📖 Cüz 29
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
tebârake-lleẕî biyedihi-lmulk. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
2
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًۭا ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ
Okunuş
elleẕî ḫaleka-lmevte velhayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu `amelâ. vehuve-l`azîzu-lğafûr.
Meal (Diyanet)
Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
3
ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ طِبَاقًۭا ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍۢ ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍۢ
Okunuş
elleẕî ḫaleka seb`a semâvâtin tibâkâ. mâ terâ fî ḫalki-rrahmâni min tefâvut. ferci`i-lbesara hel terâ min futûr.
Meal (Diyanet)
Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
4
ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًۭا وَهُوَ حَسِيرٌۭ
Okunuş
ŝumme-rci`i-lbesara kerrateyni yenkalib ileyke-lbesaru ḫâsiev vehuve hasîr.
Meal (Diyanet)
Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
5
وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًۭا لِّلشَّيَٰطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
velekad zeyyenne-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha vece`alnâhâ rucûmel lişşeyâtîni vea`tednâ lehum `aẕâbe-sse`îr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
6
وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
velilleẕîne keferû birabbihim `aẕâbu cehennem. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Rablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür!
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
7
إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًۭا وَهِىَ تَفُورُ
Okunuş
iẕâ ulkû fîhâ semi`û lehâ şehîkav vehiye tefûr.
Meal (Diyanet)
Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
8
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۖ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌۭ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌۭ
Okunuş
tekâdu temeyyezu mine-lğayż. kullemâ ulkiye fîhâ fevcun seelehum ḫazenetuhâ elem ye'tikum neẕîr.
Meal (Diyanet)
Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
9
قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌۭ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ كَبِيرٍۢ
Okunuş
kâlû belâ kad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ vekulnâ mâ nezzele-llâhu min şey'. in entum illâ fî dalâlin kebîr.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
10
وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
vekâlû lev kunnâ nesme`u ev na`kilu mâ kunnâ fî ashâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
11
فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًۭا لِّأَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
fa`terafû biẕembihim. fesuhkal liashâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
12
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَأَجْرٌۭ كَبِيرٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne yaḫşevne rabbehum bilğaybi lehum mağfiratuv veecrun kebîr.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
13
وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
veesirrû kavlekum evi-cherû bih. innehû `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
14
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
elâ ya`lemu men ḫalek. vehuve-lletîfu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
15
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًۭا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ ۖ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ
Okunuş
huve-lleẕî ce`ale lekumu-l'arda ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekulû mir rizkih. veileyhi-nnuşûr.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
16
ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ
Okunuş
eemintum men fi-ssemâi ey yaḫsife bikumu-l'arda feiẕâ hiye temûr.
Meal (Diyanet)
Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
17
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًۭا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
Okunuş
em emintum men fi-ssemâi ey yursile `aleykum hâsibâ. feseta`lemûne keyfe neẕîr.
Meal (Diyanet)
Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
18
وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Okunuş
velekad keẕẕebe-lleẕîne min kablihim fekeyfe kâne nekîr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış?
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
19
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٰٓفَّٰتٍۢ وَيَقْبِضْنَ ۚ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَٰنُ ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ
Okunuş
evelem yerav ile-ttayri fevkahum sâffâtiv veyakbidn. mâ yumsikuhunne ille-rrahmân. innehû bikulli şey'im besîr.
Meal (Diyanet)
Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
20
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌۭ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ۚ إِنِ ٱلْكَٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ
Okunuş
emmen hâẕe-lleẕî huve cundul lekum yensurukum min dûni-rrahmân. ini-lkâfirûne illâ fî ğurûr.
Meal (Diyanet)
Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
21
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ ۚ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّۢ وَنُفُورٍ
Okunuş
emmen hâẕe-lleẕî yerzukukum in emseke rizkah. bel leccû fî `utuvviv venufûr.
Meal (Diyanet)
Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
22
أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
efemey yemşî mukibben `alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen `alâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır?
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
23
قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
Okunuş
kul huve-lleẕî enşeekum vece`ale lekumu-ssem`a vel'ebsâra vel'ef'ideh. kalîlem mâ teşkurûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
24
قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
kul huve-lleẕî ẕera'ekum fi-l'ardi veileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
25
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
26
قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
kul inneme-l`ilmu `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
27
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةًۭ سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ
Okunuş
felemmâ raevhu zulfeten sîet vucûhu-lleẕîne keferû vekîle hâẕe-lleẕî kuntum bihî tedde`ûn.
Meal (Diyanet)
Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir.
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
28
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
kul era'eytum in ehlekeniye-llâhu vemem me`iye ev rahimenâ femey yucîru-lkâfirîne min `aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir?"
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
29
قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kul huve-rrahmânu âmennâ bihî ve`aleyhi tevekkelnâ. feseta`lemûne men huve fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz."
سُورَةُ المُلۡكِ
· Mülk Suresi
30
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًۭا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍۢ مَّعِينٍۭ
Okunuş
kul era'eytum in asbeha mâukum ğavran femey ye'tîkum bimâim me`în.
Meal (Diyanet)
De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?"
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Okunuş
nûn. velkalemi vemâ yesturûn.
Meal (Diyanet)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
2
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ
Okunuş
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
Meal (Diyanet)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
3
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ
Okunuş
veinne leke leecran ğayra memnûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
4
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
veinneke le`alâ ḫulukin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Okunuş
fesetubsiru veyubsirûn.
Meal (Diyanet)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
Okunuş
bieyyikumu-lmeftûn.
Meal (Diyanet)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
7
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Okunuş
inne rabbeke huve a`lemu bimen dalle `an sebîlih. vehuve a`lemu bilmuhtedîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
8
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
felâ tuti`i-lmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
9
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Okunuş
veddû lev tudhinu feyudhinûn.
Meal (Diyanet)
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
10
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ
Okunuş
velâ tuti` kulle hallâfim mehîn.
Meal (Diyanet)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
11
هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ
Okunuş
hemmâzim meşşâim binemîm.
Meal (Diyanet)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
12
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Okunuş
mennâ`il lilḫayri mu`tedin eŝîm.
Meal (Diyanet)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
13
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
Okunuş
`utullim ba`de ẕâlike zenîm.
Meal (Diyanet)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
14
أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ
Okunuş
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Meal (Diyanet)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
iẕâ tutlâ `aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
16
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
Okunuş
senesimuhû `ale-lḫurtûm.
Meal (Diyanet)
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
17
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Okunuş
innâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbe-lcenneh. iẕ aksemû leyasrimunnehâ musbihîn.
Meal (Diyanet)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
Okunuş
velâ yesteŝnûn.
Meal (Diyanet)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
Okunuş
fetâfe `aleyhâ tâifum mir rabbike vehum nâimûn.
Meal (Diyanet)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
Okunuş
feasbehat kessarîm.
Meal (Diyanet)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
21
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
Okunuş
fetenâdev musbihîn.
Meal (Diyanet)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
22
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
Okunuş
eni-ğdû `alâ harŝikum in kuntum sârimîn.
Meal (Diyanet)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
23
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
Okunuş
fentalekû vehum yeteḫâfetûn.
Meal (Diyanet)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ
Okunuş
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleykum miskîn.
Meal (Diyanet)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
25
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ
Okunuş
veğadev `alâ hardin kâdirîn.
Meal (Diyanet)
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
Okunuş
felemmâ raevhâ kâlû innâ ledâllûn.
Meal (Diyanet)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Okunuş
bel nahnu mahrûmûn.
Meal (Diyanet)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Okunuş
kâle evsetuhum elem ekul lekum levlâ tusebbihûn.
Meal (Diyanet)
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
29
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ
Okunuş
feakbele ba`duhum `alâ ba`diy yetelâvemûn.
Meal (Diyanet)
Birbirlerini yermeye başladılar.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
31
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
Okunuş
kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâğîn.
Meal (Diyanet)
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
Okunuş
`asâ rabbunâ ey yubdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râğibûn.
Meal (Diyanet)
"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
33
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuş
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbu-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
inne lilmuttekîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
35
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
efenec`alu-lmuslimîne kelmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
36
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Okunuş
mâ lekum. keyfe tahkumûn.
Meal (Diyanet)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
37
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ
Okunuş
em lekum kitâbun fîhi tedrusûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
Okunuş
inne lekum fîhi lemâ teḫayyerûn.
Meal (Diyanet)
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
Okunuş
em lekum eymânun `aleynâ bâliğatun ilâ yevmi-lkiyâmeti inne lekum lemâ tahkumûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
Okunuş
selhum eyyuhum biẕâlike za`îm.
Meal (Diyanet)
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
41
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
Okunuş
em lehum şurakâ'. felye'tû bişurakâihim in kânû sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
42
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Okunuş
yevme yukşefu `an sâkiv veyud`avne ile-ssucûdi felâ yestetî`ûn.
Meal (Diyanet)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
43
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
Okunuş
ḫâşi`aten ebsâruhum terhekuhum ẕilleh. vekad kânû yud`avne ile-ssucûdi vehum sâlimûn.
Meal (Diyanet)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
44
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
feẕernî vemey yukeẕẕibu bihâẕe-lhadîŝ. senestedricuhum min hayŝu lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
45
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
Okunuş
veumlî lehum. inne keydî metîn.
Meal (Diyanet)
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
46
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
Okunuş
em tes'eluhum ecran fehum mim mağramim muŝkalûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
47
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Okunuş
em `indehumu-lğaybu fehum yektubûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
48
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ
Okunuş
fasbir lihukmi rabbike velâ tekun kesâhibi-lhût. iẕ nâdâ vehuve mekżûm.
Meal (Diyanet)
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
49
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ
Okunuş
levlâ en tedârakehû ni`metum mir rabbihî lenubiẕe bil`arâi vehuve meẕmûm.
Meal (Diyanet)
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
50
فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
fectebâhu rabbuhû fece`alehû mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ
Okunuş
veiy yekâdu-lleẕîne keferû leyuzlikûneke biebsârihim lemmâ semi`u-ẕẕikra veyekûlûne innehû lemecnûn.
Meal (Diyanet)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
سُورَةُ القَلَمِ
· Kalem Suresi
52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ huve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ
Okunuş
elhâkkah.
Meal (Diyanet)
Gerçekleşecek olan!
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
Okunuş
me-lhâkkah.
Meal (Diyanet)
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
Okunuş
vemâ edrâke me-lhâkkah.
Meal (Diyanet)
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
Okunuş
keẕẕebet ŝemûdu ve`âdum bilkâri`ah.
Meal (Diyanet)
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
Okunuş
feemmâ ŝemûdu feuhlikû bittâğiyeh.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
6
وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ
Okunuş
veemmâ `âdun feuhlikû birîhin sarsarin `âtiyeh.
Meal (Diyanet)
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ
Okunuş
seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin husûmen fetere-lkavme fîhâ sar`â keennehum a`câzu naḫlin ḫâviyeh.
Meal (Diyanet)
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ
Okunuş
fehel terâ lehum mim bâkiyeh.
Meal (Diyanet)
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
Okunuş
vecâe fir`avnu vemen kablehû velmu'tefikâtu bilḫâtieh.
Meal (Diyanet)
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً
Okunuş
fe`asav rasûle rabbihim feeḫaẕehum aḫẕeter râbiyetâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
Okunuş
innâ lemmâ tağa-lmâu hamelnâkum fi-lcâriyeh.
Meal (Diyanet)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ
Okunuş
linec`alehâ lekum teẕkiratev vete`iyehâ uẕunuv vâ`iyeh.
Meal (Diyanet)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
Okunuş
feiẕâ nufiḫa fi-ssûri nefḫatuv vâhideh.
Meal (Diyanet)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ
Okunuş
vehumileti-l'ardu velcibâlu fedukketâ dekketev vâhidetâ.
Meal (Diyanet)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
15
فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Okunuş
feyevmeiẕiv veka`ati-lvâki`ah.
Meal (Diyanet)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ
Okunuş
venşekkati-ssemâu fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
Meal (Diyanet)
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ
Okunuş
velmeleku `alâ ercâihâ. veyahmilu `arşe rabbike fevkahum yevmeiẕin ŝemâniyeh.
Meal (Diyanet)
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
18
يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ
Okunuş
yevmeiẕin tu`radûne lâ taḫfâ minkum ḫâfiyeh.
Meal (Diyanet)
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
Okunuş
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyekûlu hâumu-kraû kitâbiyeh.
Meal (Diyanet)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
Okunuş
innî żanentu ennî mulâkin hisâbiyeh.
Meal (Diyanet)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ
Okunuş
fehuve fî `îşetir râdiyeh.
Meal (Diyanet)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
Okunuş
fî cennetin `âliyeh.
Meal (Diyanet)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ
Okunuş
kutûfuhâ dâniyeh.
Meal (Diyanet)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
Okunuş
kulû veşrabû henîem bimâ esleftum fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
Meal (Diyanet)
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
Okunuş
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyekûlu yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
Meal (Diyanet)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Okunuş
velem edri mâ hisâbiyeh.
Meal (Diyanet)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
27
يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
Okunuş
yâ leytehâ kâneti-lkâdiyeh.
Meal (Diyanet)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
Okunuş
mâ ağnâ `annî mâliyeh.
Meal (Diyanet)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
Okunuş
heleke `annî sultâniyeh.
Meal (Diyanet)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
Okunuş
ḫuẕûhu feğullûh.
Meal (Diyanet)
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Okunuş
ŝumme-lcehîme sallûh.
Meal (Diyanet)
"Sonra cehenneme yaslayın"
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ
Okunuş
ŝumme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslukûh.
Meal (Diyanet)
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
innehû kâne lâ yu'minu billâhi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Okunuş
velâ yehuddu `alâ ta`âmi-lmiskîn.
Meal (Diyanet)
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ
Okunuş
feleyse lehu-lyevme hâhunâ hamîm.
Meal (Diyanet)
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ
Okunuş
velâ ta`âmun illâ min ğislîn.
Meal (Diyanet)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
Okunuş
lâ ye'kuluhû ille-lḫâtiûn.
Meal (Diyanet)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
felâ uksimu bimâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
vemâ lâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ
Okunuş
innehû lekavlu rasûlin kerîm.
Meal (Diyanet)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ
Okunuş
vemâ huve bikavli şâ`ir. kalîlem mâ tu'minûn.
Meal (Diyanet)
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
velâ bikavli kâhin. kalîlem mâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
43
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
tenzîlum mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
Okunuş
velev tekavvele `aleynâ ba`da-l'ekâvîl.
Meal (Diyanet)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
Okunuş
leeḫaẕnâ minhu bilyemîn.
Meal (Diyanet)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
Okunuş
ŝumme lekata`nâ minhu-lvetîn.
Meal (Diyanet)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
Okunuş
femâ minkum min ehadin `anhu hâcizîn.
Meal (Diyanet)
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuş
veinnehû leteẕkiratul lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
Okunuş
veinnâ lena`lemu enne minkum mukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
veinnehû lehasratun `ale-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
Okunuş
veinnehû lehakku-lyekîn.
Meal (Diyanet)
O, şüphesiz kesin gerçektir.
سُورَةُ الحَاقَّةِ
· Hâkka Suresi
52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
fesebbih bismi rabbike-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
Okunuş
seele sâilum bi`aẕâbiv vâki`.
Meal (Diyanet)
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
2
لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ
Okunuş
lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.
Meal (Diyanet)
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
3
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
Okunuş
mine-llâhi ẕi-lme`âric.
Meal (Diyanet)
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
4
تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ
Okunuş
ta`rucu-lmelâiketu verrûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhû ḫamsîne elfe seneh.
Meal (Diyanet)
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
5
فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا
Okunuş
fasbir sabran cemîlâ.
Meal (Diyanet)
Güzel güzel sabret;
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
6
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا
Okunuş
innehum yeravnehû be`îdâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
7
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا
Okunuş
venerâhu karîbâ.
Meal (Diyanet)
Ama biz onu yakın görmekteyiz.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
8
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
Okunuş
yevme tekûnu-ssemâu kelmuhl.
Meal (Diyanet)
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
9
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Okunuş
vetekûnu-lcibâlu kel`ihn.
Meal (Diyanet)
Dağlar da atılmış pamuğa döner.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
10
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا
Okunuş
velâ yes'elu hamîmun hamîmâ.
Meal (Diyanet)
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
11
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
Okunuş
yubessarûnehum. yeveddu-lmucrimu lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.
Meal (Diyanet)
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
12
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
Okunuş
vesâhibetihî veeḫîh.
Meal (Diyanet)
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
13
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
Okunuş
vefesîletihi-lletî tu'vîh.
Meal (Diyanet)
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
14
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ
Okunuş
vemen fi-l'ardi cemî`an ŝumme yuncîh.
Meal (Diyanet)
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
15
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
Okunuş
kellâ. innehâ leżâ.
Meal (Diyanet)
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
16
نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ
Okunuş
nezzâ`atel lişşevâ.
Meal (Diyanet)
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
17
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
Okunuş
ted`û men edbera vetevellâ.
Meal (Diyanet)
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
18
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
Okunuş
veceme`a feev`â.
Meal (Diyanet)
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
19
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
Okunuş
inne-l'insâne ḫulika helû`â.
Meal (Diyanet)
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
20
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا
Okunuş
iẕâ messehu-şşerru cezû`â.
Meal (Diyanet)
Başına bir fenalık gelince feryat eder,
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
21
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
Okunuş
veiẕâ messehu-lḫayru menû`â.
Meal (Diyanet)
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
22
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
Okunuş
ille-lmusallîn.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
23
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
Okunuş
elleẕîne hum `alâ salâtihim dâimûn.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
24
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ
Okunuş
velleẕîne fî emvâlihim hakkum ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
25
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Okunuş
lissâili velmahrûm.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
26
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Okunuş
velleẕîne yusaddikûne biyevmi-ddîn.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
27
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Okunuş
velleẕîne hum min `aẕâbi rabbihim muşfikûn.
Meal (Diyanet)
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
28
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ
Okunuş
inne `aẕâbe rabbihim ğayru me'mûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
29
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
Okunuş
velleẕîne hum lifurûcihim hâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
30
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Okunuş
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum feinnehum ğayru melûmîn.
Meal (Diyanet)
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
31
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Okunuş
femeni-bteğâ verâe ẕâlike feulâike humu-l`âdûn.
Meal (Diyanet)
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
32
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Okunuş
velleẕîne hum liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
Meal (Diyanet)
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
33
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
Okunuş
velleẕîne hum bişehâdetihim kâimûn.
Meal (Diyanet)
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
34
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Okunuş
velleẕîne hum `alâ salâtihim yuhâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Namazlarına riayet edenler,
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
35
أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ
Okunuş
ulâike fî cennâtim mukramûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
36
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
Okunuş
femâ lilleẕîne keferû kibeleke muhti`în.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
37
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
Okunuş
`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
38
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ
Okunuş
eyatme`u kullu-mriim minhum ey yudḫale cennete ne`îm.
Meal (Diyanet)
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
39
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
Okunuş
kellâ. innâ ḫalaknâhum mimmâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
40
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
Okunuş
felâ uksimu birabbi-lmeşâriki velmeğâribi innâ lekâdirûn.
Meal (Diyanet)
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
41
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Okunuş
`alâ en nubeddile ḫayram minhum vemâ nahnu bimesbûkîn.
Meal (Diyanet)
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
42
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Okunuş
feẕerhum yeḫûdû veyel`abû hattâ yulâkû yevmehumu-lleẕî yû`adûn.
Meal (Diyanet)
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
43
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ
Okunuş
yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehum ilâ nusubiy yûfidûn.
Meal (Diyanet)
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
سُورَةُ المَعَارِجِ
· Meâric Suresi
44
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Okunuş
ḫâşi`aten ebsâruhum terhekuhum ẕilleh. ẕâlike-lyevmu-lleẕî kânû yû`adûn.
Meal (Diyanet)
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
innâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enẕir kavmeke min kabli ey ye'tiyehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
"Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
2
قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
kâle yâ kavmi innî lekum neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
3
أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
eni-`budu-llâhe vettekûhu veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
4
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
yağfir lekum min ẕunûbikum veyueḫḫirkum ilâ ecelim musemmâ. inne ecele-llâhi iẕâ câe lâ yu'eḫḫar. lev kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
5
قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًۭا وَنَهَارًۭا
Okunuş
kâle rabbi innî de`avtu kavmî leylev venehârâ.
Meal (Diyanet)
Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
6
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًۭا
Okunuş
felem yezidhum du`âî illâ firârâ.
Meal (Diyanet)
"Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
7
وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًۭا
Okunuş
veinnî kullemâ de`avtuhum litağfira lehum ce`alû esâbi`ahum fî âẕânihim vestağşev ŝiyâbehum veesarru vestekberu-stikbârâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
8
ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًۭا
Okunuş
ŝumme innî de`avtuhum cihârâ.
Meal (Diyanet)
"Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
9
ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًۭا
Okunuş
ŝumme innî a`lentu lehum veesrartu lehum isrârâ.
Meal (Diyanet)
"Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
10
فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًۭا
Okunuş
fekultu-stağfirû rabbekum innehû kâne ğaffârâ.
Meal (Diyanet)
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
11
يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًۭا
Okunuş
yursili-ssemâe `aleykum midrârâ.
Meal (Diyanet)
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
12
وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍۢ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّٰتٍۢ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَٰرًۭا
Okunuş
veyumdidkum biemvâliv vebenîne veyec`al lekum cennâtiv veyec`al lekum enhârâ.
Meal (Diyanet)
"Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
13
مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًۭا
Okunuş
mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ.
Meal (Diyanet)
"Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
14
وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا
Okunuş
vekad ḫalekakum atvârâ.
Meal (Diyanet)
"Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
15
أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ طِبَاقًۭا
Okunuş
elem terav keyfe ḫaleka-llâhu seb`a semâvâtin tibâkâ.
Meal (Diyanet)
"Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?"
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
16
وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًۭا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًۭا
Okunuş
vece`ale-lkamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.
Meal (Diyanet)
"Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
17
وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًۭا
Okunuş
vellâhu embetekum mine-l'ardi nebâtâ.
Meal (Diyanet)
"Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
18
ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًۭا
Okunuş
ŝumme yu`îdukum fîhâ veyuḫricukum iḫrâcâ.
Meal (Diyanet)
"Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
19
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًۭا
Okunuş
vellâhu ce`ale lekumu-l'arda bisâtâ.
Meal (Diyanet)
"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
20
لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًۭا فِجَاجًۭا
Okunuş
liteslukû minhâ subulen ficâcâ.
Meal (Diyanet)
"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
21
قَالَ نُوحٌۭ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًۭا
Okunuş
kâle nûhur rabbi innehum `asavnî vettebe`û mel lem yezidhu mâluhû veveleduhû illâ ḫasârâ.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
22
وَمَكَرُوا۟ مَكْرًۭا كُبَّارًۭا
Okunuş
vemekerû mekran kubbârâ.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
23
وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّۭا وَلَا سُوَاعًۭا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًۭا
Okunuş
vekâlû lâ teẕerunne âlihetekum velâ teẕerunne veddev velâ suvâ`av velâ yeğûŝe veye`ûka venesrâ.
Meal (Diyanet)
İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
24
وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًۭا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلًۭا
Okunuş
vekad edallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ dalâlâ.
Meal (Diyanet)
"Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
25
مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًۭا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًۭا
Okunuş
mimmâ ḫatîâtihim uğrikû feudḫilû nâran felem yecidû lehum min dûni-llâhi ensârâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
26
وَقَالَ نُوحٌۭ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ دَيَّارًا
Okunuş
vekâle nûhur rabbi lâ teẕer `ale-l'ardi mine-lkâfirîne deyyârâ.
Meal (Diyanet)
Nuh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
27
إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًۭا كَفَّارًۭا
Okunuş
inneke in teẕerhum yudillû `ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler."
سُورَةُ نُوحٍ
· Nuh Suresi
28
رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًۭا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا
Okunuş
rabbi-ğfir lî velivâlideyye velimen deḫale beytiye mu'minev velilmu'minîne velmu'minât. velâ tezidi-żżâlimîne illâ tebârâ.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌۭ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًۭا
Okunuş
kul ûhiye ileyye ennehu-steme`a neferum mine-lcinni fekâlû innâ semi`nâ kur'ânen `acebâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
2
يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ ۖ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًۭا
Okunuş
yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nuşrike birabbinâ ehadâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
3
وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةًۭ وَلَا وَلَدًۭا
Okunuş
veennehû te`âlâ ceddu rabbinâ me-tteḫaẕe sâhibetev velâ veledâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
4
وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًۭا
Okunuş
veennehû kâne yekûlu sefîhunâ `ale-llâhi şetatâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
5
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا
Okunuş
veennâ żanennâ el len tekûle-l'insu velcinnu `ale-llâhi keẕibâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
6
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌۭ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍۢ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًۭا
Okunuş
veennehû kâne ricâlum mine-l'insi ye`ûẕûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhum rahekâ.
Meal (Diyanet)
"Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
7
وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًۭا
Okunuş
veennehum żannû kemâ żanentum el ley yeb`aŝe-llâhu ehadâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
8
وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًۭا شَدِيدًۭا وَشُهُبًۭا
Okunuş
veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ muliet harasen şedîdev veşuhubâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
9
وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْءَانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًۭا رَّصَدًۭا
Okunuş
veennâ kunnâ nak`udu minhâ mekâ`ide lissem`. femey yestemi`i-l'âne yecid lehû şihâber rasadâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
10
وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًۭا
Okunuş
veennâ lâ nedrî eşerrun urîde bimen fi-l'ardi em erâde bihim rabbuhum raşedâ.
Meal (Diyanet)
"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
11
وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًۭا
Okunuş
veennâ minne-ssâlihûne veminnâ dûne ẕâlik. kunnâ tarâika kidedâ.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
12
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًۭا
Okunuş
veennâ żanennâ el len nu`cize-llâhe fi-l'ardi velen nu`cizehû herabâ.
Meal (Diyanet)
"Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
13
وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ ۖ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًۭا وَلَا رَهَقًۭا
Okunuş
veennâ lemmâ semi`ne-lhudâ âmennâ bih. femey yu'mim birabbihî felâ yeḫâfu baḫsev velâ rahekâ.
Meal (Diyanet)
"Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
14
وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَٰسِطُونَ ۖ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًۭا
Okunuş
veennâ minne-lmuslimûne veminne-lkâsitûn. femen esleme feulâike teharrav raşedâ.
Meal (Diyanet)
"İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
15
وَأَمَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًۭا
Okunuş
veemme-lkâsitûne fekânû licehenneme hatabâ.
Meal (Diyanet)
"Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
16
وَأَلَّوِ ٱسْتَقَٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَٰهُم مَّآءً غَدَقًۭا
Okunuş
veel levi-stekâmû `ale-ttarîkati leeskaynâhum mâen ğadekâ.
Meal (Diyanet)
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
17
لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًۭا صَعَدًۭا
Okunuş
lineftinehum fîh. vemey yu`rid `an ẕikri rabbihî yeslukhu `aẕâben sa`adâ.
Meal (Diyanet)
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
18
وَأَنَّ ٱلْمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًۭا
Okunuş
veenne-lmesâcide lillâhi felâ ted`û me`a-llâhi ehadâ.
Meal (Diyanet)
Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
19
وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًۭا
Okunuş
veennehû lemmâ kâme `abdu-llâhi yed`ûhu kâdû yekûnûne `aleyhi libedâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
20
قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًۭا
Okunuş
kul innemâ ed`û rabbî velâ uşriku bihî ehadâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
21
قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّۭا وَلَا رَشَدًۭا
Okunuş
kul innî lâ emliku lekum darrav velâ raşedâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
22
قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌۭ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا
Okunuş
kul innî ley yucîranî mine-llâhi ehaduv velen ecide min dûnihî multehadâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
23
إِلَّا بَلَٰغًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦ ۚ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا
Okunuş
illâ belâğam mine-llâhi verisâlâtih. vemey ya`si-llâhe verasûlehû feinne lehû nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ.
Meal (Diyanet)
"Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
24
حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًۭا وَأَقَلُّ عَدَدًۭا
Okunuş
hattâ iẕâ raev mâ yû`adûne feseya`lemûne men ad`afu nâsirav veekallu `adedâ.
Meal (Diyanet)
Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
25
قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌۭ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا
Okunuş
kul in edrî ekarîbum mâ tû`adûne em yec`alu lehû rabbî emedâ.
Meal (Diyanet)
De ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem."
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
26
عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا
Okunuş
`âlimu-lğaybi felâ yużhiru `alâ ğaybihî ehadâ.
Meal (Diyanet)
Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
27
إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍۢ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًۭا
Okunuş
illâ meni-rtedâ mir rasûlin feinnehû yesluku mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî rasadâ.
Meal (Diyanet)
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.
سُورَةُ الجِنِّ
· Cin Suresi
28
لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا
Okunuş
liya`leme en kad ebleğû risâlâti rabbihim veehâta bimâ ledeyhim veahsâ kulle şey'in `adedâ.
Meal (Diyanet)
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ
Okunuş
yâ eyyuhe-lmuzzemmil.
Meal (Diyanet)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
2
قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
kumi-lleyle illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
3
نِّصْفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا
Okunuş
nisfehû evi-nkus minhu kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
4
أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ٱلْقُرْءَانَ تَرْتِيلًا
Okunuş
ev zid `aleyhi verattili-lkur'âne tertîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
5
إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًۭا ثَقِيلًا
Okunuş
innâ senulkî `aleyke kavlen ŝekîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
6
إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيْلِ هِىَ أَشَدُّ وَطْـًۭٔا وَأَقْوَمُ قِيلًا
Okunuş
inne nâşiete-lleyli hiye eşeddu vat'ev veakvemu kîlâ.
Meal (Diyanet)
şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
7
إِنَّ لَكَ فِى ٱلنَّهَارِ سَبْحًۭا طَوِيلًۭا
Okunuş
inne leke fi-nnehâri sebhan tavîlâ.
Meal (Diyanet)
Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
8
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًۭا
Okunuş
veẕkuri-sme rabbike vetebettel ileyhi tebtîlâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel,
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
9
رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًۭا
Okunuş
rabbu-lmeşriki velmağribi lâ ilâhe illâ huve fetteḫiẕhu vekîlâ.
Meal (Diyanet)
O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
10
وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهْجُرْهُمْ هَجْرًۭا جَمِيلًۭا
Okunuş
vasbir `alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ.
Meal (Diyanet)
Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
11
وَذَرْنِى وَٱلْمُكَذِّبِينَ أُو۟لِى ٱلنَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا
Okunuş
veẕernî velmukeẕẕibîne uli-nna`meti vemehhilhum kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
12
إِنَّ لَدَيْنَآ أَنكَالًۭا وَجَحِيمًۭا
Okunuş
inne ledeynâ enkâlev vecehîmâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
13
وَطَعَامًۭا ذَا غُصَّةٍۢ وَعَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
veta`âmen ẕâ ğussativ ve`aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
14
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلْجِبَالُ كَثِيبًۭا مَّهِيلًا
Okunuş
yevme tercufu-l'ardu velcibâlu vekâneti-lcibâlu keŝîbem mehîlâ.
Meal (Diyanet)
Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
15
إِنَّآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْكُمْ رَسُولًۭا شَٰهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ رَسُولًۭا
Okunuş
innâ erselnâ ileykum rasûlen şâhiden `aleykum kemâ erselnâ ilâ fir`avne rasûlâ.
Meal (Diyanet)
Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkınızda şahidlik edecek bir peygamber gönderdik.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
16
فَعَصَىٰ فِرْعَوْنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذْنَٰهُ أَخْذًۭا وَبِيلًۭا
Okunuş
fe`asâ fir`avnu-rrasûle feeḫaẕnâhu aḫẕev vebîlâ.
Meal (Diyanet)
Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
17
فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًۭا يَجْعَلُ ٱلْوِلْدَٰنَ شِيبًا
Okunuş
fekeyfe tettekûne in kefertum yevmey yec`alu-lvildâne şîbâ.
Meal (Diyanet)
Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunursunuz?
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
18
ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرٌۢ بِهِۦ ۚ كَانَ وَعْدُهُۥ مَفْعُولًا
Okunuş
essemâu munfetirum bih. kâne va`duhû mef`ûlâ.
Meal (Diyanet)
O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
19
إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌۭ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
Okunuş
inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar.
سُورَةُ المُزَّمِّلِ
· Müzzemmil Suresi
20
۞ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَىٰ مِن ثُلُثَىِ ٱلَّيْلِ وَنِصْفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةٌۭ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَ ۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ ۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَىٰ ۙ وَءَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى ٱلْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ۚ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا ۚ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍۢ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرًۭا وَأَعْظَمَ أَجْرًۭا ۚ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۢ
Okunuş
inne rabbeke ya`lemu enneke tekûmu ednâ min ŝuluŝeyi-lleyli venisfehû veŝuluŝehû vetâifetum mine-lleẕîne me`ak. vellâhu yukaddiru-lleyle vennehâr. `alime el len tuhsûhu fetâbe `aleykum fakraû mâ teyessera mine-lkur'ân. `alime en seyekûnu minkum merdâ veâḫarûne yadribûne fi-l'ardi yebteğûne min fadli-llâhi veâḫarûne yukâtilûne fî sebîli-llâh. fakraû mâ teyessera minhu veekîmu-ssalâte veâtu-zzekâte veakridu-llâhe kardan hasenâ. vemâ tukaddimû lienfusikum min ḫayrin tecidûhu `inde-llâhi huve ḫayrav vea`żame ecrâ. vestağfiru-llâh. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Okunuş
yâ eyyuhe-lmuddeŝŝir.
Meal (Diyanet)
Ey örtüye bürünen!
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
2
قُمْ فَأَنذِرْ
Okunuş
kum feenẕir.
Meal (Diyanet)
Kalk da uyar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
3
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Okunuş
verabbeke fekebbir.
Meal (Diyanet)
Rabbini yücelt.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
4
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Okunuş
veŝiyâbeke fetahhir.
Meal (Diyanet)
Giydiklerini temiz tut.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
5
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
Okunuş
verrucze fehcur.
Meal (Diyanet)
Kötü şeyleri terke devam et.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
6
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
Okunuş
velâ temnun testekŝir.
Meal (Diyanet)
Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
7
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
Okunuş
velirabbike fasbir.
Meal (Diyanet)
Rabbin için sabret.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
8
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
Okunuş
feiẕâ nukira fi-nnâkûr.
Meal (Diyanet)
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
9
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍۢ يَوْمٌ عَسِيرٌ
Okunuş
feẕâlike yevmeiẕiy yevmun `asîr.
Meal (Diyanet)
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
10
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍۢ
Okunuş
`ale-lkâfirîne ğayru yesîr.
Meal (Diyanet)
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
11
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًۭا
Okunuş
ẕernî vemen ḫalaktu vehîdâ.
Meal (Diyanet)
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
12
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًۭا مَّمْدُودًۭا
Okunuş
vece`altu lehû mâlem memdûdâ.
Meal (Diyanet)
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
13
وَبَنِينَ شُهُودًۭا
Okunuş
vebenîne şuhûdâ.
Meal (Diyanet)
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
14
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًۭا
Okunuş
vemehhettu lehû temhîdâ.
Meal (Diyanet)
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
15
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Okunuş
ŝumme yatme`u en ezîd.
Meal (Diyanet)
Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
16
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِءَايَٰتِنَا عَنِيدًۭا
Okunuş
kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.
Meal (Diyanet)
Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
17
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
Okunuş
seurhikuhû sa`ûdâ.
Meal (Diyanet)
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
18
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
Okunuş
innehû fekkera vekaddera.
Meal (Diyanet)
Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
19
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Okunuş
fekutile keyfe kaddera.
Meal (Diyanet)
Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
20
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Okunuş
ŝumme kutile keyfe kaddera.
Meal (Diyanet)
Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
21
ثُمَّ نَظَرَ
Okunuş
ŝumme neżara.
Meal (Diyanet)
Sonra baktı;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
22
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Okunuş
ŝumme `abese vebesera.
Meal (Diyanet)
Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
23
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
Okunuş
ŝumme edbera vestekbera.
Meal (Diyanet)
Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
24
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ يُؤْثَرُ
Okunuş
fekâle in hâẕâ illâ sihruy yu'ŝer.
Meal (Diyanet)
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
25
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
Okunuş
in hâẕâ illâ kavlu-lbeşer.
Meal (Diyanet)
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
26
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Okunuş
seuslîhi sekara.
Meal (Diyanet)
İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
27
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
Okunuş
vemâ edrâke mâ sekar.
Meal (Diyanet)
Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin?
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
28
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
Okunuş
lâ tubkî velâ teẕer.
Meal (Diyanet)
O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
29
لَوَّاحَةٌۭ لِّلْبَشَرِ
Okunuş
levvâhatul lilbeşer.
Meal (Diyanet)
İnsanın derisini kavurur;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
30
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Okunuş
`aleyhâ tis`ate `aşer.
Meal (Diyanet)
Orada ondokuz bekçi vardır.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
31
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةًۭ ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
Okunuş
vemâ ce`alnâ ashâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehum illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteykine-lleẕîne ûtu-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtu-lkitâbe velmu'minûne veliyekûle-lleẕîne fî kulûbihim meraduv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhu bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yudillu-llâhu mey yeşâu veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemu cunûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
Meal (Diyanet)
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
32
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
Okunuş
kellâ velkamer.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
33
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
Okunuş
velleyli iẕ edbera.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
34
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
Okunuş
vessubhi iẕâ esfera.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
35
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
Okunuş
innehâ leihde-lkuber.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
36
نَذِيرًۭا لِّلْبَشَرِ
Okunuş
neẕîral lilbeşer.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
37
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
Okunuş
limen şâe minkum ey yetekaddeme ev yeteeḫḫar.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
38
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Okunuş
kullu nefsim bimâ kesebet rahîneh.
Meal (Diyanet)
Herkes kazancına bağlı bir rehindir;
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
39
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
Okunuş
illâ ashâbe-lyemîn.
Meal (Diyanet)
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
40
فِى جَنَّٰتٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
fî cennâtin. yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
41
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
`ani-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
42
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
Okunuş
mâ selekekum fî sekara.
Meal (Diyanet)
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
43
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
Okunuş
kâlû lem neku mine-lmusallîn.
Meal (Diyanet)
Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik."
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
44
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
Okunuş
velem neku nut`imu-lmiskîn.
Meal (Diyanet)
"Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
45
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
Okunuş
vekunnâ neḫûdu me`a-lḫâidîn.
Meal (Diyanet)
"Batıla dalanlarla biz de dalardık."
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
46
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Okunuş
vekunnâ nukeẕẕibu biyevmi-ddîn.
Meal (Diyanet)
"Ceza gününü yalanlardık."
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
47
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
Okunuş
hattâ etâne-lyekîn.
Meal (Diyanet)
"Ölüm bize o haldeyken geldi."
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
48
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
Okunuş
femâ tenfe`uhum şefâ`atu-şşâfi`în.
Meal (Diyanet)
Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
49
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Okunuş
femâ lehum `ani-tteẕkirati mu`ridîn.
Meal (Diyanet)
Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
50
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌۭ مُّسْتَنفِرَةٌۭ
Okunuş
keennehum humurum mustenfirah.
Meal (Diyanet)
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
51
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
Okunuş
ferrat min kasverah.
Meal (Diyanet)
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
52
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًۭا مُّنَشَّرَةًۭ
Okunuş
bel yurîdu kullu-mriim minhum ey yu'tâ suhufem muneşşerah.
Meal (Diyanet)
Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
53
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْءَاخِرَةَ
Okunuş
kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.
Meal (Diyanet)
Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
54
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌۭ
Okunuş
kellâ innehû teẕkirah.
Meal (Diyanet)
Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
55
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Okunuş
femen şâe ẕekerah.
Meal (Diyanet)
Dileyen kimse öğüt alır.
سُورَةُ المُدَّثِّرِ
· Müddessir Suresi
56
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
Okunuş
vemâ yeẕkurûne illâ ey yeşâe-llâh. huve ehlu-ttakvâ veehlu-lmağfirah.
Meal (Diyanet)
Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ
Okunuş
lâ uksimu biyevmi-lkiyâmeh.
Meal (Diyanet)
Kıyamet gününe yemin ederim.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
2
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
Okunuş
velâ uksimu binnefsi-llevvâmeh.
Meal (Diyanet)
Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
3
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
Okunuş
eyahsebu-l'insânu ellen necme`a `iżâmeh.
Meal (Diyanet)
İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
4
بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
Okunuş
belâ kâdirîne `alâ en nusevviye benâneh.
Meal (Diyanet)
Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
5
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
Okunuş
bel yurîdu-l'insânu liyefcura emâmeh.
Meal (Diyanet)
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
6
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ
Okunuş
yes'elu eyyâne yevmu-lkiyâmeh.
Meal (Diyanet)
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
7
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
Okunuş
feiẕâ berika-lbesar.
Meal (Diyanet)
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
8
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
Okunuş
veḫasefe-lkamer.
Meal (Diyanet)
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
9
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
Okunuş
vecumi`a-şşemsu velkamer.
Meal (Diyanet)
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
10
يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
Okunuş
yekûlu-l'insânu yevmeiẕin eyne-lmeferr.
Meal (Diyanet)
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
11
كَلَّا لَا وَزَرَ
Okunuş
kellâ lâ vezer.
Meal (Diyanet)
Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
12
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
Okunuş
ilâ rabbike yevmeiẕin-lmustekarr.
Meal (Diyanet)
O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
13
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
Okunuş
yunebbeu-l'insânu yevmeiẕim bimâ kaddeme veeḫḫar.
Meal (Diyanet)
O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
14
بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌۭ
Okunuş
beli-l'insânu `alâ nefsihî besîrah.
Meal (Diyanet)
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
15
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
Okunuş
velev elkâ me`âẕîrah.
Meal (Diyanet)
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
16
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
Okunuş
lâ tuharrik bihî lisâneke lita`cele bih.
Meal (Diyanet)
Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
17
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
Okunuş
inne `aleynâ cem`ahû vekur'âneh.
Meal (Diyanet)
Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
18
فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
Okunuş
feiẕâ kara'nâhu fettebi` kur'âneh.
Meal (Diyanet)
Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
19
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
Okunuş
ŝumme inne `aleynâ beyâneh.
Meal (Diyanet)
Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
20
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
Okunuş
kellâ bel tuhibbûne-l`âcileh.
Meal (Diyanet)
Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
21
وَتَذَرُونَ ٱلْءَاخِرَةَ
Okunuş
veteẕerûne-l'âḫirah.
Meal (Diyanet)
Ahireti bırakırsınız.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
22
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاضِرَةٌ
Okunuş
vucûhuy yevmeiẕin nâdirah.
Meal (Diyanet)
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
23
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌۭ
Okunuş
ilâ rabbihâ nâżirah.
Meal (Diyanet)
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
24
وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌۭ
Okunuş
vevucûhuy yevmeiẕim bâsirah.
Meal (Diyanet)
O gün bir takım yüzler de asıktır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
25
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۭ
Okunuş
teżunnu ey yuf`ale bihâ fâkirah.
Meal (Diyanet)
Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
26
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
Okunuş
kellâ iẕâ beleğati-tterâkiy.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
27
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍۢ
Okunuş
vekîle men râk.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
28
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
Okunuş
veżanne ennehu-lfirâk.
Meal (Diyanet)
Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
29
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
Okunuş
velteffeti-ssâku bissâk.
Meal (Diyanet)
Bacaklar birbirine dolaşır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
30
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
Okunuş
ilâ rabbike yevmeiẕin-lmesâk.
Meal (Diyanet)
O gün sevk Rabbin huzurunadır.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
31
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
Okunuş
felâ saddeka velâ sallâ.
Meal (Diyanet)
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
32
وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Okunuş
velâkin keẕẕebe vetevellâ.
Meal (Diyanet)
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
33
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
Okunuş
ŝumme ẕehebe ilâ ehlihî yetemettâ.
Meal (Diyanet)
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
34
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
Okunuş
evlâ leke feevlâ.
Meal (Diyanet)
Sana yazıklar olsun, yazıklar!
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
35
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
Okunuş
ŝumme evlâ leke feevlâ.
Meal (Diyanet)
Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
36
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
Okunuş
eyahsebu-l'insânu ey yutrake sudâ.
Meal (Diyanet)
İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
37
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةًۭ مِّن مَّنِىٍّۢ يُمْنَىٰ
Okunuş
elem yeku nutfetem mim meniyyiy yumnâ.
Meal (Diyanet)
O, katılan bir meni damlası değil miydi?
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
38
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
Okunuş
ŝumme kâne `alekaten feḫaleka fesevvâ.
Meal (Diyanet)
Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
39
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
Okunuş
fece`ale minhu-zzevceyni-ẕẕekera vel'unŝâ.
Meal (Diyanet)
Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.
سُورَةُ القِيَامَةِ
· Kıyamet Suresi
40
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ
Okunuş
eleyse ẕâlike bikâdirin `alâ ey yuhyiye-lmevtâ.
Meal (Diyanet)
Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌۭ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًۭٔا مَّذْكُورًا
Okunuş
hel etâ `ale-l'insâni hînum mine-ddehri lem yekun şey'em meẕkûrâ.
Meal (Diyanet)
İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
2
إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍۢ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
Okunuş
innâ ḫalakne-l'insâne min nutfetin emşâc. nebtelîhi fece`alnâhu semî`am besîrâ.
Meal (Diyanet)
Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
3
إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًۭا وَإِمَّا كَفُورًا
Okunuş
innâ hedeynâhu-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
4
إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًۭا وَسَعِيرًا
Okunuş
innâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veağlâlev vese`îrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
5
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍۢ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
Okunuş
inne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
6
عَيْنًۭا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًۭا
Okunuş
`ayney yeşrabu bihâ `ibâdu-llâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ.
Meal (Diyanet)
Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
7
يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًۭا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًۭا
Okunuş
yûfûne binneẕri veyeḫâfûne yevmen kâne şerruhû mustetîrâ.
Meal (Diyanet)
Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
8
وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًۭا وَيَتِيمًۭا وَأَسِيرًا
Okunuş
veyut`imûne-tta`âme `alâ hubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.
Meal (Diyanet)
Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
9
إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءًۭ وَلَا شُكُورًا
Okunuş
innemâ nut`imukum livechi-llâhi lâ nurîdu minkum cezâev velâ şukûrâ.
Meal (Diyanet)
"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
10
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًۭا قَمْطَرِيرًۭا
Okunuş
innâ neḫâfu mir rabbinâ yevmen `abûsen kamtarîrâ.
Meal (Diyanet)
"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
11
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةًۭ وَسُرُورًۭا
Okunuş
fevekâhumu-llâhu şerra ẕâlike-lyevmi velekkâhum nadratev vesurûrâ.
Meal (Diyanet)
Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
12
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةًۭ وَحَرِيرًۭا
Okunuş
vecezâhum bimâ saberû cennetev veharîrâ.
Meal (Diyanet)
Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
13
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًۭا وَلَا زَمْهَرِيرًۭا
Okunuş
muttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.
Meal (Diyanet)
Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًۭا
Okunuş
vedâniyeten `aleyhim żilâluhâ veẕullilet kutûfuhâ teẕlîlâ.
Meal (Diyanet)
Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
15
وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍۢ مِّن فِضَّةٍۢ وَأَكْوَابٍۢ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠
Okunuş
veyutâfu `aleyhim biâniyetim min fiddativ veekvâbin kânet kavârîrâ.
Meal (Diyanet)
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
16
قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍۢ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًۭا
Okunuş
kavârîrae min fiddatin kadderûhâ takdîrâ.
Meal (Diyanet)
Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
17
وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًۭا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا
Okunuş
veyuskavne fîhâ ke'sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ.
Meal (Diyanet)
Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
18
عَيْنًۭا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًۭا
Okunuş
`aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ.
Meal (Diyanet)
O pınara "Selsebil" denir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
19
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًۭا مَّنثُورًۭا
Okunuş
veyetûfu `aleyhim vildânum muḫalledûn. iẕâ raeytehum hasibtehum lu'luem menŝûrâ.
Meal (Diyanet)
Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
20
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًۭا وَمُلْكًۭا كَبِيرًا
Okunuş
veiẕâ raeyte ŝemme raeyte ne`îmev vemulken kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
21
عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌۭ وَإِسْتَبْرَقٌۭ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍۢ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًۭا طَهُورًا
Okunuş
`âliyehum ŝiyâbu sundusin ḫudruv veistebrak. vehullû esâvira min fiddah. vesekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ.
Meal (Diyanet)
Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
22
إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءًۭ وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا
Okunuş
inne hâẕâ kâne lekum cezâev vekâne sa`yukum meşkûrâ.
Meal (Diyanet)
"İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
23
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًۭا
Okunuş
innâ nahnu nezzelnâ `aleyke-lkur'âne tenzîlâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
24
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًۭا
Okunuş
fasbir lihukmi rabbike velâ tuti` minhum âŝimen ev kefûrâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
25
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًۭا
Okunuş
veẕkuri-sme rabbike bukratev veesîlâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin adını sabah akşam an.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
26
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًۭا طَوِيلًا
Okunuş
vemine-lleyli fescud lehû vesebbihhu leylen tavîlâ.
Meal (Diyanet)
Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
27
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًۭا ثَقِيلًۭا
Okunuş
inne hâulâi yuhibbûne-l`âcilete veyeẕerûne verâehum yevmen ŝekîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
28
نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
Okunuş
nahnu ḫalaknâhum veşedednâ esrahum. veiẕâ şi'nâ beddelnâ emŝâlehum tebdîlâ.
Meal (Diyanet)
Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
29
إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌۭ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًۭا
Okunuş
inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
30
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ الإِنسَانِ
· İnsan Suresi
31
يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
Okunuş
yudḫilu mey yeşâu fî rahmetih. veżżâlimîne e`adde lehum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا
Okunuş
velmurselâti `urfâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
2
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا
Okunuş
fel`âsifâti `asfâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
3
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا
Okunuş
vennâşirâti neşrâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
4
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا
Okunuş
felfârikâti ferkâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
5
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
Okunuş
felmulkiyâti ẕikrâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
6
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
Okunuş
`uẕran ev nuẕrâ.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
7
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ
Okunuş
innemâ tû`adûne levâki`.
Meal (Diyanet)
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
8
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
Okunuş
feiẕe-nnucûmu tumiset.
Meal (Diyanet)
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
9
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
Okunuş
veiẕe-ssemâu furicet.
Meal (Diyanet)
Gök yarıldığı zaman,
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
10
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
Okunuş
veiẕe-lcibâlu nusifet.
Meal (Diyanet)
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
11
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Okunuş
veiẕe-rrusulu ukkitet.
Meal (Diyanet)
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
12
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Okunuş
lieyyi yevmin uccilet.
Meal (Diyanet)
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
13
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
Okunuş
liyevmi-lfasl.
Meal (Diyanet)
Hüküm gününe bırakılmıştı.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
14
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
Okunuş
vemâ edrâke mâ yevmu-lfasl.
Meal (Diyanet)
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
15
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün yalanlamış olanların vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
16
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
elem nuhliki-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
ŝumme nutbi`uhumu-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
18
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
keẕâlike nef`alu bilmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Suçlulara böyle yaparız.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
19
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
20
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
Okunuş
elem naḫlukkum mim mâim mehîn.
Meal (Diyanet)
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
21
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ
Okunuş
fece`alnâhu fî karârim mekîn.
Meal (Diyanet)
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
22
إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Okunuş
ilâ kaderim ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
23
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
Okunuş
fekadernâ. feni`me-lkâdirûn.
Meal (Diyanet)
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
24
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün yalanlamış olanların vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
25
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
Okunuş
elem nec`ali-l'arda kifâtâ.
Meal (Diyanet)
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
26
أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا
Okunuş
ahyâev veemvâtâ.
Meal (Diyanet)
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
27
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا
Okunuş
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veeskaynâkum mâen furâtâ.
Meal (Diyanet)
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
28
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
29
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Okunuş
intalikû ilâ mâ kuntum bihî tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
30
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ
Okunuş
intalikû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
Meal (Diyanet)
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
31
لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
Okunuş
lâ żalîliv velâ yuğnî mine-lleheb.
Meal (Diyanet)
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
32
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ
Okunuş
innehâ termî bişerarin kelkasr.
Meal (Diyanet)
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
33
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ
Okunuş
keennehû cimâlâtun sufr.
Meal (Diyanet)
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
34
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
35
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Okunuş
hâẕâ yevmu lâ yentikûn.
Meal (Diyanet)
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
36
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Okunuş
velâ yu'ẕenu lehum feya`teẕirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
37
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
38
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
hâẕâ yevmu-lfasl. cema`nâkum vel'evvelîn.
Meal (Diyanet)
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
39
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ
Okunuş
fein kâne lekum keydun fekîdûn.
Meal (Diyanet)
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
40
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
41
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî żilâliv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
42
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Okunuş
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Meal (Diyanet)
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
43
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
kulû veşrabû henîem bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
44
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
innâ keẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
45
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün yalanlamış olanların vay haline
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
46
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Okunuş
kulû vetemette`û kalîlen innekum mucrimûn.
Meal (Diyanet)
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
47
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün yalanlamış olanların vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
48
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
Okunuş
veiẕâ kîle lehumu-rke`û lâ yerke`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
49
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
veyluy yevmeiẕil lilmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
O gün yalanlamış olanların vay haline!
سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
· Mürselat Suresi
50
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
febieyyi hadîŝim ba`dehû yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?