📖 Cüz 13
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
53
۞ وَمَآ أُبَرِّئُ نَفْسِىٓ ۚ إِنَّ ٱلنَّفْسَ لَأَمَّارَةٌۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّىٓ ۚ إِنَّ رَبِّى غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
vemâ uberriu nefsî. inne-nnefse leemmâratum bissûi illâ mâ rahime rabbî. inne rabbî ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
"Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
54
وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦٓ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِى ۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
vekâle-lmeliku-'tûnî bihî estaḫlishu linefsî. felemmâ kellemehû kâle inneke-lyevme ledeynâ mekînun emîn.
Meal (Diyanet)
Hükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla konuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır." dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
55
قَالَ ٱجْعَلْنِى عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلْأَرْضِ ۖ إِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
kâle-c`alnî `alâ ḫazâini-l'ard. innî hafîżun `alîm.
Meal (Diyanet)
Yusuf: "Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
56
وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِى ٱلْأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَآءُ ۚ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَآءُ ۖ وَلَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
vekeẕâlike mekkennâ liyûsufe fi-l'ard. yetebevveu minhâ hayŝu yeşâ'. nusîbu birahmetinâ men neşâu velâ nudî`u ecra-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
57
وَلَأَجْرُ ٱلْءَاخِرَةِ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
Okunuş
veleecru-l'âḫirati ḫayrul lilleẕîne âmenû vekânû yettekûn.
Meal (Diyanet)
Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
58
وَجَآءَ إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
Okunuş
vecâe iḫvetu yûsufe fedeḫalû `aleyhi fe`arafehum vehum lehû munkirûn.
Meal (Diyanet)
Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde o onları tanıdı.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
59
وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ٱئْتُونِى بِأَخٍۢ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ ۚ أَلَا تَرَوْنَ أَنِّىٓ أُوفِى ٱلْكَيْلَ وَأَنَا۠ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ
Okunuş
velemmâ cehhezehum bicehâzihim kâle-'tûnî bieḫil lekum min ebîkum. elâ teravne ennî ûfi-lkeyle veenâ ḫayru-lmunzilîn.
Meal (Diyanet)
Onların yüklerini hazırlatınca şöyle dedi: "Baba bir kardeşinizi bana getirin. Sizlere ölçüyü bol tuttuğumu ve benim misafir konuklayanların en iyisi olduğumu görmüyor musunuz?"
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
60
فَإِن لَّمْ تَأْتُونِى بِهِۦ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِندِى وَلَا تَقْرَبُونِ
Okunuş
feil lem te'tûnî bihî felâ keyle lekum `indî velâ takrabûn.
Meal (Diyanet)
"Eğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bile alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
61
قَالُوا۟ سَنُرَٰوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَٰعِلُونَ
Okunuş
kâlû senurâvidu `anhu ebâhu veinnâ lefâ`ilûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri: "Babasını ikna etmeye çalışacağız ve her halde bunu yaparız" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
62
وَقَالَ لِفِتْيَٰنِهِ ٱجْعَلُوا۟ بِضَٰعَتَهُمْ فِى رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vekâle lifityânihi-c`alû bidâ`atehum fî rihâlihim le`allehum ya`rifûnehâ iẕe-nkalebû ilâ ehlihim le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Yusuf adamlarına: "Karşılık olarak getirdiklerini de yüklerine koyun. Belki ailelerine varınca, onu anlarlar da bir daha dönerler" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
63
فَلَمَّا رَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَبِيهِمْ قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَآ أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
Okunuş
felemmâ race`û ilâ ebîhim kâlû yâ ebânâ muni`a minne-lkeylu feersil me`anâ eḫânâ nektel veinnâ lehû lehâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de yiyecek alalım. Onu elbette koruruz" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
64
قَالَ هَلْ ءَامَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمْ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبْلُ ۖ فَٱللَّهُ خَيْرٌ حَٰفِظًۭا ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
kâle hel âmenukum `aleyhi illâ kemâ emintukum `alâ eḫîhi min kabl. fellâhu ḫayrun hâfiżâ. vehuve erhamu-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
"Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi, şimdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
65
وَلَمَّا فَتَحُوا۟ مَتَٰعَهُمْ وَجَدُوا۟ بِضَٰعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ ۖ قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبْغِى ۖ هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا ۖ وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍۢ ۖ ذَٰلِكَ كَيْلٌۭ يَسِيرٌۭ
Okunuş
velemmâ fetehû metâ`ahum vecedû bidâ`atehum ruddet ileyhim. kâlû yâ ebânâ mâ nebğî. hâẕihî bidâ`atunâ ruddet ileynâ. venemîru ehlenâ venahfeżu eḫânâ venezdâdu keyle be`îr. ẕâlike keyluy yesîr.
Meal (Diyanet)
Yüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz; işte mallarımız da bize iade edilmiş; ailemize onunla yine yiyecek getirir, kardeşimizi de korur ve bir deve yükü de artırmış oluruz; esasen bu az bir şeydir" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
66
قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُۥ مَعَكُمْ حَتَّىٰ تُؤْتُونِ مَوْثِقًۭا مِّنَ ٱللَّهِ لَتَأْتُنَّنِى بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يُحَاطَ بِكُمْ ۖ فَلَمَّآ ءَاتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلٌۭ
Okunuş
kâle len ursilehû me`akum hattâ tu'tûni mevŝikam mine-llâhi lete'tunnenî bihî illâ ey yuhâta bikum. felemmâ âtevhu mevŝikahum kâle-llâhu `alâ mâ nekûlu vekîl.
Meal (Diyanet)
Babaları: "Hepiniz helak olmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, sizinle göndermeyeceğim" dedi. Söz verdiklerinde: "Sözümüze Allah vekildir" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
67
وَقَالَ يَٰبَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا۟ مِنۢ بَابٍۢ وَٰحِدٍۢ وَٱدْخُلُوا۟ مِنْ أَبْوَٰبٍۢ مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ وَمَآ أُغْنِى عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ ۖ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ ۖ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
Okunuş
vekâle yâ benîye lâ tedḫulû mim bâbiv vâhidiv vedḫulû min ebvâbim muteferrikah. vemâ uğnî `ankum mine-llâhi min şey'. ini-lhukmu illâ lillâh. `aleyhi tevekkelt. ve`aleyhi felyetevekkeli-lmutevekkilûn.
Meal (Diyanet)
Babaları: "Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah'ındır, O'na güvendim, güvenenler de O'na güvensinler" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
68
وَلَمَّا دَخَلُوا۟ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِى عَنْهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ إِلَّا حَاجَةًۭ فِى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَىٰهَا ۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلْمٍۢ لِّمَا عَلَّمْنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
velemmâ deḫalû min hayŝu emerahum ebûhum. mâ kâne yuğnî `anhum mine-llâhi min şey'in illâ hâceten fî nefsi ya`kûbe kadâhâ. veinnehû leẕû `ilmil limâ `allemnâhu velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
69
وَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيْهِ أَخَاهُ ۖ قَالَ إِنِّىٓ أَنَا۠ أَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velemmâ deḫalû `alâ yûsufe âvâ ileyhi eḫâhu kâle innî ene eḫûke felâ tebteis bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Yusuf'un yanına girdiklerinde, kardeşini bağrına bastı ve: "Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına artık üzülme" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
70
فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ ٱلسِّقَايَةَ فِى رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا ٱلْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَٰرِقُونَ
Okunuş
felemmâ cehhezehum bicehâzihim ce`ale-ssikâyete fî rahli eḫîhi ŝumme eẕẕene mueẕẕinun eyyetuhe-l`îru innekum lesârikûn.
Meal (Diyanet)
Yusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münadi şöyle bağırdı: "Ey kervancılar, siz hırsızsınız!"
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
71
قَالُوا۟ وَأَقْبَلُوا۟ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ
Okunuş
kâlû veakbelû `aleyhim mâẕâ tefkidûn.
Meal (Diyanet)
Geri dönerek, "Ne kaybettiniz?" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
72
قَالُوا۟ نَفْقِدُ صُوَاعَ ٱلْمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمْلُ بَعِيرٍۢ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمٌۭ
Okunuş
kâlû nefkidu suvâ`a-lmeliki velimen câe bihî himlu be`îriv veenâ bihî za`îm.
Meal (Diyanet)
"Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek, buna ben kefil oluyorum" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
73
قَالُوا۟ تَٱللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَٰرِقِينَ
Okunuş
kâlû tellâhi lekad `alimtum mâ ci'nâ linufside fi-l'ardi vemâ kunnâ sârikîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a yemin ederiz ki memleketi ifsat etmeğe gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı biliyorsunuz" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
74
قَالُوا۟ فَمَا جَزَٰٓؤُهُۥٓ إِن كُنتُمْ كَٰذِبِينَ
Okunuş
kâlû femâ cezâuhû in kuntum kâẕibîn.
Meal (Diyanet)
"Yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
75
قَالُوا۟ جَزَٰٓؤُهُۥ مَن وُجِدَ فِى رَحْلِهِۦ فَهُوَ جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
kâlû cezâuhû mev vucide fî rahlihî fehuve cezâuh. keẕâlike neczi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
"Cezası, kimin yükünde bulunursa, ceza olarak ona el konulur; biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
76
فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِ ۚ كَذَٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ ۖ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِى دِينِ ٱلْمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍۢ مَّن نَّشَآءُ ۗ وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
febedee biev`iyetihim kable vi`âi eḫîhi ŝumme-staḫracehâ miv vi`âi eḫîh. keẕâlike kidnâ liyûsuf. mâ kâne liye'ḫuẕe eḫâhu fî dîni-lmeliki illâ ey yeşâe-llâh. nerfe`u deracâtim men neşâ'. vefevka kulli ẕî `ilmin `alîm.
Meal (Diyanet)
Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
77
۞ قَالُوٓا۟ إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌۭ لَّهُۥ مِن قَبْلُ ۚ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِى نَفْسِهِۦ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ ۚ قَالَ أَنتُمْ شَرٌّۭ مَّكَانًۭا ۖ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
Okunuş
kâlû iy yesrik fekad seraka eḫul lehû min kabl. feeserrahâ yûsufu fî nefsihî velem yubdihâ lehum kâle entum şerrum mekânâ. vellâhu a`lemu bimâ tesifûn.
Meal (Diyanet)
"Çalmışsa, daha önce kardeşi de çalmıştı" dediler. Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. İçinden, "Durumunuz pek kötüdür; anlattığınızı Allah daha iyi bilir" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
78
قَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ إِنَّ لَهُۥٓ أَبًۭا شَيْخًۭا كَبِيرًۭا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُۥٓ ۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
kâlû yâ eyyuhe-l`azîzu inne lehû eben şeyḫan kebîran feḫuẕ ehadenâ mekâneh. innâ nerâke mine-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri: "Ey Vezir! Onun yaşlanmış, kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin iyi davrananlardan olduğunu görüyoruz" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
79
قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلَّا مَن وَجَدْنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّظَٰلِمُونَ
Okunuş
kâle me`âẕe-llâhi en ne'ḫuẕe illâ mev vecednâ metâ`anâ `indehû innâ iẕel leżâlimûn.
Meal (Diyanet)
"Maazallah! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
80
فَلَمَّا ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ مِنْهُ خَلَصُوا۟ نَجِيًّۭا ۖ قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِى يُوسُفَ ۖ فَلَنْ أَبْرَحَ ٱلْأَرْضَ حَتَّىٰ يَأْذَنَ لِىٓ أَبِىٓ أَوْ يَحْكُمَ ٱللَّهُ لِى ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ
Okunuş
felemme-stey'esû minhu ḫalesû neciyyâ. kâle kebîruhum elem ta`lemû enne ebâkum kad eḫaẕe `aleykum mevŝikam mine-llâhi vemin kablu mâ ferrattum fî yûsuf. felen ebraha-l'arda hattâ ye'ẕene lî ebî ev yahkume-llâhu lî. vehuve ḫayru-lhâkimîn.
Meal (Diyanet)
Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
81
ٱرْجِعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَبِيكُمْ فَقُولُوا۟ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَٰفِظِينَ
Okunuş
irci`û ilâ ebîkum fekûlû yâ ebânâ inne-bneke serak. vemâ şehidnâ illâ bimâ `alimnâ vemâ kunnâ lilğaybi hâfiżîn.
Meal (Diyanet)
Yakup: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
82
وَسْـَٔلِ ٱلْقَرْيَةَ ٱلَّتِى كُنَّا فِيهَا وَٱلْعِيرَ ٱلَّتِىٓ أَقْبَلْنَا فِيهَا ۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Okunuş
ves'eli-lkaryete-lletî kunnâ fîhâ vel`îra-lletî akbelnâ fîhâ. veinnâ lesâdikûn.
Meal (Diyanet)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
83
قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًۭا ۖ فَصَبْرٌۭ جَمِيلٌ ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِيَنِى بِهِمْ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ. fesabrun cemîl. `asa-llâhu ey ye'tiyenî bihim cemî`â. innehû huve-l`alîmu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
84
وَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ ٱلْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌۭ
Okunuş
vetevellâ `anhum vekâle yâ esefâ `alâ yûsufe vebyeddat `aynâhu mine-lhuzni fehuve keżîm.
Meal (Diyanet)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
85
قَالُوا۟ تَٱللَّهِ تَفْتَؤُا۟ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ ٱلْهَٰلِكِينَ
Okunuş
kâlû tellâhi tefteu teẕkuru yûsufe hattâ tekûne haradan ev tekûne mine-lhâlikîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anıp durman seni bitkin düşürecek veya helak olacaksın" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
86
قَالَ إِنَّمَآ أَشْكُوا۟ بَثِّى وَحُزْنِىٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
kâle innemâ eşkû beŝŝî vehuznî ile-llâhi vea`lemu mine-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Yakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
87
يَٰبَنِىَّ ٱذْهَبُوا۟ فَتَحَسَّسُوا۟ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَا۟يْـَٔسُوا۟ مِن رَّوْحِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ لَا يَا۟يْـَٔسُ مِن رَّوْحِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
yâ benîye-ẕhebû fetehassesû miy yûsufe veeḫîhi velâ tey'esû mir ravhi-llâh. innehû lâ yey'esu mir ravhi-llâhi ille-lkavmu-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
"Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
88
فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ قَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَٰعَةٍۢ مُّزْجَىٰةٍۢ فَأَوْفِ لَنَا ٱلْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَجْزِى ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
Okunuş
felemmâ deḫalû `aleyhi kâlû yâ eyyuhe-l`azîzu messenâ veehlene-ddurru veci'nâ bibidâ`atim muzcâtin feevfi lene-lkeyle vetesaddak `aleynâ. inne-llâhe yeczi-lmutesaddikîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri vezirin yanına vardıklarında: "Ey Vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
89
قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَٰهِلُونَ
Okunuş
kâle hel `alimtum mâ fe`altum biyûsufe veeḫîhi iẕ entum câhilûn.
Meal (Diyanet)
"Siz, Yusuf ve kardeşine bilmeden neler yaptığınızın farkında mısınız?" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
90
قَالُوٓا۟ أَءِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ ۖ قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِى ۖ قَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّهُۥ مَن يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
kâlû einneke leente yûsuf. kâle ene yûsufu vehâẕâ eḫî. kad menne-llâhu `aleynâ. innehû mey yetteki veyasbir feinne-llâhe lâ yudî`u ecra-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
"Yoksa sen Yusuf musun?" dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez" dedi..
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
91
قَالُوا۟ تَٱللَّهِ لَقَدْ ءَاثَرَكَ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَٰطِـِٔينَ
Okunuş
kâlû tellâhi lekad âŝerake-llâhu `aleynâ vein kunnâ leḫâtiîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üstün tutmuştur; doğrusu biz suç işlemiştik" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
92
قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ ۖ يَغْفِرُ ٱللَّهُ لَكُمْ ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
kâle lâ teŝrîbe `aleykumu-lyevm. yağfiru-llâhu lekum. vehuve erhamu-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
Yusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
93
ٱذْهَبُوا۟ بِقَمِيصِى هَٰذَا فَأَلْقُوهُ عَلَىٰ وَجْهِ أَبِى يَأْتِ بَصِيرًۭا وَأْتُونِى بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
iẕhebû bikamîsî hâẕâ feelkûhu `alâ vechi ebî ye'ti besîrâ. ve'tûnî biehlikum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Yusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
94
وَلَمَّا فَصَلَتِ ٱلْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّى لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ ۖ لَوْلَآ أَن تُفَنِّدُونِ
Okunuş
velemmâ fesaleti-l`îru kâle ebûhum innî leecidu rîha yûsufe levlâ en tufennidûn.
Meal (Diyanet)
Kervan, memleketlerine dönmek üzere ayrıldığında, babaları: "Doğrusu ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum; ne olur bana bunak demeyin" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
95
قَالُوا۟ تَٱللَّهِ إِنَّكَ لَفِى ضَلَٰلِكَ ٱلْقَدِيمِ
Okunuş
kâlû tellâhi inneke lefî dalâlike-lkadîm.
Meal (Diyanet)
Çevresindekiler: "Allah'a yemin ederiz ki sen, hala eski şaşkınlığındasın" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
96
فَلَمَّآ أَن جَآءَ ٱلْبَشِيرُ أَلْقَىٰهُ عَلَىٰ وَجْهِهِۦ فَٱرْتَدَّ بَصِيرًۭا ۖ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
felemmâ en câe-lbeşîru elkâhu `alâ vechihî fertedde besîrâ. kâle elem ekul lekum innî a`lemu mine-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne bırakınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub "Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
97
قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا ٱسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَآ إِنَّا كُنَّا خَٰطِـِٔينَ
Okunuş
kâlû yâ ebâne-stağfir lenâ ẕunûbenâ innâ kunnâ ḫâtiîn.
Meal (Diyanet)
Oğulları: "Ey Babamız! Suçlarımızın bağışlanmasını dile, bizler hiç şüphesiz suçluyuz" dediler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
98
قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
kâle sevfe estağfiru lekum rabbî. innehû huve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Yakub: "Rabbim'den bağışlanmanızı dileyeceğim; O şüphesiz bağışlar ve merhamet eder" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
99
فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ٱدْخُلُوا۟ مِصْرَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ
Okunuş
felemmâ deḫalû `alâ yûsufe âvâ ileyhi ebeveyhi vekâle-dḫulû misra in şâe-llâhu âminîn.
Meal (Diyanet)
Yusuf'un yanına geldiklerinde, o, anasını babasını bağrına bastı, "Allah'ın dileğince, güven içinde Mısır'da yerleşin" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
100
وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى ٱلْعَرْشِ وَخَرُّوا۟ لَهُۥ سُجَّدًۭا ۖ وَقَالَ يَٰٓأَبَتِ هَٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَٰىَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّى حَقًّۭا ۖ وَقَدْ أَحْسَنَ بِىٓ إِذْ أَخْرَجَنِى مِنَ ٱلسِّجْنِ وَجَآءَ بِكُم مِّنَ ٱلْبَدْوِ مِنۢ بَعْدِ أَن نَّزَغَ ٱلشَّيْطَٰنُ بَيْنِى وَبَيْنَ إِخْوَتِىٓ ۚ إِنَّ رَبِّى لَطِيفٌۭ لِّمَا يَشَآءُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
verafe`a ebeveyhi `ale-l`arşi veḫarrû lehû succedâ. vekâle yâ ebeti hâẕâ te'vîlu ru'yâye min kabl. kad ce`alehâ rabbî hakkâ. vekad ahsene bî iẕ aḫracenî mine-ssicni vecâe bikum mine-lbedvi mim ba`di en nezeğa-şşeytânu beynî vebeyne iḫvetî. inne rabbî letîful limâ yeşâ'. innehû huve-l`alîmu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Ana babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah'a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: "Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakim'dir" dedi.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
101
۞ رَبِّ قَدْ ءَاتَيْتَنِى مِنَ ٱلْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِى مِن تَأْوِيلِ ٱلْأَحَادِيثِ ۚ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَنتَ وَلِىِّۦ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ تَوَفَّنِى مُسْلِمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
rabbi kad âteytenî mine-lmulki ve`allemtenî min te'vîli-l'ehâdîŝ. fâtira-ssemâvâti vel'ardi ente veliyyî fi-ddunyâ vel'âḫirah. teveffenî muslimev veelhiknî bissâlihîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
102
ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۖ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوٓا۟ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
Okunuş
ẕâlike min embâi-lğaybi nûhîhi ileyk. vemâ kunte ledeyhim iẕ ecme`û emrahum vehum yemkurûn.
Meal (Diyanet)
Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
103
وَمَآ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vemâ ekŝeru-nnâsi velev haraste bimu'minîn.
Meal (Diyanet)
Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
104
وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ tes'eluhum `aleyhi min ecr. in huve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kuran, alemler için sadece bir öğüttür.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
105
وَكَأَيِّن مِّنْ ءَايَةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
Okunuş
vekeeyyim min âyetin fi-ssemâvâti vel'ardi yemurrûne `aleyhâ vehum `anhâ mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
106
وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشْرِكُونَ
Okunuş
vemâ yu'minu ekŝeruhum billâhi illâ vehum muşrikûn.
Meal (Diyanet)
Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
107
أَفَأَمِنُوٓا۟ أَن تَأْتِيَهُمْ غَٰشِيَةٌۭ مِّنْ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
efeeminû en te'tiyehum ğâşiyetum min `aẕâbi-llâhi ev te'tiyehumu-ssâ`atu bağtetev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midirler?
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
108
قُلْ هَٰذِهِۦ سَبِيلِىٓ أَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِى ۖ وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
kul hâẕihî sebîlî ed`û ile-llâhi `alâ besîratin ene vemeni-ttebe`anî. vesubhâne-llâhi vemâ ene mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim."
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
109
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًۭا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ ۗ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۗ وَلَدَارُ ٱلْءَاخِرَةِ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim min ehli-lkurâ. efelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kablihim. veledâru-l'âḫirati ḫayrul lilleẕîne-ttekav. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce kasabalar halkından şüphesiz, kendilerine vahyettiğimiz bir takım insanlar gönderdik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akletmez misiniz?
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
110
حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَن نَّشَآءُ ۖ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
hattâ iẕe-stey'ese-rrusulu veżannû ennehum kad kuẕibû câehum nasrunâ fenucciye men neşâ'. velâ yuraddu be'sunâ `ani-lkavmi-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Öyle ki, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemeyecektir.
سُورَةُ يُوسُفَ
· Yusuf Suresi
111
لَقَدْ كَانَ فِى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌۭ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ ۗ مَا كَانَ حَدِيثًۭا يُفْتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
lekad kâne fî kasasihim `ibratul liuli-l'elbâb. mâ kâne hadîŝey yufterâ velâkin tasdîka-lleẕî beyne yedeyhi vetefsîle kulli şey'iv vehudev verahmetel likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır. Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ۗ وَٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ٱلْحَقُّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
elif-lâm-mîm-râ. tilke âyâtu-lkitâb. velleẕî unzile ileyke mir rabbike-lhakku velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
2
ٱللَّهُ ٱلَّذِى رَفَعَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيْرِ عَمَدٍۢ تَرَوْنَهَا ۖ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ ۖ كُلٌّۭ يَجْرِى لِأَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۚ يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ يُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُم بِلِقَآءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî rafe`a-ssemâvâti biğayri `amedin teravnehâ ŝumme-stevâ `ale-l`arşi veseḫḫara-şşemse velkamer. kulluy yecrî liecelim musemmâ. yudebbiru-l'emra yufessilu-l'âyâti le`allekum bilikâi rabbikum tûkinûn.
Meal (Diyanet)
Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
3
وَهُوَ ٱلَّذِى مَدَّ ٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنْهَٰرًۭا ۖ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ ۖ يُغْشِى ٱلَّيْلَ ٱلنَّهَارَ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî medde-l'arda vece`ale fîhâ ravâsiye veenhârâ. vemin kulli-ŝŝemerâti ce`ale fîhâ zevceyni-ŝneyni yuğşi-lleyle-nnehâr. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
4
وَفِى ٱلْأَرْضِ قِطَعٌۭ مُّتَجَٰوِرَٰتٌۭ وَجَنَّٰتٌۭ مِّنْ أَعْنَٰبٍۢ وَزَرْعٌۭ وَنَخِيلٌۭ صِنْوَانٌۭ وَغَيْرُ صِنْوَانٍۢ يُسْقَىٰ بِمَآءٍۢ وَٰحِدٍۢ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَىٰ بَعْضٍۢ فِى ٱلْأُكُلِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
vefi-l'ardi kita`um mutecâvirâtuv vecennâtum min a`nâbiv vezer`uv veneḫîlun sinvânuv veğayru sinvâniy yuskâ bimâiv vâhid. venufeddilu ba`dahâ `alâ ba`din fi-l'ukul. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
5
۞ وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌۭ قَوْلُهُمْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍۢ جَدِيدٍ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَغْلَٰلُ فِىٓ أَعْنَاقِهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
vein ta`ceb fe`acebun kavluhum eiẕâ kunnâ turâben einnâ lefî ḫalkin cedîd. ulâike-lleẕîne keferû birabbihim. veulâike-l'ağlâlu fî a`nâkihim. veulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
6
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِمُ ٱلْمَثُلَٰتُ ۗ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍۢ لِّلنَّاسِ عَلَىٰ ظُلْمِهِمْ ۖ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Okunuş
veyesta`cilûneke bisseyyieti kable-lhaseneti vekad ḫalet min kablihimu-lmeŝulât. veinne rabbeke leẕû mağfiratil linnâsi `alâ żulmihim. veinne rabbeke leşedîdu-l`ikâb.
Meal (Diyanet)
Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
7
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦٓ ۗ إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرٌۭ ۖ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Okunuş
veyekûlu-lleẕîne keferû levlâ unzile `aleyhi âyetum mir rabbih. innemâ ente munẕiruv velikulli kavmin hâd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
8
ٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَىٰ وَمَا تَغِيضُ ٱلْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ ۖ وَكُلُّ شَىْءٍ عِندَهُۥ بِمِقْدَارٍ
Okunuş
allâhu ya`lemu mâ tahmilu kullu unŝâ vemâ teğîdu-l'erhâmu vemâ tezdâd. vekullu şey'in `indehû bimikdâr.
Meal (Diyanet)
Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
9
عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلْكَبِيرُ ٱلْمُتَعَالِ
Okunuş
`âlimu-lğaybi veşşehâdeti-lkebîru-lmute`âl.
Meal (Diyanet)
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
10
سَوَآءٌۭ مِّنكُم مَّنْ أَسَرَّ ٱلْقَوْلَ وَمَن جَهَرَ بِهِۦ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍۭ بِٱلَّيْلِ وَسَارِبٌۢ بِٱلنَّهَارِ
Okunuş
sevâum minkum men eserra-lkavle vemen cehera bihî vemen huve mustaḫfim billeyli vesâribum binnehâr.
Meal (Diyanet)
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
11
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌۭ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا۟ مَا بِأَنفُسِهِمْ ۗ وَإِذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِقَوْمٍۢ سُوٓءًۭا فَلَا مَرَدَّ لَهُۥ ۚ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَالٍ
Okunuş
lehû mu`akkibâtum mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî yahfeżûnehû min emri-llâh. inne-llâhe lâ yuğayyiru mâ bikavmin hattâ yuğayyirû mâ bienfusihim. veiẕâ erâde-llâhu bikavmin sûen felâ meradde leh. vemâ lehum min dûnihî miv vâl.
Meal (Diyanet)
Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
12
هُوَ ٱلَّذِى يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًۭا وَطَمَعًۭا وَيُنشِئُ ٱلسَّحَابَ ٱلثِّقَالَ
Okunuş
huve-lleẕî yurîkumu-lberka ḫavfev vetame`av veyunşiu-ssehâbe-ŝŝikâl.
Meal (Diyanet)
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
13
وَيُسَبِّحُ ٱلرَّعْدُ بِحَمْدِهِۦ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِۦ وَيُرْسِلُ ٱلصَّوَٰعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَآءُ وَهُمْ يُجَٰدِلُونَ فِى ٱللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ ٱلْمِحَالِ
Okunuş
veyusebbihu-rra`du bihamdihî velmelâiketu min ḫîfetih. veyursilu-ssavâ`ika feyusîbu bihâ mey yeşâu vehum yucâdilûne fi-llâh. vehuve şedîdu-lmihâl.
Meal (Diyanet)
O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
14
لَهُۥ دَعْوَةُ ٱلْحَقِّ ۖ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَىْءٍ إِلَّا كَبَٰسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى ٱلْمَآءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَٰلِغِهِۦ ۚ وَمَا دُعَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ
Okunuş
lehû da`vetu-lhakk. velleẕîne yed`ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bişey'in illâ kebâsiti keffeyhi ile-lmâi liyebluğa fâhu vemâ huve bibâliğih. vemâ du`âu-lkâfirîne illâ fî dalâl.
Meal (Diyanet)
Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
15
وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًۭا وَكَرْهًۭا وَظِلَٰلُهُم بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْءَاصَالِ ۩
Okunuş
velillâhi yescudu men fi-ssemâvâti vel'ardi tav`av vekerhev veżilâluhum bilğuduvvi vel'esâl.
Meal (Diyanet)
Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
16
قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ قُلِ ٱللَّهُ ۚ قُلْ أَفَٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًۭا وَلَا ضَرًّۭا ۚ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِى ٱلظُّلُمَٰتُ وَٱلنُّورُ ۗ أَمْ جَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ خَلَقُوا۟ كَخَلْقِهِۦ فَتَشَٰبَهَ ٱلْخَلْقُ عَلَيْهِمْ ۚ قُلِ ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُوَ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّٰرُ
Okunuş
kul mer rabbu-ssemâvâti vel'ard. kuli-llâh. kul efetteḫaẕtum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne lienfusihim nef`av velâ darrâ. kul hel yestevi-l'a`mâ velbesîru em hel testevi-żżulumâtu vennûr. em ce`alû lillâhi şurakâe ḫalekû keḫalkihî feteşâbehe-lḫalku `aleyhim. kuli-llâhu ḫâliku kulli şey'iv vehuve-lvâhidu-lkahhâr.
Meal (Diyanet)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
17
أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌۢ بِقَدَرِهَا فَٱحْتَمَلَ ٱلسَّيْلُ زَبَدًۭا رَّابِيًۭا ۚ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِى ٱلنَّارِ ٱبْتِغَآءَ حِلْيَةٍ أَوْ مَتَٰعٍۢ زَبَدٌۭ مِّثْلُهُۥ ۚ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْحَقَّ وَٱلْبَٰطِلَ ۚ فَأَمَّا ٱلزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَآءًۭ ۖ وَأَمَّا مَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ فَيَمْكُثُ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَالَ
Okunuş
enzele mine-ssemâi mâen fesâlet evdiyetum bikaderihâ fahtemele-sseylu zebeder râbiyâ. vemimmâ yûkidûne `aleyhi fi-nnâri-btiğâe hilyetin ev metâ`in zebedum miŝluh. keẕâlike yadribu-llâhu-lhakka velbâtil. feemme-zzebedu feyeẕhebu cufââ. veemmâ mâ yenfe`u-nnâse feyemkuŝu fi-l'ard. keẕâlike yadribu-llâhu-l'emŝâl.
Meal (Diyanet)
Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
18
لِلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُۥ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦٓ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْحِسَابِ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Okunuş
lilleẕîne-stecâbû lirabbihimu-lhusnâ. velleẕîne lem yestecîbû lehû lev enne lehum mâ fi-l'ardi cemî`av vemiŝlehû me`ahû leftedev bih. ulâike lehum sûu-lhisâbi veme'vâhum cehennem. vebi'se-lmihâd.
Meal (Diyanet)
Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
19
۞ أَفَمَن يَعْلَمُ أَنَّمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ٱلْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَىٰٓ ۚ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
efemey ya`lemu ennemâ unzile ileyke mir rabbike-lhakku kemen huve a`mâ. innemâ yeteẕekkeru ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
20
ٱلَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَلَا يَنقُضُونَ ٱلْمِيثَٰقَ
Okunuş
elleẕîne yûfûne bi`ahdi-llâhi velâ yenkudûne-lmîŝâka.
Meal (Diyanet)
Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
21
وَٱلَّذِينَ يَصِلُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوٓءَ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
velleẕîne yesilûne mâ emera-llâhu bihî ey yûsale veyaḫşevne rabbehum veyeḫâfûne sûe-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
22
وَٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّۭا وَعَلَانِيَةًۭ وَيَدْرَءُونَ بِٱلْحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى ٱلدَّارِ
Okunuş
velleẕîne saberu-btiğâe vechi rabbihim veekâmu-ssalâte veenfekû mimmâ razaknâhum sirrav ve`alâniyetev veyedraûne bilhaseneti-sseyyiete ulâike lehum `ukbe-ddâr.
Meal (Diyanet)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
23
جَنَّٰتُ عَدْنٍۢ يَدْخُلُونَهَا وَمَن صَلَحَ مِنْ ءَابَآئِهِمْ وَأَزْوَٰجِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ ۖ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍۢ
Okunuş
cennâtu `adniy yedḫulûnehâ vemen saleha min âbâihim veezvâcihim veẕurriyyâtihim velmelâiketu yedḫulûne `aleyhim min kulli bâb.
Meal (Diyanet)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
24
سَلَٰمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ ۚ فَنِعْمَ عُقْبَى ٱلدَّارِ
Okunuş
selâmun `aleykum bimâ sabertum feni`me `ukbe-ddâr.
Meal (Diyanet)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
25
وَٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ ۙ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
Okunuş
velleẕîne yenkudûne `ahde-llâhi mim ba`di mîŝâkihî veyakta`ûne mâ emera-llâhu bihî ey yûsale veyufsidûne fi-l'ardi ulâike lehumu-lla`netu velehum sûu-ddâr.
Meal (Diyanet)
Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
26
ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ وَفَرِحُوا۟ بِٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فِى ٱلْءَاخِرَةِ إِلَّا مَتَٰعٌۭ
Okunuş
allâhu yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdir. veferihû bilhayâti-ddunyâ. veme-lhayâtu-ddunyâ fi-l'âḫirati illâ metâ`.
Meal (Diyanet)
Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
27
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ ۗ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِىٓ إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ
Okunuş
veyekûlu-lleẕîne keferû levlâ unzile `aleyhi âyetum mir rabbih. kul inne-llâhe yudillu mey yeşâu veyehdî ileyhi men enâb.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
28
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ
Okunuş
elleẕîne âmenû vetatmeinnu kulûbuhum biẕikri-llâh. elâ biẕikri-llâhi tatmeinnu-lkulûb.
Meal (Diyanet)
Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
29
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ طُوبَىٰ لَهُمْ وَحُسْنُ مَـَٔابٍۢ
Okunuş
elleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti tûbâ lehum vehusnu meâb.
Meal (Diyanet)
İnanan ve yararlı iş işleyen kimseler için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer vardır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
30
كَذَٰلِكَ أَرْسَلْنَٰكَ فِىٓ أُمَّةٍۢ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهَآ أُمَمٌۭ لِّتَتْلُوَا۟ عَلَيْهِمُ ٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِٱلرَّحْمَٰنِ ۚ قُلْ هُوَ رَبِّى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ
Okunuş
keẕâlike erselnâke fî ummetin kad ḫalet min kablihâ umemul litetluve `aleyhimu-lleẕî evhaynâ ileyke vehum yekfurûne birrahmân. kul huve rabbî lâ ilâhe illâ hû. `aleyhi tevekkeltu veileyhi metâb.
Meal (Diyanet)
Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkar eder; de ki: "O benim Rabbim'dir, O'ndan başka Tanrı yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
31
وَلَوْ أَنَّ قُرْءَانًۭا سُيِّرَتْ بِهِ ٱلْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ ٱلْأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ ٱلْمَوْتَىٰ ۗ بَل لِّلَّهِ ٱلْأَمْرُ جَمِيعًا ۗ أَفَلَمْ يَا۟يْـَٔسِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَهَدَى ٱلنَّاسَ جَمِيعًۭا ۗ وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُوا۟ قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيبًۭا مِّن دَارِهِمْ حَتَّىٰ يَأْتِىَ وَعْدُ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
Okunuş
velev enne kur'ânen suyyirat bihi-lcibâlu ev kutti`at bihi-l'ardu ev kullime bihi-lmevtâ. bel lillâhi-l'emru cemî`â. efelem yey'esi-lleẕîne âmenû el lev yeşâu-llâhu lehede-nnâse cemî`â. velâ yezâlu-lleẕîne keferû tusîbuhum bimâ sane`û kâri`atun ev tehullu karîbem min dârihim hattâ ye'tiye va`du-llâh. inne-llâhe lâ yuḫlifu-lmî`âd.
Meal (Diyanet)
Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir" gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
32
وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍۢ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Okunuş
velekadi-stuhzie birusulim min kablike feemleytu lilleẕîne keferû ŝumme eḫaẕtuhum. fekeyfe kâne `ikâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkar edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
33
أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ ۗ وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ قُلْ سَمُّوهُمْ ۚ أَمْ تُنَبِّـُٔونَهُۥ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلْأَرْضِ أَم بِظَٰهِرٍۢ مِّنَ ٱلْقَوْلِ ۗ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا۟ عَنِ ٱلسَّبِيلِ ۗ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍۢ
Okunuş
efemen huve kâimun `alâ kulli nefsim bimâ kesebet. vece`alû lillâhi şurakâ'. kul semmûhum. em tunebbiûnehû bimâ lâ ya`lemu fi-l'ardi em biżâhirim mine-lkavl. bel zuyyine lilleẕîne keferû mekruhum vesuddû `ani-ssebîl. vemey yudlili-llâhu femâ lehû min hâd.
Meal (Diyanet)
Herkesin yaptığını gözeten Allah, bunu yapamayan putlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Zaten Allah'ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
34
لَّهُمْ عَذَابٌۭ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَشَقُّ ۖ وَمَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍۢ
Okunuş
lehum `aẕâbun fi-lhayâti-ddunyâ vele`aẕâbu-l'âḫirati eşekk. vemâ lehum mine-llâhi miv vâk.
Meal (Diyanet)
Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da yoktur.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
35
۞ مَّثَلُ ٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ ۖ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ أُكُلُهَا دَآئِمٌۭ وَظِلُّهَا ۚ تِلْكَ عُقْبَى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ ۖ وَّعُقْبَى ٱلْكَٰفِرِينَ ٱلنَّارُ
Okunuş
meŝelu-lcenneti-lletî vu`ide-lmuttekûn. tecrî min tahtihe-l'enhâr. ukuluhâ dâimuv veżilluhâ. tilke `ukbe-lleẕîne-ttekav. ve`ukbe-lkâfirîne-nnâr.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin altından ırmaklar akar; oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkarcıların varacağı sonuç ise ateştir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
36
وَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَفْرَحُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ ۖ وَمِنَ ٱلْأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُۥ ۚ قُلْ إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ وَلَآ أُشْرِكَ بِهِۦٓ ۚ إِلَيْهِ أَدْعُوا۟ وَإِلَيْهِ مَـَٔابِ
Okunuş
velleẕîne âteynâhumu-lkitâbe yefrahûne bimâ unzile ileyke vemine-l'ahzâbi mey yunkiru ba`dah. kul innemâ umirtu en a`bude-llâhe velâ uşrike bih. ileyhi ed`û veileyhi meâb.
Meal (Diyanet)
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı guruplar içinde ise, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum vedönüşüm O'nadır."
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
37
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ حُكْمًا عَرَبِيًّۭا ۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَمَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا وَاقٍۢ
Okunuş
vekeẕâlike enzelnâhu hukmen `arabiyyâ. veleini-tteba`te ehvâehum ba`de mâ câeke mine-l`ilmi mâ leke mine-llâhi miv veliyyiv velâ vâk.
Meal (Diyanet)
Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
38
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًۭا مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَٰجًۭا وَذُرِّيَّةًۭ ۚ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِىَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۗ لِكُلِّ أَجَلٍۢ كِتَابٌۭ
Okunuş
velekad erselnâ rusulem min kablike vece`alnâ lehum ezvâcev veẕurriyyeh. vemâ kâne lirasûlin ey ye'tiye biâyetin illâ biiẕni-llâh. likulli ecelin kitâb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
39
يَمْحُوا۟ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُ ۖ وَعِندَهُۥٓ أُمُّ ٱلْكِتَٰبِ
Okunuş
yemhu-llâhu mâ yeşâu veyuŝbit. ve`indehû ummu-lkitâb.
Meal (Diyanet)
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
40
وَإِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ وَعَلَيْنَا ٱلْحِسَابُ
Okunuş
veim mâ nuriyenneke ba`da-lleẕî ne`iduhum ev neteveffeyenneke feinnemâ `aleyke-lbelâğu ve`aleyne-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
41
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَأْتِى ٱلْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا ۚ وَٱللَّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِۦ ۚ وَهُوَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
evelem yerav ennâ ne'ti-l'arda nenkusuhâ min atrâfihâ. vellâhu yahkumu lâ mu`akkibe lihukmih. vehuve serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
42
وَقَدْ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ ٱلْمَكْرُ جَمِيعًۭا ۖ يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍۢ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلْكُفَّٰرُ لِمَنْ عُقْبَى ٱلدَّارِ
Okunuş
vekad mekera-lleẕîne min kablihim felillâhi-lmekru cemî`â. ya`lemu mâ teksibu kullu nefs. veseya`lemu-lkuffâru limen `ukbe-ddâr.
Meal (Diyanet)
Onlardan öncekiler de tuzak kurdular, oysa bütün tuzaklar(ın cezası) Allah'ındır, Herkesin yaptığını bilir. İnkarcılar da, neticenin kimin olduğunu göreceklerdir.
سُورَةُ الرَّعۡدِ
· Ra'd Suresi
43
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَسْتَ مُرْسَلًۭا ۚ قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْكِتَٰبِ
Okunuş
veyekûlu-lleẕîne keferû leste murselâ. kul kefâ billâhi şehîdem beynî vebeynekum vemen `indehû `ilmu-lkitâb.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
Okunuş
elif-lâm-râ. kitâbun enzelnâhu ileyke lituḫrice-nnâse mine-żżulumâti ile-nnûri biiẕni rabbihim ilâ sirâti-l`azîzi-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
2
ٱللَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَوَيْلٌۭ لِّلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍۢ شَدِيدٍ
Okunuş
allâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veveylul lilkâfirîne min `aẕâbin şedîd.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
3
ٱلَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا عَلَى ٱلْءَاخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
elleẕîne yestehibbûne-lhayâte-ddunyâ `ale-l'âḫirati veyesuddûne `an sebîli-llâhi veyebğûnehâ `ivecâ. ulâike fî dalâlim be`îd.
Meal (Diyanet)
Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
4
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ ۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
vemâ erselnâ mir rasûlin illâ bilisâni kavmihî liyubeyyine lehum. feyudillu-llâhu mey yeşâu veyehdî mey yeşâ'. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
5
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرْهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّكُلِّ صَبَّارٍۢ شَكُورٍۢ
Okunuş
velekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ en aḫric kavmeke mine-żżulumâti ile-nnûri veẕekkirhum bieyyâmi-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil likulli sabbârin şekûr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
6
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَىٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ ۚ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌۭ
Okunuş
veiẕ kâle mûsâ likavmihi-ẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum iẕ encâkum min âli fir`avne yesûmûnekum sûe-l`aẕâbi veyuẕebbihûne ebnâekum veyestahyûne nisâekum. vefî ẕâlikum belâum mir rabbikum `ażîm.
Meal (Diyanet)
Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
7
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِى لَشَدِيدٌۭ
Okunuş
veiẕ teeẕẕene rabbukum lein şekertum leezîdennekum velein kefertum inne `aẕâbî leşedîd.
Meal (Diyanet)
Rabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
8
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكْفُرُوٓا۟ أَنتُمْ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ
Okunuş
vekâle mûsâ in tekfurû entum vemen fi-l'ardi cemî`an feinne-llâhe leğaniyyun hamîd.
Meal (Diyanet)
Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
9
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا۟ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍۢ وَعَادٍۢ وَثَمُودَ ۛ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۛ لَا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فِىٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَقَالُوٓا۟ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِى شَكٍّۢ مِّمَّا تَدْعُونَنَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍۢ
Okunuş
elem ye'tikum nebeu-lleẕîne min kablikum kavmi nûhiv ve`âdiv veŝemûd. velleẕîne mim ba`dihim. lâ ya`lemuhum ille-llâh. câethum rusuluhum bilbeyyinâti feraddû eydiyehum fî efvâhihim vekâlû innâ kefernâ bimâ ursiltum bihî veinnâ lefî şekkim mimmâ ted`ûnenâ ileyhi murîbun.
Meal (Diyanet)
Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
10
۞ قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِى ٱللَّهِ شَكٌّۭ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۚ قَالُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kâlet rusuluhum efi-llâhi şekkun fâtiri-ssemâvâti vel'ard. yed`ûkum liyağfira lekum min ẕunûbikum veyueḫḫirakum ilâ ecelim musemmâ. kâlû in entum illâ beşerum miŝlunâ. turîdûne en tesuddûnâ `ammâ kâne ya`budu âbâunâ fe'tûnâ bisultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
11
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَٰنٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerum miŝlukum velâkinne-llâhe yemunnu `alâ mey yeşâu min `ibâdih. vemâ kâne lenâ en ne'tiyekum bisultânin illâ biiẕni-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
12
وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدْ هَدَىٰنَا سُبُلَنَا ۚ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيْتُمُونَا ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
Okunuş
vemâ lenâ ellâ netevekkele `ale-llâhi vekad hedânâ subulenâ. velenasbiranne `alâ mâ âẕeytumûnâ. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmutevekkilûn.
Meal (Diyanet)
"Bize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
13
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا ۖ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû lirusulihim lenuḫricennekum min ardinâ ev lete`ûdunne fî milletinâ. feevhâ ileyhim rabbuhum lenuhlikenne-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِى وَخَافَ وَعِيدِ
Okunuş
velenuskinennekumu-l'arda mim ba`dihim. ẕâlike limen ḫâfe mekâmî veḫâfe ve`îd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
15
وَٱسْتَفْتَحُوا۟ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍۢ
Okunuş
vesteftehû veḫâbe kullu cebbârin `anîd.
Meal (Diyanet)
Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
16
مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسْقَىٰ مِن مَّآءٍۢ صَدِيدٍۢ
Okunuş
miv verâihî cehennemu veyuskâ mim mâin sadîd.
Meal (Diyanet)
Ardında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
17
يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأْتِيهِ ٱلْمَوْتُ مِن كُلِّ مَكَانٍۢ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۢ ۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظٌۭ
Okunuş
yetecerra`uhû velâ yekâdu yusîğuhû veye'tîhi-lmevtu min kulli mekâniv vemâ huve bimeyyit. vemiv verâihî `aẕâbun ğalîż.
Meal (Diyanet)
Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
18
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ ۖ أَعْمَٰلُهُمْ كَرَمَادٍ ٱشْتَدَّتْ بِهِ ٱلرِّيحُ فِى يَوْمٍ عَاصِفٍۢ ۖ لَّا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا۟ عَلَىٰ شَىْءٍۢ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلْبَعِيدُ
Okunuş
meŝelu-lleẕîne keferû birabbihim a`mâluhum keramâdin-şteddet bihi-rrîhu fî yevmin `âsif. lâ yakdirûne mimmâ kesebû `alâ şey'. ẕâlike huve-ddalâlu-lbe`îd.
Meal (Diyanet)
Rablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
19
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍۢ جَدِيدٍۢ
Okunuş
elem tera enne-llâhe ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. iy yeşe' yuẕhibkum veye'ti biḫalkin cedîd.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
20
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍۢ
Okunuş
vemâ ẕâlike `ale-llâhi bi`azîz.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah için güç değildir.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
21
وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ جَمِيعًۭا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًۭا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍۢ ۚ قَالُوا۟ لَوْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيْنَٰكُمْ ۖ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَجَزِعْنَآ أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٍۢ
Okunuş
veberazû lillâhi cemî`an fekâle-ddu`afâu lilleẕîne-stekberû innâ kunnâ lekum tebe`an fehel entum muğnûne `annâ min `aẕâbi-llâhi min şey'. kâlû lev hedâne-llâhu lehedeynâkum. sevâun `aleynâ ecezi`nâ em sabernâ mâ lenâ mim mehîs.
Meal (Diyanet)
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
22
وَقَالَ ٱلشَّيْطَٰنُ لَمَّا قُضِىَ ٱلْأَمْرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ ٱلْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوْتُكُمْ فَٱسْتَجَبْتُمْ لِى ۖ فَلَا تَلُومُونِى وَلُومُوٓا۟ أَنفُسَكُم ۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَآ أَنتُم بِمُصْرِخِىَّ ۖ إِنِّى كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ ۗ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
vekâle-şşeytânu lemmâ kudiye-l'emru inne-llâhe ve`adekum va`de-lhakki veve`attukum feaḫleftukum. vemâ kâne liye `aleykum min sultânin illâ en de`avtukum festecebtum lî. felâ telûmûnî velûmû enfusekum. mâ ene bimusriḫikum vemâ entum bimusriḫîy. innî kefertu bimâ eşraktumûni min kabl. inne-żżâlimîne lehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
İş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
23
وَأُدْخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ ۖ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَٰمٌ
Okunuş
veudḫile-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ biiẕni rabbihim. tehiyyetuhum fîhâ selâm.
Meal (Diyanet)
İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
24
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا كَلِمَةًۭ طَيِّبَةًۭ كَشَجَرَةٍۢ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌۭ وَفَرْعُهَا فِى ٱلسَّمَآءِ
Okunuş
elem tera keyfe darabe-llâhu meŝelen kelimeten tayyibeten keşeceratin tayyibetin asluhâ ŝâbituv vefer`uhâ fi-ssemâ'.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
25
تُؤْتِىٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍۭ بِإِذْنِ رَبِّهَا ۗ وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
tu'tî ukulehâ kulle hînim biiẕni rabbihâ. veyadribu-llâhu-l'emŝâle linnâsi le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
26
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍۢ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ ٱلْأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍۢ
Okunuş
vemeŝelu kelimetin ḫabîŝetin keşeceratin ḫabîŝetin-ctuŝŝet min fevki-l'ardi mâ lehâ min karâr.
Meal (Diyanet)
Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
27
يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْقَوْلِ ٱلثَّابِتِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَ ۚ وَيَفْعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ
Okunuş
yuŝebbitu-llâhu-lleẕîne âmenû bilkavli-ŝŝâbiti fi-lhayâti-ddunyâ vefi-l'âḫirah. veyudillu-llâhu-żżâlimîne veyef`alu-llâhu mâ yeşâ'.
Meal (Diyanet)
Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
28
۞ أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ كُفْرًۭا وَأَحَلُّوا۟ قَوْمَهُمْ دَارَ ٱلْبَوَارِ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne beddelû ni`mete-llâhi kufrav veehallû kavmehum dâra-lbevâr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
29
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا ۖ وَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
Okunuş
cehennem. yaslevnehâ. vebi'se-lkarâr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
30
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًۭا لِّيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦ ۗ قُلْ تَمَتَّعُوا۟ فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى ٱلنَّارِ
Okunuş
vece`alû lillâhi endâdel liyudillû `an sebîlih. kul temette`û feinne mesîrakum ile-nnâr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
31
قُل لِّعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّۭا وَعَلَانِيَةًۭ مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌۭ لَّا بَيْعٌۭ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ
Okunuş
kul li`ibâdiye-lleẕîne âmenû yukîmu-ssalâte veyunfikû mimmâ razaknâhum sirrav ve`alâniyetem min kabli ey ye'tiye yevmul lâ bey`un fîhi velâ ḫilâl.
Meal (Diyanet)
İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
32
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًۭا لَّكُمْ ۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى ٱلْبَحْرِ بِأَمْرِهِۦ ۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلْأَنْهَٰرَ
Okunuş
allâhu-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda veenzele mine-ssemâi mâen feaḫrace bihî mine-ŝŝemerâti rizkal lekum. veseḫḫara lekumu-lfulke litecriye fi-lbahri biemrih. veseḫḫara lekumu-l'enhâr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
33
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ دَآئِبَيْنِ ۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ
Okunuş
veseḫḫara lekumu-şşemse velkamera dâibeyn. veseḫḫara lekumu-lleyle vennehâr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
34
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ ۚ وَإِن تَعُدُّوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحْصُوهَآ ۗ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَظَلُومٌۭ كَفَّارٌۭ
Okunuş
veâtâkum min kulli mâ seeltumûh. vein te`uddû ni`mete-llâhi lâ tuhsûhâ. inne-l'insâne leżalûmun keffâr.
Meal (Diyanet)
Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
35
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا ٱلْبَلَدَ ءَامِنًۭا وَٱجْنُبْنِى وَبَنِىَّ أَن نَّعْبُدَ ٱلْأَصْنَامَ
Okunuş
veiẕ kâle ibrâhîmu rabbi-c`al hâẕe-lbelede âminev vecnubnî vebenîye en na`bude-l'asnâm.
Meal (Diyanet)
İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
36
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلنَّاسِ ۖ فَمَن تَبِعَنِى فَإِنَّهُۥ مِنِّى ۖ وَمَنْ عَصَانِى فَإِنَّكَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
rabbi innehunne adlelne keŝîram mine-nnâs. femen tebi`anî feinnehû minnî. vemen `asânî feinneke ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
37
رَّبَّنَآ إِنِّىٓ أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِى بِوَادٍ غَيْرِ ذِى زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ ٱلْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجْعَلْ أَفْـِٔدَةًۭ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهْوِىٓ إِلَيْهِمْ وَٱرْزُقْهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Okunuş
rabbenâ innî eskentu min ẕurriyyetî bivâdin ğayri ẕî zer`in `inde beytike-lmuharrami rabbenâ liyukîmu-ssalâte fec`al ef'idetem mine-nnâsi tehvî ileyhim verzukhum mine-ŝŝemerâti le`allehum yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
38
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِى وَمَا نُعْلِنُ ۗ وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَىْءٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ
Okunuş
rabbenâ inneke ta`lemu mâ nuḫfî vemâ nu`lin. vemâ yaḫfâ `ale-llâhi min şey'in fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
39
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى وَهَبَ لِى عَلَى ٱلْكِبَرِ إِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ ۚ إِنَّ رَبِّى لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
Okunuş
elhamdu lillâhi-lleẕî vehebe lî `ale-lkiberi ismâ`île veishâk. inne rabbî lesemî`u-ddu`â'.
Meal (Diyanet)
"Kocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
40
رَبِّ ٱجْعَلْنِى مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ
Okunuş
rabbi-c`alnî mukîme-ssalâti vemin ẕurriyyetî. rabbenâ vetekabbel du`â'.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
41
رَبَّنَا ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ ٱلْحِسَابُ
Okunuş
rabbene-ğfir lî velivâlideyye velilmu'minîne yevme yekûmu-lhisâb.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla."
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
42
وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعْمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَ ۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍۢ تَشْخَصُ فِيهِ ٱلْأَبْصَٰرُ
Okunuş
velâ tahsebenne-llâhe ğâfilen `ammâ ya`melu-żżâlimûne. innemâ yu'eḫḫiruhum liyevmin teşḫasu fîhi-l'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
43
مُهْطِعِينَ مُقْنِعِى رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ ۖ وَأَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَآءٌۭ
Okunuş
muhti`îne mukni`î ruûsihim lâ yerteddu ileyhim tarfuhum. veef'idetuhum hevâ'.
Meal (Diyanet)
O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
44
وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ ٱلْعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رَبَّنَآ أَخِّرْنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ قَرِيبٍۢ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَ ۗ أَوَلَمْ تَكُونُوٓا۟ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍۢ
Okunuş
veenẕiri-nnâse yevme ye'tîhimu-l`aẕâbu feyekûlu-lleẕîne żalemû rabbenâ eḫḫirnâ ilâ ecelin karîbin nucib da`veteke venettebi`i-rrusul. evelem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl.
Meal (Diyanet)
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
45
وَسَكَنتُمْ فِى مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ ٱلْأَمْثَالَ
Okunuş
vesekentum fî mesâkini-lleẕîne żalemû enfusehum vetebeyyene lekum keyfe fe`alnâ bihim vedarabnâ lekumu-l'emŝâl.
Meal (Diyanet)
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
46
وَقَدْ مَكَرُوا۟ مَكْرَهُمْ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ ٱلْجِبَالُ
Okunuş
vekad mekerû mekrahum ve`inde-llâhi mekruhum. vein kâne mekruhum litezûle minhu-lcibâl.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
47
فَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِۦ رُسُلَهُۥٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌۭ ذُو ٱنتِقَامٍۢ
Okunuş
felâ tahsebenne-llâhe muḫlife va`dihî rusuleh. inne-llâhe `azîzun ẕu-ntikâm.
Meal (Diyanet)
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
48
يَوْمَ تُبَدَّلُ ٱلْأَرْضُ غَيْرَ ٱلْأَرْضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ ۖ وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ
Okunuş
yevme tubeddelu-l'ardu ğayra-l'ardi vessemâvâtu veberazû lillâhi-lvâhidi-lkahhâr.
Meal (Diyanet)
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
49
وَتَرَى ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍۢ مُّقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
Okunuş
vetera-lmucrimîne yevmeiẕim mukarranîne fi-l'asfâd.
Meal (Diyanet)
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
50
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانٍۢ وَتَغْشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
Okunuş
serâbîluhum min katirâniv vetağşâ vucûhehumu-nnâr.
Meal (Diyanet)
Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
51
لِيَجْزِىَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفْسٍۢ مَّا كَسَبَتْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
liyecziye-llâhu kulle nefsim mâ kesebet. inne-llâhe serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ
· İbrahim Suresi
52
هَٰذَا بَلَٰغٌۭ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا۟ بِهِۦ وَلِيَعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ وَلِيَذَّكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
hâẕâ belâğul linnâsi veliyunẕerû bihî veliya`lemû ennemâ huve ilâhuv vâhiduv veliyeẕẕekkera ulu-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Bu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.