddikîn.
Meal (Diyanet)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
Okunuş
eiẕâ mitnâ vekunnâ turâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.
Meal (Diyanet)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
Okunuş
kâle hel entum muttali`ûn.
Meal (Diyanet)
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
fettale`a feraâhu fî sevâi-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
Okunuş
kâle tellâhi in kitte leturdîn.
Meal (Diyanet)
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
Okunuş
velevlâ ni`metu rabbî lekuntu mine-lmuhdarîn.
Meal (Diyanet)
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
Okunuş
efemâ nahnu bimeyyitîn.
Meal (Diyanet)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Okunuş
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ nahnu bimu`aẕẕebîn.
Meal (Diyanet)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
60
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
inne hâẕâ lehuve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
61
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
Okunuş
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.
Meal (Diyanet)
Çalışanlar bunun için çalışsın.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
62
أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
Okunuş
eẕâlike ḫayrun nuzulen em şeceratu-zzekkûm.
Meal (Diyanet)
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
63
إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
64
إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
innehâ şeceratun taḫrucu fî asli-lcehîm.
Meal (Diyanet)
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
Okunuş
tal`uhâ keennehû ruûsu-şşeyâtîn.
Meal (Diyanet)
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
66
فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Okunuş
feinnehum leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbutûn.
Meal (Diyanet)
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
Okunuş
ŝumme inne lehum `aleyhâ leşevbem min hamîm.
Meal (Diyanet)
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
68
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
ŝumme inne merci`ahum leile-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
Okunuş
innehum elfev âbâehum dâllîn.
Meal (Diyanet)
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
Okunuş
fehum `alâ âŝârihim yuhra`ûn.
Meal (Diyanet)
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
velekad dalle kablehum ekŝeru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
72
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Okunuş
velekad erselnâ fîhim munẕirîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
Okunuş
fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmunẕerîn.
Meal (Diyanet)
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
74
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
75
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
Okunuş
velekad nâdânâ nûhun feleni`me-lmucîbûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
76
وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
venecceynâhu veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
77
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
Okunuş
vece`alnâ ẕurriyyetehû humu-lbâkîn.
Meal (Diyanet)
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
78
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
79
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
selâmun `alâ nûhin fi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
80
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
innâ keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
innehû min `ibâdine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme ağrakne-l'âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
Okunuş
veinne min şî`atihî leibrâhîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
84
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ
Okunuş
iẕ câe rabbehû bikalbin selîm.
Meal (Diyanet)
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Okunuş
iẕ kâle liebîhi vekavmihî mâẕâ ta`budûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
86
أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
Okunuş
eifken âliheten dûne-llâhi turîdûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
femâ żannukum birabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
88
فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
Okunuş
feneżara nażraten fi-nnucûm.
Meal (Diyanet)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
89
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ
Okunuş
fekâle innî sekîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
90
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Okunuş
fetevellev `anhu mudbirîn.
Meal (Diyanet)
Onu bırakıp gittiler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
ferâğa ilâ âlihetihim fekâle elâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
92
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
Okunuş
mâ lekum lâ tentikûn.
Meal (Diyanet)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
Okunuş
ferâğa `aleyhim darbem bilyemîn.
Meal (Diyanet)
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
94
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Okunuş
feakbelû ileyhi yeziffûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
95
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
Okunuş
kâle eta`budûne mâ tenhitûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
96
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
vellâhu ḫalekakum vemâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
97
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
kâlu-bnû lehû bunyânen feelkûhu fi-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
98
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
Okunuş
feerâdû bihî keyden fece`alnâhumu-l'esfelîn.
Meal (Diyanet)
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
99
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Okunuş
vekâle innî ẕâhibun ilâ rabbî seyehdîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
rabbi heb lî mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
101
فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ
Okunuş
febeşşernâhu biğulâmin halîm.
Meal (Diyanet)
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Okunuş
felemmâ beleğa me`ahu-ssa`ye kâle yâ buneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbehuke fenżur mâẕâ terâ. kâle yâ ebeti-f`al mâ tu'mer. setecidunî in şâe-llâhu mine-ssâbirîn.
Meal (Diyanet)
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
103
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
Okunuş
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Meal (Diyanet)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
104
وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Okunuş
venâdeynâhu ey yâ ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
kad saddakte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
106
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
inne hâẕâ lehuve-lbelâu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
107
وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
vefedeynâhu biẕibhin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
108
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
109
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
Okunuş
selâmun `alâ ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
110
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
innehû min `ibâdine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
112
وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
vebeşşernâhu biishâka nebiyyem mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
113
وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
Okunuş
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ ishâk. vemin ẕurriyyetihimâ muhsinuv veżâlimul linefsihî mubîn.
Meal (Diyanet)
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Okunuş
velekad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
115
وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
venecceynâhumâ vekavmehumâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
116
وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Okunuş
venesarnâhum fekânû humu-lğâlibîn.
Meal (Diyanet)
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
117
وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
Okunuş
veâteynâhume-lkitâbe-lmustebîn.
Meal (Diyanet)
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
118
وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
Okunuş
vehedeynâhume-ssirâta-lmustekîm.
Meal (Diyanet)
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
120
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Okunuş
selâmun `alâ mûsâ vehârûn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
121
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
innâ keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
innehumâ min `ibâdine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veinne ilyâse lemine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle likavmihî elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
125
أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
Okunuş
eted`ûne ba`lev veteẕerûne ahsene-lḫâlikîn.
Meal (Diyanet)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
allâhe rabbekum verabbe âbâikumu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Okunuş
fekeẕẕebûhu feinnehum lemuhdarûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
128
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
129
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
130
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
Okunuş
selâmun `alâ ilyâsîn.
Meal (Diyanet)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
131
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
innâ keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
innehû min `ibâdine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
O, inanmış kullarımızdandı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
133
وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veinne lûtal lemine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
134
إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Okunuş
iẕ necceynâhu veehlehû ecme`în.
Meal (Diyanet)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
135
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
illâ `acûzen fi-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme demmerne-l'âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
137
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Okunuş
veinnekum letemurrûne `aleyhim musbihîn.
Meal (Diyanet)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
vebilleyl. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
139
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veinne yûnuse lemine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
140
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Okunuş
iẕ ebeka ile-lfulki-lmeşhûn.
Meal (Diyanet)
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
Okunuş
fesâheme fekâne mine-lmudhadîn.
Meal (Diyanet)
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Okunuş
feltekamehu-lhûtu vehuve mulîm.
Meal (Diyanet)
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
143
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
Okunuş
felevlâ ennehû kâne mine-lmusebbihîn.
Meal (Diyanet)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
144
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Okunuş
lelebiŝe fî batnih ilâ yevmi yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
145
۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
Okunuş
fenebeẕnâhu bil`arâi vehuve sekîm.
Meal (Diyanet)
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
Okunuş
veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaktîn.
Meal (Diyanet)
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
147
وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Okunuş
veerselnâhu ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
Meal (Diyanet)
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
148
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
feâmenû femetta`nâhum ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
Okunuş
festeftihim elirabbike-lbenâtu velehumu-lbenûn.
Meal (Diyanet)
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
Okunuş
em ḫalakne-lmelâikete inâŝev vehum şâhidûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Okunuş
elâ innehum min ifkihim leyekûlûn.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
velede-llâhu veinnehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
Okunuş
astafe-lbenâti `ale-lbenîn.
Meal (Diyanet)
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
154
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Okunuş
mâ lekum. keyfe tahkumûn.
Meal (Diyanet)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
efelâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Hiç düşünmez misiniz?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
em lekum sultânum mubîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
157
فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
fe'tû bikitâbikum in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
158
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Okunuş
vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. velekad `alimeti-lcinnetu innehum lemuhdarûn.
Meal (Diyanet)
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
159
سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
subhâne-llâhi `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
160
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Okunuş
feinnekum vemâ ta`budûn.
Meal (Diyanet)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
Okunuş
mâ entum `aleyhi bifâtinîn.
Meal (Diyanet)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
illâ men huve sâli-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
164
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Okunuş
vemâ minnâ illâ lehû mekâmum ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
165
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
Okunuş
veinnâ lenahnu-ssâffûn.
Meal (Diyanet)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
166
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
Okunuş
veinnâ lenahnu-lmusebbihûn.
Meal (Diyanet)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
167
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
Okunuş
vein kânû leyekûlûn.
Meal (Diyanet)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
lekunnâ `ibâde-llâhi-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
170
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
velekad sebekat kelimetunâ li`ibâdine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
Okunuş
innehum lehumu-lmensûrûn.
Meal (Diyanet)
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Okunuş
veinne cundenâ lehumu-lğâlibûn.
Meal (Diyanet)
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Okunuş
fetevelle `anhum hattâ hîn.
Meal (Diyanet)
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Okunuş
veebsirhum fesevfe yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Okunuş
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Meal (Diyanet)
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
177
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
Okunuş
feiẕâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunẕerîn.
Meal (Diyanet)
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Okunuş
vetevelle `anhum hattâ hîn.
Meal (Diyanet)
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Okunuş
veebsir fesevfe yubsirûn.
Meal (Diyanet)
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
180
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
subhâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
181
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
veselâmun `ale-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Ve selam, peygamberleredir.
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
· Sâffât Suresi
182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velhamdu lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
Okunuş
sâd. velkur'âni ẕi-ẕẕikr.
Meal (Diyanet)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍۢ وَشِقَاقٍۢ
Okunuş
beli-lleẕîne keferû fî `izzetiv veşikâk.
Meal (Diyanet)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
3
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍۢ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍۢ
Okunuş
kem ehleknâ min kablihim min karnin fenâdev velâte hîne menâs.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
4
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌۭ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌۭ كَذَّابٌ
Okunuş
ve`acibû en câehum munẕirum minhum. vekâle-lkâfirûne hâẕâ sâhirun keẕẕâb.
Meal (Diyanet)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
5
أَجَعَلَ ٱلْءَالِهَةَ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌۭ
Okunuş
ece`ale-l'âlihete ilâhev vâhidâ. inne hâẕâ leşey'un `ucâb.
Meal (Diyanet)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
6
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌۭ يُرَادُ
Okunuş
ventaleka-lmeleu minhum eni-mşû vasbirû `alâ âlihetikum. inne hâẕâ leşey'uy yurâd.
Meal (Diyanet)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
7
مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْءَاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ
Okunuş
mâ semi`nâ bihâẕâ fi-lmilleti-l'âḫirah. in hâẕâ ille-ḫtilâk.
Meal (Diyanet)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
8
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
Okunuş
eunzile `aleyhi-ẕẕikru mim beyninâ. bel hum fî şekkim min ẕikrî. bel lemmâ yeẕûkû `aẕâb.
Meal (Diyanet)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
9
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
Okunuş
em `indehum ḫazâinu rahmeti rabbike-l`azîzi-lvehhâb.
Meal (Diyanet)
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
10
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ
Okunuş
em lehum mulku-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. felyertekû fi-l'esbâb.
Meal (Diyanet)
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
11
جُندٌۭ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌۭ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
Okunuş
cundum mâ hunâlike mehzûmum mine-l'ahzâb.
Meal (Diyanet)
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَعَادٌۭ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
Okunuş
keẕẕebet kablehum kavmu nûhiv ve`âduv vefir`avnu ẕu-l'evtâd.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍۢ وَأَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
Okunuş
veŝemûdu vekavmu lûtiv veashâbu-l'eykeh. ulâike-l'ahzâb.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Okunuş
in kullun illâ keẕẕebe-rrusule fehakka `ikâb.
Meal (Diyanet)
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
15
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍۢ
Okunuş
vemâ yenżuru hâulâi illâ sayhatev vâhidetem mâ lehâ min fevâk.
Meal (Diyanet)
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
16
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
vekâlû rabbenâ `accil lenâ kittanâ kable yevmi-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
17
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
Okunuş
isbir `alâ mâ yekûlûne veẕkur `abdenâ dâvûde ẕe-l'eyd. innehû evvâb.
Meal (Diyanet)
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
18
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
Okunuş
innâ seḫḫarne-lcibâle me`ahû yusebbihne bil`aşiyyi vel'işrâk.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
19
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةًۭ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
Okunuş
vettayra mahşûrah. kullul lehû evvâb.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
Okunuş
veşedednâ mulkehû veâteynâhu-lhikmete vefasle-lḫitâb.
Meal (Diyanet)
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
21
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
Okunuş
vehel etâke nebeu-lḫasm. iẕ tesevveru-lmihrâb.
Meal (Diyanet)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
22
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍۢ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
Okunuş
iẕ deḫalû `alâ dâvûde fefezi`a minhum kâlû lâ teḫaf. ḫasmâni beğâ ba`dunâ `alâ ba`din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâi-ssirât.
Meal (Diyanet)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
23
إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌۭ وَتِسْعُونَ نَعْجَةًۭ وَلِىَ نَعْجَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
Okunuş
inne hâẕâ eḫî lehû tis`uv vetis`ûne na`cetev veliye na`cetuv vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve`azzenî fi-lḫitâb.
Meal (Diyanet)
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌۭ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًۭا وَأَنَابَ ۩
Okunuş
kâle lekad żalemeke bisuâli na`cetike ilâ ni`âcih. veinne keŝîram mine-lḫuletâi leyebğî ba`duhum `alâ ba`din ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti vekalîlum mâ hum. veżanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festağfera rabbehû veḫarra râki`av veenâb.
Meal (Diyanet)
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
25
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
Okunuş
feğafernâ lehû ẕâlik. veinne lehû `indenâ lezulfâ vehusne meâb.
Meal (Diyanet)
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
26
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَٰكَ خَلِيفَةًۭ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
yâ dâvûdu innâ ce`alnâke ḫalîfeten fi-l'ardi fahkum beyne-nnâsi bilhakki velâ tettebi`i-lhevâ feyudilleke `an sebîli-llâh. inne-lleẕîne yedillûne `an sebîli-llâhi lehum `aẕâbun şedîdum bimâ nesû yevme-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
27
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًۭا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
Okunuş
vemâ ḫalakne-ssemâe vel'arda vemâ beynehumâ bâtilâ. ẕâlike żannu-lleẕîne keferû. feveylul lilleẕîne keferû mine-nnâr.
Meal (Diyanet)
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
28
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
Okunuş
em nec`alu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti kelmufsidîne fi-l'ard. em nec`alu-lmuttekîne kelfuccâr.
Meal (Diyanet)
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
29
كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ مُبَٰرَكٌۭ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakul liyeddebberû âyâtihî veliyeteẕekkera ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
Okunuş
vevehebnâ lidâvûde suleymân. ni`me-l`abd. innehû evvâb.
Meal (Diyanet)
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
31
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ
Okunuş
iẕ `urida `aleyhi bil`aşiyyi-ssâfinâtu-lciyâd.
Meal (Diyanet)
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
32
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
Okunuş
fekâle innî ahbebtu hubbe-lḫayri `an ẕikri rabbî. hattâ tevârat bilhicâb.
Meal (Diyanet)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
33
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
Okunuş
ruddûhâ `aleyy. fetafika mesham bissûki vel'a`nâk.
Meal (Diyanet)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًۭا ثُمَّ أَنَابَ
Okunuş
velekad fetennâ suleymâne veelkaynâ `alâ kursiyyihî ceseden ŝumme enâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
35
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًۭا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
Okunuş
kâle rabbi-ğfir lî veheb lî mulkel lâ yembeğî liehadim mim ba`dî. inneke ente-lvehhâb.
Meal (Diyanet)
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
36
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
Okunuş
feseḫḫarnâ lehu-rrîha tecrî biemrih ruḫâen hayŝu esâb.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
37
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍۢ وَغَوَّاصٍۢ
Okunuş
veşşeyâtîne kulle bennâiv veğavvâs.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
Okunuş
veâḫarîne mukarranîne fi-l'asfâd.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
39
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Okunuş
hâẕâ `atâunâ femnun ev emsik biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
40
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
Okunuş
veinne lehû `indenâ lezulfâ vehusne meâb.
Meal (Diyanet)
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
41
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَٰنُ بِنُصْبٍۢ وَعَذَابٍ
Okunuş
veẕkur `abdenâ eyyûb. iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-şşeytânu binusbiv ve`aẕâb.
Meal (Diyanet)
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
42
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌۭ وَشَرَابٌۭ
Okunuş
urkud biriclik. hâẕâ muğteselum bâriduv veşerâb.
Meal (Diyanet)
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
43
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
vevehebnâ lehû ehlehû vemiŝlehum me`ahum rahmetem minnâ veẕikrâ liuli-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًۭا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَٰهُ صَابِرًۭا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
Okunuş
veḫuẕ biyedike diğŝen fadrib bihî velâ tahneŝ. innâ vecednâhu sâbirâ. ni`me-l`abd. innehû evvâb.
Meal (Diyanet)
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
45
وَٱذْكُرْ عِبَٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَٰرِ
Okunuş
veẕkur `ibâdenâ ibrâhîme veishâka veya`kûbe uli-l'eydî vel'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
46
إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍۢ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
Okunuş
innâ aḫlasnâhum biḫâlisatin ẕikra-ddâr.
Meal (Diyanet)
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
47
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
Okunuş
veinnehum `indenâ lemine-lmustafeyne-l'aḫyâr.
Meal (Diyanet)
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
48
وَٱذْكُرْ إِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّۭ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
Okunuş
veẕkur ismâ`île velyese`a veẕe-lkifl. vekullum mine-l'aḫyâr.
Meal (Diyanet)
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
49
هَٰذَا ذِكْرٌۭ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
Okunuş
hâẕâ ẕikr. veinne lilmuttekîne lehusne meâb.
Meal (Diyanet)
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
50
جَنَّٰتِ عَدْنٍۢ مُّفَتَّحَةًۭ لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
Okunuş
cennâti `adnim mufettehatel lehumu-l'ebvâb.
Meal (Diyanet)
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ وَشَرَابٍۢ
Okunuş
muttekiîne fîhâ yed`ûne fîhâ bifâkihetin keŝîrativ veşerâb.
Meal (Diyanet)
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
52
۞ وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Okunuş
ve`indehum kâsirâtu-ttarfi etrâb.
Meal (Diyanet)
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
53
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
hâẕâ mâ tû`adûne liyevmi-lhisâb.
Meal (Diyanet)
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
54
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
Okunuş
inne hâẕâ lerizkunâ mâ lehû min nefâd.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
55
هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍۢ
Okunuş
hâẕâ. veinne littâğîne leşerra meâb.
Meal (Diyanet)
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
56
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Okunuş
cehennem. yaslevnehâ. febi'se-lmihâd.
Meal (Diyanet)
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
57
هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌۭ وَغَسَّاقٌۭ
Okunuş
hâẕâ felyeẕûkûhu hamîmuv veğassâk.
Meal (Diyanet)
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
58
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
Okunuş
veâḫaru min şeklihî ezvâc.
Meal (Diyanet)
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
59
هَٰذَا فَوْجٌۭ مُّقْتَحِمٌۭ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
Okunuş
hâẕâ fevcum muktehimum me`akum. lâ merhabem bihim. innehum sâlu-nnâr.
Meal (Diyanet)
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
60
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
Okunuş
kâlû bel entum. lâ merhabem bikum. entum kaddemtumûhu lenâ. febi'se-lkarâr.
Meal (Diyanet)
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
61
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًۭا ضِعْفًۭا فِى ٱلنَّارِ
Okunuş
kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâẕâ fezidhu `aẕâben di`fen fi-nnâr.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
62
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًۭا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
Okunuş
vekâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ ne`udduhum mine-l'eşrâr.
Meal (Diyanet)
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
63
أَتَّخَذْنَٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَٰرُ
Okunuş
etteḫaẕnâhum siḫriyyen em zâğat `anhumu-l'ebsâr.
Meal (Diyanet)
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
64
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّۭ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
Okunuş
inne ẕâlike lehakkun teḫâsumu ehli-nnâr.
Meal (Diyanet)
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
65
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌۭ ۖ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
Okunuş
kul innemâ ene munẕir. vemâ min ilâhin ille-llâhu-lvâhidu-lkahhâr.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
66
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ
Okunuş
rabbu-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehume-l`azîzu-lğaffâr.
Meal (Diyanet)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
Okunuş
kul huve nebeun `ażîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
68
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
Okunuş
entum `anhu mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
69
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Okunuş
mâ kâne liye min `ilmim bilmelei-l'a`lâ iẕ yaḫtesimûn.
Meal (Diyanet)
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
iy yûhâ ileyye illâ ennemâ ene neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
71
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن طِينٍۢ
Okunuş
iẕ kâle rabbuke lilmelâiketi innî ḫâlikum beşeram min tîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
72
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
Okunuş
feiẕâ sevveytuhû venefaḫtu fîhi mir rûhî feka`û lehû sâcidîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
73
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Okunuş
fesecede-lmelâiketu kulluhum ecme`ûn.
Meal (Diyanet)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
74
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
illâ iblîs. istekbera vekâne mine-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
75
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
Okunuş
kâle yâ iblîsu mâ mene`ake en tescude limâ ḫalaktu biyedeyy. estekberte em kunte mine-l`âlîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
76
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍۢ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍۢ
Okunuş
kâle ene ḫayrum minh. ḫalaktenî min nâriv veḫalaktehû min tîn.
Meal (Diyanet)
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
77
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
Okunuş
kâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
Meal (Diyanet)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
78
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
Okunuş
veinne `aleyke la`netî ilâ yevmi-ddîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
79
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Okunuş
kâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
Okunuş
kâle feinneke mine-lmunżarîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
81
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
Okunuş
ilâ yevmi-lvakti-lma`lûm.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
kâle febi`izzetike leuğviyennehum ecme`în.
Meal (Diyanet)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
83
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
Okunuş
illâ `ibâdeke minhumu-lmuḫlesîn.
Meal (Diyanet)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
84
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
Okunuş
kâle felhakk. velhakka ekûl.
Meal (Diyanet)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
85
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
leemleenne cehenneme minke vemimmen tebi`ake minhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
86
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍۢ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
Okunuş
kul mâ es'elukum `aleyhi min ecriv vemâ ene mine-lmutekellifîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
87
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
in huve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
سُورَةُ صٓ
· Sâd Suresi
88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
Okunuş
veleta`lemunne nebeehû ba`de hîn.
Meal (Diyanet)
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
tenzîlu-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
2
إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ فَٱعْبُدِ ٱللَّهَ مُخْلِصًۭا لَّهُ ٱلدِّينَ
Okunuş
innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki fa`budi-llâhe muḫlisal lehu-ddîn.
Meal (Diyanet)
Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
3
أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلْخَالِصُ ۚ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلْفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِى مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَنْ هُوَ كَٰذِبٌۭ كَفَّارٌۭ
Okunuş
elâ lillâhi-ddînu-lḫâlis. velleẕîne-tteḫaẕû min dûnihî evliyâ'. mâ na`buduhum illâ liyukarribûnâ ile-llâhi zulfâ. inne-llâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yaḫtelifûn. inne-llâhe lâ yehdî men huve kâẕibun keffâr.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
4
لَّوْ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًۭا لَّٱصْطَفَىٰ مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ ۖ هُوَ ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
Okunuş
lev erâde-llâhu ey yetteḫiẕe veledel lastafâ mimmâ yaḫluku mâ yeşâu subhâneh. huve-llâhu-lvâhidu-lkahhâr.
Meal (Diyanet)
Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
5
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۖ يُكَوِّرُ ٱلَّيْلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيْلِ ۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ ۖ كُلٌّۭ يَجْرِى لِأَجَلٍۢ مُّسَمًّى ۗ أَلَا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ
Okunuş
ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. yukevviru-lleyle `ale-nnehâri veyukevviru-nnehâra `ale-lleyli veseḫḫara-şşemse velkamer. kulluy yecrî liecelim musemmâ. elâ huve-l`azîzu-lğaffâr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
6
خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍۢ وَٰحِدَةٍۢ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْأَنْعَٰمِ ثَمَٰنِيَةَ أَزْوَٰجٍۢ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ خَلْقًۭا مِّنۢ بَعْدِ خَلْقٍۢ فِى ظُلُمَٰتٍۢ ثَلَٰثٍۢ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ ٱلْمُلْكُ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ
Okunuş
ḫalekakum min nefsiv vâhidetin ŝumme ce`ale minhâ zevcehâ veenzele lekum mine-l'en`âmi ŝemâniyete ezvâc. yaḫlukukum fî butûni ummehâtikum ḫalkam mim ba`di ḫalkin fî żulumâtin ŝelâŝ. ẕâlikumu-llâhu rabbukum lehu-lmulk. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tusrafûn.
Meal (Diyanet)
Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
7
إِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنكُمْ ۖ وَلَا يَرْضَىٰ لِعِبَادِهِ ٱلْكُفْرَ ۖ وَإِن تَشْكُرُوا۟ يَرْضَهُ لَكُمْ ۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
in tekfurû feinne-llâhe ğaniyyun `ankum velâ yerdâ li`ibâdihi-lkufr. vein teşkurû yerdahu lekum. velâ teziru vâziratuv vizra uḫrâ. ŝumme ilâ rabbikum merci`ukum feyunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn. innehû `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
8
۞ وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ضُرٌّۭ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعْمَةًۭ مِّنْهُ نَسِىَ مَا كَانَ يَدْعُوٓا۟ إِلَيْهِ مِن قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادًۭا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦ ۚ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا ۖ إِنَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ
Okunuş
veiẕâ messe-l'insâne durrun de`â rabbehû munîben ileyhi ŝumme iẕâ ḫavvelehû ni`metem minhu nesiye mâ kâne yed`û ileyhi min kablu vece`ale lillâhi endâdel liyudille `an sebîlih. kul temetta` bikufrike kalîlen. inneke min ashâbi-nnâr.
Meal (Diyanet)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "İnkarınla az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
9
أَمَّنْ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ سَاجِدًۭا وَقَآئِمًۭا يَحْذَرُ ٱلْءَاخِرَةَ وَيَرْجُوا۟ رَحْمَةَ رَبِّهِۦ ۗ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ ۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
emmen huve kânitun ânâe-lleyli sâcidev vekâimey yahẕeru-l'âḫirate veyercû rahmete rabbih. kul hel yestevi-lleẕîne ya`lemûne velleẕîne lâ ya`lemûn. innemâ yeteẕekkeru ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
10
قُلْ يَٰعِبَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ ۚ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةٌۭ ۗ وَأَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٌ ۗ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Okunuş
kul yâ `ibâdi-lleẕîne âmenu-ttekû rabbekum. lilleẕîne ahsenû fî hâẕihi-ddunyâ haseneh. veardu-llâhi vâsi`ah. innemâ yuveffe-ssâbirûne ecrahum biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
11
قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ مُخْلِصًۭا لَّهُ ٱلدِّينَ
Okunuş
kul innî umirtu en a`bude-llâhe muḫlisal lehu-ddîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
12
وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
veumirtu lien ekûne evvele-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
"Ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
13
قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
kul innî eḫâfu in `asaytu rabbî `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
14
قُلِ ٱللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًۭا لَّهُۥ دِينِى
Okunuş
kuli-llâhe a`budu muḫlisal lehû dînî.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben, dinimi Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim;
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
15
فَٱعْبُدُوا۟ مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِۦ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
fa`budû mâ şi'tum min dûnih. kul inne-lḫâsirîne-lleẕîne ḫasirû enfusehum veehlîhim yevme-lkiyâmeh. elâ ẕâlike huve-lḫusrânu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Ey Allah'a eş koşanlar! Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
16
لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌۭ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۭ ۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥ ۚ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ
Okunuş
lehum min fevkihim żulelum mine-nnâri vemin tahtihim żulelun. ẕâlike yuḫavvifu-llâhu bihî `ibâdeh. yâ `ibâdi fettekûn.
Meal (Diyanet)
Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, Benden sakının.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
17
وَٱلَّذِينَ ٱجْتَنَبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلْبُشْرَىٰ ۚ فَبَشِّرْ عِبَادِ
Okunuş
velleẕîne-ctenebu-ttâğûte ey ya`budûhâ veenâbû ile-llâhi lehumu-lbuşrâ. febeşşir `ibâd.
Meal (Diyanet)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
18
ٱلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُۥٓ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
elleẕîne yestemi`ûne-lkavle feyettebi`ûne ahseneh. ulâike-lleẕîne hedâhumu-llâhu veulâike hum ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
19
أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ ٱلْعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِى ٱلنَّارِ
Okunuş
efemen hakka `aleyhi kelimetu-l`aẕâb. efeente tunkiẕu men fi-nnâr.
Meal (Diyanet)
Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimseyi, ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
20
لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌۭ مِّن فَوْقِهَا غُرَفٌۭ مَّبْنِيَّةٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ ۖ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ ٱلْمِيعَادَ
Okunuş
lâkini-lleẕîne-ttekav rabbehum lehum ğurafum min fevkihâ ğurafum mebniyyetun tecrî min tahtihe-l'enhâr. va`de-llâh. lâ yuḫlifu-llâhu-lmî`âd.
Meal (Diyanet)
Fakat, Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah'ın verdiği sözdür, Allah verdiği sözden caymaz.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
21
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَسَلَكَهُۥ يَنَٰبِيعَ فِى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًۭا مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّۭا ثُمَّ يَجْعَلُهُۥ حُطَٰمًا ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mâen feselekehû yenâbî`a fi-l'ardi ŝumme yuḫricu bihî zer`am muḫtelifen elvânuhû ŝumme yehîcu feterâhu musferran ŝumme yec`aluhû hutâmâ. inne fî ẕâlike leẕikrâ liuli-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
22
أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٍۢ مِّن رَّبِّهِۦ ۚ فَوَيْلٌۭ لِّلْقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكْرِ ٱللَّهِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
efemen şeraha-llâhu sadrahû lil'islâmi fehuve `alâ nûrum mir rabbih. feveylul lilkâsiyeti kulûbuhum min ẕikri-llâh. ulâike fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalbleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
23
ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ ٱلْحَدِيثِ كِتَٰبًۭا مُّتَشَٰبِهًۭا مَّثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَىٰ ذِكْرِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهْدِى بِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ
Okunuş
allâhu nezzele ahsene-lhadîŝi kitâbem muteşâbihem meŝânî. takşe`irru minhu culûdu-lleẕîne yaḫşevne rabbehum. ŝumme telînu culûduhum vekulûbuhum ilâ ẕikri-llâh. ẕâlike hude-llâhi yehdî bihî mey yeşâ'. vemey yudlili-llâhu femâ lehû min hâd.
Meal (Diyanet)
Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
24
أَفَمَن يَتَّقِى بِوَجْهِهِۦ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ وَقِيلَ لِلظَّٰلِمِينَ ذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
Okunuş
efemey yettekî bivechihî sûe-l`aẕâbi yevme-lkiyâmeh. vekîle liżżâlimîne ẕûkû mâ kuntum teksibûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Zalimlere: "Kazandıklarınızın karşılığını tadın" denir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
25
كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
keẕẕebe-lleẕîne min kablihim feetâhumu-l`aẕâbu min hayŝu lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan öncekiler de peygamberleri yalanlamışlardı da farkına varmadıkları yerden onlara bir azap çatmıştı.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
26
فَأَذَاقَهُمُ ٱللَّهُ ٱلْخِزْىَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuş
feeẕâkahumu-llâhu-lḫizye fi-lhayâti-ddunyâ. vele`aẕâbu-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah onlara, dünya hayatında rezilliği tattırdı; ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilseler!
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
27
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
velekad darabnâ linnâsi fî hâẕe-lkur'âni min kulli meŝelil le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Biz bu Kuran'da insanlara her türlü misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun ki verdik.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
28
قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِى عِوَجٍۢ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Okunuş
kur'ânen `arabiyyen ğayra ẕî `ivecil le`allehum yettekûn.
Meal (Diyanet)
O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
29
ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا رَّجُلًۭا فِيهِ شُرَكَآءُ مُتَشَٰكِسُونَ وَرَجُلًۭا سَلَمًۭا لِّرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا ۚ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
darabe-llâhu meŝeler raculen fîhi şurakâu muteşâkisûne veraculen selemel liracul. hel yesteviyâni meŝelâ. elhamdu lillâh. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
30
إِنَّكَ مَيِّتٌۭ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
Okunuş
inneke meyyituv veinnehum meyyitûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
31
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عِندَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ
Okunuş
ŝumme innekum yevme-lkiyâmeti `inde rabbikum taḫtesimûn.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.