📖 Cüz 24
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
32
۞ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَبَ عَلَى ٱللَّهِ وَكَذَّبَ بِٱلصِّدْقِ إِذْ جَآءَهُۥٓ ۚ أَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًۭى لِّلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
femen ażlemu mimmen keẕebe `ale-llâhi vekeẕẕebe bissidki iẕ câeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uydurandan, kendisine gelmiş gerçeği yalan sayandan daha zalim olan kimdir? İnkarcılar için cehennemde dur durak olmaz olur mu?
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
33
وَٱلَّذِى جَآءَ بِٱلصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِهِۦٓ ۙ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ
Okunuş
velleẕî câe bissidki vesaddeka bihî ulâike humu-lmuttekûn.
Meal (Diyanet)
Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
34
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمْ ۚ ذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
lehum mâ yeşâûne `inde rabbihim. ẕâlike cezâu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Onlara, Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır, bu, iyilerin mükafatıdır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
35
لِيُكَفِّرَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ أَسْوَأَ ٱلَّذِى عَمِلُوا۟ وَيَجْزِيَهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
liyukeffira-llâhu `anhum esvee-lleẕî `amilû veyecziyehum ecrahum biahseni-lleẕî kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Zira Allah, onların yaptıkları kötülükleri örter, onlara, işledikleri şeylerin en güzel karşılıklarını verir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
36
أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۥ ۖ وَيُخَوِّفُونَكَ بِٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦ ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍۢ
Okunuş
eleyse-llâhu bikâfin `abdeh. veyuḫavvifûneke billeẕîne min dûnih. vemey yudlili-llâhu femâ lehû min hâd.
Meal (Diyanet)
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah'ın, saptırdığını doğru yola koyacak yoktur.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
37
وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّضِلٍّ ۗ أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِعَزِيزٍۢ ذِى ٱنتِقَامٍۢ
Okunuş
vemey yehdi-llâhu femâ lehû mim mudill. eleyse-llâhu bi`azîzin ẕi-ntikâm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir?
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
38
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۚ قُلْ أَفَرَءَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ إِنْ أَرَادَنِىَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَٰشِفَٰتُ ضُرِّهِۦٓ أَوْ أَرَادَنِى بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَٰتُ رَحْمَتِهِۦ ۚ قُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ ۖ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
Okunuş
velein seeltehum men ḫaleka-ssemâvâti vel'arda leyekûlunne-llâh. kul eferaeytum mâ ted`ûne min dûni-llâhi in erâdeniye-llâhu bidurrin hel hunne kâşifâtu durrihî ev erâdenî birahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetih. kul hasbiye-llâh. `aleyhi yetevekkelu-lmutevekkilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onlara, "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan: "Allah'tır" derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmetdilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?" De ki: "Allah bana yeter; güvenenler O'na güvenir."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
39
قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌۭ ۖ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Okunuş
kul yâ kavmi-`melû `alâ mekânetikum innî `âmil. fesevfe ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
40
مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌۭ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌۭ مُّقِيمٌ
Okunuş
mey ye'tîhi `aẕâbuy yuḫzîhi veyehillu `aleyhi `aẕâbum mukîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
41
إِنَّآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ لِلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ ۖ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ
Okunuş
innâ enzelnâ `aleyke-lkitâbe linnâsi bilhakk. femeni-htedâ felinefsih. vemen dalle feinnemâ yedillu `aleyhâ. vemâ ente `aleyhim bivekîl.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, insanlar için Kitap'ı gerçekle sana indirdik; kim doğru yolda ise bu kendi lehinedir; sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen onlara vekil değilsin.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
42
ٱللَّهُ يَتَوَفَّى ٱلْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَٱلَّتِى لَمْ تَمُتْ فِى مَنَامِهَا ۖ فَيُمْسِكُ ٱلَّتِى قَضَىٰ عَلَيْهَا ٱلْمَوْتَ وَيُرْسِلُ ٱلْأُخْرَىٰٓ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
allâhu yeteveffe-l'enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâ. feyumsiku-lletî kadâ `aleyhe-lmevte veyursilu-l'uḫrâ ilâ ecelim musemmâ. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
43
أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُفَعَآءَ ۚ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَمْلِكُونَ شَيْـًۭٔا وَلَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
emi-tteḫaẕû min dûni-llâhi şufe`â'. kul evelev kânû lâ yemlikûne şey'ev velâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?"
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
44
قُل لِّلَّهِ ٱلشَّفَٰعَةُ جَمِيعًۭا ۖ لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
kul lillâhi-şşefâ`atu cemî`â. lehû mulku-ssemâvâti vel'ard. ŝumme ileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bütün şefaat Allah'ın iznine bağlıdır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döneceksiniz."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
45
وَإِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَحْدَهُ ٱشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَإِذَا ذُكِرَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Okunuş
veiẕâ ẕukira-llâhu vahdehu-şmeezzet kulûbu-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati. veiẕâ ẕukira-lleẕîne min dûnihî iẕâ hum yestebşirûn.
Meal (Diyanet)
Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbleri nefretle çarpar, ama Allah'tan başka putlar anıldığı zaman hemen yüzleri güler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
46
قُلِ ٱللَّهُمَّ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ عَٰلِمَ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ أَنتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِى مَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
kuli-llâhumme fâtira-ssemâvâti vel'ardi `âlime-lğaybi veşşehâdeti ente tahkumu beyne `ibâdike fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey göklerin, yerin yaratanı, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'ım! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
47
وَلَوْ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦ مِن سُوٓءِ ٱلْعَذَابِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ وَبَدَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مَا لَمْ يَكُونُوا۟ يَحْتَسِبُونَ
Okunuş
velev enne lilleẕîne żalemû mâ fi-l'ardi cemî`av vemiŝlehû me`ahû leftedev bihî min sûi-l`aẕâbi yevme-lkiyâmeh. vebedâ lehum mine-llâhi mâ lem yekûnû yahtesibûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olmuş olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilmez. Allah katından onlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
48
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
vebedâ lehum seyyietu mâ kesebû vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Onlara, işledikleri kötü şeyler belli olur; alaya aldıkları şeyler de kendilerini çepeçevre sarar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
49
فَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ضُرٌّۭ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَٰهُ نِعْمَةًۭ مِّنَّا قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلْمٍۭ ۚ بَلْ هِىَ فِتْنَةٌۭ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
feiẕâ messe-l'insâne durrun de`ânâ. ŝumme iẕâ ḫavvelnâhu ni`metem minnâ kâle innemâ ûtîtuhû `alâ `ilm. bel hiye fitnetuv velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
50
قَدْ قَالَهَا ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
kad kâlehe-lleẕîne min kablihim femâ ağnâ `anhum mâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Bunu onlardan öncekiler de söylemişti, ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
51
فَأَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا۟ ۚ وَٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ هَٰٓؤُلَآءِ سَيُصِيبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا۟ وَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
Okunuş
feesâbehum seyyietu mâ kesebû. velleẕîne żalemû min hâulâi seyusîbuhum seyyietu mâ kesebû vemâ hum bimu`cizîn.
Meal (Diyanet)
Bunun için, işledikleri kötülükler başlarına geldi. Bunlar içinde zulmedenlerin de kazandıkları kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı aciz bırakamazlar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
52
أَوَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
evelem ya`lemû enne-llâhe yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdir. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın rızkı dilediğine yaydığını ve kısıp bir ölçüye göre verdiğini bilmezler mi? Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
53
۞ قُلْ يَٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ أَسْرَفُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا۟ مِن رَّحْمَةِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
kul yâ `ibâdîye-lleẕîne esrafû `alâ enfusihim lâ taknetû mir rahmeti-llâh. inne-llâhe yağfiru-ẕẕunûbe cemî`â. innehû huve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
54
وَأَنِيبُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَأَسْلِمُوا۟ لَهُۥ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
Okunuş
veenîbû ilâ rabbikum veeslimû lehû min kabli ey ye'tiyekumu-l`aẕâbu ŝumme lâ tunsarûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O'na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
55
وَٱتَّبِعُوٓا۟ أَحْسَنَ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلْعَذَابُ بَغْتَةًۭ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Okunuş
vettebi`û ahsene mâ unzile ileykum mir rabbikum min kabli ey ye'tiyekumu-l`aẕâbu bağtetev veentum lâ teş`urûn.
Meal (Diyanet)
"Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kuran'a uyun."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
56
أَن تَقُولَ نَفْسٌۭ يَٰحَسْرَتَىٰ عَلَىٰ مَا فَرَّطتُ فِى جَنۢبِ ٱللَّهِ وَإِن كُنتُ لَمِنَ ٱلسَّٰخِرِينَ
Okunuş
en tekûle nefsuy yâ hasratâ `alâ mâ ferrattu fî cembi-llâhi vein kuntu lemine-ssâḫirîn.
Meal (Diyanet)
Kişinin: "Allah'a karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun. Gerçekten ben alaya alanlardandım" diyeceği günden sakının.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
57
أَوْ تَقُولَ لَوْ أَنَّ ٱللَّهَ هَدَىٰنِى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
ev tekûle lev enne-llâhe hedânî lekuntu mine-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
58
أَوْ تَقُولَ حِينَ تَرَى ٱلْعَذَابَ لَوْ أَنَّ لِى كَرَّةًۭ فَأَكُونَ مِنَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
ev tekûle hîne tera-l`aẕâbe lev enne lî kerraten feekûne mine-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
59
بَلَىٰ قَدْ جَآءَتْكَ ءَايَٰتِى فَكَذَّبْتَ بِهَا وَٱسْتَكْبَرْتَ وَكُنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
belâ kad câetke âyâtî fekeẕẕebte bihâ vestekberte vekunte mine-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Ey insanoğlu! Evet; ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştun.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
60
وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تَرَى ٱلَّذِينَ كَذَبُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ وُجُوهُهُم مُّسْوَدَّةٌ ۚ أَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًۭى لِّلْمُتَكَبِّرِينَ
Okunuş
veyevme-lkiyâmeti tera-lleẕîne keẕebû `ale-llâhi vucûhuhum musveddeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilmutekebbirîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü, yüzlerinin simsiyah olduğunu görürsün. Böbürlenenler için cehennemde bir durak olmaz olur mu?
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
61
وَيُنَجِّى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ بِمَفَازَتِهِمْ لَا يَمَسُّهُمُ ٱلسُّوٓءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
veyunecci-llâhu-lleẕîne-ttekav bimefâzetihim. lâ yemessuhumu-ssûu velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Allah, sakınanları başarılarından ötürü kurtarır. Onlara hiçbir kötülük gelmez; onlar üzülmezler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
62
ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍۢ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ وَكِيلٌۭ
Okunuş
allâhu ḫâliku kulli şey'. vehuve `alâ kulli şey'iv vekîl.
Meal (Diyanet)
Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye Vekil'dir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
63
لَّهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Okunuş
lehû mekâlîdu-ssemâvâti vel'ard. velleẕîne keferû biâyâti-llâhi ulâike humu-lḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte onlar hüsrandadırlar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
64
قُلْ أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ تَأْمُرُوٓنِّىٓ أَعْبُدُ أَيُّهَا ٱلْجَٰهِلُونَ
Okunuş
kul efeğayra-llâhi te'murûnnî a`budu eyyuhe-lcâhilûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?"
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
65
وَلَقَدْ أُوحِىَ إِلَيْكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
velekad ûhiye ileyke veile-lleẕîne min kablik. lein eşrakte leyahbetanne `ameluke veletekûnenne mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur: "And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
66
بَلِ ٱللَّهَ فَٱعْبُدْ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
beli-llâhe fa`bud vekum mine-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
"Hayır; yalnız Allah'a kulluk et ve şukredenlerden ol."
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
67
وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦ وَٱلْأَرْضُ جَمِيعًۭا قَبْضَتُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ مَطْوِيَّٰتٌۢ بِيَمِينِهِۦ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
vemâ kaderu-llâhe hakka kadrih. vel'ardu cemî`an kabdatuhû yevme-lkiyâmeti vessemâvâtu matviyyâtum biyemînih. subhânehû vete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O'nun avucundadır; gökler O'nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
68
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَىٰ فَإِذَا هُمْ قِيَامٌۭ يَنظُرُونَ
Okunuş
venufiḫa fi-ssûri fesa`ika men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ardi illâ men şâe-llâh. ŝumme nufiḫa fîhi uḫrâ feiẕâ hum kiyâmuy yenżurûn.
Meal (Diyanet)
Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
69
وَأَشْرَقَتِ ٱلْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ ٱلْكِتَٰبُ وَجِا۟ىٓءَ بِٱلنَّبِيِّۦنَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
veeşrakati-l'ardu binûri rabbihâ vevudi`a-lkitâbu vecîe binnebiyyîne veşşuhedâi vekudiye beynehum bilhakki vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şahidler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
70
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا عَمِلَتْ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ
Okunuş
vevuffiyet kullu nefsim mâ `amilet vehuve a`lemu bimâ yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
71
وَسِيقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ جَهَنَّمَ زُمَرًا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌۭ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا ۚ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ ٱلْعَذَابِ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vesîka-lleẕîne keferû ilâ cehenneme zumerâ. hattâ iẕâ câûhâ futihat ebvâbuhâ vekâle lehum ḫazenetuhâ elem ye'tikum rusulum minkum yetlûne `aleykum âyâti rabbikum veyunẕirûnekum likâe yevmikum hâẕâ. kâlû belâ velâkin hakkat kelimetu-l`aẕâbi `ale-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır; bekçileri onlara: "Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi" derler. "Evet geldi" derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
72
قِيلَ ٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۖ فَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
Okunuş
kîle-dḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. febi'se meŝve-lmutekebbirîn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
73
وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ إِلَى ٱلْجَنَّةِ زُمَرًا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَٱدْخُلُوهَا خَٰلِدِينَ
Okunuş
vesîka-lleẕîne-ttekav rabbehum ile-lcenneti zumerâ. hattâ iẕâ câûhâ vefutihat ebvâbuhâ vekâle lehum ḫazenetuhâ selâmun `aleykum tibtum fedḫulûhâ ḫâlidîn.
Meal (Diyanet)
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
74
وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى صَدَقَنَا وَعْدَهُۥ وَأَوْرَثَنَا ٱلْأَرْضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ ٱلْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَآءُ ۖ فَنِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ
Okunuş
vekâlu-lhamdu lillâhi-lleẕî sadekanâ va`dehû veevraŝene-l'arda netebevveu mine-lcenneti hayŝu neşâ'. feni`me ecru-l`âmilîn.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler.
سُورَةُ الزُّمَرِ
· Zumer Suresi
75
وَتَرَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ حَآفِّينَ مِنْ حَوْلِ ٱلْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ ۖ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْحَقِّ وَقِيلَ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vetera-lmelâikete hâffîne min havli-l`arşi yusebbihûne bihamdi rabbihim. vekudiye beynehum bilhakki vekîle-lhamdu lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Okunuş
tenzîlu-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah katındandır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
3
غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوْبِ شَدِيدِ ٱلْعِقَابِ ذِى ٱلطَّوْلِ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ إِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
ğâfiri-ẕẕembi vekâbili-ttevbi şedîdi-l`ikâbi ẕi-ttavl. lâ ilâhe illâ hû. ileyhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O'ndan başka tanrı yoktur, dönüş O'nadır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
4
مَا يُجَٰدِلُ فِىٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِى ٱلْبِلَٰدِ
Okunuş
mâ yucâdilu fî âyâti-llâhi ille-lleẕîne keferû felâ yağrurke tekallubuhum fi-lbilâd.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetleri üzerinde, inkar edenlerden başkası tartışmaya girişmez. İnkarcıların memlekette gezip dolaşması seni aldatmasın.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۖ وَهَمَّتْ كُلُّ أُمَّةٍۭ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ ۖ وَجَٰدَلُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ لِيُدْحِضُوا۟ بِهِ ٱلْحَقَّ فَأَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Okunuş
keẕẕebet kablehum kavmu nûhiv vel'ahzâbu mim ba`dihim. vehemmet kullu ummetim birasûlihim liye'ḫuẕûhu vecâdelû bilbâtili liyudhidû bihi-lhakka feeḫaẕtuhum. fekeyfe kâne `ikâb.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
6
وَكَذَٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ
Okunuş
vekeẕâlike hakkat kelimetu rabbike `ale-lleẕîne keferû ennehum ashâbu-nnâr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin cehennemlik olduklarına dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
7
ٱلَّذِينَ يَحْمِلُونَ ٱلْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍۢ رَّحْمَةًۭ وَعِلْمًۭا فَٱغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا۟ وَٱتَّبَعُوا۟ سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
elleẕîne yahmilûne-l`arşe vemen havlehû yusebbihûne bihamdi rabbihim veyu'minûne bihî veyestağfirûne lilleẕîne âmenû. rabbenâ vesi`te kulle şey'ir rahmetev ve`ilmen fağfir lilleẕîne tâbû vettebe`û sebîleke vekihim `aẕâbe-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O'na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
8
رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ ءَابَآئِهِمْ وَأَزْوَٰجِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
rabbenâ veedḫilhum cennâti `adnini-lletî ve`attehum vemen saleha min âbâihim veezvâcihim veẕurriyyâtihim. inneke ente-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin"
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
9
وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍۢ فَقَدْ رَحِمْتَهُۥ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
vekihimu-sseyyiât. vemen teki-sseyyiâti yevmeiẕin fekad rahimteh. veẕâlike huve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
"Onları kötülüklerden koru! O gün kötülüklerden kimi korursan, ona şüphesiz rahmet etmiş olursun. Bu büyük kurtuluştur."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
10
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ مِن مَّقْتِكُمْ أَنفُسَكُمْ إِذْ تُدْعَوْنَ إِلَى ٱلْإِيمَٰنِ فَتَكْفُرُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû yunâdevne lemaktu-llâhi ekberu mim maktikum enfusekum iẕ tud`avne ile-l'îmâni fetekfurûn.
Meal (Diyanet)
Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
11
قَالُوا۟ رَبَّنَآ أَمَتَّنَا ٱثْنَتَيْنِ وَأَحْيَيْتَنَا ٱثْنَتَيْنِ فَٱعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ إِلَىٰ خُرُوجٍۢ مِّن سَبِيلٍۢ
Okunuş
kâlû rabbenâ emettene-ŝneteyni veahyeytene-ŝneteyni fa`terafnâ biẕunûbinâ fehel ilâ ḫurûcim min sebîl.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?" derler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
12
ذَٰلِكُم بِأَنَّهُۥٓ إِذَا دُعِىَ ٱللَّهُ وَحْدَهُۥ كَفَرْتُمْ ۖ وَإِن يُشْرَكْ بِهِۦ تُؤْمِنُوا۟ ۚ فَٱلْحُكْمُ لِلَّهِ ٱلْعَلِىِّ ٱلْكَبِيرِ
Okunuş
ẕâlikum biennehû iẕâ du`iye-llâhu vahdehû kefertum. veiy yuşrak bihî tu'minû. felhukmu lillâhi-l`aliyyi-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkar ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, yüce Allah'ındır" denir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
13
هُوَ ٱلَّذِى يُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ وَيُنَزِّلُ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ رِزْقًۭا ۚ وَمَا يَتَذَكَّرُ إِلَّا مَن يُنِيبُ
Okunuş
huve-lleẕî yurîkum âyâtihî veyunezzilu lekum mine-ssemâi rizkâ. vemâ yeteẕekkeru illâ mey yunîb.
Meal (Diyanet)
Size mucizelerini gösteren, size gökten rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
14
فَٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
fed`u-llâhe muḫlisîne lehu-ddîne velev kerihe-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
15
رَفِيعُ ٱلدَّرَجَٰتِ ذُو ٱلْعَرْشِ يُلْقِى ٱلرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ لِيُنذِرَ يَوْمَ ٱلتَّلَاقِ
Okunuş
rafî`u-dderacâti ẕu-l`arş. yulki-rrûha min emrihî `alâ mey yeşâu min `ibâdihî liyunẕira yevme-ttelâk.
Meal (Diyanet)
Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
16
يَوْمَ هُم بَٰرِزُونَ ۖ لَا يَخْفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِنْهُمْ شَىْءٌۭ ۚ لِّمَنِ ٱلْمُلْكُ ٱلْيَوْمَ ۖ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ
Okunuş
yevme hum bârizûn. lâ yaḫfâ `ale-llâhi minhum şey'un. limeni-lmulku-lyevm. lillâhi-lvâhidi-lkahhâr.
Meal (Diyanet)
O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir; hepsi: "Gücü herşeye yeten tek Allah'ındır" derler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
17
ٱلْيَوْمَ تُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ ۚ لَا ظُلْمَ ٱلْيَوْمَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
elyevme tuczâ kullu nefsim bimâ kesebet. lâ żulme-lyevm. inne-llâhe serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
18
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْءَازِفَةِ إِذِ ٱلْقُلُوبُ لَدَى ٱلْحَنَاجِرِ كَٰظِمِينَ ۚ مَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ حَمِيمٍۢ وَلَا شَفِيعٍۢ يُطَاعُ
Okunuş
veenẕirhum yevme-l'âzifeti iẕi-lkulûbu lede-lhanâciri kâżimîn. mâ liżżâlimîne min hamîmiv velâ şefî`iy yutâ`.
Meal (Diyanet)
Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
19
يَعْلَمُ خَآئِنَةَ ٱلْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِى ٱلصُّدُورُ
Okunuş
ya`lemu ḫâinete-l'a`yuni vemâ tuḫfi-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
20
وَٱللَّهُ يَقْضِى بِٱلْحَقِّ ۖ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَقْضُونَ بِشَىْءٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
Okunuş
vellâhu yakdî bilhakk. velleẕîne yed`ûne min dûnihî lâ yakdûne bişey'. inne-llâhe huve-ssemî`u-lbesîr.
Meal (Diyanet)
Allah, gerçekle hükmeder. O'nu bırakıp da yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
21
۞ أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوا۟ هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۭ وَءَاثَارًۭا فِى ٱلْأَرْضِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍۢ
Okunuş
evelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne kânû min kablihim. kânû hum eşedde minhum kuvvetev veâŝâran fi-l'ardi feeḫaẕehumu-llâhu biẕunûbihim vemâ kâne lehum mine-llâhi miv vâk.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce ve kendilerinden daha kuvvetli olan ve yeryüzünde daha çok eser bırakan kimselerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Allah onları suçlarıyla yakalamıştır. Allah'a karşı onları koruyan yoktur.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
22
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَكَفَرُوا۟ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ قَوِىٌّۭ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
ẕâlike biennehum kânet te'tîhim rusuluhum bilbeyyinâti fekeferû feeḫaẕehumu-llâh. innehû kaviyyun şedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah da onları bunun için yakalamıştır. Doğrusu O, kuvvetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
23
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
velekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ vesultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
24
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَقَٰرُونَ فَقَالُوا۟ سَٰحِرٌۭ كَذَّابٌۭ
Okunuş
ilâ fir`avne vehâmâne vekârûne fekâlû sâhirun keẕẕâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
25
فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا۟ ٱقْتُلُوٓا۟ أَبْنَآءَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ وَٱسْتَحْيُوا۟ نِسَآءَهُمْ ۚ وَمَا كَيْدُ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ
Okunuş
felemmâ câehum bilhakki min `indinâ kâlu-ktulû ebnâe-lleẕîne âmenû me`ahû vestahyû nisâehum. vemâ keydu-lkâfirîne illâ fî dalâl.
Meal (Diyanet)
Musa katımızdan onlara gerçeği getirince: "Onunla beraber iman etmiş kimselerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Ama inkarcıların hilesi elbette boşa gider.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِىٓ أَقْتُلْ مُوسَىٰ وَلْيَدْعُ رَبَّهُۥٓ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِى ٱلْأَرْضِ ٱلْفَسَادَ
Okunuş
vekâle fir`avnu ẕerûnî aktul mûsâ velyed`u rabbeh. innî eḫâfu ey yubeddile dînekum ev ey yużhira fi-l'ardi-lfesâd.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Beni bırakın da Musa'yı öldüreyim, o, Rabbine yalvaradursun. Onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
27
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٍۢ لَّا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
vekâle mûsâ innî `uẕtu birabbî verabbikum min kulli mutekebbiril lâ yu'minu biyevmi-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Musa: "Doğrusu ben, hesap görülecek güne inanmayan böbürlenenlerin hepsinden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
28
وَقَالَ رَجُلٌۭ مُّؤْمِنٌۭ مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَٰنَهُۥٓ أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّىَ ٱللَّهُ وَقَدْ جَآءَكُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ مِن رَّبِّكُمْ ۖ وَإِن يَكُ كَٰذِبًۭا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۥ ۖ وَإِن يَكُ صَادِقًۭا يُصِبْكُم بَعْضُ ٱلَّذِى يَعِدُكُمْ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌۭ كَذَّابٌۭ
Okunuş
vekâle raculum mu'min. min âli fir`avne yektumu îmânehû etaktulûne raculen ey yekûle rabbiye-llâhu vekad câekum bilbeyyinâti mir rabbikum. veiy yeku kâẕiben fe`aleyhi keẕibuh. veiy yeku sâdikay yusibkum ba`du-lleẕî ye`idukum. inne-llâhe lâ yehdî men huve musrifun keẕẕâb.
Meal (Diyanet)
Firavun ailesinden olup da, inandığını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldüreceksiniz? Oysa size Rabbinizden belgelerle gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisinedir; eğer doğru sözlü ise, sizi tehdit ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Doğrusu Allah, aşırı yalancıyı doğru yola eriştirmez."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
29
يَٰقَوْمِ لَكُمُ ٱلْمُلْكُ ٱلْيَوْمَ ظَٰهِرِينَ فِى ٱلْأَرْضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِنۢ بَأْسِ ٱللَّهِ إِن جَآءَنَا ۚ قَالَ فِرْعَوْنُ مَآ أُرِيكُمْ إِلَّا مَآ أَرَىٰ وَمَآ أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
Okunuş
yâ kavmi lekumu-lmulku-lyevme żâhirîne fi-l'ard. femey yensurunâ mim be'si-llâhi in câenâ. kâle fir`avnu mâ urîkum illâ mâ erâ vemâ ehdîkum illâ sebîle-rraşâd.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim; Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder?" Firavun: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" dedi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
30
وَقَالَ ٱلَّذِىٓ ءَامَنَ يَٰقَوْمِ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُم مِّثْلَ يَوْمِ ٱلْأَحْزَابِ
Okunuş
vekâle-lleẕî âmene yâ kavmi innî eḫâfu `aleykum miŝle yevmi-l'ahzâb.
Meal (Diyanet)
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
31
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍۢ وَعَادٍۢ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۚ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًۭا لِّلْعِبَادِ
Okunuş
miŝle de'bi kavmi nûhiv ve`âdiv veŝemûde velleẕîne mim ba`dihim. veme-llâhu yurîdu żulmel lil`ibâd.
Meal (Diyanet)
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
32
وَيَٰقَوْمِ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ ٱلتَّنَادِ
Okunuş
veyâ kavmi innî eḫâfu `aleykum yevme-ttenâd.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Ahu figan gününden sizin hesabınıza korkuyorum."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
33
يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرِينَ مَا لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنْ عَاصِمٍۢ ۗ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍۢ
Okunuş
yevme tuvellûne mudbirîn. mâ lekum mine-llâhi min `âsim. vemey yudlili-llâhu femâ lehû min hâd.
Meal (Diyanet)
"Arkanıza dönüp kaçacağınız gün Allah'a karşı sizi koruyan bulunmaz. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek yoktur."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
34
وَلَقَدْ جَآءَكُمْ يُوسُفُ مِن قَبْلُ بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا زِلْتُمْ فِى شَكٍّۢ مِّمَّا جَآءَكُم بِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَن يَبْعَثَ ٱللَّهُ مِنۢ بَعْدِهِۦ رَسُولًۭا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌۭ مُّرْتَابٌ
Okunuş
velekad câekum yûsufu min kablu bilbeyyinâti femâ ziltum fî şekkim mimmâ câekum bih. hattâ iẕâ heleke kultum ley yeb`aŝe-llâhu mim ba`dihî rasûlâ. keẕâlike yudillu-llâhu men huve musrifum murtâb.
Meal (Diyanet)
"And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
35
ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَٰنٍ أَتَىٰهُمْ ۖ كَبُرَ مَقْتًا عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍۢ جَبَّارٍۢ
Okunuş
elleẕîne yucâdilûne fî âyâti-llâhi biğayri sultânin etâhum. kebura makten `inde-llâhi ve`inde-lleẕîne âmenû. keẕâlike yatbe`u-llâhu `alâ kulli kalbi mutekebbirin cebbâr.
Meal (Diyanet)
"Bunlar, Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir delil bulunmadan tartışırlar. Bu, Allah katında da, inananların yanında da öfkeyi arttırır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
36
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٰهَٰمَٰنُ ٱبْنِ لِى صَرْحًۭا لَّعَلِّىٓ أَبْلُغُ ٱلْأَسْبَٰبَ
Okunuş
vekâle fir`avnu yâ hâmânu-bni lî sarhal le`allî ebluğu-l'esbâb.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
37
أَسْبَٰبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّى لَأَظُنُّهُۥ كَٰذِبًۭا ۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَصُدَّ عَنِ ٱلسَّبِيلِ ۚ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِى تَبَابٍۢ
Okunuş
esbâbe-ssemâvâti feettali`a ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnuhû kâẕibâ. vekeẕâlike zuyyine lifir`avne sûu `amelihî vesudde `ani-ssebîl. vemâ keydu fir`avne illâ fî tebâb.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
38
وَقَالَ ٱلَّذِىٓ ءَامَنَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُونِ أَهْدِكُمْ سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
Okunuş
vekâle-lleẕî âmene yâ kavmi-ttebi`ûni ehdikum sebîle-rraşâd.
Meal (Diyanet)
O inanan kimse dedi ki: "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
39
يَٰقَوْمِ إِنَّمَا هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا مَتَٰعٌۭ وَإِنَّ ٱلْءَاخِرَةَ هِىَ دَارُ ٱلْقَرَارِ
Okunuş
yâ kavmi innemâ hâẕihi-lhayâtu-ddunyâ metâ`. veinne-l'âḫirate hiye dâru-lkarâr.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, kalınacak yurttur."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
40
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةًۭ فَلَا يُجْزَىٰٓ إِلَّا مِثْلَهَا ۖ وَمَنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Okunuş
men `amile seyyieten felâ yuczâ illâ miŝlehâ. vemen `amile sâliham min ẕekerin ev unŝâ vehuve mu'minun feulâike yedḫulûne-lcennete yurzekûne fîhâ biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
"Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
41
۞ وَيَٰقَوْمِ مَا لِىٓ أَدْعُوكُمْ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدْعُونَنِىٓ إِلَى ٱلنَّارِ
Okunuş
veyâ kavmi mâ lî ed`ûkum ile-nnecâti veted`ûnenî ile-nnâr.
Meal (Diyanet)
"Ey milletim! Nedir başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
42
تَدْعُونَنِى لِأَكْفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِۦ مَا لَيْسَ لِى بِهِۦ عِلْمٌۭ وَأَنَا۠ أَدْعُوكُمْ إِلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلْغَفَّٰرِ
Okunuş
ted`ûnenî liekfura billâhi veuşrike bihî mâ leyse lî bihî `ilm. veenâ ed`ûkum ile-l`azîzi-lğaffâr.
Meal (Diyanet)
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye, bilmediğim bir şeyi O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah'a çağırıyorum."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
43
لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِىٓ إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُۥ دَعْوَةٌۭ فِى ٱلدُّنْيَا وَلَا فِى ٱلْءَاخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَآ إِلَى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلْمُسْرِفِينَ هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ
Okunuş
lâ cerame ennemâ ted`ûnenî ileyhi leyse lehû da`vetun fi-ddunyâ velâ fi-l'âḫirati veenne meraddenâ ile-llâhi veenne-lmusrifîne hum ashâbu-nnâr.
Meal (Diyanet)
"Beni kendisine çağırdığınızın, bu dünyada da ahirette de çağırabilecek kabiliyette olmadığında, hepimizin Allah'a döneceğinde, aşırı gidenlerin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
44
فَسَتَذْكُرُونَ مَآ أَقُولُ لَكُمْ ۚ وَأُفَوِّضُ أَمْرِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ
Okunuş
feseteẕkurûne mâ ekûlu lekum. veufevvidu emrî ile-llâh. inne-llâhe besîrum bil`ibâd.
Meal (Diyanet)
"Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Doğrusu Allah, kulları görür."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
45
فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا۟ ۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرْعَوْنَ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ
Okunuş
fevekâhu-llâhu seyyiâti mâ mekerû vehâka biâli fir`avne sûu-l`aẕâb.
Meal (Diyanet)
Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azap Firavun'un adamlarını sardı.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
46
ٱلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّۭا وَعَشِيًّۭا ۖ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ أَدْخِلُوٓا۟ ءَالَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ ٱلْعَذَابِ
Okunuş
ennâru yu`radûne `aleyhâ ğuduvvev ve`aşiyyâ. veyevme tekûmu-ssâ`ah. edḫilû âle fir`avne eşedde-l`aẕâb.
Meal (Diyanet)
Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
47
وَإِذْ يَتَحَآجُّونَ فِى ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًۭا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًۭا مِّنَ ٱلنَّارِ
Okunuş
veiẕ yetehâccûne fi-nnâri feyekûlu-ddu`afâu lilleẕîne-stekberû innâ kunnâ lekum tebe`an fehel entum muğnûne `annâ nesîbem mine-nnâr.
Meal (Diyanet)
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
48
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُلٌّۭ فِيهَآ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ ٱلْعِبَادِ
Okunuş
kâle-lleẕîne-stekberû innâ kullun fîhâ inne-llâhe kad hakeme beyne-l`ibâd.
Meal (Diyanet)
Büyüklük taslayanlar: "Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında şüphesiz hüküm vermiştir" derler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
49
وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِى ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًۭا مِّنَ ٱلْعَذَابِ
Okunuş
vekâle-lleẕîne fi-nnâri liḫazeneti cehenneme-d`û rabbekum yuḫaffif `annâ yevmem mine-l`aẕâb.
Meal (Diyanet)
Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin" derler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
50
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ ۚ قَالُوا۟ فَٱدْعُوا۟ ۗ وَمَا دُعَٰٓؤُا۟ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ
Okunuş
kâlû evelem teku te'tîkum rusulukum bilbeyyinât. kâlû belâ. kâlû fed`û. vemâ du`âu-lkâfirîne illâ fî dalâl.
Meal (Diyanet)
Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
51
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ ٱلْأَشْهَٰدُ
Okunuş
innâ lenensuru rusulenâ velleẕîne âmenû fi-lhayâti-ddunyâ veyevme yekûmu-l'eşhâd.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
52
يَوْمَ لَا يَنفَعُ ٱلظَّٰلِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ ۖ وَلَهُمُ ٱللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
Okunuş
yevme lâ yenfe`u-żżâlimîne ma`ẕiratuhum velehumu-lla`netu velehum sûu-ddâr.
Meal (Diyanet)
O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
53
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْهُدَىٰ وَأَوْرَثْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَٰبَ
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lhudâ veevraŝnâ benî isrâîle-lkitâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
54
هُدًۭى وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
hudev veẕikrâ liuli-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
55
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَٱسْتَغْفِرْ لِذَنۢبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِبْكَٰرِ
Okunuş
fasbir inne va`de-llâhi hakkuv vestağfir liẕembike vesebbih bihamdi rabbike bil`aşiyyi vel'ibkâr.
Meal (Diyanet)
Sabret, Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah, överek tesbih et.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
56
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَٰنٍ أَتَىٰهُمْ ۙ إِن فِى صُدُورِهِمْ إِلَّا كِبْرٌۭ مَّا هُم بِبَٰلِغِيهِ ۚ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
Okunuş
inne-lleẕîne yucâdilûne fî âyâti-llâhi biğayri sultânin etâhum in fî sudûrihim illâ kibrum mâ hum bibâliğîh. feste`iẕ billâh. innehû huve-ssemî`u-lbesîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelen bir delil olmadan tartışanların gönüllerinde, ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır. Sen Allah'a sığın. O şüphesiz işitendir, görendir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
57
لَخَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
leḫalku-ssemâvâti vel'ardi ekberu min ḫalki-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
58
وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَلَا ٱلْمُسِىٓءُ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
vemâ yestevi-l'a`mâ velbesîru velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti vele-lmusî'. kalîlem mâ teteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Körle gören, inanıp yararlı iş işleyenlerle kötülük yapan bir değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
59
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
inne-ssâ`ate leâtiyetul lâ raybe fîhâ velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yoktur, fakat, insanların çoğu inanmıyor.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
60
وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدْعُونِىٓ أَسْتَجِبْ لَكُمْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
Okunuş
vekâle rabbukumu-d`ûnî estecib lekum. inne-lleẕîne yestekbirûne `an `ibâdetî seyedḫulûne cehenneme dâḫirîn.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz: "Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuştur.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
61
ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ce`ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi vennehâra mubsirâ. inne-llâhe leẕû fadlin `ale-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
Size, geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Doğrusu Allah insanlara karşı lütufkardır, ama insanların çoğu şükretmezler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
62
ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍۢ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ
Okunuş
ẕâlikumu-llâhu rabbukum ḫâliku kulli şey'. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tu'fekûn.
Meal (Diyanet)
İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
63
كَذَٰلِكَ يُؤْفَكُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ
Okunuş
keẕâlike yu'feku-lleẕîne kânû biâyâti-llâhi yechadûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerini bile bile inkar edenler böylece döndürülüyorlardı.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
64
ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ قَرَارًۭا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءًۭ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ce`ale lekumu-l'arda karârav vessemâe binâev vesavverakum feahsene suverakum verazekakum mine-ttayyibât. ẕâlikumu-llâhu rabbukum. fetebârake-llâhu rabbu-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de, şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
65
هُوَ ٱلْحَىُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ ۗ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
huve-lhayyu lâ ilâhe illâ huve fed`ûhu muḫlisîne lehu-ddîn. elhamdu lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
O diridir, O'ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız O'na has kılarak O'na yalvarın. Övgü, Alemlerin Rabbi Allah içindir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
66
۞ قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَمَّا جَآءَنِىَ ٱلْبَيِّنَٰتُ مِن رَّبِّى وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kul innî nuhîtu en a`bude-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi lemmâ câeniye-lbeyyinâtu mir rabbî veumirtu en uslime lirabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Sizin, Allah'ı bırakıp da kulluk ettiklerinize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gelmiştir. Ben, kendimi Alemlerin Rabbine vermekle emrolundum."
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
67
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍۢ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍۢ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍۢ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًۭا ثُمَّ لِتَبْلُغُوٓا۟ أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا۟ شُيُوخًۭا ۚ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ مِن قَبْلُ ۖ وَلِتَبْلُغُوٓا۟ أَجَلًۭا مُّسَمًّۭى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
huve-lleẕî ḫalekakum min turâbin ŝumme min nutfetin ŝumme min `alekatin ŝumme yuḫricukum tiflen ŝumme litebluğû eşuddekum ŝumme litekûnû şuyûḫâ. veminkum mey yuteveffâ min kablu velitebluğû ecelem musemmev vele`allekum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür, kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
68
هُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ فَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًۭا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Okunuş
huve-lleẕî yuhyî veyumît. feiẕâ kadâ emran feinnemâ yekûlu lehû kun feyekûn.
Meal (Diyanet)
Dirilten, öldüren O'dur. Bir şeye karar verirse "Ol" der, o da oluverir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
69
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ أَنَّىٰ يُصْرَفُونَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne yucâdilûne fî âyâti-llâh. ennâ yusrafûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetleri üzerinde tartışanları görmez misin? Nasıl da döndürülüyorlar?
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
70
ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِٱلْكِتَٰبِ وَبِمَآ أَرْسَلْنَا بِهِۦ رُسُلَنَا ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
elleẕîne keẕẕebû bilkitâbi vebimâ erselnâ bihî rusulenâ. fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Kitap'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
71
إِذِ ٱلْأَغْلَٰلُ فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ وَٱلسَّلَٰسِلُ يُسْحَبُونَ
Okunuş
iẕi-l'ağlâlu fî a`nâkihim vesselâsil. yushabûn.
Meal (Diyanet)
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
72
فِى ٱلْحَمِيمِ ثُمَّ فِى ٱلنَّارِ يُسْجَرُونَ
Okunuş
fi-lhamîmi ŝumme fi-nnâri yuscerûn.
Meal (Diyanet)
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
73
ثُمَّ قِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تُشْرِكُونَ
Okunuş
ŝumme kîle lehum eyne mâ kuntum tuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
74
مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا بَل لَّمْ نَكُن نَّدْعُوا۟ مِن قَبْلُ شَيْـًۭٔا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
min dûni-llâh. kâlû dallû `annâ bel lem nekun ned`û min kablu şey'â. keẕâlike yudillu-llâhu-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
75
ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمْ تَفْرَحُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَمْرَحُونَ
Okunuş
ẕâlikum bimâ kuntum tefrahûne fi-l'ardi biğayri-lhakki vebimâ kuntum temrahûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
76
ٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۖ فَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
Okunuş
udḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. febi'se meŝve-lmutekebbirîn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
77
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ ۚ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Okunuş
fasbir inne va`de-llâhi hakkun. feimmâ nuriyenneke ba`da-lleẕî ne`iduhum ev neteveffeyenneke feileynâ yurce`ûn.
Meal (Diyanet)
Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bizedir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
78
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًۭا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ ۗ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِىَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ فَإِذَا جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ قُضِىَ بِٱلْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلْمُبْطِلُونَ
Okunuş
velekad erselnâ rusulem min kablike minhum men kasasnâ `aleyke veminhum mel lem naksus `aleyk. vemâ kâne lirasûlin ey ye'tiye biâyetin illâ biiẕni-llâh. feiẕâ câe emru-llâhi kudiye bilhakki veḫasira hunâlike-lmubtilûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
79
ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَنْعَٰمَ لِتَرْكَبُوا۟ مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ce`ale lekumu-l'en`âme literkebû minhâ veminhâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Binek olarak kullanmanız ve yemeniz için hayvanları sizin için yaratan Allah'tır.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
80
وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَلِتَبْلُغُوا۟ عَلَيْهَا حَاجَةًۭ فِى صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
Okunuş
velekum fîhâ menâfi`u velitebluğû `aleyhâ hâceten fî sudûrikum ve`aleyhâ ve`ale-lfulki tuhmelûn.
Meal (Diyanet)
Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki arzulara, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
81
وَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ فَأَىَّ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُنكِرُونَ
Okunuş
veyurîkum âyâtih. feeyye âyâti-llâhi tunkirûn.
Meal (Diyanet)
Allah size delillerini gösteriyor. Allah'ın delillerinden hangisini inkar edersiniz?
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
82
أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِنْهُمْ وَأَشَدَّ قُوَّةًۭ وَءَاثَارًۭا فِى ٱلْأَرْضِ فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
efelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kablihim. kânû ekŝera minhum veeşedde kuvvetev veâŝâran fi-l'ardi femâ ağnâ `anhum mâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
83
فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَرِحُوا۟ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
felemmâ câethum rusuluhum bilbeyyinâti ferihû bimâ `indehum mine-l`ilmi vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
84
فَلَمَّا رَأَوْا۟ بَأْسَنَا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَحْدَهُۥ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِۦ مُشْرِكِينَ
Okunuş
felemmâ raev be'senâ kâlû âmennâ billâhi vahdehû vekefernâ bimâ kunnâ bihî muşrikîn.
Meal (Diyanet)
Şiddetli azabımızı gördüklerinde: "Yalnız Allah'a inandık; O'na koştuğumuz eşleri inkar ettik" dediler.
سُورَةُ غَافِرٍ
· Mü'min Suresi
85
فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَٰنُهُمْ لَمَّا رَأَوْا۟ بَأْسَنَا ۖ سُنَّتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدْ خَلَتْ فِى عِبَادِهِۦ ۖ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
felem yeku yenfe`uhum îmânuhum lemmâ raev be'senâ. sunnete-llâhi-lletî kad ḫalet fî `ibâdih. veḫasira hunâlike-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Ama, Bizim şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
2
تَنزِيلٌۭ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Okunuş
tenzîlum mine-rrahmâni-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
3
كِتَٰبٌۭ فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥ قُرْءَانًا عَرَبِيًّۭا لِّقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
kitâbun fussilet âyâtuhû kur'ânen `arabiyyel likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
4
بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Okunuş
beşîrav veneẕîrâ. fea`rada ekŝeruhum fehum lâ yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
5
وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا فِىٓ أَكِنَّةٍۢ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ وَفِىٓ ءَاذَانِنَا وَقْرٌۭ وَمِنۢ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌۭ فَٱعْمَلْ إِنَّنَا عَٰمِلُونَ
Okunuş
vekâlû kulûbunâ fî ekinnetim mimmâ ted`ûnâ ileyhi vefî âẕâninâ vakruv vemim beyninâ vebeynike hicâbun fa`mel innenâ `âmilûn.
Meal (Diyanet)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
6
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ إِلَيْهِ وَٱسْتَغْفِرُوهُ ۗ وَوَيْلٌۭ لِّلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
kul innemâ ene beşerum miŝlukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhuv vâhidun festekîmû ileyhi vestağfirûh. veveylul lilmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
7
ٱلَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ كَٰفِرُونَ
Okunuş
elleẕîne lâ yu'tûne-zzekâte vehum bil'âḫirati hum kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
8
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۢ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lehum ecrun ğayru memnûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
9
۞ قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَرْضَ فِى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُۥٓ أَندَادًۭا ۚ ذَٰلِكَ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kul einnekum letekfurûne billeẕî ḫaleka-l'arda fî yevmeyni vetec`alûne lehû endâdâ. ẕâlike rabbu-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
"Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
10
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِىَ مِن فَوْقِهَا وَبَٰرَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقْوَٰتَهَا فِىٓ أَرْبَعَةِ أَيَّامٍۢ سَوَآءًۭ لِّلسَّآئِلِينَ
Okunuş
vece`ale fîhâ ravâsiye min fevkihâ vebârake fîhâ vekaddera fîhâ akvâtehâ fî erbe`ati eyyâm. sevâel lissâilîn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
11
ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ وَهِىَ دُخَانٌۭ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ ٱئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًۭا قَالَتَآ أَتَيْنَا طَآئِعِينَ
Okunuş
ŝumme-stevâ ile-ssemâi vehiye duḫânun fekâle lehâ velil'ardi-'tiyâ tav`an ev kerhâ. kâletâ eteynâ tâi`în.
Meal (Diyanet)
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
12
فَقَضَىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَاتٍۢ فِى يَوْمَيْنِ وَأَوْحَىٰ فِى كُلِّ سَمَآءٍ أَمْرَهَا ۚ وَزَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَحِفْظًۭا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Okunuş
fekadâhunne seb`a semâvâtin fî yevmeyni veevhâ fî kulli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddunyâ bimesâbîh. vehifżâ. ẕâlike takdîru-l`azîzi-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
13
فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَٰعِقَةًۭ مِّثْلَ صَٰعِقَةِ عَادٍۢ وَثَمُودَ
Okunuş
fein a`radû fekul enẕertukum sâ`ikatem miŝle sâ`ikati `âdiv veŝemûd.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
14
إِذْ جَآءَتْهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ ۖ قَالُوا۟ لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةًۭ فَإِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Okunuş
iẕ câethumu-rrusulu mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ellâ ta`budû ille-llâh. kâlû lev şâe rabbunâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
15
فَأَمَّا عَادٌۭ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَقَالُوا۟ مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً ۖ أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۭ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
Okunuş
feemmâ `âdun festekberû fi-l'ardi biğayri-lhakki vekâlû men eşeddu minnâ kuvveh. evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫalekahum huve eşeddu minhum kuvveh. vekânû biâyâtinâ yechadûn.
Meal (Diyanet)
Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
16
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِىٓ أَيَّامٍۢ نَّحِسَاتٍۢ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَخْزَىٰ ۖ وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ
Okunuş
feerselnâ `aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nehisâtil linuẕîkahum `aẕâbe-lḫizyi fi-lhayâti-ddunyâ. vele`aẕâbu-l'âḫirati aḫzâ vehum lâ yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
17
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَٰهُمْ فَٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْعَمَىٰ عَلَى ٱلْهُدَىٰ فَأَخَذَتْهُمْ صَٰعِقَةُ ٱلْعَذَابِ ٱلْهُونِ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
veemmâ ŝemûdu fehedeynâhum festehabbu-l`amâ `ale-lhudâ feeḫaẕethum sâ`ikatu-l`aẕâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
18
وَنَجَّيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
Okunuş
venecceyne-lleẕîne âmenû vekânû yettekûn.
Meal (Diyanet)
İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
19
وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Okunuş
veyevme yuhşeru a`dâu-llâhi ile-nnâri fehum yûza`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
20
حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَٰرُهُمْ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ mâ câûhâ şehide `aleyhim sem`uhum veebsâruhum veculûduhum bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
21
وَقَالُوا۟ لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا ۖ قَالُوٓا۟ أَنطَقَنَا ٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَنطَقَ كُلَّ شَىْءٍۢ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
vekâlû liculûdihim lime şehittum `aleynâ. kâlû entakane-llâhu-lleẕî entaka kulle şey'iv vehuve ḫalekakum evvele merrativ veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
22
وَمَا كُنتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَن يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلَٰكِن ظَنَنتُمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًۭا مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
vemâ kuntum testetirûne ey yeşhede `aleykum sem`ukum velâ ebsârukum velâ culûdukum velâkin żanentum enne-llâhe lâ ya`lemu keŝîram mimmâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
23
وَذَٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ ٱلَّذِى ظَنَنتُم بِرَبِّكُمْ أَرْدَىٰكُمْ فَأَصْبَحْتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
veẕâlikum żannukumu-lleẕî żanentum birabbikum erdâkum feasbahtum mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
24
فَإِن يَصْبِرُوا۟ فَٱلنَّارُ مَثْوًۭى لَّهُمْ ۖ وَإِن يَسْتَعْتِبُوا۟ فَمَا هُم مِّنَ ٱلْمُعْتَبِينَ
Okunuş
feiy yasbirû felnâru meŝvel lehum. veiy yesta`tibû femâ hum mine-lmu`tebîn.
Meal (Diyanet)
İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
25
۞ وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَآءَ فَزَيَّنُوا۟ لَهُم مَّا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ فِىٓ أُمَمٍۢ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuş
vekayyadnâ lehum kuranâe fezeyyenû lehum mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum vehakka `aleyhimu-lkavlu fî umemin kad ḫalet min kablihim mine-lcinni vel'ins. innehum kânû ḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
26
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَسْمَعُوا۟ لِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَٱلْغَوْا۟ فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû lâ tesme`û lihâẕe-lkur'âni velğav fîhi le`allekum tağlibûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız" dediler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
27
فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَذَابًۭا شَدِيدًۭا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَسْوَأَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
felenuẕîkanne-lleẕîne keferû `aẕâben şedîdev velenecziyennehum esvee-lleẕî kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere çetin bir azap tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık onların cezasını vereceğiz.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
28
ذَٰلِكَ جَزَآءُ أَعْدَآءِ ٱللَّهِ ٱلنَّارُ ۖ لَهُمْ فِيهَا دَارُ ٱلْخُلْدِ ۖ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
Okunuş
ẕâlike cezâu a`dâi-llâhi-nnâru. lehum fîhâ dâru-lḫuld. cezâem bimâ kânû biâyâtinâ yechadûn.
Meal (Diyanet)
İşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
29
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ رَبَّنَآ أَرِنَا ٱلَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ أَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ ٱلْأَسْفَلِينَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû rabbenâ erine-lleẕeyni edallânâ mine-lcinni vel'insi nec`alhumâ tahte akdâminâ liyekûnâ mine-l'esfelîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
30
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne kâlû rabbune-llâhu ŝumme-stekâmû tetenezzelu `aleyhimu-lmelâiketu ellâ teḫâfû velâ tahzenû veebşirû bilcenneti-lletî kuntum tû`adûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
31
نَحْنُ أَوْلِيَآؤُكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِىٓ أَنفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ
Okunuş
nahnu evliyâukum fi-lhayâti-ddunyâ vefi-l'âḫirah. velekum fîhâ mâ teştehî enfusukum velekum fîhâ mâ tedde`ûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
32
نُزُلًۭا مِّنْ غَفُورٍۢ رَّحِيمٍۢ
Okunuş
nuzulem min ğafûrir rahîm.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
33
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًۭا مِّمَّن دَعَآ إِلَى ٱللَّهِ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا وَقَالَ إِنَّنِى مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
vemen ahsenu kavlem mimmen de`â ile-llâhi ve`amile sâlihav vekâle innenî mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu ben, kendini Allah'a verenlerdenim" diyen, yararlı iş işleyen ve Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
34
وَلَا تَسْتَوِى ٱلْحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُ ۚ ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُۥ عَدَٰوَةٌۭ كَأَنَّهُۥ وَلِىٌّ حَمِيمٌۭ
Okunuş
velâ testevi-lhasenetu vele-sseyyieh. idfa` billetî hiye ahsenu feiẕe-lleẕî beyneke vebeynehû `adâvetun keennehû veliyyun hamîm.
Meal (Diyanet)
İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
35
وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍۢ
Okunuş
vemâ yulekkâhâ ille-lleẕîne saberû. vemâ yulekkâhâ illâ ẕû hażżin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
36
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌۭ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
veimmâ yenzeğanneke mine-şşeytâni nezğun feste`iẕ billâh. innehû huve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
37
وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلَّيْلُ وَٱلنَّهَارُ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ ۚ لَا تَسْجُدُوا۟ لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Okunuş
vemin âyâtihi-lleylu vennehâru veşşemsu velkamer. lâ tescudû lişşemsi velâ lilkameri vescudû lillâhi-lleẕî ḫalekahunne in kuntum iyyâhu ta`budûn.
Meal (Diyanet)
Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin; eğer Allah'a kulluk etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
38
فَإِنِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فَٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُۥ بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ ۩
Okunuş
feini-stekberû felleẕîne `inde rabbike yusebbihûne lehû billeyli vennehâri vehum lâ yes'emûn.
Meal (Diyanet)
Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
39
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةًۭ فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
vemin âyâtihî enneke tera-l'arda ḫâşi`aten feiẕâ enzelnâ `aleyhe-lmâe-htezzet verabet. inne-lleẕî ahyâhâ lemuhyi-lmevtâ. innehû `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
40
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَآ ۗ أَفَمَن يُلْقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِىٓ ءَامِنًۭا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ ٱعْمَلُوا۟ مَا شِئْتُمْ ۖ إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Okunuş
inne-lleẕîne yulhidûne fî âyâtinâ lâ yaḫfevne `aleynâ. efemey yulkâ fi-nnâri ḫayrun em mey ye'tî âminey yevme-lkiyâmeh. i`melû mâ şi'tum innehû bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
41
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلذِّكْرِ لَمَّا جَآءَهُمْ ۖ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû biẕẕikri lemmâ câehum. veinnehû lekitâbun `azîz.
Meal (Diyanet)
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
42
لَّا يَأْتِيهِ ٱلْبَٰطِلُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِۦ ۖ تَنزِيلٌۭ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍۢ
Okunuş
lâ ye'tîhi-lbâtilu mim beyni yedeyhi velâ min ḫalfih. tenzîlum min hakîmin hamîd.
Meal (Diyanet)
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
43
مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبْلِكَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍۢ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
mâ yukâlu leke illâ mâ kad kîle lirrusuli min kablik. inne rabbeke leẕû mağfirativ veẕû `ikâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
44
وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّۭا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ۖ ءَا۬عْجَمِىٌّۭ وَعَرَبِىٌّۭ ۗ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًۭى وَشِفَآءٌۭ ۖ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌۭ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
velev ce`alnâhu kur'ânen a`cemiyyel lekâlû levlâ fussilet âyâtuh. ea`cemiyyuv ve`arabiyy. kul huve lilleẕîne âmenû hudev veşifâun. velleẕîne lâ yu'minûne fî âẕânihim vakruv vehuve `aleyhim `amâ. ulâike yunâdevne mim mekânim be`îd.
Meal (Diyanet)
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
45
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ ۗ وَلَوْلَا كَلِمَةٌۭ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ ۚ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّۢ مِّنْهُ مُرِيبٍۢ
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtulife fîh. velevlâ kelimetun sebekat mir rabbike lekudiye beynehum. veinnehum lefî şekkim minhu murîbun.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
46
مَّنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا ۗ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمٍۢ لِّلْعَبِيدِ
Okunuş
men `amile sâlihan felinefsihî vemen esâe fe`aleyhâ. vemâ rabbuke biżallâmil lil`abîd.
Meal (Diyanet)
Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.