📖 Cüz 27
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
31
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
kâle femâ ḫatbukum eyyuhe-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
32
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
Okunuş
kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmim mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
33
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
Okunuş
linursile `aleyhim hicâratem min tîn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
musevvemeten `inde rabbike lilmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
35
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
36
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
femâ vecednâ fîhâ ğayra beytim mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
37
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Okunuş
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
38
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
vefî mûsâ iẕ erselnâhu ilâ fir`avne bisultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
Okunuş
fetevellâ biruknihî vekâle sâhirun ev mecnûn.
Meal (Diyanet)
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
40
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Okunuş
feeḫaẕnâhu vecunûdehû fenebeẕnâhum fi-lyemmi vehuve mulîm.
Meal (Diyanet)
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
41
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
Okunuş
vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimu-rrîha-l`akîm.
Meal (Diyanet)
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
42
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
Okunuş
mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethu kelramîm.
Meal (Diyanet)
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
43
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Okunuş
vefî ŝemûde iẕ kîle lehum temette`û hattâ hîn.
Meal (Diyanet)
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
44
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Okunuş
fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethumu-ssâ`ikatu vehum yenżurûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
45
فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
Okunuş
feme-stetâ`û min kiyâmiv vemâ kânû muntesirîn.
Meal (Diyanet)
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
46
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Okunuş
vekavme nûhim min kabl. innehum kânû kavmen fâsikîn.
Meal (Diyanet)
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Okunuş
vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.
Meal (Diyanet)
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
48
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
Okunuş
vel'arda feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
49
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
vemin kulli şey'in ḫalaknâ zevceyni le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
50
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
fefirrû ile-llâh. innî lekum minhu neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
51
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî lekum minhu neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
52
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Okunuş
keẕâlike mâ ete-lleẕîne min kablihim mir rasûlin illâ kâlû sâhirun ev mecnûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
53
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
Okunuş
etevâsav bih. bel hum kavmun tâğûn.
Meal (Diyanet)
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
54
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ
Okunuş
fetevelle `anhum femâ ente bimelûm.
Meal (Diyanet)
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
55
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
56
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Okunuş
vemâ ḫalaktu-lcinne vel'inse illâ liya`budûn.
Meal (Diyanet)
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
57
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
Okunuş
mâ urîdu minhum mir rizkiv vemâ urîdu ey yut`imûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
58
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
Okunuş
inne-llâhe huve-rrazzâku ẕu-lkuvveti-lmetîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Okunuş
feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi ashâbihim felâ yesta`cilûn.
Meal (Diyanet)
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
60
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Okunuş
feveylul lilleẕîne keferû miy yevmihimu-lleẕî yû`adûn.
Meal (Diyanet)
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلطُّورِ
Okunuş
vettûr.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
2
وَكِتَٰبٍۢ مَّسْطُورٍۢ
Okunuş
vekitâbim mestûr.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
3
فِى رَقٍّۢ مَّنشُورٍۢ
Okunuş
fî rakkim menşûr.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
4
وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ
Okunuş
velbeyti-lma`mûr.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
5
وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ
Okunuş
vessakfi-lmerfû`.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
6
وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ
Okunuş
velbahri-lmescûr.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌۭ
Okunuş
inne `aẕâbe rabbike levâki`.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍۢ
Okunuş
mâ lehû min dâfi`.
Meal (Diyanet)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
9
يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًۭا
Okunuş
yevme temûru-ssemâu mevrâ.
Meal (Diyanet)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
10
وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًۭا
Okunuş
vetesîru-lcibâlu seyrâ.
Meal (Diyanet)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
11
فَوَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
feveyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
12
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍۢ يَلْعَبُونَ
Okunuş
elleẕîne hum fî ḫavdiy yel`abûn.
Meal (Diyanet)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
13
يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
Okunuş
yevme yude``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.
Meal (Diyanet)
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
14
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Okunuş
hâẕihi-nnâru-lletî kuntum bihâ tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
15
أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
efesihrun hâẕâ em entum lâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
16
ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû. sevâun `aleykum. innemâ tuczevne mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
17
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَعِيمٍۢ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî cennâtiv vene`îm.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
fâkihîne bimâ âtâhum rabbuhum. vevekâhum rabbuhum `aẕâbe-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
19
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
kulû veşrabû henîem bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ
Okunuş
muttekiîne `alâ sururim masfûfeh. vezevvecnâhum bihûrin `în.
Meal (Diyanet)
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍۢ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌۭ
Okunuş
velleẕîne âmenû vettebe`athum ẕurriyyetuhum biîmânin elhaknâ bihim ẕurriyyetehum vemâ eletnâhum min `amelihim min şey'. kullu-mriim bimâ kesebe rahîn.
Meal (Diyanet)
İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
22
وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍۢ وَلَحْمٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Okunuş
veemdednâhum bifâkihetiv velahmim mimmâ yeştehûn.
Meal (Diyanet)
Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًۭا لَّا لَغْوٌۭ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌۭ
Okunuş
yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lağvun fîhâ velâ te'ŝîm.
Meal (Diyanet)
Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
24
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌۭ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌۭ مَّكْنُونٌۭ
Okunuş
veyetûfu `aleyhim ğilmânul lehum keennehum lu'luum meknûn.
Meal (Diyanet)
Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
25
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
veakbele ba`duhum `alâ ba`diy yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
Birbirlerine dönüp soruşurlar:
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
26
قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
Okunuş
kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
Okunuş
femenne-llâhu `aleynâ vevekânâ `aẕâbe-ssemûm.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
28
إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
innâ kunnâ min kablu ned`ûh. innehû huve-lberru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
29
فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍۢ وَلَا مَجْنُونٍ
Okunuş
feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.
Meal (Diyanet)
Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
30
أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌۭ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ
Okunuş
em yekûlûne şâ`irun neterabbesu bihî raybe-lmenûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
31
قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
Okunuş
kul terabbesû feinnî me`akum mine-lmuterabbisîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
32
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
Okunuş
em te'muruhum ahlâmuhum bihâẕâ em hum kavmun tâğûn.
Meal (Diyanet)
Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
33
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
em yekûlûne tekavveleh. bel lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
34
فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍۢ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
Okunuş
felye'tû bihadîŝim miŝlihî in kânû sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
35
أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ
Okunuş
em ḫulikû min ğayri şey'in em humu-lḫâlikûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
36
أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ
Okunuş
em ḫaleku-ssemâvâti vel'ard. bel lâ yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
37
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
Okunuş
em `indehum ḫazâinu rabbike em humu-lmusaytirûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
38
أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌۭ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
em lehum sullemuy yestemi`ûne fîh. felye'ti mustemi`uhum bisultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
39
أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ
Okunuş
em lehu-lbenâtu velekumu-lbenûn.
Meal (Diyanet)
Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
40
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
Okunuş
em tes'eluhum ecran fehum mim mağramim muŝkalûn.
Meal (Diyanet)
Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
41
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Okunuş
em `indehumu-lğaybu fehum yektubûn.
Meal (Diyanet)
Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
42
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًۭا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ
Okunuş
em yurîdûne keydâ. felleẕîne keferû humu-lmekîdûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
43
أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
em lehum ilâhun ğayru-llâh. subhâne-llâhi `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
44
وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًۭا يَقُولُوا۟ سَحَابٌۭ مَّرْكُومٌۭ
Okunuş
veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâkitay yekûlû sehâbum merkûm.
Meal (Diyanet)
Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
45
فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
Okunuş
feẕerhum hattâ yulâkû yevmehumu-lleẕî fîhi yus`akûn.
Meal (Diyanet)
Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
46
يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Okunuş
yevme lâ yuğnî `anhum keyduhum şey'ev velâ hum yunsarûn.
Meal (Diyanet)
O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًۭا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
48
وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
Okunuş
vasbir lihukmi rabbike feinneke bia`yuninâ vesebbih bihamdi rabbike hîne tekûm.
Meal (Diyanet)
Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;
سُورَةُ الطُّورِ
· Tûr Suresi
49
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
Okunuş
vemine-lleyli fesebbihhu veidbâra-nnucûm.
Meal (Diyanet)
Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
Okunuş
vennecmi iẕâ hevâ.
Meal (Diyanet)
Batmakta olan yıldıza and olsun ki,
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
Okunuş
mâ dalle sâhibukum vemâ ğavâ.
Meal (Diyanet)
Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
3
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
Okunuş
vemâ yentiku `ani-lhevâ.
Meal (Diyanet)
O, kendiliğinden konuşmamaktadır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
4
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌۭ يُوحَىٰ
Okunuş
in huve illâ vahyuy yûhâ.
Meal (Diyanet)
Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
5
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
Okunuş
`allemehû şedîdu-lkuvâ.
Meal (Diyanet)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
6
ذُو مِرَّةٍۢ فَٱسْتَوَىٰ
Okunuş
ẕû mirrah. festevâ.
Meal (Diyanet)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
7
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
Okunuş
vehuve bil'ufuki-l'a`lâ.
Meal (Diyanet)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
8
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
Okunuş
ŝumme denâ fetedellâ.
Meal (Diyanet)
Sonra yaklaşmış ve inmiştir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
9
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
Okunuş
fekâne kâbe kavseyni ev ednâ.
Meal (Diyanet)
Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
10
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
Okunuş
feevhâ ilâ `abdihî mâ evhâ.
Meal (Diyanet)
Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
11
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
Okunuş
mâ keẕebe-lfuâdu mâ raâ.
Meal (Diyanet)
Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
12
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
Okunuş
efetumârûnehû `alâ mâ yerâ.
Meal (Diyanet)
Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
13
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
Okunuş
velekad raâhu nezleten uḫrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
14
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
Okunuş
`inde sidrati-lmuntehâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
15
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
Okunuş
`indehâ cennetu-lme'vâ.
Meal (Diyanet)
Orada Me'va cenneti vardır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
16
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
Okunuş
iẕ yağşe-ssidrate mâ yağşâ.
Meal (Diyanet)
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
17
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
Okunuş
mâ zâğa-lbesaru vemâ tağâ.
Meal (Diyanet)
Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
18
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
Okunuş
lekad raâ min âyâti rabbihi-lkubrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
19
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
Okunuş
eferaeytumu-llâte vel`uzzâ.
Meal (Diyanet)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
20
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
Okunuş
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
21
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
Okunuş
elekumu-ẕẕekeru velehu-l'unŝâ.
Meal (Diyanet)
Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
22
تِلْكَ إِذًۭا قِسْمَةٌۭ ضِيزَىٰٓ
Okunuş
tilke iẕen kismetun dîzâ.
Meal (Diyanet)
Öyleyse bu haksız bir paylaşma;
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
23
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌۭ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
Okunuş
in hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum veâbâukum mâ enzele-llâhu bihâ min sultân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfus. velekad câehum mir rabbihimu-lhudâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
24
أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
Okunuş
em lil'insâni mâ temennâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
25
فَلِلَّهِ ٱلْءَاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
Okunuş
felillâhi-l'âḫiratu vel'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
26
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
Okunuş
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tuğnî şefâ`atuhum şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhu limey yeşâu veyerdâ.
Meal (Diyanet)
Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
Okunuş
inne-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati leyusemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'unŝâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
28
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًۭٔا
Okunuş
vemâ lehum bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yuğnî mine-lhakki şey'â.
Meal (Diyanet)
Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
29
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
Okunuş
fea`rid `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yurid ille-lhayâte-ddunyâ.
Meal (Diyanet)
Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
30
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
Okunuş
ẕâlike mebleğuhum mine-l`ilm. inne rabbeke huve a`lemu bimen dalle `an sebîlihî vehuve a`lemu bimeni-htedâ.
Meal (Diyanet)
Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
31
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi liyecziye-lleẕîne esâu bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne ahsenû bilhusnâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
32
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌۭ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
Okunuş
elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâhişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmağfirah. huve a`lemu bikum iẕ enşeekum mine-l'ardi veiẕ entum ecinnetun fî butûni ummehâtikum. felâ tuzekkû enfusekum. huve a`lemu bimeni-ttekâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
33
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
Okunuş
eferaeyte-lleẕî tevellâ.
Meal (Diyanet)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
34
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًۭا وَأَكْدَىٰٓ
Okunuş
vea`tâ kalîlev veekdâ.
Meal (Diyanet)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
35
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
Okunuş
e`indehû `ilmu-lğaybi fehuve yerâ.
Meal (Diyanet)
Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
36
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
Okunuş
em lem yunebbe' bimâ fî suhufi mûsâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
37
وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
Okunuş
veibrâhime-lleẕî veffâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
38
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ
Okunuş
ellâ teziru vâziratuv vizra uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
39
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
Okunuş
veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.
Meal (Diyanet)
İnsan ancak çalıştığına erişir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
40
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
Okunuş
veenne sa`yehû sevfe yurâ.
Meal (Diyanet)
Onun çalışması şüphesiz görülecektir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
41
ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
Okunuş
ŝumme yuczâhu-lcezâe-l'evfâ.
Meal (Diyanet)
Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
42
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
Okunuş
veenne ilâ rabbike-lmuntehâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu son varış Rabbinedir.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
43
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
Okunuş
veennehû huve adhake veebkâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
44
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
Okunuş
veennehû huve emâte veahyâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
45
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
Okunuş
veennehû ḫaleka-zzevceyni-ẕẕekera vel'unŝâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
46
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
Okunuş
min nutfetin iẕâ tumnâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
47
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
Okunuş
veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
48
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
Okunuş
veennehû huve ağnâ veaknâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
49
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
Okunuş
veennehû huve rabbu-şşi`râ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
50
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
Okunuş
veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.
Meal (Diyanet)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
51
وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ
Okunuş
veŝemûde femâ ebkâ.
Meal (Diyanet)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
52
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
Okunuş
vekavme nûhim min kabl. innehum kânû hum ażleme veatğâ.
Meal (Diyanet)
Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
Okunuş
velmu'tefikete ehvâ.
Meal (Diyanet)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
54
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
Okunuş
feğaşşâhâ mâ ğaşşâ.
Meal (Diyanet)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
55
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.
Meal (Diyanet)
Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
56
هَٰذَا نَذِيرٌۭ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
Okunuş
hâẕâ neẕîrum mine-nnuẕuri-l'ûlâ.
Meal (Diyanet)
İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
57
أَزِفَتِ ٱلْءَازِفَةُ
Okunuş
ezifeti-l'âzifeh.
Meal (Diyanet)
Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
58
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
Okunuş
leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
Meal (Diyanet)
Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
59
أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
Okunuş
efemin hâẕe-lhadîŝi ta`cebûn.
Meal (Diyanet)
Bu söze mi şaşıyorsunuz?
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
60
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
Okunuş
vetadhakûne velâ tebkûn.
Meal (Diyanet)
Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
61
وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ
Okunuş
veentum sâmidûn.
Meal (Diyanet)
Habersiz oyalanmaktasınız.
سُورَةُ النَّجۡمِ
· Necm Suresi
62
فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩
Okunuş
fescudû lillâhi va`budû.
Meal (Diyanet)
Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
Okunuş
ikterabeti-ssâ`atu venşekka-lkamer.
Meal (Diyanet)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
2
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ
Okunuş
veiy yerav âyetey yu`ridû veyekûlû sihrum mustemirr.
Meal (Diyanet)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
3
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ
Okunuş
vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehum vekullu emrim mustekirr.
Meal (Diyanet)
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
4
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
Okunuş
velekad câehum mine-l'embâi mâ fîhi muzdecer.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
5
حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
Okunuş
hikmetum bâliğatun femâ tuğni-nnuẕur.
Meal (Diyanet)
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ
Okunuş
fetevelle `anhum. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nukur.
Meal (Diyanet)
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
7
خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ
Okunuş
ḫuşşe`an ebsâruhum yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehum cerâdum munteşir.
Meal (Diyanet)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
8
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ
Okunuş
muhti`îne ile-ddâ`. yekûlu-lkâfirûne hâẕâ yevmun `asir.
Meal (Diyanet)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
9
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ
Okunuş
keẕẕebet kablehum kavmu nûhin fekeẕẕebû `abdenâ vekâlû mecnûnuv vezducira.
Meal (Diyanet)
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ
Okunuş
fede`â rabbehû ennî mağlûbun fentesir.
Meal (Diyanet)
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
11
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ
Okunuş
fefetahnâ ebvâbe-ssemâi bimâim munhemir.
Meal (Diyanet)
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
12
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ
Okunuş
vefeccerne-l'arda `uyûnen felteke-lmâu `alâ emrin kad kudir.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
13
وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ
Okunuş
vehamelnâhu `alâ ẕâti elvâhiv vedusur.
Meal (Diyanet)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
14
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
Okunuş
tecrî bia`yuninâ. cezâel limen kâne kufira.
Meal (Diyanet)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
15
وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekat teraknâhâ âyeten fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
fekeyfe kâne `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekad yesserne-lkur'âne liẕẕikri fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
18
كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
keẕẕebet `âdun fekeyfe kâne `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
19
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ
Okunuş
innâ erselnâ `aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsim mustemirr.
Meal (Diyanet)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
20
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ
Okunuş
tenzi`u-nnâse keennehum a`câzu naḫlim munka`ir.
Meal (Diyanet)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
fekeyfe kâne `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekad yesserne-lkur'âne liẕẕikri fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
Okunuş
keẕẕebet ŝemûdu binnuẕur.
Meal (Diyanet)
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
24
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ
Okunuş
fekâlû ebeşeram minnâ vâhiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî dalâliv vesu`ur.
Meal (Diyanet)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
25
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ
Okunuş
eulkiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel huve keẕẕâbun eşir.
Meal (Diyanet)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
26
سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
Okunuş
seya`lemûne ğadem meni-lkeẕẕâbu-l'eşir.
Meal (Diyanet)
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
27
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
Okunuş
innâ mursilu-nnâkati fitnetel lehum fertekibhum vastabir.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
28
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ
Okunuş
venebbi'hum enne-lmâe kismetum beynehum. kullu şirbim muhtedar.
Meal (Diyanet)
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
29
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
Okunuş
fenâdev sâhibehum fete`âtâ fe`akara.
Meal (Diyanet)
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
fekeyfe kâne `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
31
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
Okunuş
innâ erselnâ `aleyhim sayhatev vâhideten fekânû keheşîmi-lmuhteżir.
Meal (Diyanet)
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekad yesserne-lkur'âne liẕẕikri fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
Okunuş
keẕẕebet kavmu lûtim binnuẕur.
Meal (Diyanet)
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
34
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ
Okunuş
innâ erselnâ `aleyhim hâsiben illâ âle lût. necceynâhum bisehar.
Meal (Diyanet)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
35
نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
Okunuş
ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.
Meal (Diyanet)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
36
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
Okunuş
velekad enẕerahum batşetenâ fetemârav binnuẕur.
Meal (Diyanet)
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
37
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
velekad râvedûhu `an dayfihî fetamesnâ a`yunehum feẕûkû `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ
Okunuş
velekad sabbehahum bukraten `aẕâbum mustekirr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
39
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
Okunuş
feẕûkû `aẕâbî venuẕur.
Meal (Diyanet)
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekad yesserne-lkur'âne liẕẕikri fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
41
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
Okunuş
velekad câe âle fir`avne-nnuẕur.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
42
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ
Okunuş
keẕẕebû biâyâtinâ kullihâ feeḫaẕnâhum aḫẕe `azîzim muktedir.
Meal (Diyanet)
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
43
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ
Okunuş
ekuffârukum ḫayrum min ulâikum em lekum berâetun fi-zzubur.
Meal (Diyanet)
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
44
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ
Okunuş
em yekûlûne nahnu cemî`um muntesir.
Meal (Diyanet)
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
45
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
Okunuş
seyuhzemu-lcem`u veyuvellûne-ddubura.
Meal (Diyanet)
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
46
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
Okunuş
beli-ssâ`atu mev`iduhum vessâ`atu edhâ veemerr.
Meal (Diyanet)
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
47
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ
Okunuş
inne-lmucrimîne fî dalâliv vesu`ur.
Meal (Diyanet)
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
48
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
Okunuş
yevme yushabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûkû messe sekara.
Meal (Diyanet)
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
49
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ
Okunuş
innâ kulle şey'in ḫalaknâhu bikader.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
50
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
Okunuş
vemâ emrunâ illâ vâhidetun kelemhim bilbesar.
Meal (Diyanet)
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
51
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Okunuş
velekad ehleknâ eşyâ`akum fehel mim muddekir.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
52
وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
Okunuş
vekullu şey'in fe`alûhu fi-zzubur.
Meal (Diyanet)
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
53
وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ
Okunuş
vekullu sağîriv vekebîrim mustetar.
Meal (Diyanet)
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
54
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî cennâtiv veneher.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
سُورَةُ القَمَرِ
· Kamer Suresi
55
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ
Okunuş
fî mak`adi sidkin `inde melîkim muktedir.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلرَّحْمَٰنُ
Okunuş
errahmân.
Meal (Diyanet)
Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
2
عَلَّمَ ٱلْقُرْءَانَ
Okunuş
`alleme-lkur'ân.
Meal (Diyanet)
Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
3
خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ
Okunuş
ḫaleka-l'insân.
Meal (Diyanet)
İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
4
عَلَّمَهُ ٱلْبَيَانَ
Okunuş
`allemehu-lbeyân.
Meal (Diyanet)
İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
5
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۢ
Okunuş
eşşemsu velkameru bihusbân.
Meal (Diyanet)
Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
6
وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
Okunuş
vennecmu veşşeceru yescudân.
Meal (Diyanet)
Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
7
وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلْمِيزَانَ
Okunuş
vessemâe rafe`ahâ veveda`a-lmîzân.
Meal (Diyanet)
O, göğü yükseltmiştir; tartıyı koymuştur.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
8
أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Okunuş
ellâ tatğav fi-lmîzân.
Meal (Diyanet)
Artık tartıda tecavüz etmeyin.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
9
وَأَقِيمُوا۟ ٱلْوَزْنَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا۟ ٱلْمِيزَانَ
Okunuş
veekîmu-lvezne bilkisti velâ tuḫsiru-lmîzân.
Meal (Diyanet)
Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
10
وَٱلْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ
Okunuş
vel'arda veda`ahâ lil'enâm.
Meal (Diyanet)
Allah, yeri yaratıkları için meydana getirmiştir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
11
فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ وَٱلنَّخْلُ ذَاتُ ٱلْأَكْمَامِ
Okunuş
fîhâ fâkiheh. vennaḫlu ẕâtu-l'ekmâm.
Meal (Diyanet)
Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
12
وَٱلْحَبُّ ذُو ٱلْعَصْفِ وَٱلرَّيْحَانُ
Okunuş
velhabbu ẕu-l`asfi verrayhân.
Meal (Diyanet)
Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
13
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar ve cinler! Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
14
خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ كَٱلْفَخَّارِ
Okunuş
ḫaleka-l'insâne min salsâlin kelfeḫḫâr.
Meal (Diyanet)
O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
15
وَخَلَقَ ٱلْجَآنَّ مِن مَّارِجٍۢ مِّن نَّارٍۢ
Okunuş
veḫaleka-lcânne mim mâricim min nâr.
Meal (Diyanet)
Cinleri de yalın bir alevden yaratmıştır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
16
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken; Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
17
رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ
Okunuş
rabbu-lmeşrikayni verabbu-lmağribeyn.
Meal (Diyanet)
O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
18
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
19
مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ
Okunuş
merace-lbahrayni yeltekiyân.
Meal (Diyanet)
Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
20
بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌۭ لَّا يَبْغِيَانِ
Okunuş
beynehumâ berzeḫul lâ yebğiyân.
Meal (Diyanet)
Aralarında bir engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
21
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
22
يَخْرُجُ مِنْهُمَا ٱللُّؤْلُؤُ وَٱلْمَرْجَانُ
Okunuş
yaḫrucu minhume-llu'luu velmercân.
Meal (Diyanet)
Bu iki denizden de inci ve mercan çıkar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
23
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
24
وَلَهُ ٱلْجَوَارِ ٱلْمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَٰمِ
Okunuş
velehu-lcevâri-lmunşeâtu fi-lbahri kel'a`lâm.
Meal (Diyanet)
Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler O'nundur.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
25
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
26
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۢ
Okunuş
kullu men `aleyhâ fân.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
27
وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ
Okunuş
veyebkâ vechu rabbike ẕu-lcelâli vel'ikrâm.
Meal (Diyanet)
Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
28
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
29
يَسْـَٔلُهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍۢ
Okunuş
yes'eluhû men fi-ssemâvâti vel'ard. kulle yevmin huve fî şe'n.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olan kimseler her şeyi O'ndan isterler; O her an kainata tasarruf etmektedir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
30
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
31
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ
Okunuş
senefruğu lekum eyyuhe-ŝŝekalân.
Meal (Diyanet)
Ey insan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
32
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
33
يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنِ ٱسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا۟ مِنْ أَقْطَارِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ فَٱنفُذُوا۟ ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَٰنٍۢ
Okunuş
yâ ma`şera-lcinni vel'insi ini-steta`tum en tenfuẕû min aktâri-ssemâvâti vel'ardi fenfuẕû. lâ tenfuẕûne illâ bisultân.
Meal (Diyanet)
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki!
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
34
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
35
يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌۭ مِّن نَّارٍۢ وَنُحَاسٌۭ فَلَا تَنتَصِرَانِ
Okunuş
yurselu `aleykumâ şuvâżum min nâriv venuhâsun felâ tentesirân.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar ve cinler! Üzerinize dumansız bir alev ve ateşsiz bir duman gönderilir de kurtulamazsınız.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
36
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
37
فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةًۭ كَٱلدِّهَانِ
Okunuş
feiẕe-nşekkati-ssemâu fekânet verdeten keldihân.
Meal (Diyanet)
Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
38
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
39
فَيَوْمَئِذٍۢ لَّا يُسْـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسٌۭ وَلَا جَآنٌّۭ
Okunuş
feyevmeiẕil lâ yus'elu `an ẕembihî insuv velâ cânn.
Meal (Diyanet)
O gün ne insana ve ne cine suçu sorulur.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
40
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
41
يُعْرَفُ ٱلْمُجْرِمُونَ بِسِيمَٰهُمْ فَيُؤْخَذُ بِٱلنَّوَٰصِى وَٱلْأَقْدَامِ
Okunuş
yu`rafu-lmucrimûne bisîmâhum feyu'ḫaẕu binnevâsî vel'akdâm.
Meal (Diyanet)
Suçlular simalarından tanınırlar da, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
42
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
43
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
hâẕihî cehennemu-lletî yukeẕẕibu bihe-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
44
يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ ءَانٍۢ
Okunuş
yetûfûne beynehâ vebeyne hamîmin ân.
Meal (Diyanet)
Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
45
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
46
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ
Okunuş
velimen ḫâfe mekâme rabbihî cennetân.
Meal (Diyanet)
Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
47
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
48
ذَوَاتَآ أَفْنَانٍۢ
Okunuş
ẕevâtâ efnân.
Meal (Diyanet)
Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
49
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
50
فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ
Okunuş
fîhimâ `aynâni tecriyân.
Meal (Diyanet)
Bu cennetlerden akan iki kaynak vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
51
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
52
فِيهِمَا مِن كُلِّ فَٰكِهَةٍۢ زَوْجَانِ
Okunuş
fîhimâ min kulli fâkihetin zevcân.
Meal (Diyanet)
Bu cennetlerde türlü meyveden çift çift vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
53
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
54
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشٍۭ بَطَآئِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍۢ ۚ وَجَنَى ٱلْجَنَّتَيْنِ دَانٍۢ
Okunuş
muttekiîne `alâ furuşim betâinuhâ min istebrak. vecene-lcenneteyni dân.
Meal (Diyanet)
Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
55
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
56
فِيهِنَّ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌۭ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّۭ
Okunuş
fîhinne kâsirâtu-ttarfi lem yatmiŝhunne insun kablehum velâ cânn.
Meal (Diyanet)
Orada, bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
57
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
58
كَأَنَّهُنَّ ٱلْيَاقُوتُ وَٱلْمَرْجَانُ
Okunuş
keennehunne-lyâkûtu velmercân.
Meal (Diyanet)
Onlar yakut ve mercan gibidirler.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
59
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
60
هَلْ جَزَآءُ ٱلْإِحْسَٰنِ إِلَّا ٱلْإِحْسَٰنُ
Okunuş
hel cezâu-l'ihsâni ille-l'ihsân.
Meal (Diyanet)
İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
61
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
62
وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ
Okunuş
vemin dûnihimâ cennetân.
Meal (Diyanet)
Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
63
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
64
مُدْهَآمَّتَانِ
Okunuş
muẕâmmetân.
Meal (Diyanet)
Renkleri koyu yeşildir.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
65
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
66
فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ
Okunuş
fîhimâ `aynâni neddâḫatân.
Meal (Diyanet)
İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
67
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
68
فِيهِمَا فَٰكِهَةٌۭ وَنَخْلٌۭ وَرُمَّانٌۭ
Okunuş
fîhimâ fâkihetuv venaḫluv verummân.
Meal (Diyanet)
İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
69
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
70
فِيهِنَّ خَيْرَٰتٌ حِسَانٌۭ
Okunuş
fîhinne ḫayrâtun hisân.
Meal (Diyanet)
Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
71
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
72
حُورٌۭ مَّقْصُورَٰتٌۭ فِى ٱلْخِيَامِ
Okunuş
hûrum maksûrâtun fi-lḫiyâm.
Meal (Diyanet)
Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
73
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
74
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌۭ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّۭ
Okunuş
lem yatmiŝhunne insun kablehum velâ cânn.
Meal (Diyanet)
Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
75
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
76
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفْرَفٍ خُضْرٍۢ وَعَبْقَرِىٍّ حِسَانٍۢ
Okunuş
muttekiîne `alâ rafrafin ḫudriv ve`abkariyyin hisân.
Meal (Diyanet)
Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işlemeli döşeklere yaslanırlar.
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
77
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Okunuş
febieyyi âlâi rabbikumâ tukeẕẕibân.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?
سُورَةُ الرَّحۡمَٰن
· Rahmân Suresi
78
تَبَٰرَكَ ٱسْمُ رَبِّكَ ذِى ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ
Okunuş
tebârake-smu rabbike ẕi-lcelâli vel'ikrâm.
Meal (Diyanet)
Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Okunuş
iẕâ veka`ati-lvâki`ah.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
Okunuş
leyse livak`atihâ kâẕibeh.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
Okunuş
ḫâfidatur râfi`ah.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
Okunuş
iẕâ rucceti-l'ardu raccâ.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
Okunuş
vebusseti-lcibâlu bessâ.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
Okunuş
fekânet hebâem mumbeŝŝâ.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
Okunuş
vekuntum ezvâcen ŝelâŝeh.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Okunuş
feashâbu-lmeymeneti mâ ashâbu-lmeymeneh.
Meal (Diyanet)
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Okunuş
veashâbu-lmeş'emeti mâ ashâbu-lmeş'emeh.
Meal (Diyanet)
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
Okunuş
vessâbikûne-ssâbikûn.
Meal (Diyanet)
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Okunuş
ulâike-lmukarrabûn.
Meal (Diyanet)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
fî cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
ŝulletum mine-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
vekalîlum mine-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
Okunuş
`alâ sururim mevdûneh.
Meal (Diyanet)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
Okunuş
muttekiîne `aleyhâ mutekâbilîn.
Meal (Diyanet)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
Okunuş
yetûfu `aleyhim vildânum muḫalledûn.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
Okunuş
biekvâbiv veebârîka veke'sim mim me`în.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
Okunuş
lâ yusadde`ûne `anhâ velâ yunzifûn.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
Okunuş
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Okunuş
velahmi tayrim mimmâ yeştehûn.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
22
وَحُورٌ عِينٌۭ
Okunuş
vehûrun `în.
Meal (Diyanet)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
Okunuş
keemŝâli-llu'lui-lmeknûn.
Meal (Diyanet)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
Okunuş
lâ yesme`ûne fîhâ lağvev velâ te'ŝîmâ.
Meal (Diyanet)
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
Okunuş
illâ kîlen selâmen selâmâ.
Meal (Diyanet)
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
veashâbu-lyemîni mâ ashâbu-lyemîn.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
Okunuş
fî sidrim maḫdûd.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
Okunuş
vetalhim mendûd.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
Okunuş
veżillim memdûd.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
Okunuş
vemâim meskûb.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
Okunuş
vefâkihetin keŝîrah.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
Okunuş
lâ maktû`ativ velâ memnû`ah.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
Okunuş
vefuruşim merfû`ah.
Meal (Diyanet)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
Okunuş
innâ enşe'nâhunne inşââ.
Meal (Diyanet)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
Okunuş
fece`alnâhunne ebkârâ.
Meal (Diyanet)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
Okunuş
`uruben etrâbâ.
Meal (Diyanet)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
liashâbi-lyemîn.
Meal (Diyanet)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
ŝulletum mine-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
veŝulletum mine-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
Okunuş
veashâbu-şşimâli mâ ashâbu-şşimâl.
Meal (Diyanet)
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
Okunuş
fî semûmiv vehamîm.
Meal (Diyanet)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
Okunuş
veżillim miy yahmûm.
Meal (Diyanet)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
Okunuş
lâ bâridiv velâ kerîm.
Meal (Diyanet)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Okunuş
innehum kânû kable ẕâlike mutrafîn.
Meal (Diyanet)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
vekânû yusirrûne `ale-lhinŝi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Okunuş
vekânû yekûlûne eiẕâ mitnâ vekunnâ turâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Meal (Diyanet)
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
Okunuş
eveâbâune-l'evvelûn.
Meal (Diyanet)
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
kul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Okunuş
lemecmû`ûne ilâ mîkâti yevmim ma`lûm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
Okunuş
ŝumme innekum eyyuhe-ddâllûne-lmukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
Okunuş
leâkilûne min şecerim min zekkûm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Okunuş
femâliûne minhe-lbutûn.
Meal (Diyanet)
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
Okunuş
feşâribûne `aleyhi mine-lhamîm.
Meal (Diyanet)
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
Okunuş
feşâribûne şurbe-lhîm.
Meal (Diyanet)
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
Okunuş
hâẕâ nuzuluhum yevme-ddîn.
Meal (Diyanet)
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Okunuş
nahnu ḫalaknâkum felevlâ tusaddikûn.
Meal (Diyanet)
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Okunuş
eferaeytum mâ tumnûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
Okunuş
eentum taḫlukûnehû em nahnu-lḫâlikûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Okunuş
nahnu kaddernâ beynekumu-lmevte vemâ nahnu bimesbûkîn.
Meal (Diyanet)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
`alâ en nubeddile emŝâlekum venunşiekum fî mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
velekad `alimtumu-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
Okunuş
eferaeytum mâ tahruŝûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
Okunuş
eentum tezra`ûnehû em nahnu-zzâri`ûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Okunuş
lev neşâu lece`alnâhu hutâmen feżaltum tefekkehûn.
Meal (Diyanet)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
Okunuş
innâ lemuğramûn.
Meal (Diyanet)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Okunuş
bel nahnu mahrûmûn.
Meal (Diyanet)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
Okunuş
eferaeytumu-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
Okunuş
eentum enzeltumûhu mine-lmuzni em nahnu-lmunzilûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Okunuş
lev neşâu ce`alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
Okunuş
eferaeytumu-nnâra-lletî tûrûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
Okunuş
eentum enşe'tum şeceratehâ em nahnu-lmunşiûn.
Meal (Diyanet)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
Okunuş
nahnu ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmukvîn.
Meal (Diyanet)
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
fesebbih bismi rabbike-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
Okunuş
felâ uksimu bimevâki`i-nnucûm.
Meal (Diyanet)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Okunuş
veinnehû lekasemul lev ta`lemûne `ażîm.
Meal (Diyanet)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
innehû lekur'ânun kerîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
Okunuş
fî kitâbim meknûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
Okunuş
lâ yemessuhû ille-lmutahherûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
tenzîlum mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
Okunuş
efebihâẕe-lhadîŝi entum mudhinûn.
Meal (Diyanet)
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Okunuş
vetec`alûne rizkakum ennekum tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
Okunuş
felevlâ iẕâ beleğati-lhulkûm.
Meal (Diyanet)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
Okunuş
veentum hîneiẕin tenżurûn.
Meal (Diyanet)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Okunuş
venahnu akrabu ileyhi minkum velâkil lâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
Okunuş
felevlâ in kuntum ğayra medînîn.
Meal (Diyanet)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
terci`ûnehâ in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Okunuş
feemmâ in kâne mine-lmukarrabîn.
Meal (Diyanet)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
Okunuş
feravhuv verayhânuv vecennâtu ne`îm.
Meal (Diyanet)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
veemmâ in kâne min ashâbi-lyemîn.
Meal (Diyanet)
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
feselâmul leke min ashâbi-lyemîn.
Meal (Diyanet)
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
Okunuş
veemmâ in kâne mine-lmukeẕẕibîne-ddâllîn.
Meal (Diyanet)
Eğer, sapık yalancılardan ise,
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
Okunuş
fenuzulum min hamîm.
Meal (Diyanet)
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
Okunuş
vetasliyetu cehîm.
Meal (Diyanet)
Cehenneme sokulur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
Okunuş
inne hâẕâ lehuve hakku-lyekîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu kesin gerçek budur.
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
· Vâkıa Suresi
96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
fesebbih bismi rabbike-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
sebbeha lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
2
لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
lehû mulku-ssemâvâti vel'ard. yuhyî veyumît. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
3
هُوَ ٱلْأَوَّلُ وَٱلْءَاخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلْبَاطِنُ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Okunuş
huve-l'evvelu vel'âḫiru veżżâhiru velbâtin. vehuve bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
4
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Okunuş
huve-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmin ŝumme-stevâ `ale-l`arş. ya`lemu mâ yelicu fi-l'ardi vemâ yaḫrucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâi vemâ ya`rucu fîhâ. vehuve me`akum eyne mâ kuntum. vellâhu bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
5
لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Okunuş
lehû mulku-ssemâvâti vel'ard. veile-llâhi turce`u-l'umûr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
6
يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ ۚ وَهُوَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
yûlicu-lleyle fi-nnehâri veyûlicu-nnehâra fi-lleyl. vehuve `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
7
ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُوا۟ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ ۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَأَنفَقُوا۟ لَهُمْ أَجْرٌۭ كَبِيرٌۭ
Okunuş
âminû billâhi verasûlihî veenfikû mimmâ ce`alekum mustaḫlefîne fîh. felleẕîne âmenû minkum veenfekû lehum ecrun kebîr.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
8
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ ۙ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
vemâ lekum lâ tu'minûne billâh. verrasûlu yed`ûkum litu'minû birabbikum vekad eḫaẕe mîŝâkakum in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Peygamber sizi, Rabbinize inanmaya çağırdığı halde, Allah'a niçin inanmazsınız? Hem O, sizden söz almıştı, inanmışlar iseniz; bu çağrıya koşun.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
9
هُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِۦٓ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ لِّيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
huve-lleẕî yunezzilu `alâ `abdihî âyâtim beyyinâtil liyuḫricekum mine-żżulumâti ile-nnûr. veinne-llâhe bikum leraûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
10
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَا يَسْتَوِى مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ ٱلْفَتْحِ وَقَٰتَلَ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةًۭ مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُوا۟ مِنۢ بَعْدُ وَقَٰتَلُوا۟ ۚ وَكُلًّۭا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
vemâ lekum ellâ tunfikû fî sebîli-llâhi velillâhi mîrâŝu-ssemâvâti vel'ard. lâ yestevî minkum men enfeka min kabli-lfethi vekâtel. ulâike a`żamu deracetem mine-lleẕîne enfekû mim ba`du vekâtelû. vekullev ve`ade-llâhu-lhusnâ. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
11
مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجْرٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
men ẕe-lleẕî yukridu-llâhe kardan hasenen feyudâ`ifehû lehû velehû ecrun kerîm.
Meal (Diyanet)
Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
12
يَوْمَ تَرَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَٰنِهِم بُشْرَىٰكُمُ ٱلْيَوْمَ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
yevme tera-lmu'minîne velmu'minâti yes`â nûruhum beyne eydîhim vebieymânihim buşrâkumu-lyevme cennâtun tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. ẕâlike huve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
13
يَوْمَ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱنظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ٱرْجِعُوا۟ وَرَآءَكُمْ فَٱلْتَمِسُوا۟ نُورًۭا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍۢ لَّهُۥ بَابٌۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحْمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلْعَذَابُ
Okunuş
yevme yekûlu-lmunâfikûne velmunâfikâtu lilleẕîne âmenu-nżurûnâ naktebis min nûrikum kîle-rci`û verâekum feltemisû nûrâ. feduribe beynehum bisûril lehû bâb. bâtinuhû fîhi-rrahmetu veżâhiruhû min kibelihi-l`aẕâb.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: "Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
14
يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَٱرْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ ٱلْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ
Okunuş
yunâdûnehum elem nekum me`akum. kâlû belâ velâkinnekum fetentum enfusekum veterabbastum vertebtum veğarratkumu-l'emâniyyu hattâ câe emru-llâhi veğarrakum billâhi-lğarûr.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı."
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
15
فَٱلْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌۭ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ مَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ ۖ هِىَ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
felyevme lâ yu'ḫaẕu minkum fidyetuv velâ mine-lleẕîne keferû. me'vâkumu-nnâr. hiye mevlâkum. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Bugün sizden ve inkar edenlerden fidye kabul edilmez; varacağınız yer ateştir, layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür!
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
16
۞ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ ۖ وَكَثِيرٌۭ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Okunuş
elem ye'ni lilleẕîne âmenû en taḫşe`a kulûbuhum liẕikri-llâhi vemâ nezele mine-lhakki velâ yekûnû kelleẕîne ûtu-lkitâbe min kablu fetâle `aleyhimu-l'emedu fekaset kulûbuhum. vekeŝîrum minhum fâsikûn.
Meal (Diyanet)
İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
17
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
i`lemû enne-llâhe yuhyi-l'arda ba`de mevtihâ. kad beyyennâ lekumu-l'âyâti le`allekum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiğini bilin; size, akledesiniz diye açık açık deliller anlattık.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
18
إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا يُضَٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
inne-lmussaddikîne velmussaddikâti veakradu-llâhe kardan haseney yudâ`afu lehum velehum ecrun kerîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
19
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
velleẕîne âmenû billâhi verusulihî ulâike humu-ssiddîkûn. veşşuhedâu `inde rabbihim. lehum ecruhum venûruhum. velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ulâike ashâbu-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
20
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌۭ وَلَهْوٌۭ وَزِينَةٌۭ وَتَفَاخُرٌۢ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌۭ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ ۖ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ ٱلْكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّۭا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمًۭا ۖ وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۭ وَمَغْفِرَةٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٌۭ ۚ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ
Okunuş
i`lemû enneme-lhayâtu-ddunyâ le`ibuv velehvuv vezînetuv vetefâḫurum beynekum vetekâŝurun fi-l'emvâli vel'evlâd. kemeŝeli ğayŝin a`cebe-lkuffâra nebâtuhû ŝumme yehîcu feterâhu musferran ŝumme yekûnu hutâmâ. vefi-l'âḫirati `aẕâbun şedîduv vemağfiratum mine-llâhi veridvân. veme-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ`u-lğurûr.
Meal (Diyanet)
Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah'ın hoşnudluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
21
سَابِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
sâbikû ilâ mağfiratim mir rabbikum vecennetin `arduhâ ke`ardi-ssemâi vel'ardi u`iddet lilleẕîne âmenû billâhi verusulih. ẕâlike fadlu-llâhi yu'tîhi mey yeşâ'. vellâhu ẕu-lfadli-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
22
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌۭ
Okunuş
mâ esâbe mim musîbetin fi-l'ardi velâ fî enfusikum illâ fî kitâbim min kabli en nebraehâ. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.
Meal (Diyanet)
Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
23
لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍۢ فَخُورٍ
Okunuş
likeylâ te'sev `alâ mâ fâtekum velâ tefrahû bimâ âtâkum. vellâhu lâ yuhibbu kulle muḫtâlin feḫûr.
Meal (Diyanet)
Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez;
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
24
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ ۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
elleẕîne yebḫalûne veye'murûne-nnâse bilbuḫl. vemey yetevelle feinne-llâhe huve-lğaniyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Bunlar cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarını söylerler. Allah'ın buyruğundan kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah şüphesiz müstağni ve övülmeğe layık olandır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
25
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌۭ شَدِيدٌۭ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌۭ
Okunuş
lekad erselnâ rusulenâ bilbeyyinâti veenzelnâ me`ahumu-lkitâbe velmîzâne liyekûme-nnâsu bilkist. veenzelne-lhadîde fîhi be'sun şedîduv vemenâfi`u linnâsi veliya`leme-llâhu mey yensuruhû verusulehû bilğayb. inne-llâhe kaviyyun `azîz.
Meal (Diyanet)
And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
26
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًۭا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ ۖ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍۢ ۖ وَكَثِيرٌۭ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Okunuş
velekad erselnâ nûhav veibrâhime vece`alnâ fî ẕurriyyetihime-nnubuvvete velkitâbe feminhum muhted. vekeŝîrum minhum fâsikûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
27
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأْفَةًۭ وَرَحْمَةًۭ وَرَهْبَانِيَّةً ٱبْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَٰهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ رِضْوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا ۖ فَـَٔاتَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ ۖ وَكَثِيرٌۭ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ
Okunuş
ŝumme kaffeynâ `alâ âŝârihim birusulinâ vekaffeynâ bi`îse-bni meryeme veâteynâhu-l'incîle vece`alnâ fî kulûbi-lleẕîne-ttebe`ûhu ra'fetev verahmeh. verahbâniyyeten-btede`ûhâ mâ ketebnâhâ `aleyhim ille-btiğâe ridvâni-llâhi femâ ra`avhâ hakka ri`âyetihâ. feâteyne-lleẕîne âmenû minhum ecrahum. vekeŝîrum minhum fâsikûn.
Meal (Diyanet)
Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
28
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَءَامِنُوا۟ بِرَسُولِهِۦ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِۦ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًۭا تَمْشُونَ بِهِۦ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe veâminû birasûlihî yu'tikum kifleyni mir rahmetihî veyec`al lekum nûran temşûne bihî veyağfir lekum. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, Peygamberine inanın ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır.
سُورَةُ الحَدِيدِ
· Hadid Suresi
29
لِّئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍۢ مِّن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَأَنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
liellâ ya`leme ehlu-lkitâbi ellâ yakdirûne `alâ şey'im min fadli-llâhi veenne-lfadle biyedi-llâhi yu'tîhi mey yeşâ'. vellâhu ẕu-lfadli-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir.