📖 Cüz 16
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
75
۞ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًۭا
Okunuş
kâle elem ekul leke inneke len testetî`a me`iye sabrâ.
Meal (Diyanet)
O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
76
قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَىْءٍۭ بَعْدَهَا فَلَا تُصَٰحِبْنِى ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّى عُذْرًۭا
Okunuş
kâle in seeltuke `an şey'im ba`dehâ felâ tusâhibnî. kad belağte mil ledunnî `uẕrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
77
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَيَآ أَهْلَ قَرْيَةٍ ٱسْتَطْعَمَآ أَهْلَهَا فَأَبَوْا۟ أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًۭا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥ ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًۭا
Okunuş
fentalekâ. hattâ iẕâ eteyâ ehle karyetin-stat`amâ ehlehâ feebev ey yudayyifûhumâ fevecedâ fîhâ cidâray yurîdu ey yenkadda feekâmeh. kâle lev şi'te letteḫaẕte `aleyhi ecrâ.
Meal (Diyanet)
Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
78
قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِى وَبَيْنِكَ ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
Okunuş
kâle hâẕâ firâku beynî vebeynik. seunebbiuke bite'vîli mâ lem testeti` `aleyhi sabrâ.
Meal (Diyanet)
O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım"
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
79
أَمَّا ٱلسَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَٰكِينَ يَعْمَلُونَ فِى ٱلْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَآءَهُم مَّلِكٌۭ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًۭا
Okunuş
emme-ssefînetu fekânet limesâkîne ya`melûne fi-lbahri feerattu en e`îbehâ vekâne verâehum melikuy ye'ḫuẕu kulle sefînetin ğasbâ.
Meal (Diyanet)
"Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
80
وَأَمَّا ٱلْغُلَٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَآ أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَٰنًۭا وَكُفْرًۭا
Okunuş
veemme-lğulâmu fekâne ebevâhu mu'mineyni feḫaşînâ ey yurhikahumâ tuğyânev vekufrâ.
Meal (Diyanet)
"Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
81
فَأَرَدْنَآ أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًۭا مِّنْهُ زَكَوٰةًۭ وَأَقْرَبَ رُحْمًۭا
Okunuş
feeradnâ ey yubdilehumâ rabbuhumâ ḫayram minhu zekâtev veakrabe ruhmâ.
Meal (Diyanet)
Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
82
وَأَمَّا ٱلْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَٰمَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِى ٱلْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُۥ كَنزٌۭ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَٰلِحًۭا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبْلُغَآ أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ وَمَا فَعَلْتُهُۥ عَنْ أَمْرِى ۚ ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًۭا
Okunuş
veemme-lcidâru fekâne liğulâmeyni yetîmeyni fi-lmedîneti vekâne tahtehû kenzul lehumâ vekâne ebûhumâ sâlihâ. feerâde rabbuke ey yebluğâ eşuddehumâ veyestaḫricâ kenzehumâ. rahmetem mir rabbik. vemâ fe`altuhû `an emrî. ẕâlike te'vîlu mâ lem testi` `aleyhi sabrâ.
Meal (Diyanet)
"Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
83
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَن ذِى ٱلْقَرْنَيْنِ ۖ قُلْ سَأَتْلُوا۟ عَلَيْكُم مِّنْهُ ذِكْرًا
Okunuş
veyes'elûneke `an ẕi-lkarneyn. kul seetlû `aleykum minhu ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
Sana Zülkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacağım" de.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
84
إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِى ٱلْأَرْضِ وَءَاتَيْنَٰهُ مِن كُلِّ شَىْءٍۢ سَبَبًۭا
Okunuş
innâ mekkennâ lehû fi-l'ardi veâteynâhu min kulli şey'in sebebâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
85
فَأَتْبَعَ سَبَبًا
Okunuş
feetbe`a sebebâ.
Meal (Diyanet)
O da bir yol tuttu.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
86
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍۢ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًۭا ۗ قُلْنَا يَٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًۭا
Okunuş
hattâ iẕâ beleğa mağribe-şşemsi vecedehâ tağrubu fî `aynin hamietiv vevecede `indehâ kavmâ. kulnâ yâ ẕe-lkarneyni immâ en tu`aẕẕibe veimmâ en tetteḫiẕe fîhim husnâ.
Meal (Diyanet)
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
87
قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَيُعَذِّبُهُۥ عَذَابًۭا نُّكْرًۭا
Okunuş
kâle emmâ men żaleme fesevfe nu`aẕẕibuhû ŝumme yuraddu ilâ rabbihî feyu`aẕẕibuhû `aẕâben nukrâ.
Meal (Diyanet)
"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
88
وَأَمَّا مَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلَهُۥ جَزَآءً ٱلْحُسْنَىٰ ۖ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًۭا
Okunuş
veemmâ men âmene ve`amile sâlihan felehû cezâen-lhusnâ. vesenekûlu lehû min emrinâ yusrâ.
Meal (Diyanet)
"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
89
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
Okunuş
ŝumme etbe`a sebebâ.
Meal (Diyanet)
Sonra yine bir yol tuttu.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
90
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَىٰ قَوْمٍۢ لَّمْ نَجْعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتْرًۭا
Okunuş
hattâ iẕâ beleğa matli`a-şşemsi vecedehâ tatlu`u `alâ kavmil lem nec`al lehum min dûnihâ sitrâ.
Meal (Diyanet)
Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
91
كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًۭا
Okunuş
keẕâlik. vekad ehatnâ bimâ ledeyhi ḫubrâ.
Meal (Diyanet)
İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
92
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
Okunuş
ŝumme etbe`a sebebâ.
Meal (Diyanet)
Sonra yine bir yol tuttu.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
93
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ بَيْنَ ٱلسَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْمًۭا لَّا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًۭا
Okunuş
hattâ iẕâ beleğae beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmel lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ.
Meal (Diyanet)
Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
94
قَالُوا۟ يَٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰٓ أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّۭا
Okunuş
kâlû yâ ẕe-lkarneyni inne ye'cûce veme'cûce mufsidûne fi-l'ardi fehel nec`alu leke ḫarcen `alâ en tec`ale beynenâ vebeynehum seddâ.
Meal (Diyanet)
Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
95
قَالَ مَا مَكَّنِّى فِيهِ رَبِّى خَيْرٌۭ فَأَعِينُونِى بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا
Okunuş
kâle mâ mekkennî fîhi rabbî ḫayrun fee`înûnî bikuvvetin ec`al beynekum vebeynehum radmâ.
Meal (Diyanet)
"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
96
ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلْحَدِيدِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ ٱلصَّدَفَيْنِ قَالَ ٱنفُخُوا۟ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًۭا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًۭا
Okunuş
âtûnî zubera-lhadîd. hattâ iẕâ sâvâ beyne-ssadefeyni kâle-nfuḫû. hattâ iẕâ ce`alehû nâran kâle âtûnî ufriğ `aleyhi kitrâ.
Meal (Diyanet)
"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
97
فَمَا ٱسْطَٰعُوٓا۟ أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ لَهُۥ نَقْبًۭا
Okunuş
feme-stâ`û ey yażherûhu veme-stetâ`û lehû nakbâ.
Meal (Diyanet)
Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
98
قَالَ هَٰذَا رَحْمَةٌۭ مِّن رَّبِّى ۖ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبِّى جَعَلَهُۥ دَكَّآءَ ۖ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّى حَقًّۭا
Okunuş
kâle hâẕâ rahmetum mir rabbî. feiẕâ câe va`du rabbî ce`alehû dekkâ'. vekâne va`du rabbî hakkâ.
Meal (Diyanet)
Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
99
۞ وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ يَمُوجُ فِى بَعْضٍۢ ۖ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَجَمَعْنَٰهُمْ جَمْعًۭا
Okunuş
veteraknâ ba`dahum yevmeiẕiy yemûcu fî ba`div venufiḫa fi-ssûri fecema`nâhum cem`â.
Meal (Diyanet)
Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
100
وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْكَٰفِرِينَ عَرْضًا
Okunuş
ve`aradnâ cehenneme yevmeiẕil lilkâfirîne `ardâ.
Meal (Diyanet)
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
101
ٱلَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِى غِطَآءٍ عَن ذِكْرِى وَكَانُوا۟ لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا
Okunuş
elleẕîne kânet a`yunuhum fî ğitâin `an ẕikrî vekânû lâ yestetî`ûne sem`â.
Meal (Diyanet)
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
102
أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَن يَتَّخِذُوا۟ عِبَادِى مِن دُونِىٓ أَوْلِيَآءَ ۚ إِنَّآ أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَٰفِرِينَ نُزُلًۭا
Okunuş
efehasibe-lleẕîne keferû ey yetteḫiẕû `ibâdî min dûnî evliyâ'. innâ a`tednâ cehenneme lilkâfirîne nuzulâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
103
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُم بِٱلْأَخْسَرِينَ أَعْمَٰلًا
Okunuş
kul hel nunebbiukum bil'aḫserîne a`mâlâ.
Meal (Diyanet)
"Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" de.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
104
ٱلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
Okunuş
elleẕîne dalle sa`yuhum fi-lhayâti-ddunyâ vehum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun`â.
Meal (Diyanet)
Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
105
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ وَلِقَآئِهِۦ فَحَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَزْنًۭا
Okunuş
ulâike-lleẕîne keferû biâyâti rabbihim velikâihî fehabitat a`mâluhum felâ nukîmu lehum yevme-lkiyâmeti veznâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
106
ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا۟ وَٱتَّخَذُوٓا۟ ءَايَٰتِى وَرُسُلِى هُزُوًا
Okunuş
ẕâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vetteḫaẕû âyâtî verusulî huzuvâ.
Meal (Diyanet)
İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
107
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّٰتُ ٱلْفِرْدَوْسِ نُزُلًا
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti kânet lehum cennâtu-lfirdevsi nuzulâ.
Meal (Diyanet)
Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
108
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًۭا
Okunuş
ḫâlidîne fîhâ lâ yebğûne `anhâ hivelâ.
Meal (Diyanet)
Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
109
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًۭا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًۭا
Okunuş
kul lev kâne-lbahru midâdel likelimâti rabbî lenefide-lbahru kable en tenfede kelimâtu rabbî velev ci'nâ bimiŝlihî mededâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi."
سُورَةُ الكَهۡفِ
· Kehf Suresi
110
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًۭا صَٰلِحًۭا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدًۢا
Okunuş
kul innemâ ene beşerum miŝlukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhuv vâhid. femen kâne yercû likâe rabbihî felya`mel `amelen sâlihav velâ yuşrik bi`ibâdeti rabbihî ehadâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ كٓهيعٓصٓ
Okunuş
kâf-hâ-yâ-`ayn-sâd.
Meal (Diyanet)
Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ
Okunuş
ẕikru rahmeti rabbike `abdehû zekeriyyâ.
Meal (Diyanet)
Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
3
إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّۭا
Okunuş
iẕ nâdâ rabbehû nidâen ḫafiyyâ.
Meal (Diyanet)
O Rabbine içinden yalvarmıştı.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
4
قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًۭا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّۭا
Okunuş
kâle rabbi innî vehene-l`ażmu minnî veşte`ale-rra'su şeybev velem ekum bidu`âike rabbi şekiyyâ.
Meal (Diyanet)
Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
5
وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًۭا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّۭا
Okunuş
veinnî ḫiftu-lmevâliye miv verâî vekâneti-mraetî `âkiran feheb lî mil ledunke veliyyâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
6
يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ ۖ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّۭا
Okunuş
yeriŝunî veyeriŝu min âli ya`kûb. vec`alhu rabbi radiyyâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
7
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّۭا
Okunuş
yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke biğulâmin-smuhû yahyâ lem nec`al lehû min kablu semiyyâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
8
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌۭ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًۭا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّۭا
Okunuş
kâle rabbi ennâ yekûnu lî ğulâmuv vekâneti-mraetî `âkirav vekad belağtu mine-lkiberi `itiyyâ.
Meal (Diyanet)
Zekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
9
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌۭ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًۭٔا
Okunuş
kâle keẕâlik. kâle rabbuke huve `aleyye heyyinuv vekad ḫalaktuke min kablu velem teku şey'â.
Meal (Diyanet)
Allah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
10
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةًۭ ۚ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٍۢ سَوِيًّۭا
Okunuş
kâle rabbi-c`al lî âyeh. kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse ŝelâŝe leyâlin seviyyâ.
Meal (Diyanet)
Zekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
11
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةًۭ وَعَشِيًّۭا
Okunuş
feḫarace `alâ kavmihî mine-lmihrâbi feevhâ ileyhim en sebbihû bukratev ve`aşiyyâ.
Meal (Diyanet)
Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
12
يَٰيَحْيَىٰ خُذِ ٱلْكِتَٰبَ بِقُوَّةٍۢ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحُكْمَ صَبِيًّۭا
Okunuş
yâ yahyâ ḫuẕi-lkitâbe bikuvveh. veâteynâhu-lhukme sabiyyâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
13
وَحَنَانًۭا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةًۭ ۖ وَكَانَ تَقِيًّۭا
Okunuş
vehanânem mil ledunnâ vezekâh. vekâne tekiyyâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
14
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّۭا
Okunuş
veberram bivâlideyhi velem yekun cebbâran `asiyyâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
15
وَسَلَٰمٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّۭا
Okunuş
veselâmun `aleyhi yevme vulide veyevme yemûtu veyevme yub`aŝu hayyâ.
Meal (Diyanet)
Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
16
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًۭا شَرْقِيًّۭا
Okunuş
veẕkur fi-lkitâbi meryem. iẕi-ntebeẕet min ehlihâ mekânen şerkiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
17
فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًۭا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًۭا سَوِيًّۭا
Okunuş
fetteḫaẕet min dûnihim hicâben feerselnâ ileyhâ rûhanâ fetemeŝŝele lehâ beşeran seviyyâ.
Meal (Diyanet)
Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
18
قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّۭا
Okunuş
kâlet innî e`ûẕu birrahmâni minke in kunte tekiyyâ.
Meal (Diyanet)
Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
19
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمًۭا زَكِيًّۭا
Okunuş
kâle innemâ ene rasûlu rabbik. liehebe leki ğulâmen zekiyyâ.
Meal (Diyanet)
Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
20
قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌۭ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌۭ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّۭا
Okunuş
kâlet ennâ yekûnu lî ğulâmuv velem yemsesnî beşeruv velem eku beğiyyâ.
Meal (Diyanet)
Meryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
21
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌۭ ۖ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةًۭ لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةًۭ مِّنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًۭا مَّقْضِيًّۭا
Okunuş
kâle keẕâlik. kâle rabbuki huve `aleyye heyyin. velinec`alehû âyetel linnâsi verahmetem minnâ. vekâne emram makdiyyâ.
Meal (Diyanet)
Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
22
۞ فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًۭا قَصِيًّۭا
Okunuş
fehamelethu fentebeẕet bihî mekânen kasiyyâ.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
23
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسْيًۭا مَّنسِيًّۭا
Okunuş
feecâehe-lmeḫâdu ilâ ciẕ`i-nnaḫleh. kâlet yâ leytenî mittu kable hâẕâ vekuntu nesyem mensiyyâ.
Meal (Diyanet)
Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
24
فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّۭا
Okunuş
fenâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ce`ale rabbuki tahteki seriyyâ.
Meal (Diyanet)
Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
25
وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًۭا جَنِيًّۭا
Okunuş
vehuzzî ileyki biciẕ`i-nnaḫleti tusâkit `aleyki rutaben ceniyyâ.
Meal (Diyanet)
Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
26
فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًۭا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًۭا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًۭا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّۭا
Okunuş
fekulî veşrabî vekarrî `aynâ. feimmâ terayinne mine-lbeşeri ehaden fekûlî innî neẕertu lirrahmâni savmen felen ukellime-lyevme insiyyâ.
Meal (Diyanet)
Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
27
فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ ۖ قَالُوا۟ يَٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًۭٔا فَرِيًّۭا
Okunuş
feetet bihî kavmehâ tahmiluh. kâlû yâ meryemu lekad ci'ti şey'en feriyyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
28
يَٰٓأُخْتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍۢ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّۭا
Okunuş
yâ uḫte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev'iv vemâ kânet ummuki beğiyyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
29
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّۭا
Okunuş
feeşârat ileyh. kâlû keyfe nukellimu men kâne fi-lmehdi sabiyyâ.
Meal (Diyanet)
Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
30
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّۭا
Okunuş
kâle innî `abdu-llâh. âtâniye-lkitâbe vece`alenî nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
31
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّۭا
Okunuş
vece`alenî mubâraken eyne mâ kunt. veevsânî bissalâti vezzekâti mâ dumtu hayyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
32
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًۭا شَقِيًّۭا
Okunuş
veberram bivâlidetî. velem yec`alnî cebbâran şekiyyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
33
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّۭا
Okunuş
vesselâmu `aleyye yevme vulittu veyevme emûtu veyevme ub`aŝu hayyâ.
Meal (Diyanet)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
34
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ
Okunuş
ẕâlike `îse-bnu meryem. kavle-lhakki-lleẕî fîhi yemterûn.
Meal (Diyanet)
İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍۢ ۖ سُبْحَٰنَهُۥٓ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًۭا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
mâ kâne lillâhi ey yetteḫiẕe miv veledin subhâneh. iẕâ kadâ emran feinnemâ yekûlu lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
36
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Okunuş
veinne-llâhe rabbî verabbukum fa`budûh. hâẕâ sirâtum mustekîm.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
37
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Okunuş
faḫtelefe-l'ahzâbu mim beynihim. feveylul lilleẕîne keferû mim meşhedi yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
38
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا ۖ لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
esmi` bihim veebsir yevme ye'tûnenâ lâkini-żżâlimûne-lyevme fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
39
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍۢ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
veenẕirhum yevme-lhasrati iẕ kudiye-l'emr. vehum fî ğafletiv vehum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
40
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Okunuş
innâ nahnu neriŝu-l'arda vemen `aleyhâ veileynâ yurce`ûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
41
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِبْرَٰهِيمَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًۭا نَّبِيًّا
Okunuş
veẕkur fi-lkitâbi ibrâhîm. innehû kâne siddîkan nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
42
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِى عَنكَ شَيْـًۭٔا
Okunuş
iẕ kâle liebîhi yâ ebeti lime ta`budu mâ lâ yesme`u velâ yubsiru velâ yuğnî `anke şey'â.
Meal (Diyanet)
Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
43
يَٰٓأَبَتِ إِنِّى قَدْ جَآءَنِى مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَٱتَّبِعْنِىٓ أَهْدِكَ صِرَٰطًۭا سَوِيًّۭا
Okunuş
yâ ebeti innî kad câenî mine-l`ilmi mâ lem ye'tike fettebi`nî ehdike sirâtan seviyyâ.
Meal (Diyanet)
"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
44
يَٰٓأَبَتِ لَا تَعْبُدِ ٱلشَّيْطَٰنَ ۖ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ عَصِيًّۭا
Okunuş
yâ ebeti lâ ta`budi-şşeytân. inne-şşeytâne kâne lirrahmâni `asiyyâ.
Meal (Diyanet)
"Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır"
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
45
يَٰٓأَبَتِ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌۭ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَٰنِ وَلِيًّۭا
Okunuş
yâ ebeti innî eḫâfu ey yemesseke `aẕâbum mine-rrahmâni fetekûne lişşeytâni veliyyâ.
Meal (Diyanet)
"Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
46
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ ءَالِهَتِى يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ وَٱهْجُرْنِى مَلِيًّۭا
Okunuş
kâle erâğibun ente `an âlihetî yâ ibrâhîm. leil lem tentehi leercumenneke vehcurnî meliyyâ.
Meal (Diyanet)
Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
47
قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيْكَ ۖ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِى حَفِيًّۭا
Okunuş
kâle selâmun `aleyk. seestağfiru leke rabbî. innehû kâne bî hafiyyâ.
Meal (Diyanet)
İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
48
وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدْعُوا۟ رَبِّى عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّى شَقِيًّۭا
Okunuş
vea`tezilukum vemâ ted`ûne min dûni-llâhi veed`û rabbî. `asâ ellâ ekûne bidu`âi rabbî şekiyyâ.
Meal (Diyanet)
"Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
49
فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ ۖ وَكُلًّۭا جَعَلْنَا نَبِيًّۭا
Okunuş
felemme-`tezelehum vemâ ya`budûne min dûni-llâhi vehebnâ lehû ishâka veya`kûb. vekullen ce`alnâ nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
50
وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّۭا
Okunuş
vevehebnâ lehum mir rahmetinâ vece`alnâ lehum lisâne sidkin `aliyyâ.
Meal (Diyanet)
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
51
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مُوسَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخْلَصًۭا وَكَانَ رَسُولًۭا نَّبِيًّۭا
Okunuş
veẕkur fi-lkitâbi mûsâ. innehû kâne muḫlesav vekâne rasûlen nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
52
وَنَٰدَيْنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَٰهُ نَجِيًّۭا
Okunuş
venâdeynâhu min cânibi-ttûri-l'eymeni vekarrabnâhu neciyyâ.
Meal (Diyanet)
Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
53
وَوَهَبْنَا لَهُۥ مِن رَّحْمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيًّۭا
Okunuş
vevehebnâ lehû mir rahmetinâ eḫâhu hârûne nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
54
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِسْمَٰعِيلَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًۭا نَّبِيًّۭا
Okunuş
veẕkur fi-lkitâbi ismâ`îl. innehû kâne sâdika-lva`di vekâne rasûlen nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
55
وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرْضِيًّۭا
Okunuş
vekâne ye'muru ehlehû bissalâti vezzekâh. vekâne `inde rabbihî merdiyyâ.
Meal (Diyanet)
Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
56
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِدْرِيسَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًۭا نَّبِيًّۭا
Okunuş
veẕkur fi-lkitâbi idrîs. innehû kâne siddîkan nebiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
57
وَرَفَعْنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Okunuş
verafa`nâhu mekânen `aliyyâ.
Meal (Diyanet)
Biz onu yüce bir yere yükselttik.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
58
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۢ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُ ٱلرَّحْمَٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًۭا وَبُكِيًّۭا ۩
Okunuş
ulâike-lleẕîne en`ame-llâhu `aleyhim mine-nnebiyyîne min ẕurriyyeti âdeme vemimmen hamelnâ me`a nûh. vemin ẕurriyyeti ibrâhîme veisrâîle vemimmen hedeynâ vectebeynâ. iẕâ tutlâ `aleyhim âyâtu-rrahmâni ḫarrû succedev vebukiyyâ.
Meal (Diyanet)
İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
59
۞ فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
Okunuş
feḫalefe mim ba`dihim ḫalfun edâ`u-ssalâte vettebe`u-şşehevâti fesevfe yelkavne ğayyâ.
Meal (Diyanet)
Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
60
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًۭٔا
Okunuş
illâ men tâbe veâmene ve`amile sâlihan feulâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne şey'â.
Meal (Diyanet)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
61
جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعْدُهُۥ مَأْتِيًّۭا
Okunuş
cennâti `adnini-lletî ve`ade-rrahmânu `ibâdehû bilğayb. innehû kâne va`duhû me'tiyyâ.
Meal (Diyanet)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
62
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَٰمًۭا ۖ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةًۭ وَعَشِيًّۭا
Okunuş
lâ yesme`ûne fîhâ lağven illâ selâmâ. velehum rizkuhum fîhâ bukratev ve`aşiyyâ.
Meal (Diyanet)
Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
63
تِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّۭا
Okunuş
tilke-lcennetu-lletî nûriŝu min `ibâdinâ men kâne tekiyyâ.
Meal (Diyanet)
Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
64
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ ۖ لَهُۥ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ ۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّۭا
Okunuş
vemâ netenezzelu illâ biemri rabbik. lehû mâ beyne eydînâ vemâ ḫalfenâ vemâ beyne ẕâlik. vemâ kâne rabbuke nesiyyâ.
Meal (Diyanet)
Cebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
65
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَٱعْبُدْهُ وَٱصْطَبِرْ لِعِبَٰدَتِهِۦ ۚ هَلْ تَعْلَمُ لَهُۥ سَمِيًّۭا
Okunuş
rabbu-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ fa`budhu vastabir li`ibâdetih. hel ta`lemu lehû semiyyâ.
Meal (Diyanet)
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
66
وَيَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا
Okunuş
veyekûlu-l'insânu eiẕâ mâ mittu lesevfe uḫracu hayyâ.
Meal (Diyanet)
İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
67
أَوَلَا يَذْكُرُ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًۭٔا
Okunuş
evelâ yeẕkuru-l'insânu ennâ ḫalaknâhu min kablu velem yeku şey'â.
Meal (Diyanet)
Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
68
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّۭا
Okunuş
feverabbike lenahşurannehum veşşeyâtîne ŝumme lenuhdirannehum havle cehenneme ciŝiyyâ.
Meal (Diyanet)
Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
69
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحْمَٰنِ عِتِيًّۭا
Okunuş
ŝumme lenenzi`anne min kulli şî`atin eyyuhum eşeddu `ale-rrahmâni `itiyyâ.
Meal (Diyanet)
Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
70
ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمْ أَوْلَىٰ بِهَا صِلِيًّۭا
Okunuş
ŝumme lenahnu a`lemu billeẕîne hum evlâ bihâ siliyyâ.
Meal (Diyanet)
Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
71
وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًۭا مَّقْضِيًّۭا
Okunuş
veim minkum illâ vâriduhâ. kâne `alâ rabbike hatmem makdiyyâ.
Meal (Diyanet)
Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
72
ثُمَّ نُنَجِّى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيًّۭا
Okunuş
ŝumme nunecci-lleẕîne-ttekav veneẕeru-żżâlimîne fîhâ ciŝiyyâ.
Meal (Diyanet)
Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
73
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌۭ مَّقَامًۭا وَأَحْسَنُ نَدِيًّۭا
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû eyyu-lferîkayni ḫayrum mekâmev veahsenu nediyyâ.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
74
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَٰثًۭا وَرِءْيًۭا
Okunuş
vekem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu eŝâŝev veri'yâ.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
75
قُلْ مَن كَانَ فِى ٱلضَّلَٰلَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ مَدًّا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلْعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّۭ مَّكَانًۭا وَأَضْعَفُ جُندًۭا
Okunuş
kul men kâne fi-ddalâleti felyemdud lehu-rrahmânu meddâ. hattâ iẕâ raev mâ yû`adûne imme-l`aẕâbe veimme-ssâ`ah. feseya`lemûne men huve şerrum mekânev vead`afu cundâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir."
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
76
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ هُدًۭى ۗ وَٱلْبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًۭا وَخَيْرٌۭ مَّرَدًّا
Okunuş
veyezîdu-llâhu-lleẕîne-htedev huden. velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḫayrun `inde rabbike ŝevâbev veḫayrum meraddâ.
Meal (Diyanet)
Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
77
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًۭا وَوَلَدًا
Okunuş
eferaeyte-lleẕî kefera biâyâtinâ vekâle leûteyenne mâlev veveledâ.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu?
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
78
أَطَّلَعَ ٱلْغَيْبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًۭا
Okunuş
ettale`a-lğaybe emi-tteḫaẕe `inde-rrahmâni `ahdâ.
Meal (Diyanet)
O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
79
كَلَّا ۚ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلْعَذَابِ مَدًّۭا
Okunuş
kellâ. senektubu mâ yekûlu venemuddu lehû mine-l`aẕâbi meddâ.
Meal (Diyanet)
Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
80
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًۭا
Okunuş
veneriŝuhû mâ yekûlu veye'tînâ ferdâ.
Meal (Diyanet)
Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
81
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةًۭ لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّۭا
Okunuş
vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel liyekûnû lehum `izzâ.
Meal (Diyanet)
Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
82
كَلَّا ۚ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا
Okunuş
kellâ. seyekfurûne bi`ibâdetihim veyekûnûne `aleyhim diddâ.
Meal (Diyanet)
Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
83
أَلَمْ تَرَ أَنَّآ أَرْسَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّۭا
Okunuş
elem tera ennâ erselne-şşeyâtîne `ale-lkâfirîne teuzzuhum ezzâ.
Meal (Diyanet)
Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
84
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ ۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّۭا
Okunuş
felâ ta`cel `aleyhim. innemâ ne`uddu lehum `addâ.
Meal (Diyanet)
Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
85
يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَٰنِ وَفْدًۭا
Okunuş
yevme nahşuru-lmuttekîne ile-rrahmâni vefdâ.
Meal (Diyanet)
sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
86
وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًۭا
Okunuş
venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdâ.
Meal (Diyanet)
sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
87
لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًۭا
Okunuş
lâ yemlikûne-şşefâ`ate illâ meni-tteḫaẕe `inde-rrahmâni `ahdâ.
Meal (Diyanet)
Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
88
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَلَدًۭا
Okunuş
vekâlu-tteḫaẕe-rrahmânu veledâ.
Meal (Diyanet)
Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
89
لَّقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا إِدًّۭا
Okunuş
lekad ci'tum şey'en iddâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
90
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ ٱلْأَرْضُ وَتَخِرُّ ٱلْجِبَالُ هَدًّا
Okunuş
tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne minhu vetenşekku-l'ardu veteḫirru-lcibâlu heddâ.
Meal (Diyanet)
Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
91
أَن دَعَوْا۟ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدًۭا
Okunuş
en de`av lirrahmâni veledâ.
Meal (Diyanet)
Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
92
وَمَا يَنۢبَغِى لِلرَّحْمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
Okunuş
vemâ yembeğî lirrahmâni ey yetteḫiẕe veledâ.
Meal (Diyanet)
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
93
إِن كُلُّ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّآ ءَاتِى ٱلرَّحْمَٰنِ عَبْدًۭا
Okunuş
in kullu men fi-ssemâvâti vel'ardi illâ âti-rrahmâni `abdâ.
Meal (Diyanet)
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
94
لَّقَدْ أَحْصَىٰهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّۭا
Okunuş
lekad ahsâhum ve`addehum `addâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
95
وَكُلُّهُمْ ءَاتِيهِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَرْدًا
Okunuş
vekulluhum âtîhi yevme-lkiyâmeti ferdâ.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
96
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحْمَٰنُ وُدًّۭا
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti seyec`alu lehumu-rrahmânu vuddâ.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
97
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًۭا لُّدًّۭا
Okunuş
feinnemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihi-lmuttekîne vetunẕira bihî kavmel luddâ.
Meal (Diyanet)
Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
سُورَةُ مَرۡيَمَ
· Meryem Suresi
98
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًۢا
Okunuş
vekem ehleknâ kablehum min karn. hel tuhissu minhum min ehadin ev tesme`u lehum rikzâ.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طه
Okunuş
tâ-hâ.
Meal (Diyanet)
Ta, Ha.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
2
مَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لِتَشْقَىٰٓ
Okunuş
mâ enzelnâ `aleyke-lkur'âne liteşkâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
3
إِلَّا تَذْكِرَةًۭ لِّمَن يَخْشَىٰ
Okunuş
illâ teẕkiratel limey yaḫşâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
4
تَنزِيلًۭا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلْعُلَى
Okunuş
tenzîlem mimmen ḫaleka-l'arda vessemâvâti-l`ulâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
5
ٱلرَّحْمَٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ
Okunuş
errahmânu `ale-l`arşi-stevâ.
Meal (Diyanet)
Rahman arşa hükmetmektedir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
6
لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ
Okunuş
lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi vemâ beynehumâ vemâ tahte-ŝŝerâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
7
وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى
Okunuş
vein techer bilkavli feinnehû ya`lemu-ssirra veaḫfâ.
Meal (Diyanet)
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
8
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ hû. lehu-l'esmâu-lhusnâ.
Meal (Diyanet)
Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
9
وَهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Okunuş
vehel etâke hadîŝu mûsâ.
Meal (Diyanet)
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
10
إِذْ رَءَا نَارًۭا فَقَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًۭا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًۭى
Okunuş
iẕ raâ nâran fekâle liehlihi-mkuŝû innî ânestu nâral le`allî âtîkum minhâ bikabesin ev ecidu `ale-nnâri hudâ.
Meal (Diyanet)
O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
11
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَٰمُوسَىٰٓ
Okunuş
felemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
12
إِنِّىٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخْلَعْ نَعْلَيْكَ ۖ إِنَّكَ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًۭى
Okunuş
innî ene rabbuke faḫla` na`leyk. inneke bilvâdi-lmukaddesi tuvâ.
Meal (Diyanet)
"Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
13
وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ
Okunuş
veene-ḫtertuke festemi` limâ yûhâ.
Meal (Diyanet)
"Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
14
إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ
Okunuş
innenî ene-llâhu lâ ilâhe illâ ene fa`budnî veekimi-ssalâte liẕikrî.
Meal (Diyanet)
"Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
15
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ
Okunuş
inne-ssâ`ate âtiyetun ekâdu uḫfîhâ lituczâ kullu nefsim bimâ tes`â.
Meal (Diyanet)
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ
Okunuş
felâ yesuddenneke `anhâ mel lâ yu'minu bihâ vettebe`a hevâhu feterdâ.
Meal (Diyanet)
"Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
17
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
vemâ tilke biyemînike yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
18
قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ
Okunuş
kâle hiye `asây. etevekkeu `aleyhâ veehuşşu bihâ `alâ ğanemî veliye fîhâ meâribu uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
19
قَالَ أَلْقِهَا يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
kâle elkihâ yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
20
فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌۭ تَسْعَىٰ
Okunuş
feelkâhâ feiẕâ hiye hayyetun tes`â.
Meal (Diyanet)
Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
21
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ ۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ
Okunuş
kâle ḫuẕhâ velâ teḫaf. senu`îduhâ sîratehe-l'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
22
وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ
Okunuş
vadmum yedeke ilâ cenâhike taḫruc beydâe min ğayri sûin âyeten uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
23
لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَٰتِنَا ٱلْكُبْرَى
Okunuş
linuriyeke min âyâtine-lkubrâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
24
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Okunuş
iẕheb ilâ fir`avne innehû tağâ.
Meal (Diyanet)
"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
25
قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى
Okunuş
kâle rabbi-şrah lî sadrî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
26
وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى
Okunuş
veyessir lî emrî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
27
وَٱحْلُلْ عُقْدَةًۭ مِّن لِّسَانِى
Okunuş
vahlul `ukdetem mil lisânî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
28
يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى
Okunuş
yefkahû kavlî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
29
وَٱجْعَل لِّى وَزِيرًۭا مِّنْ أَهْلِى
Okunuş
vec`al lî vezîram min ehlî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
30
هَٰرُونَ أَخِى
Okunuş
hârûne eḫî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
31
ٱشْدُدْ بِهِۦٓ أَزْرِى
Okunuş
uşdud bihî ezrî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
32
وَأَشْرِكْهُ فِىٓ أَمْرِى
Okunuş
veeşrikhu fî emrî.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
33
كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًۭا
Okunuş
key nusebbihake keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
34
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا
Okunuş
veneẕkurake keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
35
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًۭا
Okunuş
inneke kunte binâ besîrâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
36
قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
kâle kad ûtîte su'leke yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
37
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ
Okunuş
velekad menennâ `aleyke merraten uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
38
إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
Okunuş
iẕ evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
39
أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّۭ لِّى وَعَدُوٌّۭ لَّهُۥ ۚ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةًۭ مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ
Okunuş
eni-kẕifîhi fi-ttâbûti fakẕifîhi fi-lyemmi felyulkihi-lyemmu bissâhili ye'ḫuẕhu `aduvvul lî ve`aduvvul leh. veelkaytu `aleyke mehabbetem minnî. velitusne`a `alâ `aynî.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
40
إِذْ تَمْشِىٓ أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ مَن يَكْفُلُهُۥ ۖ فَرَجَعْنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ ۚ وَقَتَلْتَ نَفْسًۭا فَنَجَّيْنَٰكَ مِنَ ٱلْغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونًۭا ۚ فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَىٰ قَدَرٍۢ يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
iẕ temşî uḫtuke fetekûlu hel edullukum `alâ mey yekfuluh. feraca`nâke ilâ ummike key tekarra `aynuhâ velâ tahzen. vekatelte nefsen fenecceynâke mine-lğammi vefetennâke futûnâ. felebiŝte sinîne fî ehli medyene ŝumme ci'te `alâ kaderiy yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
41
وَٱصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى
Okunuş
vastana`tuke linefsî.
Meal (Diyanet)
Seni kendim için ayırdım.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
42
ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى
Okunuş
iẕheb ente veeḫûke biâyâtî velâ teniyâ fî ẕikrî.
Meal (Diyanet)
Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
43
ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Okunuş
iẕhebâ ilâ fir`avne innehû tağâ.
Meal (Diyanet)
Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
44
فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًۭا لَّيِّنًۭا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ
Okunuş
fekûlâ lehû kavlel leyyinel le`allehû yeteẕekkeru ev yaḫşâ.
Meal (Diyanet)
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
45
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ
Okunuş
kâlâ rabbenâ innenâ neḫâfu ey yefruta `aleynâ ev ey yatğâ.
Meal (Diyanet)
Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
46
قَالَ لَا تَخَافَآ ۖ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ
Okunuş
kâle lâ teḫâfâ innenî me`akumâ esme`u veerâ.
Meal (Diyanet)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
47
فَأْتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَٰكَ بِـَٔايَةٍۢ مِّن رَّبِّكَ ۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلْهُدَىٰٓ
Okunuş
fe'tiyâhu fekûlâ innâ rasûlâ rabbike feersil me`anâ benî isrâîle velâ tu`aẕẕibhum. kad ci'nâke biâyetim mir rabbik. vesselâmu `alâ meni-ttebe`a-lhudâ.
Meal (Diyanet)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
48
إِنَّا قَدْ أُوحِىَ إِلَيْنَآ أَنَّ ٱلْعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Okunuş
innâ kad ûhiye ileynâ enne-l`aẕâbe `alâ men keẕẕebe vetevellâ.
Meal (Diyanet)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
49
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
kâle femer rabbukumâ yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
50
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِىٓ أَعْطَىٰ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
Okunuş
kâle rabbune-lleẕî a`tâ kulle şey'in ḫalkahû ŝumme hedâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
51
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلْقُرُونِ ٱلْأُولَىٰ
Okunuş
kâle femâ bâlu-lkurûni-l'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
52
قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَٰبٍۢ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى
Okunuş
kâle `ilmuhâ `inde rabbî fî kitâb. lâ yedillu rabbî velâ yensâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
53
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًۭا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًۭا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّن نَّبَاتٍۢ شَتَّىٰ
Okunuş
elleẕî ce`ale lekumu-l'arda mehdev veseleke lekum fîhâ subulev veenzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ezvâcem min nebetin şettâ.
Meal (Diyanet)
Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
54
كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَٰمَكُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ
Okunuş
kulû ver`av en`âmekum. inne fî ẕâlike leâyâtil liuli-nnuhâ.
Meal (Diyanet)
İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
55
۞ مِنْهَا خَلَقْنَٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ
Okunuş
minhâ ḫalaknâkum vefîhâ nu`îdukum veminhâ nuḫricukum târaten uḫrâ.
Meal (Diyanet)
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
56
وَلَقَدْ أَرَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
Okunuş
velekad eraynâhu âyâtinâ kullehâ fekeẕẕebe veebâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
57
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
kâle eci'tenâ lituḫricenâ min ardinâ bisihrike yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
58
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍۢ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًۭا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًۭا سُوًۭى
Okunuş
felene'tiyenneke bisihrim miŝlihî fec`al beynenâ vebeyneke mev`idel lâ nuḫlifuhû nahnu velâ ente mekânen suvâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
59
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحًۭى
Okunuş
kâle mev`idukum yevmu-zzîneti veey yuhşera-nnâsu duhâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
60
فَتَوَلَّىٰ فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
Okunuş
fetevellâ fir`avnu feceme`a keydehû ŝumme etâ.
Meal (Diyanet)
Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
61
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍۢ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ
Okunuş
kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû `ale-llâhi keẕiben feyushitekum bi`aẕâb. vekad ḫâbe meni-fterâ.
Meal (Diyanet)
Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
62
فَتَنَٰزَعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَىٰ
Okunuş
fetenâza`û emrahum beynehum veeserru-nnecvâ.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
63
قَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ
Okunuş
kâlû in hâẕâni lesâhirâni yurîdâni ey yuḫricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeẕhebâ bitarîkatikumu-lmuŝlâ.
Meal (Diyanet)
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
64
فَأَجْمِعُوا۟ كَيْدَكُمْ ثُمَّ ٱئْتُوا۟ صَفًّۭا ۚ وَقَدْ أَفْلَحَ ٱلْيَوْمَ مَنِ ٱسْتَعْلَىٰ
Okunuş
feecmi`û keydekum ŝumme-'tû saffâ. vekad efleha-lyevme meni-sta`lâ.
Meal (Diyanet)
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
65
قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ
Okunuş
kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye veimmâ en nekûne evvele men elkâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
66
قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ
Okunuş
kâle bel elkû. feiẕâ hibâluhum ve`isiyyuhum yuḫayyelu ileyhi min sihrihim ennehâ tes`â.
Meal (Diyanet)
Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
67
فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةًۭ مُّوسَىٰ
Okunuş
feevcese fî nefsihî ḫîfetem mûsâ.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
68
قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ
Okunuş
kulnâ lâ teḫaf inneke ente-l'a`lâ.
Meal (Diyanet)
"Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
69
وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَٰحِرٍۢ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ
Okunuş
veelki mâ fî yemînike telkaf mâ sane`û. innemâ sane`û keydu sâhir. velâ yuflihu-ssâhiru hayŝu etâ.
Meal (Diyanet)
"Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
70
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًۭا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
Okunuş
feulkiye-sseharatu succeden kâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ.
Meal (Diyanet)
Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
71
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ ۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًۭا وَأَبْقَىٰ
Okunuş
kâle âmentum lehû kable en âẕene lekum. innehû lekebîrukumu-lleẕî `allemekumu-ssihr. feleukatti`anne eydiyekum veerculekum min ḫilâfiv veleusallibennekum fî cuẕû`i-nnaḫl. veleta`lemunne eyyunâ eşeddu `aẕâbev veebkâ.
Meal (Diyanet)
Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
72
قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا ۖ فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ ۖ إِنَّمَا تَقْضِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ
Okunuş
kâlû len nu'ŝirake `alâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleẕî fetaranâ fakdi mâ ente kâd. innemâ takdî hâẕihi-lhayâte-ddunyâ.
Meal (Diyanet)
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
73
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ ٱلسِّحْرِ ۗ وَٱللَّهُ خَيْرٌۭ وَأَبْقَىٰٓ
Okunuş
innâ âmennâ birabbinâ liyağfira lenâ ḫatâyânâ vemâ ekrahtenâ `aleyhi mine-ssihr. vellâhu ḫayruv veebkâ.
Meal (Diyanet)
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
74
إِنَّهُۥ مَن يَأْتِ رَبَّهُۥ مُجْرِمًۭا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ
Okunuş
innehû mey ye'ti rabbehû mucrimen feinne lehû cehennem. lâ yemûtu fîhâ velâ yahyâ.
Meal (Diyanet)
Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
75
وَمَن يَأْتِهِۦ مُؤْمِنًۭا قَدْ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلْعُلَىٰ
Okunuş
vemey ye'tihî mu'minen kad `amile-ssâlihâti feulâike lehumu-dderacâtu-l`ulâ.
Meal (Diyanet)
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
76
جَنَّٰتُ عَدْنٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
Okunuş
cennâtu `adnin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâu men tezekkâ.
Meal (Diyanet)
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
77
وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًۭا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًۭا لَّا تَخَٰفُ دَرَكًۭا وَلَا تَخْشَىٰ
Okunuş
velekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî fadrib lehum tarîkan fi-lbahri yebesâ. lâ teḫâfu derakev velâ taḫşâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
78
فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ
Okunuş
feetbe`ahum fir`avnu bicunûdihî feğaşiyehum mine-lyemmi mâ ğaşiyehum.
Meal (Diyanet)
Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
79
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
Okunuş
veedalle fir`avnu kavmehû vemâ hedâ.
Meal (Diyanet)
Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
80
يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ قَدْ أَنجَيْنَٰكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَٰعَدْنَٰكُمْ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ
Okunuş
yâ benî isrâîle kad enceynâkum min `aduvvikum veve`adnâkum cânibe-ttûri-l'eymene venezzelnâ `aleykumu-lmenne vesselvâ.
Meal (Diyanet)
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
81
كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَلَا تَطْغَوْا۟ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى ۖ وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَىٰ
Okunuş
kulû min tayyibâti mâ razaknâkum velâ tatğav fîhi feyehille `aleykum ğadabî. vemey yahlil `aleyhi ğadabî fekad hevâ.
Meal (Diyanet)
Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
82
وَإِنِّى لَغَفَّارٌۭ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا ثُمَّ ٱهْتَدَىٰ
Okunuş
veinnî leğaffârul limen tâbe veâmene ve`amile sâlihan ŝumme-htedâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
83
۞ وَمَآ أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَٰمُوسَىٰ
Okunuş
vemâ a`celeke `an kavmike yâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
"Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
84
قَالَ هُمْ أُو۟لَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِى وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَىٰ
Okunuş
kâle hum ulâi `alâ eŝerî ve`aciltu ileyke rabbi literdâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
85
قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنۢ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِىُّ
Okunuş
kâle feinnâ kad fetennâ kavmeke mim ba`dike veedallehumu-ssâmiriyy.
Meal (Diyanet)
Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
86
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَٰنَ أَسِفًۭا ۚ قَالَ يَٰقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا ۚ أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ ٱلْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِى
Okunuş
ferace`a mûsâ ilâ kavmihî ğadbâne esifâ. kâle yâ kavmi elem ye`idkum rabbukum va`den hasenâ. efetâle `aleykumu-l`ahdu em erattum ey yehille `aleykum ğadabum mir rabbikum feaḫleftum mev`idî.
Meal (Diyanet)
Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
87
قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًۭا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ
Okunuş
kâlû mâ aḫlefnâ mev`ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâram min zîneti-lkavmi fekaẕefnâhâ fekeẕâlike elka-ssâmiriyy.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
88
فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًۭا جَسَدًۭا لَّهُۥ خُوَارٌۭ فَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمْ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ
Okunuş
feaḫrace lehum `iclen cesedel lehû ḫuvârun fekâlû hâẕâ ilâhukum veilâhu mûsâ fenesî.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
89
أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًۭا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّۭا وَلَا نَفْعًۭا
Okunuş
efelâ yeravne ellâ yerci`u ileyhim kavlev velâ yemliku lehum darrav velâ nef`â.
Meal (Diyanet)
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
90
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَٰرُونُ مِن قَبْلُ يَٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ ۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى
Okunuş
velekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih. veinne rabbekumu-rrahmânu fettebi`ûnî veetî`û emrî.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
91
قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ
Okunuş
kâlû len nebraha `aleyhi `âkifîne hattâ yerci`a ileynâ mûsâ.
Meal (Diyanet)
"Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
92
قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟
Okunuş
kâle yâ hârûnu mâ mene`ake iẕ raeytehum dallû.
Meal (Diyanet)
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
93
أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى
Okunuş
ellâ tettebi`an. efe`asayte emrî.
Meal (Diyanet)
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
94
قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ ۖ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى
Okunuş
kâle yebneumme lâ te'ḫuẕ bilihyetî velâ bira'sî. innî ḫaşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâîle velem terkub kavlî.
Meal (Diyanet)
Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
95
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَٰسَٰمِرِىُّ
Okunuş
kâle femâ ḫatbuke yâ sâmiriyy.
Meal (Diyanet)
Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
96
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةًۭ مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى
Okunuş
kâle besurtu bimâ lem yebsurû bihî fekabadtu kabdatem min eŝeri-rrasûli fenebeẕtuhâ vekeẕâlike sevvelet lî nefsî.
Meal (Diyanet)
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
97
قَالَ فَٱذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ ۖ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًۭا لَّن تُخْلَفَهُۥ ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًۭا ۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِى ٱلْيَمِّ نَسْفًا
Okunuş
kâle feẕheb feinne leke fi-lhayâti en tekûle lâ misâs. veinne leke mev`idel len tuḫlefeh. venżur ilâ ilâhike-lleẕî żalte `aleyhi `âkifâ. lenuharrikannehû ŝumme lenensifennehû fi-lyemmi nesfâ.
Meal (Diyanet)
Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
98
إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًۭا
Okunuş
innemâ ilâhukumu-llâhu-lleẕî lâ ilâhe illâ hû. vesi`a kulle şey'in `ilmâ.
Meal (Diyanet)
Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
99
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ ۚ وَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًۭا
Okunuş
keẕâlike nekussu `aleyke min embâi mâ kad sebek. vekad âteynâke mil ledunnâ ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
100
مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وِزْرًا
Okunuş
men a`rada `anhu feinnehû yahmilu yevme-lkiyâmeti vizrâ.
Meal (Diyanet)
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
101
خَٰلِدِينَ فِيهِ ۖ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ حِمْلًۭا
Okunuş
ḫâlidîne fîh. vesâe lehum yevme-lkiyâmeti himlâ.
Meal (Diyanet)
Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
102
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍۢ زُرْقًۭا
Okunuş
yevme yunfeḫu fi-ssûri venahşuru-lmucrimîne yevmeiẕin zurkâ.
Meal (Diyanet)
Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
103
يَتَخَٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًۭا
Okunuş
yeteḫâfetûne beynehum il lebiŝtum illâ `aşrâ.
Meal (Diyanet)
"Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
104
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًۭا
Okunuş
nahnu a`lemu bimâ yekûlûne iẕ yekûlu emŝeluhum tarîkaten il lebiŝtum illâ yevmâ.
Meal (Diyanet)
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
105
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًۭا
Okunuş
veyes'elûneke `ani-lcibâli fekul yensifuhâ rabbî nesfâ.
Meal (Diyanet)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
106
فَيَذَرُهَا قَاعًۭا صَفْصَفًۭا
Okunuş
feyeẕeruhâ kâ`an safsafâ.
Meal (Diyanet)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
107
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًۭا وَلَآ أَمْتًۭا
Okunuş
lâ terâ fîhâ `ivecev velâ emtâ.
Meal (Diyanet)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
108
يَوْمَئِذٍۢ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًۭا
Okunuş
yevmeiẕiy yettebi`ûne-ddâ`iye lâ `ivece leh. veḫaşe`ati-l'asvâtu lirrahmâni felâ tesme`u illâ hemsâ.
Meal (Diyanet)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
109
يَوْمَئِذٍۢ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًۭا
Okunuş
yevmeiẕil lâ tenfe`u-şşefâ`atu illâ men eẕine lehu-rrahmânu veradiye lehû kavlâ.
Meal (Diyanet)
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
110
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًۭا
Okunuş
ya`lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum velâ yuhîtûne bihî `ilmâ.
Meal (Diyanet)
Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
111
۞ وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًۭا
Okunuş
ve`aneti-lvucûhu lilhayyi-lkayyûm. vekad ḫâbe men hamele żulmâ.
Meal (Diyanet)
İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
112
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًۭا وَلَا هَضْمًۭا
Okunuş
vemey ya`mel mine-ssâlihâti vehuve mu'minun felâ yeḫâfu żulmev velâ hadmâ.
Meal (Diyanet)
İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
113
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّۭا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًۭا
Okunuş
vekeẕâlike enzelnâhu kur'ânen `arabiyyev vesarrafnâ fîhi mine-lve`îdi le`allehum yettekûne ev yuhdiŝu lehum ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
114
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًۭا
Okunuş
fete`âle-llâhu-lmeliku-lhakk. velâ ta`cel bilkur'âni min kabli ey yukdâ ileyke vahyuh. vekur rabbi zidnî `ilmâ.
Meal (Diyanet)
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
115
وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًۭا
Okunuş
velekad `ahidnâ ilâ âdeme min kablu fenesiye velem necid lehû `azmâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
116
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ
Okunuş
veiẕ kulnâ lilmelâiketi-scudû liâdeme fesecedû illâ iblîs. ebâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
117
فَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوٌّۭ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ
Okunuş
fekulnâ yâ âdemu inne hâẕâ `aduvvul leke velizevcike felâ yuḫricennekumâ mine-lcenneti feteşkâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
118
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ
Okunuş
inne leke ellâ tecû`a fîhâ velâ ta`râ.
Meal (Diyanet)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
119
وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ
Okunuş
veenneke lâ tażmeu fîhâ velâ tadhâ.
Meal (Diyanet)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
120
فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍۢ لَّا يَبْلَىٰ
Okunuş
fevesvese ileyhi-şşeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke `alâ şecerati-lḫuldi vemulkil lâ yeblâ.
Meal (Diyanet)
Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
121
فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
Okunuş
feekelâ minhâ febedet lehumâ sev'âtuhumâ vetafikâ yaḫsifâni `aleyhimâ miv veraki-lcenneh. ve`asâ âdemu rabbehû feğavâ.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
122
ثُمَّ ٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ
Okunuş
ŝumme-ctebâhu rabbuhû fetâbe `aleyhi vehedâ.
Meal (Diyanet)
Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
123
قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا ۖ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۭ ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًۭى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ
Okunuş
kâle-hbitâ minhâ cemî`am ba`dukum liba`din `aduvv. feimmâ ye'tiyennekum minnî huden femeni-ttebe`a hudâye felâ yedillu velâ yeşkâ.
Meal (Diyanet)
Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
124
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةًۭ ضَنكًۭا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَعْمَىٰ
Okunuş
vemen a`rada `an ẕikrî feinne lehû me`îşeten dankev venahşuruhû yevme-lkiyâmeti a`mâ.
Meal (Diyanet)
Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
125
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًۭا
Okunuş
kâle rabbi lime haşertenî a`mâ vekad kuntu besîrâ.
Meal (Diyanet)
O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
126
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ
Okunuş
kâle keẕâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ. vekeẕâlike-lyevme tunsâ.
Meal (Diyanet)
Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
127
وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ۚ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ
Okunuş
vekeẕâlike neczî men esrafe velem yu'mim biâyâti rabbih. vele`aẕâbu-l'âḫirati eşeddu veebkâ.
Meal (Diyanet)
İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
128
أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَٰكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ
Okunuş
efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyâtil liuli-nnuhâ.
Meal (Diyanet)
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
129
وَلَوْلَا كَلِمَةٌۭ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًۭا وَأَجَلٌۭ مُّسَمًّۭى
Okunuş
velevlâ kelimetun sebekat mir rabbike lekâne lizâmev veecelum musemmâ.
Meal (Diyanet)
Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
130
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَمِنْ ءَانَآئِ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ
Okunuş
fasbir `alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû`i-şşemsi vekable ğurûbihâ. vemin ânâi-lleyli fesebbih veatrâfe-nnehâri le`alleke terdâ.
Meal (Diyanet)
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
131
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ وَأَبْقَىٰ
Okunuş
velâ temuddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhum zehrate-lhayâti-ddunyâ lineftinehum fîh. verizku rabbike ḫayruv veebkâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
132
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًۭا ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ
Okunuş
ve'mur ehleke bissalâti vastabir `aleyhâ. lâ nes'eluke rizkâ. nahnu nerzukuk. vel`âkibetu littakvâ.
Meal (Diyanet)
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
133
وَقَالُوا۟ لَوْلَا يَأْتِينَا بِـَٔايَةٍۢ مِّن رَّبِّهِۦٓ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ
Okunuş
vekâlû levlâ ye'tînâ biâyetim mir rabbih. evelem te'tihim beyyinetu mâ fi-ssuhufi-l'ûlâ.
Meal (Diyanet)
"Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
134
وَلَوْ أَنَّآ أَهْلَكْنَٰهُم بِعَذَابٍۢ مِّن قَبْلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًۭا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَىٰ
Okunuş
velev ennâ ehleknâhum bi`aẕâbim min kablihî lekâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi`a âyâtike min kabli en neẕille venaḫzâ.
Meal (Diyanet)
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
سُورَةُ طه
· Tâ-Hâ Suresi
135
قُلْ كُلٌّۭ مُّتَرَبِّصٌۭ فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِىِّ وَمَنِ ٱهْتَدَىٰ
Okunuş
kul kullum muterabbisun feterabbesû. feseta`lemûne men ashâbu-ssirâti-sseviyyi vemeni-htedâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."