📖 Cüz 28
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّتِى تُجَٰدِلُكَ فِى زَوْجِهَا وَتَشْتَكِىٓ إِلَى ٱللَّهِ وَٱللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَآ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ
Okunuş
kad semi`a-llâhu kavle-lletî tucâdiluke fi zevcihâ veteştekî ile-llâh. vellâhu yesme`u tehâvurakumâ. inne-llâhe semî`um besîr.
Meal (Diyanet)
Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir; esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
2
ٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَآئِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَٰتِهِمْ ۖ إِنْ أُمَّهَٰتُهُمْ إِلَّا ٱلَّٰٓـِٔى وَلَدْنَهُمْ ۚ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنكَرًۭا مِّنَ ٱلْقَوْلِ وَزُورًۭا ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌۭ
Okunuş
elleẕîne yużâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim. in ummehâtuhum ille-llâî velednâhum. veinnehum leyekûlûne munkeram mine-lkavli vezûrâ. veinne-llâhe le`afuvvun ğafûr.
Meal (Diyanet)
İçinizde karılarını "zıhar" yapanlar bilsinler ki, karıları anneleri değildir; anneleri ancak, onları doğuranlardır. Doğrusu söyledikleri kötü ve asılsız bir sözdür. Allah şüphesiz affedendir, bağışlayandır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
3
وَٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا۟ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ مِّن قَبْلِ أَن يَتَمَآسَّا ۚ ذَٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِۦ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
velleẕîne yużâhirûne min nisâihim ŝumme ye`ûdûne limâ kâlû fetahrîru rakabetim min kabli ey yetemâssâ. ẕâlikum tû`ażûne bih. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu hususta böylece öğüt verilmektedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
4
فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِن قَبْلِ أَن يَتَمَآسَّا ۖ فَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًۭا ۚ ذَٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ۚ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ ۗ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuş
femel lem yecid fesiyâmu şehrayni mutetâbi`ayni min kabli ey yetemâssâ. femel lem yesteti` feit`âmu sittîne miskînâ. ẕâlike litu'minû billâhi verasûlih. vetilke hudûdu-llâh. velilkâfirîne `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Azad edecek köle bulamayanın, ailesiyle temastan önce iki ay birbiri peşinden oruç tutması gerekir. Buna gücü yetmeyen, altmış düşkünü doyurur. Bu kolaylık, Allah'a ve Peygamberine inanmış olmanızdan ötürüdür; bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır; inkar edenler için can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
5
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ كُبِتُوا۟ كَمَا كُبِتَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ وَقَدْ أَنزَلْنَآ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ ۚ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne yuhâddûne-llâhe verasûlehû kubitû kemâ kubite-lleẕîne min kablihim vekad enzelnâ âyâtim beyyinât. velilkâfirîne `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır. Biz, apaçık ayetler indirmişizdir, bunları inkar edene alçaltıcı azap vardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
6
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًۭا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓا۟ ۚ أَحْصَىٰهُ ٱللَّهُ وَنَسُوهُ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌ
Okunuş
yevme yeb`aŝuhumu-llâhu cemî`an feyunebbiuhum bimâ `amilû. ahsâhu-llâhu venesûh. vellâhu `alâ kulli şey'in şehîd.
Meal (Diyanet)
Allah onların hepsini dirilttiği gün, kendilerine işlediklerini haber verir; Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
7
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَىٰ ثَلَٰثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَآ أَدْنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا۟ ۖ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Okunuş
elem tera enne-llâhe ya`lemu mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. mâ yekûnu min necvâ ŝelâŝetin illâ huve râbi`uhum velâ ḫamsetin illâ huve sâdisuhum velâ ednâ min ẕâlike velâ ekŝera illâ huve me`ahum eyne mâ kânû. ŝumme yunebbiuhum bimâ `amilû yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O'dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O'dur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlak onlarla beraberdir. Sonra, kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
8
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نُهُوا۟ عَنِ ٱلنَّجْوَىٰ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَيَتَنَٰجَوْنَ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَإِذَا جَآءُوكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ ٱللَّهُ وَيَقُولُونَ فِىٓ أَنفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا ٱللَّهُ بِمَا نَقُولُ ۚ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne nuhû `ani-nnecvâ ŝumme ye`ûdûne limâ nuhû `anhu veyetenâcevne bil'iŝmi vel`udvâv vema`siyeti-rrasûl. veiẕâ câûke hayyevke bimâ lem yuhayyike bihi-llâhu veyekûlûne fî enfusihim levlâ yu`aẕẕibune-llâhu bimâ nekûl. hasbuhum cehennem. yaslevnehâ. febi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Gizli toplantıdan menedilen, sonra menolundukları şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir şekilde seni selamlarlar; içlerinden, "Gerçekten peygamber olsaydı Allah'ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür!
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَنَٰجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَٰجَوْا۟ بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَمَعْصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَتَنَٰجَوْا۟ بِٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ tenâceytum felâ tetenâcev bil'iŝmi vel`udvâni vema`siyeti-rrasûli vetenâcev bilbirri vettakvâ. vetteku-llâhe-lleẕî ileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeyi, düşmanlık etmeyi ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın; iyilik yapmak ve Allah'a karşı gelmekten sakınmayı konuşun; kıyamet günü huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
10
إِنَّمَا ٱلنَّجْوَىٰ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ لِيَحْزُنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَيْسَ بِضَآرِّهِمْ شَيْـًٔا إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
inneme-nnecvâ mine-şşeytâni liyahzune-lleẕîne âmenû veleyse bidârrihim şey'en illâ biiẕni-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Gizli toplantılar inananları üzmek için şeytanın istediği şeydir; Allah'ın izni olmadıkça şeytan onlara bir zarar veremez; inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا۟ فِى ٱلْمَجَٰلِسِ فَٱفْسَحُوا۟ يَفْسَحِ ٱللَّهُ لَكُمْ ۖ وَإِذَا قِيلَ ٱنشُزُوا۟ فَٱنشُزُوا۟ يَرْفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ دَرَجَٰتٍۢ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ kîle lekum tefessehû fi-lmecâlisi fefsehû yefsehi-llâhu lekum. veiẕâ kîle-nşuzû fenşuzû yerfe`i-llâhu-lleẕîne âmenû minkum velleẕîne ûtu-l`ilme deracât. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Toplantılarda, size, "Yer açın" denince yer açın ki Allah da size genişlik versin; "Kalkın" denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نَٰجَيْتُمُ ٱلرَّسُولَ فَقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىْ نَجْوَىٰكُمْ صَدَقَةًۭ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ وَأَطْهَرُ ۚ فَإِن لَّمْ تَجِدُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ nâceytumu-rrasûle fekaddimû beyne yedey necvâkum sadekaten. ẕâlike ḫayrul lekum veather. feil lem tecidû feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Peygamberle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz; bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz. Allah şüphesiz bağışlayandır, acıyandır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
13
ءَأَشْفَقْتُمْ أَن تُقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىْ نَجْوَىٰكُمْ صَدَقَٰتٍۢ ۚ فَإِذْ لَمْ تَفْعَلُوا۟ وَتَابَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
eeşfaktum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadekât. feiẕ lem tef`alû vetâbe-llâhu `aleykum feekîmu-ssalâte veâtu-zzekâte veetî`u-llâhe verasûleh. vellâhu ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
14
۞ أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ تَوَلَّوْا۟ قَوْمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مَّا هُم مِّنكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى ٱلْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne tevellev kavmen ğadibe-llâhu `aleyhim. mâ hum minkum velâ minhum veyahlifûne `ale-lkeẕibi vehum ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın gazabettiği milleti dost edinen münafıkları görmedin mi? Onlar ne sizdendir ne de onlardan, bile bile, yalan yere yemin etmektedirler.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
15
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ عَذَابًۭا شَدِيدًا ۖ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
e`adde-llâhu lehum `aẕâben şedîdâ. innehum sâe mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah, onlara çetin bir azap hazırlamıştır. İşledikleri şey ne kötüdür!
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
16
ٱتَّخَذُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُمْ جُنَّةًۭ فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
itteḫaẕû eymânehum cunneten fesaddû `an sebîli-llâhi felehum `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
Yeminlerini kalkan edindiler de, Allah yolundan alıkoydular; onlara alçaltıcı bir azap vardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
17
لَّن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
len tuğniye `anhum emvâluhum velâ evlâduhum mine-llâhi şey'â. ulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Malları ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
18
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًۭا فَيَحْلِفُونَ لَهُۥ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ ۖ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ ۚ أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ
Okunuş
yevme yeb`aŝuhumu-llâhu cemî`an feyahlifûne lehû kemâ yahlifûne lekum veyahsebûne ennehum `alâ şey'. elâ innehum humu-lkâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Allah, onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O'na yemin ederler; kendilerine bir yarar sağlayacağını sanırlar. Dikkat edin; onlar şüphesiz yalancıdırlar.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
19
ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
istahveẕe `aleyhimu-şşeytânu feensâhum ẕikra-llâh. ulâike hizbu-şşeytân. elâ inne hizbe-şşeytâni humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Şeytan onların başlarına dikilip Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
20
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْأَذَلِّينَ
Okunuş
inne-lleẕîne yuhâddûne-llâhe verasûlehû ulâike fi-l'eẕellîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
21
كَتَبَ ٱللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا۠ وَرُسُلِىٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌۭ
Okunuş
ketebe-llâhu leağlibenne ene verusulî. inne-llâhe kaviyyun `azîz.
Meal (Diyanet)
Allah, "And olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz" diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
سُورَةُ المُجَادلَةِ
· Mücâdele Suresi
22
لَّا تَجِدُ قَوْمًۭا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ يُوَآدُّونَ مَنْ حَآدَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَوْ كَانُوٓا۟ ءَابَآءَهُمْ أَوْ أَبْنَآءَهُمْ أَوْ إِخْوَٰنَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ كَتَبَ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْإِيمَٰنَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحٍۢ مِّنْهُ ۖ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱللَّهِ ۚ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
lâ tecidu kavmey yu'minûne billâhi velyevmi-l'âḫiri yuvâddûne men hâdde-llâhe verasûlehû velev kânû âbâehum ev ebnâehum ev iḫvânehum ev `aşîratehum. ulâike ketebe fî kulûbihimu-l'îmâne veeyyedehum birûhim minh. veyudḫiluhum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. radiye-llâhu `anhum veradû `anh. ulâike hizbu-llâh. elâ inne hizbe-llâhi humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah'tan yana olanlardır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
sebbeha lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
2
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَخْرَجَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مِن دِيَٰرِهِمْ لِأَوَّلِ ٱلْحَشْرِ ۚ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا۟ ۖ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ ٱللَّهِ فَأَتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا۟ ۖ وَقَذَفَ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلرُّعْبَ ۚ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِى ٱلْمُؤْمِنِينَ فَٱعْتَبِرُوا۟ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ
Okunuş
huve-lleẕî aḫrace-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi min diyârihim lievveli-lhaşr. mâ żanentum ey yaḫrucû veżannû ennehum mâni`atuhum husûnuhum mine-llâhi feetâhumu-llâhu min hayŝu lem yahtesibû vekaẕefe fî kulûbihimu-rru`be yuḫribûne buyûtehum bieydîhim veeydi-lmu'minîne fa`tebirû yâ ûli-l'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
3
وَلَوْلَآ أَن كَتَبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمُ ٱلْجَلَآءَ لَعَذَّبَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابُ ٱلنَّارِ
Okunuş
velevlâ en ketebe-llâhu `aleyhimu-lcelâe le`aẕẕebehum fi-ddunyâ. velehum fi-l'âḫirati `aẕâbu-nnâr.
Meal (Diyanet)
Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şekilde azap verecekti. Ahirette onlara ateş azabı vardır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
4
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ شَآقُّوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ ۖ وَمَن يُشَآقِّ ٱللَّهَ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
ẕâlike biennehum şâkku-llâhe verasûleh. vemey yuşâkki-llâhe feinne-llâhe şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması şüphesiz çetindir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
5
مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَآئِمَةً عَلَىٰٓ أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيُخْزِىَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
mâ kata`tum mil lînetin ev teraktumûhâ kâimeten `alâ usûlihâ febiiẕni-llâhi veliyuḫziye-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
6
وَمَآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ مِنْهُمْ فَمَآ أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍۢ وَلَا رِكَابٍۢ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُۥ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
vemâ efâe-llâhu `alâ rasûlihî minhum femâ evceftum `aleyhi min ḫayliv velâ rikâbiv velâkinne-llâhe yusellitu rusulehû `alâ mey yeşâ'. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
7
مَّآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ مِنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰ فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ كَىْ لَا يَكُونَ دُولَةًۢ بَيْنَ ٱلْأَغْنِيَآءِ مِنكُمْ ۚ وَمَآ ءَاتَىٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَىٰكُمْ عَنْهُ فَٱنتَهُوا۟ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
mâ efâe-llâhu `alâ rasûlihî min ehli-lkurâ felillâhi velirrasûli veliẕi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli key lâ yekûne dûletem beyne-l'ağniyâi minkum. vemâ âtâkumu-rrasûlu feḫuẕûhu vemâ nehâkum `anhu fentehû. vetteku-llâh. inne-llâhe şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
8
لِلْفُقَرَآءِ ٱلْمُهَٰجِرِينَ ٱلَّذِينَ أُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَأَمْوَٰلِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًۭا وَيَنصُرُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
Okunuş
lilfukarâi-lmuhâcirîne-lleẕîne uḫricû min diyârihim veemvâlihim yebteğûne fadlem mine-llâhi veridvânev veyensurûne-llâhe verasûleh. ulâike humu-ssâdikûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
9
وَٱلَّذِينَ تَبَوَّءُو ٱلدَّارَ وَٱلْإِيمَٰنَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِى صُدُورِهِمْ حَاجَةًۭ مِّمَّآ أُوتُوا۟ وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۭ ۚ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
velleẕîne tebevveu-ddâra vel'îmâne min kablihim yuhibbûne men hâcera ileyhim velâ yecidûne fî sudûrihim hâcetem mimmâ ûtû veyu'ŝirûne `alâ enfusihim velev kâne bihim ḫasâsah. vemey yûka şuhha nefsihî feulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
10
وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلْإِيمَٰنِ وَلَا تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلًّۭا لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
velleẕîne câû mim ba`dihim yekûlûne rabbene-ğfir lenâ veliiḫvânine-lleẕîne sebekûnâ bil'îmâni velâ tec`al fî kulûbinâ ğillel lilleẕîne âmenû rabbenâ inneke raûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin" derler.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
11
۞ أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نَافَقُوا۟ يَقُولُونَ لِإِخْوَٰنِهِمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَئِنْ أُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ أَحَدًا أَبَدًۭا وَإِن قُوتِلْتُمْ لَنَنصُرَنَّكُمْ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne nâfekû yekûlûne liiḫvânihimu-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi lein uḫrictum lenaḫrucenne me`akum velâ nutî`u fîkum ehaden ebedev vein kûtiltum lenensurannekum. vellâhu yeşhedu innehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Münafıkların, kitap ehlinin inkarcılarından olan kardeşlerine: "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız and olsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz" dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahidlik eder.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
12
لَئِنْ أُخْرِجُوا۟ لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِن قُوتِلُوا۟ لَا يَنصُرُونَهُمْ وَلَئِن نَّصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ ٱلْأَدْبَٰرَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ
Okunuş
lein uḫricû lâ yaḫrucûne me`ahum. velein kûtilû lâ yensurûnehum. velein nesarûhum leyuvellunne-l'edbâr. ŝumme lâ yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Onlar çıkarılmış olsalar, and olsun ki, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, and olsun ki, onlara yardıma koşmazlar; onlara yardıma gitseler, mutlaka geri dönüp kaçarlar, sonra yardım da görmezler.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
13
لَأَنتُمْ أَشَدُّ رَهْبَةًۭ فِى صُدُورِهِم مِّنَ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌۭ لَّا يَفْقَهُونَ
Okunuş
leentum eşeddu rahbeten fî sudûrihim mine-llâh. ẕâlike biennehum kavmul lâ yefkahûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Onların yüreklerine korku salan, Allah'tan çok sizlersiniz; çünkü onlar, anlamayan kimselerdir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
14
لَا يُقَٰتِلُونَكُمْ جَمِيعًا إِلَّا فِى قُرًۭى مُّحَصَّنَةٍ أَوْ مِن وَرَآءِ جُدُرٍۭ ۚ بَأْسُهُم بَيْنَهُمْ شَدِيدٌۭ ۚ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعًۭا وَقُلُوبُهُمْ شَتَّىٰ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌۭ لَّا يَعْقِلُونَ
Okunuş
lâ yukâtilûnekum cemî`an illâ fî kuram muhassanetin ev miv verâi cudur. be'suhum beynehum şedîd. tahsebuhum cemî`av vekulûbuhum şettâ. ẕâlike biennehum kavmul lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalbleri birbirinden ayrıdır. Bu, akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
15
كَمَثَلِ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَرِيبًۭا ۖ ذَاقُوا۟ وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
kemeŝeli-lleẕîne min kablihim karîben ẕâkû vebâle emrihim. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Onların durumu, kendilerinden az zaman önce geçmiş ve işlerinin karşılığını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
16
كَمَثَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَٰنِ ٱكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّنكَ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kemeŝeli-şşeytâni iẕ kâle lil'insâni-kfur. felemmâ kefera kâle innî berîum minke innî eḫâfu-llâhe rabbe-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlülerin durumu insana: "İnkar et!" deyip, insan da inkar edince: "Doğrusu ben senden uzağım; Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" diyen şeytanın durumu gibidir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
17
فَكَانَ عَٰقِبَتَهُمَآ أَنَّهُمَا فِى ٱلنَّارِ خَٰلِدَيْنِ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
fekâne `âkibetehumâ ennehumâ fi-nnâri ḫâlideyni fîhâ. veẕâlike cezâu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
İkisinin sonucu da, içinde temelli kalacakları ateş olacaktır. Zalimlerin cezası budur.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
18
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌۭ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍۢ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe veltenżur nefsum mâ kaddemet liğad. vetteku-llâh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
19
وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ نَسُوا۟ ٱللَّهَ فَأَنسَىٰهُمْ أَنفُسَهُمْ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
velâ tekûnû kelleẕîne nesu-llâhe feensâhum enfusehum. ulâike humu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
20
لَا يَسْتَوِىٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ وَأَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ ۚ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
Okunuş
lâ yestevî ashâbu-nnâri veashâbu-lcenneh. ashâbu-lcenneti humu-lfâizûn.
Meal (Diyanet)
Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
21
لَوْ أَنزَلْنَا هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍۢ لَّرَأَيْتَهُۥ خَٰشِعًۭا مُّتَصَدِّعًۭا مِّنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ ۚ وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
lev enzelnâ hâẕe-lkur'âne `alâ cebelil lera'eytehû ḫâşi`am mutesaddi`am min ḫaşyeti-llâh. vetilke-l'emŝâlu nadribuhâ linnâsi le`allehum yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Eğer Biz Kuran'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla başeğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
22
هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ۖ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
huve-llâhu-lleẕî lâ ilâhe illâ hû. `âlimu-lğaybi veşşehâdeh. huve-rrahmânu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O, acıyıcı olandır, acıyandır.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
23
هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْمَلِكُ ٱلْقُدُّوسُ ٱلسَّلَٰمُ ٱلْمُؤْمِنُ ٱلْمُهَيْمِنُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْجَبَّارُ ٱلْمُتَكَبِّرُ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
huve-llâhu-lleẕî lâ ilâhe illâ hû. elmeliku-lkuddûsu-sselâmu-lmu'minu-lmuheyminu-l`azîzu-lcebbâru-lmutekebbir. subhâne-llâhi `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu herşeye geçiren, ulu olan, Allah'tır. Allah onların koştukları eşlerden (ortaklardan) münezzehtir.
سُورَةُ الحَشۡرِ
· Haşr Suresi
24
هُوَ ٱللَّهُ ٱلْخَٰلِقُ ٱلْبَارِئُ ٱلْمُصَوِّرُ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
huve-llâhu-lḫâliku-lbâriu-lmusavviru lehu-l'esmâu-lhusnâ. yusebbihu lehû mâ fi-ssemâvâti vel'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
O, vareden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ عَدُوِّى وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَآءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِٱلْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا۟ بِمَا جَآءَكُم مِّنَ ٱلْحَقِّ يُخْرِجُونَ ٱلرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ ۙ أَن تُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَٰدًۭا فِى سَبِيلِى وَٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِى ۚ تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِٱلْمَوَدَّةِ وَأَنَا۠ أَعْلَمُ بِمَآ أَخْفَيْتُمْ وَمَآ أَعْلَنتُمْ ۚ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû `aduvvî ve`aduvvekum evliyâe tulkûne ileyhim bilmeveddeti vekad keferû bimâ câekum mine-lhakk. yuḫricûne-rrasûle veiyyâkum en tu'minû billâhi rabbikum. in kuntum ḫaractum cihâden fî sebîlî vebtiğâe merdâtî tusirrûne ileyhim bilmeveddeh. veenâ a`lemu bimâ aḫfeytum vemâ a`lentum. vemey yef`alhu minkum fekad dalle sevâe-ssebîl.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
2
إِن يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا۟ لَكُمْ أَعْدَآءًۭ وَيَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُم بِٱلسُّوٓءِ وَوَدُّوا۟ لَوْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
iy yeŝkafûkum yekûnû lekum a`dâev veyebsutû ileykum eydiyehum veelsinetehum bissûi veveddû lev tekfurûn.
Meal (Diyanet)
Eğer sizi elegeçirirlerse sizin onlara gösterdiğiniz sevgiyi göstermezler, size düşman olurlar, ellerini ve dillerini fenalık etmek için uzatırlar, keşke inkar etseniz isterler.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
3
لَن تَنفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُكُمْ ۚ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Okunuş
len tenfe`akum erhâmukum velâ evlâdukum. yevme-lkiyâmeh. yefsilu beynekum. vellâhu bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Yakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda veremezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
4
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌۭ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ إِذْ قَالُوا۟ لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَءَٰٓؤُا۟ مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةُ وَٱلْبَغْضَآءُ أَبَدًا حَتَّىٰ تُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَحْدَهُۥٓ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَآ أَمْلِكُ لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍۢ ۖ رَّبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme velleẕîne me`ah. iẕ kâlû likavmihim innâ buraâu minkum vemimmâ ta`budûne min dûni-llâh. kefernâ bikum vebedâ beynenâ vebeynekumu-l`adâvetu vebağdâu ebeden hattâ tu'minû billâhi vahdehû illâ kavle ibrâhîme liebîhi leestağfiranne leke vemâ emliku leke mine-llâhi min şey'. rabbenâ `aleyke tevekkelnâ veileyke enebnâ veileyke-lmesîr.
Meal (Diyanet)
İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir." -Yalnız, İbrahim'in, babasına: "And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu örneğin dışındadır- "Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır."
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
5
رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَٱغْفِرْ لَنَا رَبَّنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
rabbenâ lâ tec`alnâ fitnetel lilleẕîne keferû vağfir lenâ rabbenâ. inneke ente-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerle deneme; bizi bağışla, doğrusu Sen, güçlü olan, Hakim olansın."
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
6
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌۭ لِّمَن كَانَ يَرْجُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلْيَوْمَ ٱلْءَاخِرَ ۚ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
lekad kâne lekum fîhim usvetun hasenetul limen kâne yercu-llâhe velyevme-l'âhir. vemey yetevelle feinne-llâhe huve-lğaniyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sizlerden, Allah'ı ve ahiret gününü uman kimse için, bunlarda güzel örnekler vardır. Kim yüz çevirirse kendi aleyhine olur, doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
7
۞ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ عَادَيْتُم مِّنْهُم مَّوَدَّةًۭ ۚ وَٱللَّهُ قَدِيرٌۭ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
`asa-llâhu ey yec`ale beynekum vebeyne-lleẕîne `âdeytum minhum meveddeh. vellâhu kadîr. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın sizinle, düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında bir sevgi yaratması umulur; Allah Kadir'dir, Allah bağışlayandır, acıyandır.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
8
لَّا يَنْهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ لَمْ يُقَٰتِلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوٓا۟ إِلَيْهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
Okunuş
lâ yenhâkumu-llâhu `ani-lleẕîne lem yukâtilûkum fi-ddîni velem yuḫricûkum min diyârikum en teberrûhum vetuksitû ileyhim. inne-llâhe yuhibbu-lmuksitîn.
Meal (Diyanet)
Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
9
إِنَّمَا يَنْهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ قَٰتَلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ وَظَٰهَرُوا۟ عَلَىٰٓ إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
innemâ yenhâkumu-llâhu `ani-lleẕîne kâtelûkum fi-ddîni veaḫracûkum min diyârikum veżâherû `alâ iḫrâcikum en tevellevhum. vemey yetevellehum feulâike humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
10
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا جَآءَكُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتُ مُهَٰجِرَٰتٍۢ فَٱمْتَحِنُوهُنَّ ۖ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَٰنِهِنَّ ۖ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَٰتٍۢ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى ٱلْكُفَّارِ ۖ لَا هُنَّ حِلٌّۭ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ ۖ وَءَاتُوهُم مَّآ أَنفَقُوا۟ ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ ۚ وَلَا تُمْسِكُوا۟ بِعِصَمِ ٱلْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا۟ مَآ أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا۟ مَآ أَنفَقُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ حُكْمُ ٱللَّهِ ۖ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ câekumu-lmu'minâtu muhâcirâtin femtehinûhunn. allâhu a`lemu biîmânihinn. fein `alimtumûhunne mu'minâtin felâ terci`ûhunne ile-lkuffâr. lâ hunne hillul lehum velâ hum yehillûne lehunn. veâtûhum mâ enfekû. velâ cunâha `aleykum en tenkihûhunne iẕâ âteytumûhunne ucûrahunn. velâ tumsikû bi`isami-lkevâfiri ves'elû mâ enfaktum velyes'elû mâ enfekû. ẕâlikum hukmu-llâh. yahkumu beynekum. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
11
وَإِن فَاتَكُمْ شَىْءٌۭ مِّنْ أَزْوَٰجِكُمْ إِلَى ٱلْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَـَٔاتُوا۟ ٱلَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَٰجُهُم مِّثْلَ مَآ أَنفَقُوا۟ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
Okunuş
vein fâtekum şey'um min ezvâcikum ile-lkuffâri fe`âkabtum feâtu-lleẕîne ẕehebet ezvâcuhum miŝle mâ enfekû. vetteku-llâhe-lleẕî entum bihî mu'minûn.
Meal (Diyanet)
Ey mümin erkekler! Eğer inkar eden (kafir olan) eşlerinize sarfettiklerinizden inkarcılara bir şey geçecek olursa ganimetten, eşleri giden mümin erkeklere sarfettikleri miktar kadarını verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِذَا جَآءَكَ ٱلْمُؤْمِنَٰتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَىٰٓ أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِٱللَّهِ شَيْـًۭٔا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَٰنٍۢ يَفْتَرِينَهُۥ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِى مَعْرُوفٍۢ ۙ فَبَايِعْهُنَّ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُنَّ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu iẕâ câeke-lmu'minâtu yubâyi`neke `alâ el lâ yuşrikne billâhi şey'ev velâ yesrikne velâ yeznîne velâ yaktulne evlâdehunne velâ ye'tîne bibuhtâniy yefterînehû beyne eydîhinne veerculihinne velâ ya`sîneke fî ma`rûfin febâyi`hunne vestağfir lehunne-llâh. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu sahiplenerek kocasına isnadda bulunmamak ve uygun olanı işlemekte sana karşı gelmemek şartıyla sana beyat etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et; onlara Allah'tan bağışlanma dile; doğrusu Allah, bağışlayandır, acıyandır.
سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ
· Mümtehine Suresi
13
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَوَلَّوْا۟ قَوْمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا۟ مِنَ ٱلْءَاخِرَةِ كَمَا يَئِسَ ٱلْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْقُبُورِ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetevellev kavmen ğadibe-llâhu `aleyhim kad yeisû mine-l'âḫirati kemâ yeise-lkuffâru min ashâbi-lkubûr.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'ın gazabına uğramış milleti dost edinmeyin; inkarcıların kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, onlar da, ahiretten umutlarını kesmişlerdir.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
sebbeha lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef`alûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
3
كَبُرَ مَقْتًا عِندَ ٱللَّهِ أَن تَقُولُوا۟ مَا لَا تَفْعَلُونَ
Okunuş
kebura makten `inde-llâhi en tekûlû mâ lâ tef`alûn.
Meal (Diyanet)
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
4
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِهِۦ صَفًّۭا كَأَنَّهُم بُنْيَٰنٌۭ مَّرْصُوصٌۭ
Okunuş
inne-llâhe yuhibbu-lleẕîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen keennehum bunyânum mersûs.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, kendi uğrunda, kenetlenmiş bir duvar gibi, saf halinde çarpışanları sever.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
5
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِى وَقَد تَّعْلَمُونَ أَنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ ۖ فَلَمَّا زَاغُوٓا۟ أَزَاغَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمْ ۚ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
veiẕ kâle mûsâ likavmihî yâ kavmi lime tu'ẕûnenî vekat ta`lemûne ennî rasûlu-llâhi ileykum. felemmâ zâğû ezâğa-llâhu kulûbehum. vellâhu lâ yehdi-lkavme-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Musa milletine: "Ey milletim! Beni niçin incitirsiniz? Oysa, benim size gönderilmiş Allah'ın bir peygamberi olduğumu biliyorsunuz" demişti. Ama onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalblerini saptırmıştı. Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
6
وَإِذْ قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَمُبَشِّرًۢا بِرَسُولٍۢ يَأْتِى مِنۢ بَعْدِى ٱسْمُهُۥٓ أَحْمَدُ ۖ فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
veiẕ kâle `îse-bnu meryeme yâ benî isrâîle innî rasûlu-llâhi ileykum musaddikal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti vemubeşşiram birasûliy ye'tî mim ba`di-smuhû ahmed. felemmâ câehum bilbeyyinâti kâlû hâẕâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim" demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: "Bu, apaçık bir sihirdir" demişlerdi.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
7
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعَىٰٓ إِلَى ٱلْإِسْلَٰمِ ۚ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vemen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi-lkeẕibe vehuve yud`â ile-l'islâm. vellâhu lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Müslüman olmağa çağırılmışken gelmeyip Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim olan milleti doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
8
يُرِيدُونَ لِيُطْفِـُٔوا۟ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفْوَٰهِهِمْ وَٱللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
yurîdûne liyutfiû nûra-llâhi biefvâhihim vellâhu mutimmu nûrihî velev kerihe-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. İnkarcılar ne kadar istemeseler de, Allah nurunu, dinini tamamlayacaktır.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
9
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُشْرِكُونَ
Okunuş
huve-lleẕî ersele rasûlehû bilhudâ vedîni-lhakki liyużhirahû `ale-ddîni kullihî velev kerihe-lmuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Ortak koşanlar istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve gerçek dinle gönderen O'dur.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
10
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ تِجَٰرَةٍۢ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû hel edullukum `alâ ticâratin tuncîkum min `aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi?
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
11
تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
tu'minûne billâhi verasûlihî vetucâhidûne fî sebîli-llâhi biemvâlikum veenfusikum. ẕâlikum ḫayrul lekum in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve Peygamberine inanırsınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihat edersiniz; bilseniz, bu sizin için en iyi yoldur.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
12
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةًۭ فِى جَنَّٰتِ عَدْنٍۢ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
yağfir lekum ẕunûbekum veyudḫilkum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru vemesâkine tayyibeten fî cennâti `adn. ẕâlike-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
13
وَأُخْرَىٰ تُحِبُّونَهَا ۖ نَصْرٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَتْحٌۭ قَرِيبٌۭ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veuḫrâ tuhibbûnehâ. nasrum mine-llâhi vefethun karîb. vebeşşiri-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bundan başka, sevdiğiniz bir şey daha: Allah katından bir yardım ve yakın bir zafer vardır. İnananlara müjde ver.
سُورَةُ الصَّفِّ
· Saff Suresi
14
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوٓا۟ أَنصَارَ ٱللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّۦنَ مَنْ أَنصَارِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۖ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ۖ فَـَٔامَنَت طَّآئِفَةٌۭ مِّنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَكَفَرَت طَّآئِفَةٌۭ ۖ فَأَيَّدْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ عَلَىٰ عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا۟ ظَٰهِرِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû kûnû ensâra-llâhi kemâ kâle `îse-bnu meryeme lilhavâriyyîne men ensârî ile-llâh. kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâru-llâhi feâmenet tâifetum mim benî isrâîle vekeferat tâifeh. feeyyedne-lleẕîne âmenû `alâ `aduvvihim feasbehû żâhirîn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'ın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsa, Havarilere: "Allah'a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?" deyince, Havariler: "Allah'ın dininin yardımcıları biziz" demişlerdi. İsrailoğullarının bir takımı böylece inanmış, bir takımı da inkar etmişti; ama Biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ٱلْمَلِكِ ٱلْقُدُّوسِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
yusebbihu lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi-lmeliki-lkuddûsi-l`azîzi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, hükümran, çok kutsal, güçlü ve Hakim olan Allah'ı tesbih ederler.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
2
هُوَ ٱلَّذِى بَعَثَ فِى ٱلْأُمِّيِّۦنَ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
huve-lleẕî be`aŝe fi-l'ummiyyîne rasûlem minhum yetlû `aleyhim âyâtihî veyuzekkîhim veyu`allimuhumu-lkitâbe velhikmeh. vein kânû min kablu lefî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Kitapsız (okuma-yazma bilmeyen) kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
3
وَءَاخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا۟ بِهِمْ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
veâḫarîne minhum lemmâ yelhakû bihim. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamberi gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
4
ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
ẕâlike fadlu-llâhi yu'tîhi mey yeşâ'. vellâhu ẕu-lfadli-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
5
مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًۢا ۚ بِئْسَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ۚ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
meŝelu-lleẕîne hummilu-ttevrâte ŝumme lem yahmilûhâ kemeŝeli-lhimâri yahmilu esfârâ. bi'se meŝelu-lkavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâti-llâh. vellâhu lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
6
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓا۟ إِن زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
kul yâ eyyuhe-lleẕîne hâdû in za`amtum ennekum evliyâu lillâhi min dûni-nnâsi fetemennevu-lmevte in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bunda samimi iseniz, ölümü dilesenize!"
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
7
وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُۥٓ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
velâ yetemennevnehû ebedem bimâ kaddemet eydîhim. vellâhu `alîmum biżżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Yaptıklarından ötürü, ölümü asla dileyemezler. Allah, zalimleri bilendir.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
8
قُلْ إِنَّ ٱلْمَوْتَ ٱلَّذِى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُۥ مُلَٰقِيكُمْ ۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
kul inne-lmevte-lleẕî tefirrûne minhu feinnehû mulâkîkum ŝumme turaddûne ilâ `âlimi-lğaybi veşşehâdeti feyunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra; görüleni de görülmeyeni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir."
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نُودِىَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوْمِ ٱلْجُمُعَةِ فَٱسْعَوْا۟ إِلَىٰ ذِكْرِ ٱللَّهِ وَذَرُوا۟ ٱلْبَيْعَ ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ nûdiye lissalâti miy yevmi-lcumu`ati fes`av ilâ ẕikri-llâhi veẕeru-lbey`. ẕâlikum ḫayrul lekum in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı anmaya koşun; alım satımı bırakın; bilseniz, bu sizin için daha iyidir.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
10
فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَٱبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
feiẕâ kudiyeti-ssâletu fenteşirû fi-l'ardi vebteğû min fadli-llâhi veẕkuru-llâhe keŝîral le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin; Allah'ı çok anın ki saadete erişesiniz.
سُورَةُ الجُمُعَةِ
· Cum'a Suresi
11
وَإِذَا رَأَوْا۟ تِجَٰرَةً أَوْ لَهْوًا ٱنفَضُّوٓا۟ إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَآئِمًۭا ۚ قُلْ مَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ مِّنَ ٱللَّهْوِ وَمِنَ ٱلتِّجَٰرَةِ ۚ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Okunuş
veiẕâ raev ticâraten ev lehven-nfeddû ileyhâ veterakûke kâimâ. kul mâ `inde-llâhi ḫayrum mine-llehvi vemine-tticârah. vellâhu ḫayru-rrâzikîn.
Meal (Diyanet)
Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki: "Allah katında olan, eğlenceden de kazançtan da hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en iyisidir."
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا جَآءَكَ ٱلْمُنَٰفِقُونَ قَالُوا۟ نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُۥ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
iẕâ câeke-lmunâfikûne kâlû neşhedu inneke lerasûlu-llâh. vellâhu ya`lemu inneke lerasûluh. vellâhu yeşhedu inne-lmunâfikîne lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlüler sana gelince: "Senin şüphesiz Allah'ın Peygamberi olduğuna şehadet ederiz" derler. Allah, senin kendisinin peygamberi olduğunu bilir; bunun yanında Allah, ikiyüzlülerin yalancı olduklarını da bilir.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
2
ٱتَّخَذُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُمْ جُنَّةًۭ فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
itteḫaẕû eymânehum cunneten fesaddû `an sebîli-llâh. innehum sâe mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, yeminlerini kalkan edinerek Allah'ın yolundan alıkoyarlar. İşledikleri işler gerçekten ne kötüdür!
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
3
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ فَطُبِعَ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
Okunuş
ẕâlike biennehum âmenû ŝumme keferû fetubi`a `alâ kulûbihim fehum lâ yefkahûn.
Meal (Diyanet)
Bu, önce inanıp sonra inkar etmiş olmalarındandır. Bu yüzden kalbleri mühürlenmiştir; artık anlamazlar.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
4
۞ وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ ۖ وَإِن يَقُولُوا۟ تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ ۖ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌۭ مُّسَنَّدَةٌۭ ۖ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ ۚ هُمُ ٱلْعَدُوُّ فَٱحْذَرْهُمْ ۚ قَٰتَلَهُمُ ٱللَّهُ ۖ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Okunuş
veiẕâ raeytehum tu`cibuke ecsâmuhum. veiy yekûlû tesma` likavlihim. keennehum ḫuşubum musennedeh. yahsebûne kulle sayhatin `aleyhim. humu-l`aduvvu fahẕerhum. kâtelehumu-llâh. ennâ yu'fekûn.
Meal (Diyanet)
Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider; konuşurlarsa sözlerini dinlersin; tıpkı, sıralanmış kof kütük gibidirler; her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar; onlar düşmandır, onlardan çekin; Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
5
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ لَوَّوْا۟ رُءُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
veiẕâ kîle lehum te`âlev yestağfir lekum rasûlu-llâhi levvev ruûsehum veraeytehum yesuddûne vehum mustekbirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Gelin de Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin" dendiği zaman, başlarını çevirirler; büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
6
سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
sevâun `aleyhim estağferte lehum em lem testağfir lehum. ley yağfira-llâhu lehum. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Onlar için, bağışlanma dilesen de dilemesen de birdir; Allah onları bağışlamayacaktır. Doğrusu Allah, yoldan çıkmış milleti doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
7
هُمُ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنفِقُوا۟ عَلَىٰ مَنْ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ حَتَّىٰ يَنفَضُّوا۟ ۗ وَلِلَّهِ خَزَآئِنُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَٰكِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ
Okunuş
humu-lleẕîne yekûlûne lâ tunfikû `alâ men `inde rasûli-llâhi hattâ yenfeddû. velillâhi ḫazâinu-ssemâvâti vel'ardi velâkinne-lmunâfikîne lâ yefkahûn.
Meal (Diyanet)
Bunlar: "Allah'ın Peygamberinin yanında bulunanlara bir şey vermeyin de dağılıp gitsinler" diyen kimselerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği anlamazlar.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
8
يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَآ إِلَى ٱلْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ ٱلْأَعَزُّ مِنْهَا ٱلْأَذَلَّ ۚ وَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِۦ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَٰكِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
yekûlûne leir raca`nâ ile-lmedîneti leyuḫricenne-l'e`azzu minhe-l'eẕell. velillâhi-l`izzetu velirasûlihî velilmu'minîne velâkinne-lmunâfikîne lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Eğer bu savaşdan Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı. Oysa, şeref Allah'ın, Peygamberinin ve inananlarındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği bilmezler.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَٰلُكُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tulhikum emvâlukum velâ evlâdukum `an ẕikri-llâh. vemey yef`al ẕâlike feulâike humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Sizi, mallarınız ve çocuklarınız Allah'ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
10
وَأَنفِقُوا۟ مِن مَّا رَزَقْنَٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَآ أَخَّرْتَنِىٓ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ قَرِيبٍۢ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
veenfikû mimmâ razaknâkum min kabli ey ye'tiye ehadekumu-lmevtu feyekûle rabbi levlâ eḫḫartenî ilâ ecelin karîbin feessaddeka veekum mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin.
سُورَةُ المُنَافِقُونَ
· Münâfikûn Suresi
11
وَلَن يُؤَخِّرَ ٱللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَآءَ أَجَلُهَا ۚ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
veley yu'eḫḫira-llâhu nefsen iẕâ câe eceluhâ. vellâhu ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ لَهُ ٱلْمُلْكُ وَلَهُ ٱلْحَمْدُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
yusebbihu lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. lehu-lmulku velehu-lhamd. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı tesbih ederler. Hükümranlık O'nundur, Övülmek O'na mahsustur. O herşeye Kadir'dir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
2
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌۭ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌۭ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Okunuş
huve-lleẕî ḫalekakum feminkum kâfiruv veminkum mu'min. vellâhu bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Sizi yaratan O'dur; kiminiz inkarcı kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı gören'dir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
3
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ ۖ وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bilhakki vesavverakum feahsene suverakum. veileyhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş O'nadır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
4
يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
ya`lemu mâ fi-ssemâvâti vel'ardi veya`lemu mâ tusirrûne vemâ tu`linûn. vellâhu `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı da bilendir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
5
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَبْلُ فَذَاقُوا۟ وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
elem ye'tikum nebeu-lleẕîne keferû min kabl. feẕâkû vebâle emrihim velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
6
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُۥ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرٌۭ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا۟ وَتَوَلَّوا۟ ۚ وَّٱسْتَغْنَى ٱللَّهُ ۚ وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَمِيدٌۭ
Okunuş
ẕâlike biennehû kânet te'tîhim rusuluhum bilbeyyinâti fekâlû ebeşeruy yehdûnenâ. fekeferû vetevellev vestağne-llâh. vellâhu ğaniyyun hamîd.
Meal (Diyanet)
Bu, kendilerine peygamberleri belgelerle geldiğinde: "Bizi doğru yola bir insan mı eriştirecek?" diyerek inkar edip gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
7
زَعَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَن لَّن يُبْعَثُوا۟ ۚ قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّى لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ ۚ وَذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌۭ
Okunuş
za`ame-lleẕîne keferû el ley yub`aŝû. kul belâ verabbî letub`aŝunne ŝumme letunebbeunne bimâ `amiltum. veẕâlike `ale-llâhi yesîr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, tekrar dirilmeyeceklerini ileri sürerler. De ki: "Evet; Rabbime and olsun ki, şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra, yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah'a kolaydır."
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
8
فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلنُّورِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلْنَا ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
feâminû billâhi verasûlihî vennûri-lleẕî enzelnâ. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Öyleyse Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz nura, Kuran'a inanın; Allah işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
9
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ ٱلْجَمْعِ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلتَّغَابُنِ ۗ وَمَن يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَيَعْمَلْ صَٰلِحًۭا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهِۦ وَيُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
yevme yecme`ukum liyevmi-lcem`i ẕâlike yevmu-tteğâbun. vemey yu'mim billâhi veya`mel sâlihay yukeffir `anhu seyyiâtihî veyudḫilhu cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. ẕâlike-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Toplanma günü için, sizi bir araya getirdiği zaman, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür; Allah'a kim inanmış ve yararlı iş işlemişse, Allah onun kötülüklerini örter, onu içinde temelli ve sonsuz kalacağı, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar; büyük kurtuluş işte budur.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
10
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ulâike ashâbu-nnâri ḫâlidîne fîhâ. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
İnkar edip, ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da ateşliklerdir, orada temellidirler. Ne kötü bir dönüştür!
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
11
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۗ وَمَن يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
mâ esâbe mim musîbetin illâ biiẕni-llâh. vemey yu'mim billâhi yehdi kalbeh. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Başa gelen hiçbir musibet Allah'ın izni olmaksızın olamaz; Allah'a kim inanırsa onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah herşeyi bilendir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
12
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ ۚ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
veetî`u-llâhe veetî`u-rrasûl. fein tevelleytum feinnemâ `alâ rasûline-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a itaat edin; eğer bundan yüz çevirirseniz bilin ki Peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
13
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ hû. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah vardır, O'ndan başka tanrı yoktur. İnananlar yalnız Allah 'a güvensinler.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
14
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ مِنْ أَزْوَٰجِكُمْ وَأَوْلَٰدِكُمْ عَدُوًّۭا لَّكُمْ فَٱحْذَرُوهُمْ ۚ وَإِن تَعْفُوا۟ وَتَصْفَحُوا۟ وَتَغْفِرُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû inne min ezvâcikum veevlâdikum `aduvvel lekum fahẕerûhum. vein ta`fû vetasfehû vetağfirû feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur, onlardan sakının; ama, siz affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin ki Allah da bağışlar ve acır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
15
إِنَّمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَأَوْلَٰدُكُمْ فِتْنَةٌۭ ۚ وَٱللَّهُ عِندَهُۥٓ أَجْرٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
innemâ emvâlukum veevlâdukum fitnetun. vellâhu `indehû ecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ecir ise Allah katındadır.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
16
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ مَا ٱسْتَطَعْتُمْ وَٱسْمَعُوا۟ وَأَطِيعُوا۟ وَأَنفِقُوا۟ خَيْرًۭا لِّأَنفُسِكُمْ ۗ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
fetteku-llâhe me-steta`tum vesme`û veetî`û veenfikû ḫayral lienfusikum. vemey yûka şuhha nefsihî feulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının, buyruklarını dinleyin, itaat edin; kendinizin iyiliğine olarak mallarınızdan sarfedin; nefsinin tamahkarlığından korunan kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
17
إِن تُقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا يُضَٰعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ
Okunuş
in tukridu-llâhe kardan haseney yudâ`ifhu lekum veyağfir lekum. vellâhu şekûrun halîm.
Meal (Diyanet)
Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halim'dir.
سُورَةُ التَّغَابُنِ
· Tegabun Suresi
18
عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
`âlimu-lğaybi veşşehâdeti-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Görüleni görülmeyeni bilendir, güçlüdür. Hakim'dir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا۟ ٱلْعِدَّةَ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ رَبَّكُمْ ۖ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنۢ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍۢ مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ ۚ لَا تَدْرِى لَعَلَّ ٱللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَٰلِكَ أَمْرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu iẕâ tallaktumu-nnisâe fetallikûhunne li`iddetihinne veahsu-l`iddeh. vetteku-llâhe rabbekum. lâ tuḫricûhunne mim buyûtihinne velâ yaḫrucne illâ ey ye'tîne bifâhişetim mubeyyineh. vetilke hudûdu-llâh. vemey yete`adde hudûde-llâhi fekad żaleme nefseh. lâ tedrî le`alle-llâhe yuhdiŝu ba`de ẕâlike emrâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın; Rabbiniz olan Allah'tan sakının; onları, apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını kim aşarsa, şüphesiz, kendine yazık etmiş olur. Bilmezsin, olur ki, Allah bunun ardından bir hal meydana getirir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
2
فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۢ وَأَشْهِدُوا۟ ذَوَىْ عَدْلٍۢ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ لِلَّهِ ۚ ذَٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّهُۥ مَخْرَجًۭا
Okunuş
feiẕâ belağne ecelehunne feemsikûhunne bima`rûfin ev fârikûhunne bima`rûfiv veeşhidû ẕevey `adlim minkum veekîmu-şşehâdete lillâh. ẕâlikum yû`ażu bihî men kâne yu'minu billâhi velyevmi-l'âḫir. vemey yetteki-llâhe yec`al lehû maḫracâ.
Meal (Diyanet)
Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun bir şekilde alıkoyun, ya da onlardan ayrılın; içinizden de iki adil şahit getirin; şahidliği Allah için yapın; işte bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü var etmiştir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
3
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ ۚ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَٰلِغُ أَمْرِهِۦ ۚ قَدْ جَعَلَ ٱللَّهُ لِكُلِّ شَىْءٍۢ قَدْرًۭا
Okunuş
veyerzukhu min hayŝu lâ yahtesib. vemey yetevekkel `ale-llâhi fehuve hasbuh. inne-llâhe bâliğu emrih. kad ce`ale-llâhu likulli şey'in kadrâ.
Meal (Diyanet)
Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun bir şekilde alıkoyun, ya da onlardan ayrılın; içinizden de iki adil şahit getirin; şahidliği Allah için yapın; işte bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü var etmiştir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
4
وَٱلَّٰٓـِٔى يَئِسْنَ مِنَ ٱلْمَحِيضِ مِن نِّسَآئِكُمْ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَٰثَةُ أَشْهُرٍۢ وَٱلَّٰٓـِٔى لَمْ يَحِضْنَ ۚ وَأُو۟لَٰتُ ٱلْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ ۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّهُۥ مِنْ أَمْرِهِۦ يُسْرًۭا
Okunuş
vellâî yeisne mine-lmehîdi min nisâikum ini-rtebtum fe`iddetuhunne ŝelâŝetu eşhuriv vellâî lem yehidn. veulâtu-l'ahmâli eceluhunne ey yeda`ne hamlehunn. vemey yetteki-llâhe yec`al lehû min emrihî yusrâ.
Meal (Diyanet)
Kadınlarınızdan ay hali görmekten kesilenler ile henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç aydır; gebe olanların iddeti, doğurmaları ile tamamlanır. Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınan kimseye işinde kolaylık verir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
5
ذَٰلِكَ أَمْرُ ٱللَّهِ أَنزَلَهُۥٓ إِلَيْكُمْ ۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهِۦ وَيُعْظِمْ لَهُۥٓ أَجْرًا
Okunuş
ẕâlike emru-llâhi enzelehû ileykum. vemey yetteki-llâhe yukeffir `anhu seyyiâtihî veyu`żim lehû ecrâ.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah'ın buyruğuna karşı gelmekten sakınırsa, O, onun kötülüklerini örter, ecrini büyültür.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
6
أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَآرُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا۟ عَلَيْهِنَّ ۚ وَإِن كُنَّ أُو۟لَٰتِ حَمْلٍۢ فَأَنفِقُوا۟ عَلَيْهِنَّ حَتَّىٰ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ ۚ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ ۖ وَأْتَمِرُوا۟ بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍۢ ۖ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُۥٓ أُخْرَىٰ
Okunuş
eskinûhunne min hayŝu sekentum miv vucdikum velâ tudârrûhunne litudayyikû `aleyhinn. vein kunne ulâti hamlin feenfikû `aleyhinne hattâ yeda`ne hamlehunn. fein erda`ne lekum feâtûhunne ucûrahunn. ve'temirû beynekum bima`rûf. vein te`âsertum feseturdi`u lehû uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Boşadığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nispetinde, kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğurmalarına kadar nafakalarını verin. Çocuğu sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin; aranızda uygun bir şekilde anlaşın; eğer güçlükle karşılaşırsanız çocuğu başka bir kadın emzirebilir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
7
لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍۢ مِّن سَعَتِهِۦ ۖ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُۥ فَلْيُنفِقْ مِمَّآ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ۚ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا مَآ ءَاتَىٰهَا ۚ سَيَجْعَلُ ٱللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍۢ يُسْرًۭا
Okunuş
liyunfik ẕû se`atim min se`atih. vemen kudira `aleyhi rizkuhû felyunfik mimmâ âtâhu-llâh. lâ yukellifu-llâhu nefsen illâ mâ âtâhâ. seyec`alu-llâhu ba`de `usriy yusrâ.
Meal (Diyanet)
Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre versin; rızkı ancak kendisine yetecek kadar verilmiş olan kimse, Allah'ın kendisine verdiğinden versin; Allah kimseye, verdiği rızkı aşan bir yük yüklemez. Allah, güçlükten sonra kolaylık verir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
8
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِۦ فَحَاسَبْنَٰهَا حِسَابًۭا شَدِيدًۭا وَعَذَّبْنَٰهَا عَذَابًۭا نُّكْرًۭا
Okunuş
vekeeyyim min karyetin `atet `an emri rabbihâ verusulihî fehâsebnâhâ hisâben şedîdev ve`aẕẕebnâhâ `aẕâben nukrâ.
Meal (Diyanet)
Rablerinin ve O'nun peygamberlerinin buyruğundan çıkan nice kasabalar halkını Biz, çetin bir hesaba çekmiş, onları, görülmedik bir azaba uğratmışızdır.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
9
فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا وَكَانَ عَٰقِبَةُ أَمْرِهَا خُسْرًا
Okunuş
feẕâkat vebâle emrihâ vekâne `âkibetu emrihâ ḫusrâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, işlerinin karşılığını tattılar; işlerinin sonu hüsran oldu.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
10
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ عَذَابًۭا شَدِيدًۭا ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ قَدْ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْرًۭا
Okunuş
e`adde-llâhu lehum `aẕâben şedîden fetteku-llâhe yâ ûli-l'elbâb. elleẕîne âmenû. kad enzele-llâhu ileykum ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Ey inanmış olan akıl sahipleri! Allah'tan sakının; Allah size Kuran'ı indirmiştir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
11
رَّسُولًۭا يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مُبَيِّنَٰتٍۢ لِّيُخْرِجَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۚ وَمَن يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَيَعْمَلْ صَٰلِحًۭا يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۖ قَدْ أَحْسَنَ ٱللَّهُ لَهُۥ رِزْقًا
Okunuş
rasûley yetlû `aleykum âyâti-llâhi mubeyyinâtil liyuḫrice-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti mine-żżulumâti ile-nnûr. vemey yu'mim billâhi veya`mel sâlihay yudḫilhu cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. kad ahsene-llâhu lehû rizkâ.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı işler işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere, size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş işlerse, Allah onu, içinde temelli ve sonsuz kalınacak, içlerinden ırmaklarakan cennetlere koyar. Allah ona gerçekten güzel rızık vermiştir.
سُورَةُ الطَّلَاقِ
· Talak Suresi
12
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ وَمِنَ ٱلْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ ٱلْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ وَأَنَّ ٱللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًۢا
Okunuş
allâhu-lleẕî ḫaleka seb`a semâvâtiv vemine-l'ardi miŝlehunn. yetenezzelu-l'emru beynehunne lita`lemû enne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîruv veenne-llâhe kad ehâta bikulli şey'in `ilmâ.
Meal (Diyanet)
Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır, Allah'ın herşeye Kadir olduğunu ve Allah'ın ilminin herşeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكَ ۖ تَبْتَغِى مَرْضَاتَ أَزْوَٰجِكَ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu lime tuharrimu mâ ehalle-llâhu leke. tebteğî merdâte ezvâcik. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, acıyandır.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
2
قَدْ فَرَضَ ٱللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَٰنِكُمْ ۚ وَٱللَّهُ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
kad ferada-llâhu lekum tehillete eymânikum. vellâhu mevlâkum. vehuve-l`alîmu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz size, yeminlerinizi keffaretle geri almanızı meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur. O, bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
3
وَإِذْ أَسَرَّ ٱلنَّبِىُّ إِلَىٰ بَعْضِ أَزْوَٰجِهِۦ حَدِيثًۭا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِۦ وَأَظْهَرَهُ ٱللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُۥ وَأَعْرَضَ عَنۢ بَعْضٍۢ ۖ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتْ مَنْ أَنۢبَأَكَ هَٰذَا ۖ قَالَ نَبَّأَنِىَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
veiẕ eserra-nnebiyyu ilâ ba`di ezvâcihî hadîŝâ. felemmâ nebbeet bihî veażherahu-llâhu `aleyhi `arrafe ba`dahû vea`rada `am ba`d. felemmâ nebbeehâ bihî kâlet men embeeke hâẕâ. kâle nebbeeniye-l`alîmu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. O, bunu Peygamberin diğer bir eşine haber verince, Allah da Peygambere durumu bildirmiş, o da bir kısmını yüzüne vurmuş bir kısmını yüzüne vurmaktan geri durmuştu. Eşine, gizlice söylediği şeyibaşkasına nakletmiş olduğunu bildirince, eşi: "Bunu sana kim haber verdi?" demiş, o da: "Bana, herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan Allah haber verdi" demişti.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
4
إِن تَتُوبَآ إِلَى ٱللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا ۖ وَإِن تَظَٰهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ مَوْلَىٰهُ وَجِبْرِيلُ وَصَٰلِحُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذَٰلِكَ ظَهِيرٌ
Okunuş
in tetûbâ ile-llâhi fekad sağat kulûbukumâ. vein teżâherâ `aleyhi feinne-llâhe huve mevlâhu vecibrîlu vesâlihu-lmu'minîn. velmelâiketu ba`de ẕâlike żahîr.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber'in eşleri! Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur. Eğer eşinizin aleyhinde yardımlaşarak bir şey yapmağa kalkarsanız, bilin ki Allah onun dostu, bundan başka Cebrail, iyi müminler ve melekler de yardımcısıdır.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
5
عَسَىٰ رَبُّهُۥٓ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُۥٓ أَزْوَٰجًا خَيْرًۭا مِّنكُنَّ مُسْلِمَٰتٍۢ مُّؤْمِنَٰتٍۢ قَٰنِتَٰتٍۢ تَٰٓئِبَٰتٍ عَٰبِدَٰتٍۢ سَٰٓئِحَٰتٍۢ ثَيِّبَٰتٍۢ وَأَبْكَارًۭا
Okunuş
`asâ rabbuhû in tallekakunne ey yubdilehû ezvâcen ḫayram minkunne muslimâtim mu'minâtin kânitâtin tâibâtin `âbidâtin sâihâtin ŝeyyibâtiv veebkârâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber'in eşleri! Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona; sizden daha iyi olan, kendini Allah'a veren, inanan, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
6
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًۭا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌۭ شِدَادٌۭ لَّا يَعْصُونَ ٱللَّهَ مَآ أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû kû enfusekum veehlîkum nârav vekûduhe-nnâsu velhicâratu `aleyhâ melâiketun ğilâżun şidâdul lâ ya`sûne-llâhe mâ emerahum veyef`alûne mâ yu'merûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır; görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren pek haşin meleklerdir.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
7
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَعْتَذِرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne keferû lâ ta`teẕiru-lyevm. innemâ tuczevne mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
"Ey inkar edenler! Bugün özür beyan etmeyin, ancak işlediklerinizin karşılığını görmektesiniz" denir.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ تُوبُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ تَوْبَةًۭ نَّصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ يَوْمَ لَا يُخْزِى ٱللَّهُ ٱلنَّبِىَّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ ۖ نُورُهُمْ يَسْعَىٰ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَٰنِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَٱغْفِرْ لَنَآ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû tûbû ile-llâhi tevbeten nesûhâ. `asâ rabbukum ey yukeffira `ankum seyyiâtikum veyudḫilekum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru yevme lâ yuḫzi-llâhu-nnebiyye velleẕîne âmenû me`ah. nûruhum yes`â beyne eydîhim vebieymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûranâ vağfir lenâ. inneke `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun. Allah'ın Peygamberini ve onunla beraber olan müminleri utandırmayacağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürürler ve: "Rabbimiz! Işığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu Sen herşeye Kadir'sin" derler.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ جَٰهِدِ ٱلْكُفَّارَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱغْلُظْ عَلَيْهِمْ ۚ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu câhidi-lkuffâra velmunâfikîne vağluż `aleyhim. veme'vâhum cehennem. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! İnkarcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü dönüştür!...
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
10
ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱمْرَأَتَ نُوحٍۢ وَٱمْرَأَتَ لُوطٍۢ ۖ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَٰلِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا وَقِيلَ ٱدْخُلَا ٱلنَّارَ مَعَ ٱلدَّٰخِلِينَ
Okunuş
darabe-llâhu meŝelel lilleẕîne keferu-mraete nûhiv vemraete lût. kânetâ tahte `abdeyni min `ibâdinâ sâlihayni feḫânetâhumâ felem yuğniyâ `anhumâ mine-llâhi şey'ev vekîle-dḫule-nnâra me`a-ddâḫilîn.
Meal (Diyanet)
Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karısını misal gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip inkarlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. O iki kadına: "Cehenneme girenlerle beraber siz de girin" dendi.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
11
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱمْرَأَتَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ٱبْنِ لِى عِندَكَ بَيْتًۭا فِى ٱلْجَنَّةِ وَنَجِّنِى مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِۦ وَنَجِّنِى مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vedarabe-llâhu meŝelel lilleẕîne âmenu-mraete fir`avn. iẕ kâlet rabbi-bni lî `indeke beyten fi-lcenneti veneccinî min fir`avne ve`amelihî veneccinî mine-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Allah, inanlara Firavun'un karısını misal gösterir: O: "Rabbim! Katından bana cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim milletten kurtar" demişti.
سُورَةُ التَّحۡرِيمِ
· Tahrim Suresi
12
وَمَرْيَمَ ٱبْنَتَ عِمْرَٰنَ ٱلَّتِىٓ أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَٰتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِۦ وَكَانَتْ مِنَ ٱلْقَٰنِتِينَ
Okunuş
vemeryeme-bnete `imrâne-lletî ahsanet fercehâ fenefaḫnâ fîhi mir rûhinâ vesaddekat bikelimâti rabbihâ vekutubihî vekânet mine-lkânitîn.
Meal (Diyanet)
Mahrem yerini korumuş olan İmran kızı Meryem de bir misaldir. Ona ruhumuzdan üflemiştik; Rabbinin sözlerini ve kitablarını tasdik etmişti; o, Bize gönülden itaat edenlerdendi.