📖 Cüz 21
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
46
۞ وَلَا تُجَٰدِلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ ۖ وَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمْ وَٰحِدٌۭ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Okunuş
velâ tucâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsen. ille-lleẕîne żalemû minhum vekûlû âmennâ billeẕî unzile ileynâ veunzile ileykum veileyhâ veilâhukum vâhiduv venahnu lehû muslimûn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
47
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ ۚ فَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَمِنْ هَٰٓؤُلَآءِ مَن يُؤْمِنُ بِهِۦ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
vekeẕâlike enzelnâ ileyke-lkitâb. felleẕîne âteynâhumu-lkitâbe yu'minûne bih. vemin hâulâi mey yu'minu bih. vemâ yechadu biâyâtinâ ille-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
48
وَمَا كُنتَ تَتْلُوا۟ مِن قَبْلِهِۦ مِن كِتَٰبٍۢ وَلَا تَخُطُّهُۥ بِيَمِينِكَ ۖ إِذًۭا لَّٱرْتَابَ ٱلْمُبْطِلُونَ
Okunuş
vemâ kunte tetlû min kablihî min kitâbiv velâ teḫuttuhû biyemînike iẕel lertâbe-lmubtilûn.
Meal (Diyanet)
Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
49
بَلْ هُوَ ءَايَٰتٌۢ بَيِّنَٰتٌۭ فِى صُدُورِ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
bel huve âyâtum beyyinâtun fî sudûri-lleẕîne ûtu-l`ilm. vemâ yechadu biâyâtinâ ille-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
50
وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَٰتٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ ۖ قُلْ إِنَّمَا ٱلْءَايَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
vekâlû levlâ unzile `aleyhi âyâtum mir rabbih. kul inneme-l'âyâtu `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
"Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
51
أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَرَحْمَةًۭ وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
evelem yekfihim ennâ enzelnâ `aleyke-lkitâbe yutlâ `aleyhim. inne fî ẕâlike lerahmetev veẕikrâ likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
52
قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًۭا ۖ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ وَكَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
kul kefâ billâhi beynî vebeynekum şehîdâ. ya`lemu mâ fi-ssemâvâti vel'ard. velleẕîne âmenû bilbâtili vekeferû billâhi ulâike humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
53
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ ۚ وَلَوْلَآ أَجَلٌۭ مُّسَمًّۭى لَّجَآءَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
veyesta`cilûneke bil`aẕâb. velevlâ ecelum musemmel lecâehum-l`aẕâb. veleye'tiyennehum bağtetev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
54
يَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
yesta`cilûneke bil`aẕâb. veinne cehenneme lemuhîtatum bilkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
55
يَوْمَ يَغْشَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
yevme yağşâhumu-l`aẕâbu min fevkihim vemin tahti erculihim veyekûlu ẕûkû mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
56
يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ أَرْضِى وَٰسِعَةٌۭ فَإِيَّٰىَ فَٱعْبُدُونِ
Okunuş
yâ `ibâdîye-lleẕîne âmenû inne ardî vâsi`aten feiyyâye fa`budûn.
Meal (Diyanet)
Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
57
كُلُّ نَفْسٍۢ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۖ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Okunuş
kullu nefsin ẕâikatu-lmevti ŝumme ileynâ turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
58
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ غُرَفًۭا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ نِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lenubevviennehum mine-lcenneti ğurafen tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. ni`me ecru-l`âmilîn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
59
ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuş
elleẕîne saberû ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
60
وَكَأَيِّن مِّن دَآبَّةٍۢ لَّا تَحْمِلُ رِزْقَهَا ٱللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
vekeeyyim min dâbbetil lâ tahmilu rizkahâ. allâhu yerzukuhâ veiyyâkum. vehuve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
61
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Okunuş
velein seeltehum men ḫaleka-ssemâvâti vel'arda veseḫḫara-şşemse velkamera leyekûlunne-llâh. feennâ yu'fekûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar?
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
62
ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
allâhu yebsutu-rrizka limey yeşâu min `ibâdihî veyakdiru leh. inne-llâhe bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
63
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۚ قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
velein seeltehum men nezzele mine-ssemâi mâen feahyâ bihi-l'arda mim ba`di mevtihâ leyekûlunne-llâh. kuli-lhamdu lillâh. bel ekŝeruhum lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
64
وَمَا هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَهْوٌۭ وَلَعِبٌۭ ۚ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلْءَاخِرَةَ لَهِىَ ٱلْحَيَوَانُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuş
vemâ hâẕihi-lhayâtu-ddunyâ illâ lehvuv vele`ib. veinne-ddâra-l'âḫirate lehiye-lhayevân. lev kânû ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
65
فَإِذَا رَكِبُوا۟ فِى ٱلْفُلْكِ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
Okunuş
feiẕâ rakibû fi-lfulki de`avu-llâhe muḫlisîne lehu-ddîn. felemmâ neccâhum ile-lberri iẕâ hum yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
66
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا۟ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
liyekfurû bimâ âteynâhum veliyetemette`û. fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
67
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا ءَامِنًۭا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ ۚ أَفَبِٱلْبَٰطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ ٱللَّهِ يَكْفُرُونَ
Okunuş
evelem yerav ennâ ce`alnâ haramen âminev veyuteḫattafu-nnâsu min havlehum. efebilbâtili yu'minûne vebini`meti-llâhi yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
68
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓ ۚ أَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًۭى لِّلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vemen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe bilhakki lemmâ câeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur?
سُورَةُ العَنكَبُوتِ
· Ankebût Suresi
69
وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
velleẕîne câhedû fînâ lenehdiyennehum subulenâ. veinne-llâhe leme`a-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
2
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ
Okunuş
ğulibeti-rrûm.
Meal (Diyanet)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
3
فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
Okunuş
fî edne-l'ardi vehum mim ba`di ğalebihim seyağlibûn.
Meal (Diyanet)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
4
فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ وَيَوْمَئِذٍۢ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
fî bid`i sinîn. lillâhi-l'emru min kablu vemim ba`d. veyevmeiẕiy yefrahu-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
5
بِنَصْرِ ٱللَّهِ ۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
binasri-llâh. yensuru mey yeşâ'. vehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
6
وَعْدَ ٱللَّهِ ۖ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
va`de-llâh. lâ yuḫlifu-llâhu va`dehû velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
7
يَعْلَمُونَ ظَٰهِرًۭا مِّنَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ ٱلْءَاخِرَةِ هُمْ غَٰفِلُونَ
Okunuş
ya`lemûne żâhiram mine-lhayâti-ddunyâ. vehum `ani-l'âḫirati hum ğâfilûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, dünya hayatının görülen kısmını bilirler. Onlar, ahiretten habersizdirler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
8
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِم ۗ مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۗ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَٰفِرُونَ
Okunuş
evelem yetefekkerû fî enfusihim. mâ ḫaleka-llâhu-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ illâ bilhakki veecelim musemmâ. veinne keŝîram mine-nnâsi bilikâi rabbihim lekâfirûn.
Meal (Diyanet)
Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
9
أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۭ وَأَثَارُوا۟ ٱلْأَرْضَ وَعَمَرُوهَآ أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ ۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
evelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kablihim. kânû eşedde minhum kuvvetev veeŝâru-l'arda ve`amerûhâ ekŝera mimmâ `amerûhâ vecâethum rusuluhum bilbeyyinât. femâ kâne-llâhu liyażlimehum velâkin kânû enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
10
ثُمَّ كَانَ عَٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ بِهَا يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
ŝumme kâne `âkibete-lleẕîne esâu-ssûâ en keẕẕebû biâyâti-llâhi vekânû bihâ yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Sonra Allah'ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
11
ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
allâhu yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduhû ŝumme ileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah önce yaratır, ölümünden sonra tekrar diriltir. Sonunda O'na döneceksiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
12
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبْلِسُ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
veyevme tekûmu-ssâ`atu yublisu-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverirler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
13
وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَٰفِرِينَ
Okunuş
velem yekul lehum min şurakâihim şuf`âu vekânû bişurakâihim kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
14
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍۢ يَتَفَرَّقُونَ
Okunuş
veyevme tekûmu-ssâ`atu yevmeiẕiy yeteferrakûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğu gün, işte o gün, darmadağın olurlar.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
15
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَهُمْ فِى رَوْضَةٍۢ يُحْبَرُونَ
Okunuş
feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti fehum fî ravdatey yuhberûn.
Meal (Diyanet)
Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunurlar.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
16
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآئِ ٱلْءَاخِرَةِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
Okunuş
veemme-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ velikâi-l'âḫirati feulâike fi-l`aẕâbi muhdarûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edip, ayetlerimizi ve ahirette Bana kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabla yüzyüze bırakılırlar.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
17
فَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
Okunuş
fesubhâne-llâhi hîne tumsûne vehîne tusbihûn.
Meal (Diyanet)
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
18
وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَعَشِيًّۭا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
Okunuş
velehu-lhamdu fi-ssemâvâti vel'ardi ve`aşiyyev vehîne tużhirûn.
Meal (Diyanet)
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
19
يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَيُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ وَكَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Okunuş
yuḫricu-lhayye mine-lmeyyiti veyuḫricu-lmeyyite mine-lhayyi veyuhyi-l'arda ba`de mevtihâ. vekeẕâlike tuḫracûn.
Meal (Diyanet)
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
20
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍۢ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرٌۭ تَنتَشِرُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî en ḫalekakum min turâbin ŝumme iẕâ entum beşerun tenteşirûn.
Meal (Diyanet)
Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
21
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًۭا لِّتَسْكُنُوٓا۟ إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةًۭ وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî en ḫaleka lekum min enfusikum ezvâcel liteskunû ileyhâ vece`ale beynekum meveddetev verahmeh. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
22
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَٰنِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْعَٰلِمِينَ
Okunuş
vemin âyâtihî ḫalku-ssemâvâti vel'ardi vaḫtilâfu elsinetikum veelvânikum. inne fî ẕâlike leâyâtil lil'`âlimîn.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
23
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَسْمَعُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî menâmukum billeyli vennehâri vebtiğâukum min fadlih. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
24
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًۭا وَطَمَعًۭا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî yurîkumu-lberka ḫavfev vetame`av veyunezzilu mine-ssemâi mâen feyuhyî bihi-l'arda ba`de mevtihâ. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
25
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ بِأَمْرِهِۦ ۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةًۭ مِّنَ ٱلْأَرْضِ إِذَآ أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî en tekûme-ssemâu vel'ardu biemrih. ŝumme iẕâ de`âkum da`vetem mine-l'ardi iẕâ entum tuḫracûn.
Meal (Diyanet)
Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
26
وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
Okunuş
velehû men fi-ssemâvâti vel'ard. kullul lehû kânitûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
27
وَهُوَ ٱلَّذِى يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ ۚ وَلَهُ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
vehuve-lleẕî yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduhû vehuve ehvenu `aleyh. velehu-lmeŝelu-l'a`lâ fi-ssemâvâti vel'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
28
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلًۭا مِّنْ أَنفُسِكُمْ ۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِى مَا رَزَقْنَٰكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَآءٌۭ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
darabe lekum meŝelem min enfusikum. hel lekum mim mâ meleket eymânukum min şurakâe fî mâ razaknâkum feentum fîhi sevâun teḫâfûnehum keḫîfetikum enfusekum. keẕâlike nufessilu-l'âyâti likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
29
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍۢ ۖ فَمَن يَهْدِى مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ ۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
beli-ttebe`a-lleẕîne żalemû ehvâehum biğayri `ilmin. femey yehdî men edalle-llâh. vemâ lehum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
30
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًۭا ۚ فِطْرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
feekim vecheke lildîni hanîfâ. fitrate-llâhi-lletî fetara-nnâse `aleyhâ. lâ tebdîle liḫalki-llâh. ẕâlike-ddînu-lkayyim. velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
31
۞ مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
munîbîne ileyhi vettekûhu veekîmu-ssalâte velâ tekûnû mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
32
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًۭا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Okunuş
mine-lleẕîne ferrakû dînehum vekânû şiye`â. kullu hizbim bimâ ledeyhim ferihûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
33
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرٌّۭ دَعَوْا۟ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌۭ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
Okunuş
veiẕâ messe-nnâse durrun de`av rabbehum munîbîne ileyhi ŝumme iẕâ eẕâkahum minhu rahmeten iẕâ ferîkum minhum birabbihim yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
34
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ ۚ فَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Okunuş
liyekfurû bimâ âteynâhum. fetemette`û. fesevfe ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
35
أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنًۭا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا۟ بِهِۦ يُشْرِكُونَ
Okunuş
em enzelnâ `aleyhim sultânen fehuve yetekellemu bimâ kânû bihî yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
36
وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةًۭ فَرِحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
Okunuş
veiẕâ eẕakne-nnâse rahmeten ferihû bihâ. vein tusibhum seyyietum bimâ kaddemet eydîhim iẕâ hum yaknetûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
37
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
evelem yerav enne-llâhe yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdir. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
38
فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
feâti ẕe-lkurbâ hakkahû velmiskîne vebne-ssebîl. ẕâlike ḫayrul lilleẕîne yurîdûne veche-llâh. veulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
39
وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن رِّبًۭا لِّيَرْبُوَا۟ فِىٓ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرْبُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن زَكَوٰةٍۢ تُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُضْعِفُونَ
Okunuş
vemâ âteytum mir ribel liyerbuve fî emvâli-nnâsi felâ yerbû `inde-llâh. vemâ âteytum min zekâtin turîdûne veche-llâhi feulâike humu-lmud`ifûn.
Meal (Diyanet)
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
40
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍۢ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ḫalekakum ŝumme razekakum ŝumme yumîtukum ŝumme yuhyîkum. hel min şurakâikum mey yef`alu min ẕâlikum min şey'. subhânehû vete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
41
ظَهَرَ ٱلْفَسَادُ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِى ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ ٱلَّذِى عَمِلُوا۟ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
żahera-lfesâdu fi-lberri velbahri bimâ kesebet eydi-nnâsi liyuẕîkahum ba`da-lleẕî `amilû le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
42
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلُ ۚ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
Okunuş
kul sîrû fi-l'ardi fenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kabl. kâne ekŝeruhum muşrikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu ortak koşan (müşrik) olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
43
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ ٱلْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌۭ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۖ يَوْمَئِذٍۢ يَصَّدَّعُونَ
Okunuş
feekim vecheke lildîni-lkayyimi min kabli ey ye'tiye yevmul lâ meradde lehû mine-llâhi yevmeiẕiy yessadde`ûn.
Meal (Diyanet)
İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
44
مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ ۖ وَمَنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
Okunuş
men kefera fe`aleyhi kufruh. vemen `amile sâlihan felienfusihim yemhedûn.
Meal (Diyanet)
Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhine olur. Yararlı iş işleyen kimseler, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
45
لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
liyecziye-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti min fadlih. innehû lâ yuhibbu-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Çünkü Allah inanıp yararlı iş işleyenlere lütfundan karşılık verecektir. Doğrusu O, inkarcıları sevmez.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
46
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن يُرْسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٍۢ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَلِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
vemin âyâtihî ey yursile-rriyâha mubeşşirâtiv veliyuẕîkakum mir rahmetihî velitecriye-lfulku biemrihî velitebteğû min fadlihî vele`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
47
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ ۖ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti fentekamnâ mine-lleẕîne ecramû. vekâne hakkan `aleynâ nasru-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberleri ümmetlerine gönderdik, onlara belgeler getirdiler; dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira inananlara yardım etmek bize hak olmuştu.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
48
ٱللَّهُ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًۭا فَيَبْسُطُهُۥ فِى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ يَشَآءُ وَيَجْعَلُهُۥ كِسَفًۭا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَٰلِهِۦ ۖ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî yursilu-rriyâha fetuŝîru sehâben feyebsutuhû fi-ssemâi keyfe yeşâu veyec`aluhû kisefen fetere-lvedka yaḫrucu min ḫilâlih. feiẕâ esâbe bihî mey yeşâu min `ibâdihî iẕâ hum yestebşirûn.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
49
وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
Okunuş
vein kânû min kabli ey yunezzele `aleyhim min kablihî lemublisîn.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
50
فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
fenżur ilâ âŝeri rahmeti-llâhi keyfe yuhyi-l'arda ba`de mevtihâ. inne ẕâlike lemuhyi-lmevtâ. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
51
وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًۭا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّۭا لَّظَلُّوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ يَكْفُرُونَ
Okunuş
velein erselnâ rîhan feraevhu musferral leżallû mim ba`dihî yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Bir rüzgar göndersek de yeşilliklerin sarardığını görseler hemen nankörlüğe başlarlar.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
52
فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
Okunuş
feinneke lâ tusmi`u-lmevtâ velâ tusmi`u-ssumme-ddu`âe iẕâ vellev mudbirîn.
Meal (Diyanet)
Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
53
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِ ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
Okunuş
vemâ ente bihâdi-l`umyi `an dalâletihim. in tusmi`u illâ mey yu'minu biâyâtinâ fehum muslimûn.
Meal (Diyanet)
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
54
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍۢ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ ضَعْفٍۢ قُوَّةًۭ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍۢ ضَعْفًۭا وَشَيْبَةًۭ ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْقَدِيرُ
Okunuş
allâhu-lleẕî ḫalekakum min da`fin ŝumme ce`ale mim ba`di da`fin kuvveten ŝumme ce`ale mim ba`di kuvvetin da`fev veşeybeh. yaḫluku mâ yeşâ'. vehuve-l`alîmu-lkadîr.
Meal (Diyanet)
Sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah'tır. O, dilediğini yaratır; bilendir, Kadir olandır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
55
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقْسِمُ ٱلْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا۟ غَيْرَ سَاعَةٍۢ ۚ كَذَٰلِكَ كَانُوا۟ يُؤْفَكُونَ
Okunuş
veyevme tekûmu-ssâ`atu yuksimu-lmucrimûne mâ lebiŝû ğayra sâ`ah. keẕâlike kânû yu'fekûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
56
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَٱلْإِيمَٰنَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْبَعْثِ ۖ فَهَٰذَا يَوْمُ ٱلْبَعْثِ وَلَٰكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne ûtu-l`ilme vel'îmâne lekad lebiŝtum fî kitâbi-llâhi ilâ yevmi-lba`ŝ. fehâẕâ yevmu-lba`ŝi velâkinnekum kuntum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine ilim ve iman verilenler; "And olsun ki, siz Allah'ın yazısında mevcut yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür, fakat sizler anlamıyordunuz" derler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
57
فَيَوْمَئِذٍۢ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Okunuş
feyevmeiẕil lâ yenfe`u-lleẕîne żalemû ma`ẕiratuhum velâ hum yusta`tebûn.
Meal (Diyanet)
Zulmedenlerin, o gün mazeretleri fayda vermez; artık kendilerinden Allah'ı hoşnut edecek şeyleri yapmaları da istenmez.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
58
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ ۚ وَلَئِن جِئْتَهُم بِـَٔايَةٍۢ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
Okunuş
velekad darabnâ linnâsi fî hâẕe-lkur'âni min kulli meŝel. velein ci'tehum biâyetil leyekûlenne-lleẕîne keferû in entum illâ mubtilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
59
كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
keẕâlike yatbe`u-llâhu `alâ kulûbi-lleẕîne lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah bilmeyenlerin kalblerini işte böylece kapatır.
سُورَةُ الرُّومِ
· Rum Suresi
60
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ ۖ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
Okunuş
fasbir inne va`de-llâhi hakkuv velâ yesteḫiffenneke-lleẕîne lâ yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
2
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
3
هُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
hudev verahmetel lilmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
4
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Okunuş
elleẕîne yukîmûne-ssalâte veyu'tûne-zzekâte vehum bil'âḫirati hum yûkinûn.
Meal (Diyanet)
O kimseler namazı kılarlar, zekatı verirler; ahirete de yakinen inanırlar.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
5
أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًۭى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
ulâike `alâ hudem mir rabbihim veulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlar Rablerinin yolunda olanlardır, işte onlar saadete erenlerdir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
6
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْتَرِى لَهْوَ ٱلْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
vemine-nnâsi mey yeşterî lehve-lhadîŝi liyudille `an sebîli-llâhi biğayri `ilmiv veyetteḫiẕehâ huzuvâ. ulâike lehum `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
7
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا وَلَّىٰ مُسْتَكْبِرًۭا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِىٓ أُذُنَيْهِ وَقْرًۭا ۖ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran keel lem yesma`hâ keenne fî uẕuneyhi vakrâ. febeşşirhu bi`aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
8
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ جَنَّٰتُ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lehum cennâtu-nne`îm.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
9
خَٰلِدِينَ فِيهَا ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّۭا ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
ḫâlidîne fîhâ. va`de-llâhi hakkâ. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
10
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيْرِ عَمَدٍۢ تَرَوْنَهَا ۖ وَأَلْقَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ رَوَٰسِىَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍۢ ۚ وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ
Okunuş
ḫaleka-ssemâvâti biğayri `amedin teravnehâ veelkâ fi-l'ardi ravâsiye en temîde bikum vebeŝŝe fîhâ min kulli dâbbeh. veenzelnâ mine-ssemâi mâen feembetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm.
Meal (Diyanet)
Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
11
هَٰذَا خَلْقُ ٱللَّهِ فَأَرُونِى مَاذَا خَلَقَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦ ۚ بَلِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
hâẕâ ḫalku-llâhi feerûnî mâẕâ ḫaleka-lleẕîne min dûnih. beli-żżâlimûne fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
İşte bu Allah'ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır; gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
12
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا لُقْمَٰنَ ٱلْحِكْمَةَ أَنِ ٱشْكُرْ لِلَّهِ ۚ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌۭ
Okunuş
velekad âteynâ lukmâne-lhikmete eni-şkur lillâh. vemey yeşkur feinnemâ yeşkuru linefsih. vemen kefera feinne-llâhe ğaniyyun hamîd.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
13
وَإِذْ قَالَ لُقْمَٰنُ لِٱبْنِهِۦ وَهُوَ يَعِظُهُۥ يَٰبُنَىَّ لَا تُشْرِكْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّ ٱلشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
veiẕ kâle lukmânu libnihî vehuve ye`iżuhû yâ buneyye lâ tuşrik billâh. inne-şşirke leżulmun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Lokman, oğluna öğüt vererek: "Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür" demişti.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
14
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُۥ وَهْنًا عَلَىٰ وَهْنٍۢ وَفِصَٰلُهُۥ فِى عَامَيْنِ أَنِ ٱشْكُرْ لِى وَلِوَٰلِدَيْكَ إِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
vevessayne-l'insâne bivâlideyh. hamelethu ummuhû vehnen `alâ vehniv vefisâluhû fî `âmeyni eni-şkur lî velivâlideyk. ileyye-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana'dır.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
15
وَإِن جَٰهَدَاكَ عَلَىٰٓ أَن تُشْرِكَ بِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌۭ فَلَا تُطِعْهُمَا ۖ وَصَاحِبْهُمَا فِى ٱلدُّنْيَا مَعْرُوفًۭا ۖ وَٱتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَىَّ ۚ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vein câhedâke `alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî `ilmun felâ tuti`humâ vesâhibhumâ fi-ddunyâ ma`rûfâ. vettebi` sebîle men enâbe ileyy. ŝumme ileyye merci`ukum feunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
16
يَٰبُنَىَّ إِنَّهَآ إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍۢ مِّنْ خَرْدَلٍۢ فَتَكُن فِى صَخْرَةٍ أَوْ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَوْ فِى ٱلْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌۭ
Okunuş
yâ buneyye innehâ in teku miŝkâle habbetim min ḫardelin fetekun fî saḫratin ev fi-ssemâvâti ev fi-l'ardi ye'ti bihe-llâh. inne-llâhe letîfun ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Lokman: "Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif'tir, haberdardır".
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
17
يَٰبُنَىَّ أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ وَأْمُرْ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱنْهَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَآ أَصَابَكَ ۖ إِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِ
Okunuş
yâ buneyye ekimi-ssalâte ve'mur bilma`rûfi venhe `ani-lmunkeri vasbir `alâ mâ esâbek. inne ẕâlike min `azmi-l'umûr.
Meal (Diyanet)
"Ey oğulcuğum! Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir."
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
18
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍۢ فَخُورٍۢ
Okunuş
velâ tusa``ir ḫaddeke linnâsi velâ temşi fi-l'ardi merahâ. inne-llâhe lâ yuhibbu kulle muḫtâlin feḫûr.
Meal (Diyanet)
"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez."
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
19
وَٱقْصِدْ فِى مَشْيِكَ وَٱغْضُضْ مِن صَوْتِكَ ۚ إِنَّ أَنكَرَ ٱلْأَصْوَٰتِ لَصَوْتُ ٱلْحَمِيرِ
Okunuş
vaksid fî meşyike vağdud min savtik. inne enkera-l'asvâti lesavtu-lhamîr.
Meal (Diyanet)
"Yürüyüşünde tabii ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeblerin sesidir."
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
20
أَلَمْ تَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُۥ ظَٰهِرَةًۭ وَبَاطِنَةًۭ ۗ وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَلَا هُدًۭى وَلَا كِتَٰبٍۢ مُّنِيرٍۢ
Okunuş
elem terav enne-llâhe seḫḫara lekum mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi veesbeğa `aleykum ni`amehû żâhiratev vebâtineh. vemine-nnâsi mey yucâdilu fi-llâhi biğayri `ilmiv velâ hudev velâ kitâbim munîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatıcı bir Kitap bulunmadan tartışanlar vardır.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
21
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ ۚ أَوَلَوْ كَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ يَدْعُوهُمْ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
veiẕâ kîle lehumu-ttebi`û mâ enzele-llâhu kâlû bel nettebi`u mâ vecednâ `aleyhi âbâenâ. evelev kâne-şşeytânu yed`ûhum ilâ `aẕâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denince: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
22
۞ وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌۭ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلْأُمُورِ
Okunuş
vemey yuslim vechehû ile-llâhi vehuve muhsinun fekadi-stemseke bil`urveti-lvuŝkâ. veile-llâhi `âkibetu-l'umûr.
Meal (Diyanet)
İyilik yaparak kendini Allah'a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
23
وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحْزُنكَ كُفْرُهُۥٓ ۚ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
vemen kefera felâ yahzunke kufruh. ileynâ merci`uhum fenunebbiuhum bimâ `amilû. inne-llâhe `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenin inkarcılığı seni üzmesin; onların dönüşü Bize'dir; o zaman, yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah, kalblerde olanı şüphesiz bilir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
24
نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًۭا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَىٰ عَذَابٍ غَلِيظٍۢ
Okunuş
numetti`uhum kalîlen ŝumme nadtarruhum ilâ `aẕâbin ğalîż.
Meal (Diyanet)
Onları az bir süre geçindiririz, sonra da ağır bir azaba sürükleriz.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
25
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۚ قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
velein seeltehum men ḫaleka-ssemâvâti vel'arda leyekûlunne-llâh. kuli-lhamdu lillâh. bel ekŝeruhum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, "Allah'tır" derler. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur", ama çoğu bilmezler.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
26
لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. inne-llâhe huve-lğaniyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
27
وَلَوْ أَنَّمَا فِى ٱلْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَٰمٌۭ وَٱلْبَحْرُ يَمُدُّهُۥ مِنۢ بَعْدِهِۦ سَبْعَةُ أَبْحُرٍۢ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَٰتُ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
velev enne mâ fi-l'ardi min şeceratin aklâmuv velbahru yemudduhû mim ba`dihî seb`atu ebhurim mâ nefidet kelimâtu-llâh. inne-llâhe `azîzun hakîm.
Meal (Diyanet)
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa yine de Allah'ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, hakim'dir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
28
مَّا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍۢ وَٰحِدَةٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ
Okunuş
mâ ḫalkukum velâ ba`ŝukum illâ kenefsiv vâhideh. inne-llâhe semî`um besîr.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
29
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ كُلٌّۭ يَجْرِىٓ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى وَأَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
elem tera enne-llâhe yûlicu-lleyle fi-nnehâri veyûlicu-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velkamer. kulluy yecrî ilâ ecelim musemmev veenne-llâhe bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın, yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
30
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلْبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ
Okunuş
ẕâlike bienne-llâhe huve-lhakku veenne mâ yed`ûne min dûnihi-lbâtili veenne-llâhe huve-l`aliyyu-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın hak olmasından ve O'ndan başka taptıkları şeylerin batıl olmasındandır. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
31
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱلْفُلْكَ تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِنِعْمَتِ ٱللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنْ ءَايَٰتِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّكُلِّ صَبَّارٍۢ شَكُورٍۢ
Okunuş
elem tera enne-lfulke tecrî fi-lbahri bini`meti-llâhi liyuriyekum min âyâtih. inne fî ẕâlike leâyâtil likulli sabbârin şekûr.
Meal (Diyanet)
Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin? Allah böylece size varlığının delillerini gösterir. Bunlarda, pek sabırlı ve çok şükreden kimselerin hepsine dersler vardır.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
32
وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌۭ كَٱلظُّلَلِ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌۭ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍۢ كَفُورٍۢ
Okunuş
veiẕâ ğaşiyehum mevcun keżżuleli de`avu-llâhe muḫlisîne lehu-ddîn. felemmâ neccâhum ile-lberri feminhum muktesid. vemâ yechadu biâyâtinâ illâ kullu ḫattârin kefûr.
Meal (Diyanet)
Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkar eder.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
33
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ وَٱخْشَوْا۟ يَوْمًۭا لَّا يَجْزِى وَالِدٌ عَن وَلَدِهِۦ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِۦ شَيْـًٔا ۚ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ ۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu-ttekû rabbekum vaḫşev yevmel lâ yeczî vâlidun `av veledihi. velâ mevlûdun huve câzin `av vâlidihî şey'â. inne va`de-llâhi hakkun felâ teğurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ. velâ yeğurrannekum billâhi-lğarûr.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın oğlu, oğulun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
سُورَةُ لُقۡمَانَ
· Lokman Suresi
34
إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْأَرْحَامِ ۖ وَمَا تَدْرِى نَفْسٌۭ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًۭا ۖ وَمَا تَدْرِى نَفْسٌۢ بِأَىِّ أَرْضٍۢ تَمُوتُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌۢ
Okunuş
inne-llâhe `indehû `ilmu-ssâ`ah. veyunezzilu-lğayŝ. veya`lemu mâ fi-l'erhâm. vemâ tedrî nefsum mâẕâ teksibu ğadâ. vemâ tedrî nefsum bieyyi ardin temût. inne-llâhe `alîmun ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Okunuş
elif-lâm-mîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
3
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۚ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍۢ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Okunuş
em yekûlûne-fterâh. bel huve-lhakku mir rabbike litunẕira kavmem mâ etâhum min neẕîrim min kablike le`allehum yehtedûn.
Meal (Diyanet)
"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
4
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin ŝumme-stevâ `ale-l`arş. mâ lekum min dûnihî miv veliyyiv velâ şefî`. efelâ teteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
5
يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍۢ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Okunuş
yudebbiru-l'emra mine-ssemâi ile-l'ardi ŝumme ya`rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhû elfe senetim mimmâ te`uddûn.
Meal (Diyanet)
Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
6
ذَٰلِكَ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
ẕâlike `âlimu-lğaybi veşşehâdeti-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
7
ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۖ وَبَدَأَ خَلْقَ ٱلْإِنسَٰنِ مِن طِينٍۢ
Okunuş
-lleẕî ahsene kulle şey'in ḫalekahû vebedee ḫalka-l'insâni min tîn.
Meal (Diyanet)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُۥ مِن سُلَٰلَةٍۢ مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
Okunuş
ŝumme ce`ale neslehû min sulâletim mim mâim mehîn.
Meal (Diyanet)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
9
ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦ ۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
Okunuş
ŝumme sevvâhu venefeḫa fîhi mir rûhihî vece`ale lekumu-ssem`a vel'ebsâra vel'ef'ideh. kalîlem mâ teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
10
وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍۢ جَدِيدٍۭ ۚ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَٰفِرُونَ
Okunuş
vekâlû eiẕâ dalelnâ fi-l'ardi einnâ lefî ḫalkin cedîd. bel hum bilikâi rabbihim kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
11
۞ قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Okunuş
kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleẕî vukkile bikum ŝumme ilâ rabbikum turce`ûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
12
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا۟ رُءُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَآ أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَٱرْجِعْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ
Okunuş
velev terâ iẕi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim `inde rabbihim. rabbenâ ebsarnâ vesemi`nâ ferci`nâ na`mel sâlihan innâ mûkinûn.
Meal (Diyanet)
Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
13
وَلَوْ شِئْنَا لَءَاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَىٰهَا وَلَٰكِنْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ مِنِّى لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Okunuş
velev şi'nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecme`în.
Meal (Diyanet)
Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
14
فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَآ إِنَّا نَسِينَٰكُمْ ۖ وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
feẕûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâẕâ. innâ nesînâkum veẕûkû `aẕâbe-lḫuldi bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
15
إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِهَا خَرُّوا۟ سُجَّدًۭا وَسَبَّحُوا۟ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩
Okunuş
innemâ yu'minu biâyâtine-lleẕîne iẕâ ẕukkirû bihâ ḫarrû succedev vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
16
تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًۭا وَطَمَعًۭا وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuş
tetecâfâ cunûbuhum `ani-lmedâci`i yed`ûne rabbehum ḫavfev vetame`â. vemimmâ razaknâhum yunfikûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌۭ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍۢ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
felâ ta`lemu nefsum mâ uḫfiye lehum min kurrati a`yun. cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
18
أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًۭا كَمَن كَانَ فَاسِقًۭا ۚ لَّا يَسْتَوُۥنَ
Okunuş
efemen kâne mu'minen kemen kâne fâsikâ. lâ yestevûn.
Meal (Diyanet)
İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
19
أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمْ جَنَّٰتُ ٱلْمَأْوَىٰ نُزُلًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
emme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti felehum cennâtu-lme'vâ. nuzulem bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
20
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُوا۟ فَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَآ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Okunuş
veemme-lleẕîne fesekû feme'vâhumu-nnâr. kullemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ u`îdû fîhâ vekîle lehum ẕûkû `aẕâbe-nnâri-lleẕî kuntum bihî tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
21
وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
velenuẕîkannehum mine-l`aẕâbi-l'ednâ dûne-l`aẕâbi-l'ekberi le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
22
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ ۚ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
Okunuş
vemen ażlemu mimmen ẕukkira biâyâti rabbihî ŝumme a`rada `anhâ. innâ mine-lmucrimîne muntekimûn.
Meal (Diyanet)
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
23
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍۢ مِّن لِّقَآئِهِۦ ۖ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًۭى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lkitâbe felâ tekun fî miryetim mil likâehi vece`alnâhu hudel libenî isrâîl.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةًۭ يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا۟ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يُوقِنُونَ
Okunuş
vece`alnâ minhum eimmetey yehdûne biemrinâ lemmâ saberû. vekânû biâyâtinâ yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
25
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
inne rabbeke huve yefsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
26
أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَٰكِنِهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ ۖ أَفَلَا يَسْمَعُونَ
Okunuş
evelem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyât. efelâ yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
27
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَسُوقُ ٱلْمَآءَ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًۭا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَٰمُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ ۖ أَفَلَا يُبْصِرُونَ
Okunuş
evelem yerav ennâ nesûku-lmâe ile-l'ardi-lcuruzi fenuḫricu bihî zer`an te'kulu minhu en`âmuhum veenfusuhum. efelâ yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
28
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lfethu in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
29
قُلْ يَوْمَ ٱلْفَتْحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِيمَٰنُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Okunuş
kul yevme-lfethi lâ yenfe`u-lleẕîne keferû îmânuhum velâ hum yunżarûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."
سُورَةُ السَّجۡدَةِ
· Secde Suresi
30
فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
Okunuş
fea`rid `anhum venteżir innehum munteżirûn.
Meal (Diyanet)
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ ٱتَّقِ ٱللَّهَ وَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu-tteki-llâhe velâ tuti`i-lkâfirîne velmunâfikîn. inne-llâhe kâne `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey peygamber! Allah'tan sakın, inkarcılara ve iki yüzlülere uyma, Allah şüphesiz bilendir, hakim'dir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
2
وَٱتَّبِعْ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۭا
Okunuş
vettebi` mâ yûhâ ileyke mir rabbik. inne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Sana Rabbinden vahyolunana uy; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
3
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًۭا
Okunuş
vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'a güven, Allah, vekil olarak yeter.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
4
مَّا جَعَلَ ٱللَّهُ لِرَجُلٍۢ مِّن قَلْبَيْنِ فِى جَوْفِهِۦ ۚ وَمَا جَعَلَ أَزْوَٰجَكُمُ ٱلَّٰٓـِٔى تُظَٰهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَٰتِكُمْ ۚ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَآءَكُمْ أَبْنَآءَكُمْ ۚ ذَٰلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَٰهِكُمْ ۖ وَٱللَّهُ يَقُولُ ٱلْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِى ٱلسَّبِيلَ
Okunuş
mâ ce`ale-llâhu liraculim min kalbeyni fî cevfih. vemâ ce`ale ezvâcekumu-llâî tużâhirûne minhunne ummehâtikum. vemâ ce`ale ed`iyâekum ebnâekum. ẕâlikum kavlukum biefvâhikum. vellâhu yekûlu-lhakka vehuve yehdi-ssebîl.
Meal (Diyanet)
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
5
ٱدْعُوهُمْ لِءَابَآئِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ ۚ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوٓا۟ ءَابَآءَهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَمَوَٰلِيكُمْ ۚ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌۭ فِيمَآ أَخْطَأْتُم بِهِۦ وَلَٰكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًا
Okunuş
ud`ûhum liâbâihim huve aksetu `inde-llâh. feil lem ta`lemû âbâehum feiḫvânukum fi-ddîni vemevâlîkum. veleyse `aleykum cunâhun fîmâ aḫta'tum bihî velâkim mâ te`ammedet kulûbukum. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
6
ٱلنَّبِىُّ أَوْلَىٰ بِٱلْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ ۖ وَأَزْوَٰجُهُۥٓ أُمَّهَٰتُهُمْ ۗ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَىٰ بِبَعْضٍۢ فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ إِلَّآ أَن تَفْعَلُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَوْلِيَآئِكُم مَّعْرُوفًۭا ۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَسْطُورًۭا
Okunuş
ennebiyyu evlâ bilmu'minîne min enfusihim veezvâcuhû ummehâtuhum. veulu-l'erhâmi ba`duhum evlâ biba`din fî kitâbi-llâhi mine-lmu'minîne velmuhâcirîne illâ en tef`alû ilâ evliyâikum ma`rûfâ. kâne ẕâlike fi-lkitâbi mestûrâ.
Meal (Diyanet)
Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
7
وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ مِيثَٰقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍۢ وَإِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ ۖ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًۭا
Okunuş
veiẕ eḫaẕnâ mine-nnebiyyîne mîŝâkahum veminke vemin nûhiv veibrâhime vemûsâ ve`îse-bni meryem. veeḫaẕnâ minhum mîŝâkan ğalîżâ.
Meal (Diyanet)
Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
8
لِّيَسْـَٔلَ ٱلصَّٰدِقِينَ عَن صِدْقِهِمْ ۚ وَأَعَدَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
liyes'ele-ssâdikîne `an sidkihim. vee`adde lilkâfirîne `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkarcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَآءَتْكُمْ جُنُودٌۭ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا وَجُنُودًۭا لَّمْ تَرَوْهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-ẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum iẕ câetkum cunûdun feerselnâ `aleyhim rîhav vecunûdel lem teravhâ. vekâne-llâhu bimâ ta`melûne besîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
10
إِذْ جَآءُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَإِذْ زَاغَتِ ٱلْأَبْصَٰرُ وَبَلَغَتِ ٱلْقُلُوبُ ٱلْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِٱللَّهِ ٱلظُّنُونَا۠
Okunuş
iẕ câûkum min fevkikum vemin esfele minkum veiẕ zâğati-l'ebsâru vebeleğati-lkulûbu-lhanâcira veteżunnûne billâhi-żżunûnâ.
Meal (Diyanet)
Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
11
هُنَالِكَ ٱبْتُلِىَ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا۟ زِلْزَالًۭا شَدِيدًۭا
Okunuş
hunâlike-btuliye-lmu'minûne vezulzilû zilzâlen şedîdâ.
Meal (Diyanet)
İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğratılmışlardı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
12
وَإِذْ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ مَّا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ إِلَّا غُرُورًۭا
Okunuş
veiẕ yekûlu-lmunâfikûne velleẕîne fî kulûbihim meradum mâ ve`adene-llâhu verasûluhû illâ ğurûrâ.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
13
وَإِذْ قَالَت طَّآئِفَةٌۭ مِّنْهُمْ يَٰٓأَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَٱرْجِعُوا۟ ۚ وَيَسْتَـْٔذِنُ فَرِيقٌۭ مِّنْهُمُ ٱلنَّبِىَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌۭ وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ ۖ إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًۭا
Okunuş
veiẕ kâlet tâifetum minhum yâ ehle yeŝribe lâ mukâme lekum ferci`û. veyeste'ẕinu ferîkum minhumu-nnebiyye yekûlûne inne buyûtenâ `avratuv vemâ hiye bi`avrah. iy yurîdûne illâ firârâ.
Meal (Diyanet)
İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" demişti. İçlerinden bir topluluk da Peygamberden: "Evlerimiz düşmana açıktır" diyerek izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi sadece kaçmak istiyorlardı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
14
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِم مِّنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا۟ ٱلْفِتْنَةَ لَءَاتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا۟ بِهَآ إِلَّا يَسِيرًۭا
Okunuş
velev duḫilet `aleyhim min aktârihâ ŝumme suilu-lfitnete leetevhâ vemâ telebbeŝû bihâ illâ yesîrâ.
Meal (Diyanet)
Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
15
وَلَقَدْ كَانُوا۟ عَٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ مِن قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ ٱلْأَدْبَٰرَ ۚ وَكَانَ عَهْدُ ٱللَّهِ مَسْـُٔولًۭا
Okunuş
velekad kânû `âhedu-llâhe min kablu lâ yuvellûne-l'edbâr. vekâne `ahdu-llâhi mes'ûlâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, daha önce, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
16
قُل لَّن يَنفَعَكُمُ ٱلْفِرَارُ إِن فَرَرْتُم مِّنَ ٱلْمَوْتِ أَوِ ٱلْقَتْلِ وَإِذًۭا لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
kul ley yenfe`akumu-lfirâru in ferartum mine-lmevti evi-lkatli veiẕel lâ tumette`ûne illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız."
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
17
قُلْ مَن ذَا ٱلَّذِى يَعْصِمُكُم مِّنَ ٱللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوٓءًا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۭ ۚ وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًۭا
Okunuş
kul men ẕe-lleẕî ya`simukum mine-llâhi in erâde bikum sûen ev erâde bikum rahmeh. velâ yecidûne lehum min dûni-llâhi veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O'na karşı kim sizi koruyabilir? Allah'tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız."
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
18
۞ قَدْ يَعْلَمُ ٱللَّهُ ٱلْمُعَوِّقِينَ مِنكُمْ وَٱلْقَآئِلِينَ لِإِخْوَٰنِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا ۖ وَلَا يَأْتُونَ ٱلْبَأْسَ إِلَّا قَلِيلًا
Okunuş
kad ya`lemu-llâhu-lmu`avvikîne minkum velkâilîne liiḫvânihim helumme ileynâ. velâ ye'tûne-lbe'se illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
19
أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ ۖ فَإِذَا جَآءَ ٱلْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَٱلَّذِى يُغْشَىٰ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْمَوْتِ ۖ فَإِذَا ذَهَبَ ٱلْخَوْفُ سَلَقُوكُم بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى ٱلْخَيْرِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا۟ فَأَحْبَطَ ٱللَّهُ أَعْمَٰلَهُمْ ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًۭا
Okunuş
eşihhaten `aleykum. feiẕâ câe-lḫavfu raeytehum yenżurûne ileyke tedûru a`yunuhum kelleẕî yuğşâ `aleyhi mine-lmevt. feiẕâ ẕehebe-lḫavfu selekûkum bielsinetin hidâdin eşihhaten `ale-lḫayr. ulâike lem yu'minû feahbeta-llâhu a`mâlehum. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
20
يَحْسَبُونَ ٱلْأَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا۟ ۖ وَإِن يَأْتِ ٱلْأَحْزَابُ يَوَدُّوا۟ لَوْ أَنَّهُم بَادُونَ فِى ٱلْأَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ أَنۢبَآئِكُمْ ۖ وَلَوْ كَانُوا۟ فِيكُم مَّا قَٰتَلُوٓا۟ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
yahsebûne-l'ahzâbe lem yeẕhebû. veiy ye'ti-l'ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fi-l'a`râbi yes'elûne `an embâikum. velev kânû fîkum mâ kâtelû illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri çöllerde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalar ancak pek az savaşırlardı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
21
لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِى رَسُولِ ٱللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌۭ لِّمَن كَانَ يَرْجُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلْيَوْمَ ٱلْءَاخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا
Okunuş
lekad kâne lekum fî rasûli-llâhi usvetun hasenetul limen kâne yercu-llâhe velyevme-l'âhira veẕekera-llâhe keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
22
وَلَمَّا رَءَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْأَحْزَابَ قَالُوا۟ هَٰذَا مَا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَصَدَقَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ ۚ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّآ إِيمَٰنًۭا وَتَسْلِيمًۭا
Okunuş
velemmâ rae-lmu'minûne-l'ahzâbe kâlû hâẕâ mâ ve`adene-llâhu verasûluhû vesadeka-llâhu verasûluh. vemâ zâdehum illâ îmânev veteslîmâ.
Meal (Diyanet)
İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: "İşte bu, Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir; Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetlerini artırdı.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
23
مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌۭ صَدَقُوا۟ مَا عَٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ عَلَيْهِ ۖ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُۥ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ ۖ وَمَا بَدَّلُوا۟ تَبْدِيلًۭا
Okunuş
mine-lmu'minîne ricâlun sadekû mâ `âhedu-llâhe `aleyh. feminhum men kadâ nahbehû veminhum mey yenteżir. vemâ beddelû tebdîlâ.
Meal (Diyanet)
İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
24
لِّيَجْزِىَ ٱللَّهُ ٱلصَّٰدِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ إِن شَآءَ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
liyecziye-llâhu-ssâdikîne bisidkihim veyu`aẕẕibe-lmunâfikîne in şâe ev yetûbe `aleyhim. inne-llâhe kâne ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Bu sebeple Allah, doğruları doğrulukları ile mükafatlandırır; ikiyüzlüleri de dilerse azablandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
25
وَرَدَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا۟ خَيْرًۭا ۚ وَكَفَى ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلْقِتَالَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ قَوِيًّا عَزِيزًۭا
Okunuş
veradde-llâhu-lleẕîne keferû biğayżihim lem yenâlû ḫayrâ. vekefe-llâhu-lmu'minîne-lkitâl. vekâne-llâhu kaviyyen `azîzâ.
Meal (Diyanet)
Allah inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
26
وَأَنزَلَ ٱلَّذِينَ ظَٰهَرُوهُم مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مِن صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلرُّعْبَ فَرِيقًۭا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًۭا
Okunuş
veenzele-lleẕîne żâherûhum min ehli-lkitâbi min sayâsîhim vekaẕefe fî kulûbihimu-rru`be ferîkan taktulûne vete'sirûne ferîkâ.
Meal (Diyanet)
Allah, Kitap ehlinden, kafirleri destekleyenleri kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı; onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
27
وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ وَدِيَٰرَهُمْ وَأَمْوَٰلَهُمْ وَأَرْضًۭا لَّمْ تَطَـُٔوهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرًۭا
Okunuş
veevraŝekum ardahum vediyârahum veemvâlehum veardal lem tetaûhâ. vekâne-llâhu `alâ kulli şey'in kadîrâ.
Meal (Diyanet)
Yerlerini, yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye Kadir olandır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
28
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ قُل لِّأَزْوَٰجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًۭا جَمِيلًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu kul liezvâcike in kuntunne turidne-lhayâte-ddunyâ vezînetehâ fete`âleyne umetti`kunne veuserrihkunne serâhan cemîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim."
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
29
وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلدَّارَ ٱلْءَاخِرَةَ فَإِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَٰتِ مِنكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
vein kuntunne turidne-llâhe verasûlehû veddâra-l'âḫirate feinne-llâhe e`adde lilmuhsinâti minkunne ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
"Eğer Allah'ı, Peygamberini, ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır."
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
30
يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ مَن يَأْتِ مِنكُنَّ بِفَٰحِشَةٍۢ مُّبَيِّنَةٍۢ يُضَٰعَفْ لَهَا ٱلْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًۭا
Okunuş
yâ nisâe-nnebiyyi mey ye'ti minkunne bifâhişetim mubeyyinetiy yudâ`af lehe-l`aẕâbu di`feyn. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber'in hanımları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır.