📖 Cüz 7
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
82
۞ لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةًۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةًۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًۭا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
letecidenne eşedde-nnâsi `adâvetel lilleẕîne âmenu-lyehûde velleẕîne eşrakû. veletecidenne akrabehum meveddetel lilleẕîne âmenu-lleẕîne kâlû innâ nesârâ. ẕâlike bienne minhum kissîsîne veruhbânev veennehum lâ yestekbirûn.
Meal (Diyanet)
İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
83
وَإِذَا سَمِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا۟ مِنَ ٱلْحَقِّ ۖ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
veiẕâ semi`û mâ unzile ile-rrasûli terâ a`yunehum tefîdu mine-ddem`i mimmâ `arafû mine-lhakk. yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ me`a-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
84
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
vemâ lenâ lâ nu'minu billâhi vemâ câenâ mine-lhakki venatme`u ey yudḫilenâ rabbunâ me`a-lkavmi-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
85
فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُوا۟ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
feeŝâbehumu-llâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Allah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
86
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ulâike ashâbu-lcehîm.
Meal (Diyanet)
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
87
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehalle-llâhu lekum velâ ta`tedû. inne-llâhe lâ yuhibbu-lmu`tedîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
88
وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًۭا طَيِّبًۭا ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
Okunuş
vekulû mimmâ razekakumu-llâhu halâlen tayyibâ. vetteku-llâhe-lleẕî entum bihî mu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
89
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ ۖ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍۢ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
lâ yuâḫiẕukumu-llâhu billağvi fî eymânikum velâkiy yuâḫiẕukum bimâ `akkattumu-l'eymân. fekeffâratuhû it`âmu `aşerati mesâkîne min evseti mâ tut`imûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabeh. femel lem yecid fesiyâmu ŝelâŝeti eyyâm. ẕâlike keffâratu eymânikum iẕâ haleftum. vahfeżû eymânekum. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekum âyâtihî le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
90
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌۭ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû inneme-lḫamru velmeysiru vel'ensâbu vel'ezlâmu ricsum min `ameli-şşeytâni fectenibûhu le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
91
إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
Okunuş
innemâ yurîdu-şşeytânu ey yûki`a beynekumu-l`adâvete velbağdâe fi-lḫamri velmeysiri veyesuddekum `an ẕikri-llâhi ve`ani-ssalâh. fehel entum muntehûn.
Meal (Diyanet)
Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
92
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَٱحْذَرُوا۟ ۚ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
veetî`u-llâhe veetî`u-rrasûle vahẕerû. fein tevelleytum fa`lemû ennemâ `alâ rasûline-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
93
لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحٌۭ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
leyse `ale-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti cunâhun fîmâ ta`imû iẕâ me-ttekav veâmenû ve`amilu-ssâlihâti ŝumme-ttekav veâmenû ŝumme-ttekav veahsenû. vellâhu yuhibbu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
94
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍۢ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû leyebluvennekumu-llâhu bişey'im mine-ssaydi tenâluhû eydîkum verimâhukum liya`leme-llâhu mey yeḫâfuhû bilğayb. femeni-`tedâ ba`de ẕâlike felehû `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
95
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْتُلُوا۟ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌۭ ۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًۭا فَجَزَآءٌۭ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍۢ مِّنكُمْ هَدْيًۢا بَٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّٰرَةٌۭ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًۭا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ ۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ ۚ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌۭ ذُو ٱنتِقَامٍ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ taktulu-ssayde veentum hurum. vemen katelehû minkum mute`ammiden fecezâum miŝlu mâ katele mine-nne`ami yahkumu bihî ẕevâ `adlim minkum hedyem bâliğa-lka`beti ev keffâratun ta`âmu mesâkîne ev `adlu ẕâlike siyâmel liyeẕûka vebâle emrih. `afe-llâhu `ammâ selef. vemen `âde feyentekimu-llâhu minh. vellâhu `azîzun ẕu-ntikâm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
96
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ ٱلْبَحْرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ ٱلْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًۭا ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
uhille lekum saydu-lbahri veta`âmuhû metâ`al lekum velissâyyârah. vehurrime `aleykum saydu-lberri mâ dumtum hurumâ. vetteku-llâhe-lleẕî ileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
97
۞ جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلْكَعْبَةَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ قِيَٰمًۭا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَٱلْهَدْىَ وَٱلْقَلَٰٓئِدَ ۚ ذَٰلِكَ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Okunuş
ce`ale-llâhu-lka`bete-lbeyte-lharâme kiyâmel linnâsi veşşehra-lharâme velhedye velkalâid. ẕâlike lita`lemû enne-llâhe ya`lemu mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi veenne-llâhe bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
98
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
i`lemû enne-llâhe şedîdu-l`ikâbi veenne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
99
مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Okunuş
mâ `ale-rrasûli ille-lbelâğ. vellâhu ya`lemu mâ tubdûne vemâ tektumûn.
Meal (Diyanet)
Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
100
قُل لَّا يَسْتَوِى ٱلْخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ ٱلْخَبِيثِ ۚ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
kul lâ yestevi-lḫabîŝu vettayyibu velev a`cebeke keŝratu-lḫabîŝ. fetteku-llâhe yâ ûli-l'elbâbi le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir". Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
101
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَسْـَٔلُوا۟ عَنْ أَشْيَآءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْـَٔلُوا۟ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهَا ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tes'elû `an eşyâe in tubde lekum tesu'kum. vein tes'elû `anhâ hîne yunezzelu-lkur'ânu tubde lekum. `afe-llâhu `anhâ. vellâhu ğafûrun halîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
102
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌۭ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا۟ بِهَا كَٰفِرِينَ
Okunuş
kad seelehâ kavmum min kablikum ŝumme asbehû bihâ kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
103
مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍۢ وَلَا سَآئِبَةٍۢ وَلَا وَصِيلَةٍۢ وَلَا حَامٍۢ ۙ وَلَٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ ۖ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
mâ ce`ale-llâhu mim behîrativ velâ sâibetiv velâ vesîletiv velâ hâmiv velâkinne-lleẕîne keferû yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. veekŝeruhum lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
104
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُوا۟ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ ۚ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًۭٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Okunuş
veiẕâ kîle lehum te`âlev ilâ mâ enzele-llâhu veile-rrasûli kâlû hasbunâ mâ vecednâ `aleyhi âbâenâ. evelev kâne âbâuhum lâ ya`lemûne şey'ev velâ yehtedûn.
Meal (Diyanet)
Onlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
105
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ ۖ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًۭا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû `aleykum enfusekum. lâ yedurrukum men dalle iẕe-htedeytum. ile-llâhi merci`ukum cemî`an feyunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
106
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍۢ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ ۚ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًۭا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْءَاثِمِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû şehâdetu beynikum iẕâ hadara ehadekumu-lmevtu hîne-lvesiyyeti-ŝnâni ẕevâ `adlim minkum ev âḫarâni min ğayrikum in entum darabtum fi-l'ardi feesâbetkum musîbtu-lmevt. tahbisûnehumâ mim ba`di-ssalâti feyuksimâni billâhi ini-rtebtum lâ neşterî bihî ŝemenev velev kâne ẕâ kurbâ velâ nektumu şehâdete-llâhi innâ iẕel lemine-l'âŝimîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
107
فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًۭا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
fein `uŝira `alâ ennehume-stehakkâ iŝmen feâḫarâni yekûmâni mekâmehumâ mine-lleẕîne-stehakka `aleyhimu-l'evleyâni feyuksimâni billâhi leşehâdetunâ ehakku min şehâdetihimâ veme-`tedeynâ. innâ iẕel lemine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve "Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
108
ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَٰنِهِمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
ẕâlike ednâ ey ye'tû bişşehâdeti `alâ vechihâ ev yeḫâfû en turadde eymânum ba`de eymânihim. vetteku-llâhe vesme`û. vellâhu lâ yehdi-lkavme-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
109
۞ يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا عِلْمَ لَنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Okunuş
yevme yecme`u-llâhu-rrusule feyekûlu mâẕâ ucibtum. kâlû lâ `ilme lenâ. inneke ente `allâmu-lğuyûb.
Meal (Diyanet)
Allah peygamberleri topladığı gün, "Size ne cevap verildi?" der; onlar, "Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin" derler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
110
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًۭا ۖ وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ ۖ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِى ۖ وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
iẕ kâle-llâhu yâ `îse-bne meryeme-ẕkur ni`metî `aleyke ve`alâ vâlidetik. iẕ eyyettuke birûhi-lkudusi tukellimu-nnâse fi-lmehdi vekehlâ. veiẕ `allemtuke-lkitâbe velhikmete vettevrâte vel'incîl. veiẕ taḫluku mine-ttîni kehey'eti-ttayri biiẕnî fetenfuḫu fîhâ fetekûnu tayram biiẕnî vetubriu-l'ekmehe vel'ebrasa biiẕnî. veiẕ tuḫricu-lmevtâ biiẕnî. veiẕ kefeftu benî isrâîle `anke iẕ ci'tehum bilbeyyinâti fekâle-lleẕîne keferû minhum in hâẕâ illâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
111
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى ٱلْحَوَارِيِّۦنَ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِى وَبِرَسُولِى قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَٱشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
Okunuş
veiẕ evhaytu ile-lhavâriyyîne en âminû bî vebirasûlî. kâlû âmennâ veşhed biennenâ muslimûn.
Meal (Diyanet)
Havarilere, "Bana ve peygamberime inanın" diye bildirmiştim, "İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
112
إِذْ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةًۭ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۖ قَالَ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
iẕ kâle-lhavâriyyûne yâ `îse-bne meryeme hel yestetî`u rabbuke ey yunezzile `aleynâ mâidetem mine-ssemâ'. kâle-tteku-llâhe in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de, "İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
113
قَالُوا۟ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
Okunuş
kâlû nurîdu en ne'kule minhâ vetatmeinne kulûbunâ vena`leme en kad sadaktenâ venekûne `aleyhâ mine-şşâhidîn.
Meal (Diyanet)
"Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahid olmayı istiyoruz" dediler.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
114
قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةًۭ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًۭا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةًۭ مِّنكَ ۖ وَٱرْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Okunuş
kâle `îse-bnu meryeme-llâhumme rabbenâ enzil `aleynâ mâidetem mine-ssemâi tekûnu lenâ `îdel lievvelinâ veâḫirinâ veâyetem mink. verzuknâ veente ḫayru-rrâzikîn.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlu İsa, "Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
115
قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ ۖ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًۭا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًۭا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâle-llâhu innî munezziluhâ `aleykum. femey yekfur ba`du minkum feinnî u`aẕẕibuhû `aẕâbel lâ u`aẕẕibuhû ehadem mine-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
116
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Okunuş
veiẕ kâle-llâhu yâ `îse-bne meryeme eente kulte linnâsi-tteḫiẕûnî veummiye ilâheyni min dûni-llâh. kâle subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bihakk. in kuntu kultuhû fekad `alimteh. ta`lemu mâ fî nefsî velâ a`lemu mâ fî nefsik. inneke ente `allâmu-lğuyûb.
Meal (Diyanet)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
117
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ ۚ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًۭا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ ۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌ
Okunuş
mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni-`budu-llâhe rabbî verabbekum. vekuntu `aleyhim şehîdem mâ dumtu fîhim. felemmâ teveffeytenî kunte ente-rrakîbe `aleyhim. veente `alâ kulli şey'in şehîd.
Meal (Diyanet)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
118
إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ ۖ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
in tu`aẕẕibhum feinnehum `ibâduk. vein tağfir lehum feinneke ente-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
"Onlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan, Güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak Sensin."
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
119
قَالَ ٱللَّهُ هَٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ ۚ لَهُمْ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۚ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
kâle-llâhu hâẕâ yevmu yenfe`u-ssâdikîne sidkuhum. lehum cennâtun tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. radiye-llâhu `anhum veradû `anh. ẕâlike-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.
سُورَةُ المَائـِدَةِ
· Mâide Suresi
120
لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۢ
Okunuş
lillâhi mulku-ssemâvâti vel'ardi vemâ fîhinn. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır, Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Okunuş
elhamdu lillâhi-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda vece`ale-żżulumâti vennûr. ŝumme-lleẕîne keferû birabbihim ya`dilûn.
Meal (Diyanet)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
2
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن طِينٍۢ ثُمَّ قَضَىٰٓ أَجَلًۭا ۖ وَأَجَلٌۭ مُّسَمًّى عِندَهُۥ ۖ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ
Okunuş
huve-lleẕî ḫalekakum min tînin ŝumme kadâ ecelâ. veecelum musemmen `indehû ŝumme entum temterûn.
Meal (Diyanet)
O, sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belirli bir ecel O'nun katındadır; sonra bir de şüphe edersiniz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
3
وَهُوَ ٱللَّهُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَفِى ٱلْأَرْضِ ۖ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
Okunuş
vehuve-llâhu fi-ssemâvâti vefi-l'ard. ya`lemu sirrakum vecehrakum veya`lemu mâ teksibûn.
Meal (Diyanet)
O, göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
4
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍۢ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Okunuş
vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mu`ridîn.
Meal (Diyanet)
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldikçe ondan yüz çevirirlerdi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
5
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ ۖ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
fekad keẕẕebû bilhakki lemmâ câehum. fesevfe ye'tîhim embâu mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
6
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍۢ مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا ٱلسَّمَآءَ عَلَيْهِم مِّدْرَارًۭا وَجَعَلْنَا ٱلْأَنْهَٰرَ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ
Okunuş
elem yerav kem ehleknâ min kablihim min karnim mekkennâhum fi-l'ardi mâ lem numekkil lekum veerselne-ssemâe `aleyhim midrârâ. vece`alne-l'enhâra tecrî min tahtihim feehleknâhum biẕunûbihim veenşe'nâ mim ba`dihim karnen âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından ötürü yok ettik ve ardlarından başka bir nesil yetiştirdik.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
7
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَٰبًۭا فِى قِرْطَاسٍۢ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
velev nezzelnâ `aleyke kitâben fî kirtâsin felemesûhu bieydîhim lekâle-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Sana Kitap'ı kağıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apaçık bir büyüdür" derlerdi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
8
وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۭ ۖ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًۭا لَّقُضِىَ ٱلْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنظَرُونَ
Okunuş
vekâlû levlâ unzile `aleyhi melek. velev enzelnâ melekel lekudiye-l'emru ŝumme lâ yunżarûn.
Meal (Diyanet)
"Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
9
وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ مَلَكًۭا لَّجَعَلْنَٰهُ رَجُلًۭا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ
Okunuş
velev ce`alnâhu melekel lece`alnâhu raculev velelebesnâ `aleyhim mâ yelbisûn.
Meal (Diyanet)
Biz onu melek kılsaydık, bir insan şeklinde yapardık da, düştükleri şüpheye onları yine düşürmüş olurduk.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
10
وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍۢ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُوا۟ مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
velekadi-stuhzie birusulim min kablike fehâka billeẕîne seḫirû minhum mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, senden önce birçok peygamberler alaya alınmıştı, onlarla eğlenenleri, alaya aldıkları şey mahvetti.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
11
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ ٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
kul sîrû fi-l'ardi ŝumme-nżurû keyfe kâne `âkibetu-lmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
12
قُل لِّمَن مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قُل لِّلَّهِ ۚ كَتَبَ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۚ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
kul limem mâ fi-ssemâvâti vel'ard. kul lillâh. ketebe `alâ nefsihi-rrahmeh. leyecme`annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh. elleẕîne ḫasirû enfusehum fehum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır; and olsun ki, sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
13
۞ وَلَهُۥ مَا سَكَنَ فِى ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
velehû mâ sekene fi-lleyli vennehâr. vehuve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Gecede ve gündüzde bulunan O'nundur. O işitendir, Bilen'dir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
14
قُلْ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّۭا فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ ۗ قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ ۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
kul eğayra-llâhi etteḫiẕu veliyyen fâtiri-ssemâvâti vel'ardi vehuve yut`imu velâ yut`am. kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme velâ tekûnenne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
"Gökleri ve yeri yaratan, beslenmeyip besleyen Allah'tan başka bir dost mu edinirim?" de. "Doğrusu ben ilk müslüman olmakla emrolundum" de; asla ortak koşanlardan olma!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
15
قُلْ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
kul innî eḫâfu in `asaytu rabbî `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
"Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
16
مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍۢ فَقَدْ رَحِمَهُۥ ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
mey yusraf `anhu yevmeiẕin fekad rahimeh. veẕâlike-lfevzu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
O gün kim azabdan alıkonursa, şüphesiz o kimse rahmete erişmiştir. Bu, apaçık bir kurtuluştur.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
17
وَإِن يَمْسَسْكَ ٱللَّهُ بِضُرٍّۢ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَ ۖ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍۢ فَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
veiy yemseske-llâhu bidurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yemseske biḫayrin fehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Allah sana bir sıkıntı verirse, O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik verirse başkası onu engelleyemez. O, her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
18
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
vehuve-lkâhiru fevka `ibâdih. vehuve-lhakîmu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
O, kullarının üstünde yegane tasarruf sahibidir. Hakim'dir, haberdardır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
19
قُلْ أَىُّ شَىْءٍ أَكْبَرُ شَهَٰدَةًۭ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ شَهِيدٌۢ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ ۚ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ ٱللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَىٰ ۚ قُل لَّآ أَشْهَدُ ۚ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ وَإِنَّنِى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Okunuş
kul eyyu şey'in ekberu şehâdeten. kuli-llâhu şehîdum beynî vebeynekum veûhiye ileyye hâẕe-lkur'ânu liunẕirakum bihî vemem belağ. einnekum leteşhedûne enne me`a-llâhi âliheten uḫrâ. kul lâ eşhed. kul innemâ huve ilâhuv vâhiduv veinnenî berîum mimmâ tuşrikûn.
Meal (Diyanet)
"Şahit olarak hangi şey daha büyüktür" de. "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Bu Kuran bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka tanrılar bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de. "Ben şehadet etmem" de. "O ancak tek Tanrıdır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
20
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمُ ۘ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
elleẕîne âteynâhumu-lkitâbe ya`rifûnehû kemâ ya`rifûne ebnâehum. elleẕîne ḫasirû enfusehum fehum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
21
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ ۗ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
vemen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. innehû lâ yuflihu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için saadete ulaşamazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
22
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًۭا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَيْنَ شُرَكَآؤُكُمُ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
Okunuş
veyevme nahşuruhum cemî`an ŝumme nekûlu lilleẕîne eşrakû eyne şurakâukumu-lleẕîne kuntum tez`umûn.
Meal (Diyanet)
Bir gün hepsini toplarız, sonra ortak koşanlara, "İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?" deriz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
23
ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ وَٱللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
Okunuş
ŝumme lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vellâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn.
Meal (Diyanet)
Sonra, "Rabbimiz Allah'a and olsun ki bizler ortak koşanlar değildik" demekten başka çare bulamazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
24
ٱنظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ ۚ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
unżur keyfe keẕebû `alâ enfusihim vedalle `anhum mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine karşı nasıl yalan söylediklerine bak; uydurdukları şeyler de onlardan uzaklaştı.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
25
وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ ۖ وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًۭا ۚ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍۢ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوكَ يُجَٰدِلُونَكَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
veminhum mey yestemi`u ileyk. vece`alnâ `alâ kulûbihim ekinneten ey yefkahûhu vefî âẕânihim vakrâ. veiy yerav kulle âyetil lâ yu'minû bihâ. hattâ iẕâ câûke yucâdilûneke yekûlu-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Onlardan seni dinleyenler vardır, Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
26
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُ ۖ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
vehum yenhevne `anhu veyen'evne `anh. veiy yuhlikûne illâ enfusehum vemâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Kuran'dan alıkorlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
27
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ فَقَالُوا۟ يَٰلَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velev terâ iẕ vukifû `ale-nnâri fekâlû yâ leytenâ nuraddu velâ nukeẕẕibe biâyâti rabbinâ venekûne mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, "keşke dünyaya tekrar döndürülseydik, Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık" dediklerini bir görsen!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
28
بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُوا۟ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ ۖ وَلَوْ رُدُّوا۟ لَعَادُوا۟ لِمَا نُهُوا۟ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
bel bedâ lehum mâ kânû yuḫfûne min kabl. velev ruddû le`âdû limâ nuhû `anhu veinnehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
29
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
Okunuş
vekâlû in hiye illâ hayâtune-ddunyâ vemâ nahnu bimeb`ûŝîn.
Meal (Diyanet)
"Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz" dediler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
30
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَىٰ رَبِّهِمْ ۚ قَالَ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ ۚ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا ۚ قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
velev terâ iẕ vukifû `alâ rabbihim. kâle eleyse hâẕâ bilhakk. kâlû belâ verabbinâ. kâle feẕûku-l`aẕâbe bimâ kuntum tekfurûn.
Meal (Diyanet)
Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen! Allah: "Bu gerçek değil mi?" der; onlar, "Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir" derler. Allah da "Öyleyse inkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
31
قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةًۭ قَالُوا۟ يَٰحَسْرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَىٰ ظُهُورِهِمْ ۚ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
Okunuş
kad ḫasira-lleẕîne keẕẕebû bilikâi-llâh. hattâ iẕâ câethumu-ssâ`atu bağteten kâlû yâ hasratenâ `alâ mâ ferratnâ fîhâ vehum yahmilûne evzârahum `alâ żuhûrihim. elâ sâe mâ yezirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati onlara ansızın gelince, ağırlıklarını arkalarına yüklenerek, "Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, yüklendikleri şeyler ne kötüdür!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
32
وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَعِبٌۭ وَلَهْوٌۭ ۖ وَلَلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌۭ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
veme-lhayâtu-ddunyâ illâ le`ibuv velehv. veleddâru-l'âḫiratu ḫayrul lilleẕîne yettekûn. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
33
قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُۥ لَيَحْزُنُكَ ٱلَّذِى يَقُولُونَ ۖ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَٰكِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ
Okunuş
kad na`lemu innehû leyahzunuke-lleẕî yekûlûne feinnehum lâ yukeẕẕibûneke velâkinne-żżâlimîne biâyâti-llâhi yechadûn.
Meal (Diyanet)
Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
34
وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌۭ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُوا۟ عَلَىٰ مَا كُذِّبُوا۟ وَأُوذُوا۟ حَتَّىٰٓ أَتَىٰهُمْ نَصْرُنَا ۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِ ۚ وَلَقَدْ جَآءَكَ مِن نَّبَإِى۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
velekad kuẕẕibet rusulum min kablike fesaberû `alâ mâ kuẕẕibû veûẕû hattâ etâhum nasrunâ. velâ mubeddile likelimâti-llâh. velekad câeke min nebei-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlanmalarına ve sıkıştırılmaya katlandılar. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur; and olsun ki peygamberlerin haberi sana da geldi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
35
وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ ٱسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِىَ نَفَقًۭا فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًۭا فِى ٱلسَّمَآءِ فَتَأْتِيَهُم بِـَٔايَةٍۢ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى ٱلْهُدَىٰ ۚ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
Okunuş
vein kâne kebura `aleyke i`râduhum feini-steta`te en tebteğiye nefekan fi-l'ardi ev sullemen fi-ssemâi fete'tiyehum biâyeh. velev şâe-llâhu leceme`ahum `ale-lhudâ felâ tekûnenne mine-lcâhilîn.
Meal (Diyanet)
Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
36
۞ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ يَسْمَعُونَ ۘ وَٱلْمَوْتَىٰ يَبْعَثُهُمُ ٱللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Okunuş
innemâ yestecîbu-lleẕîne yesme`ûn. velmevtâ yeb`aŝuhumu-llâhu ŝumme ileyhi yurce`ûn.
Meal (Diyanet)
Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Ölüleri Allah diriltir, sonra O'na dönerler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
37
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ ۚ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يُنَزِّلَ ءَايَةًۭ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
vekâlû levlâ nuzzile `aleyhi âyetum mir rabbih. kul inne-llâhe kâdirun `alâ ey yunezzile âyetev velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir belge indirilseydi ya" dediler. De ki: "Doğrusu Allah bir belge indirmeye Kadir'dir, fakat çoğu bilmezler."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
38
وَمَا مِن دَآبَّةٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا طَٰٓئِرٍۢ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّآ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم ۚ مَّا فَرَّطْنَا فِى ٱلْكِتَٰبِ مِن شَىْءٍۢ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
Okunuş
vemâ min dâbbetin fi-l'ardi velâ tâiriy yetîru bicenâhayhi illâ umemun emŝâlukum. mâ ferratnâ fi-lkitâbi min şey'in ŝumme ilâ rabbihim yuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitap'da Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine toplanacaklardır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
39
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا صُمٌّۭ وَبُكْمٌۭ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ ۗ مَن يَشَإِ ٱللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ summuv vebukmun fi-żżulumât. mey yeşei-llâhu yudlilh. vemey yeşe' yec`alhu `alâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
40
قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ ٱلسَّاعَةُ أَغَيْرَ ٱللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
kul era'eytekum in etâkum `aẕâbu-llâhi ev etetkumu-ssâ`atu eğayra-llâhi ted`ûn. in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
De ki, "Üzerinize Allah'ın azabı gelse veya kıyamet saati size gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru iseniz bana bildirin".
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
41
بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِن شَآءَ وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ
Okunuş
bel iyyâhu ted`ûne feyekşifu mâ ted`ûne ileyhi in şâe vetensevne mâ tuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; sadece O'na yalvarırsınız; dilerse yalvardığınız şeyi giderir, siz de O'na koştuğunuz ortakları unutursunuz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
42
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰٓ أُمَمٍۢ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَٰهُم بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ
Okunuş
velekad erselnâ ilâ umemim min kablike feeḫaẕnâhum bilbe'sâi veddarrâi le`allehum yetedarra`ûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz ki, senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik; onları yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntıya sokmuştuk.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
43
فَلَوْلَآ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا۟ وَلَٰكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
felevlâ iẕ câehum be'sunâ tedarra`û velâkin kaset kulûbuhum vezeyyene lehumu-şşeytânu mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Hiç değilse, onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lakin kalbleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
44
فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَٰبَ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّىٰٓ إِذَا فَرِحُوا۟ بِمَآ أُوتُوٓا۟ أَخَذْنَٰهُم بَغْتَةًۭ فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ
Okunuş
felemmâ nesû mâ ẕukkirû bihî fetahnâ `aleyhim ebvâbe kulli şey'. hattâ iẕâ ferihû bimâ ûtû eḫaẕnâhum bağteten feiẕâ hum mublisûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık; kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
45
فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ۚ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
fekuti`a dâbiru-lkavmi-lleẕîne żalemû. velhamdu lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Zulmeden milletin kökü böylece kesildi. Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
46
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ ٱللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَٰرَكُمْ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
Okunuş
kul era'eytum in eḫaẕe-llâhu sem`akum veebsârakum veḫateme `alâ kulûbikum men ilâhun ğayru-llâhi ye'tîkum bih. unżur keyfe nusarrifu-l'âyâti ŝumme hum yasdifûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Gördünüz mü? Allah, işitmenizi, gözlerinizi alsa, kalblerinizi kapasa, Allah'tan başka hangi tanrı onu sizlere getirebilir?" Ayetleri nasıl türlü türlü açıkladığımıza bir baksana, sonra da onlar yüz çevirirler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
47
قُلْ أَرَءَيْتَكُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُ ٱللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
kul era'eytekum in etâkum `aẕâbu-llâhi bağteten ev cehraten hel yuhleku ille-lkavmu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse, zalimlerden başkası mı yok olur? Bana bildirin."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
48
وَمَا نُرْسِلُ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ ۖ فَمَنْ ءَامَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne vemunẕirîn. femen âmene veasleha felâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
49
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَمَسُّهُمُ ٱلْعَذَابُ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
Okunuş
velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ yemessuhumu-l`aẕâbu bimâ kânû yefsukûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi inkar edenlere yoldan çıkmalarından ötürü azab dokunacaktır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
50
قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمْ عِندِى خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمْ إِنِّى مَلَكٌ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ ۚ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ ۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
kul lâ ekûlu lekum `indî ḫazâinu-llâhi velâ a`lemu-lğaybe velâ ekûlu lekum innî melek. in ettebi`u illâ mâ yûhâ ileyy. kul hel yestevi-l'a`mâ velbesîr. efelâ tetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?"
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
51
وَأَنذِرْ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ ۙ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِىٌّۭ وَلَا شَفِيعٌۭ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Okunuş
veenẕir bihi-lleẕîne yeḫâfûne ey yuhşerû ilâ rabbihim leyse lehum min dûnihî veliyyuv velâ şefî`ul le`allehum yettekûn.
Meal (Diyanet)
Rablerine toplanacaklarından korkanları Kuran ile uyar. O'ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki Allah'tan sakınalar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
52
وَلَا تَطْرُدِ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ ۖ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍۢ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَىْءٍۢ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
velâ tatrudi-lleẕîne yed`ûne rabbehum bilğadâti vel`aşiyyi yurîdûne vecheh. mâ `aleyke min hisâbihim min şey'iv vemâ min hisâbike `aleyhim min şey'in fetatrudehum fetekûne mine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Sabah akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
53
وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍۢ لِّيَقُولُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنۢ بَيْنِنَآ ۗ أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
vekeẕâlike fetennâ ba`dahum biba`dil liyekûlû ehâulâi menne-llâhu `aleyhim mim beyninâ. eleyse-llâhu bia`leme bişşâkirîn.
Meal (Diyanet)
Böylece, "Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?" demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
54
وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ ۖ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ ۖ أَنَّهُۥ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوٓءًۢا بِجَهَٰلَةٍۢ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
veiẕâ câeke-lleẕîne yu'minûne biâyâtinâ fekul selâmun `aleykum ketebe rabbukum `alâ nefsihi-rrahmete ennehû men `amile minkum sûem bicehâletin ŝumme tâbe mim ba`dihî veasleha feennehû ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
55
وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
vekeẕâlike nufessilu-l'âyâti velitestebîne sebîlu-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Suçluların yolu belli olsun diye, böylece ayetleri uzun uzun açıklarız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
56
قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۚ قُل لَّآ أَتَّبِعُ أَهْوَآءَكُمْ ۙ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًۭا وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُهْتَدِينَ
Okunuş
kul innî nuhîtu en a`bude-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâh. kul lâ ettebi`u ehvâekum kad daleltu iẕev vemâ ene mine-lmuhtedîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'tan başka, yalvardıklarınıza kulluk etmekten menolundum." "Sizin heveslerinize uymayacağım, yoksa sapıtmış, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
57
قُلْ إِنِّى عَلَىٰ بَيِّنَةٍۢ مِّن رَّبِّى وَكَذَّبْتُم بِهِۦ ۚ مَا عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦٓ ۚ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ يَقُصُّ ٱلْحَقَّ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْفَٰصِلِينَ
Okunuş
kul innî `alâ beyyinetim mir rabbî vekeẕẕebtum bih. mâ `indî mâ testa`cilûne bih. ini-lhukmu illâ lillâh. yekussu-lhakka vehuve ḫayru-lfâsilîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben Rabbim'den bir belgeye dayanmaktayım, halbuki siz onu yalanladınız; acele istediğiniz de elimde değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
58
قُل لَّوْ أَنَّ عِندِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِۦ لَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
kul lev enne `indî mâ testa`cilûne bihî lekudiye-l'emru beynî vebeynekum. vellâhu a`lemu biżżâlimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu." Allah zulmedenleri en iyi bilendir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
59
۞ وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَآ إِلَّا هُوَ ۚ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۚ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍۢ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍۢ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
ve`indehû mefâtihu-lğaybi lâ ya`lemuhâ illâ hû. veya`lemu mâ fi-lberri velbahr. vemâ teskutu miv verakatin illâ ya`lemuhâ velâ habbetin fî żulumâti-l'ardi velâ ratbiv velâ yâbisin illâ fî kitâbim mubîn.
Meal (Diyanet)
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
60
وَهُوَ ٱلَّذِى يَتَوَفَّىٰكُم بِٱلَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِٱلنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَىٰٓ أَجَلٌۭ مُّسَمًّۭى ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî yeteveffâkum billeyli veya`lemu mâ cerahtum binnehâri ŝumme yeb`aŝukum fîhi liyukdâ ecelum musemmâ. ŝumme ileyhi merci`ukum ŝumme yunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, mukadder olan hayat süreniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran O'dur. Sonra dönüşünüz O'nadır, işlediklerinizi size bildirecektir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
61
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Okunuş
vehuve-lkâhiru fevka `ibâdihî veyursilu `aleykum hafeżah. hattâ iẕâ câe ehadekumu-lmevtu teveffethu rusulunâ vehum lâ yuferritûn.
Meal (Diyanet)
O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
62
ثُمَّ رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ مَوْلَىٰهُمُ ٱلْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ ٱلْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ ٱلْحَٰسِبِينَ
Okunuş
ŝumme ruddû ile-llâhi mevlâhumu-lhakk. elâ lehu-lhukmu vehuve esra`u-lhâsibîn.
Meal (Diyanet)
O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
63
قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ تَدْعُونَهُۥ تَضَرُّعًۭا وَخُفْيَةًۭ لَّئِنْ أَنجَىٰنَا مِنْ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
kul mey yuneccîkum min żulumâti-lberri velbahri ted`ûnehû tedarru`av veḫufyeh. lein encânâ min hâẕihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O'na gizli gizli yalvarır yakarırsınız."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
64
قُلِ ٱللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍۢ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ
Okunuş
kuli-llâhu yuneccîkum minhâ vemin kulli kerbin ŝumme entum tuşrikûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O'na ortak koşarsınız."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
65
قُلْ هُوَ ٱلْقَادِرُ عَلَىٰٓ أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًۭا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًۭا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
Okunuş
kul huve-lkâdiru `alâ ey yeb`aŝe `aleykum `aẕâbem min fevkikum ev min tahti erculikum ev yelbisekum şiye`av veyuẕîka ba`dakum be'se ba`d. unżur keyfe nusarrifu-l'âyâti le`allehum yefkahûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa Kadir olan O'dur." Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
66
وَكَذَّبَ بِهِۦ قَوْمُكَ وَهُوَ ٱلْحَقُّ ۚ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍۢ
Okunuş
vekeẕẕebe bihî kavmuke vehuve-lhakk. kul lestu `aleykum bivekîl.
Meal (Diyanet)
Gerçekten, senin milletin Kuran'ı yalanladı. "Cezanızı ben verecek değilim" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
67
لِّكُلِّ نَبَإٍۢ مُّسْتَقَرٌّۭ ۚ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Okunuş
likulli nebeim mustekarr. vesevfe ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır ki siz onu yakında bileceksiniz.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
68
وَإِذَا رَأَيْتَ ٱلَّذِينَ يَخُوضُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦ ۚ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ ٱلشَّيْطَٰنُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ ٱلذِّكْرَىٰ مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veiẕâ raeyte-lleẕîne yeḫûdûne fî âyâtinâ fea`rid `anhum hattâ yeḫûdû fî hadîŝin ğayrih. veimmâ yunsiyenneke-şşeytânu felâ tak`ud ba`de-ẕẕikrâ me`a-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi çekişmeye dalanları görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmedenlerle beraber oturma.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
69
وَمَا عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍۢ وَلَٰكِن ذِكْرَىٰ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Okunuş
vemâ `ale-lleẕîne yettekûne min hisâbihim min şey'iv velâkin ẕikrâ le`allehum yettekûn.
Meal (Diyanet)
Sakınan kimselere, onların hesaplarından bir sorumluluk yoktur. Fakat bir hatırlatmadır; belki sakınırlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
70
وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًۭا وَلَهْوًۭا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّۭ وَلَا شَفِيعٌۭ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍۢ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ ۖ لَهُمْ شَرَابٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ
Okunuş
veẕeri-lleẕîne-tteḫaẕû dînehum le`ibev velehvev veğarrathumu-lhayâtu-ddunyâ veẕekkir bihî en tubsele nefsum bimâ kesebet. leyse lehâ min dûni-llâhi veliyyuv velâ şefî`. vein ta`dil kulle `adlil lâ yu'ḫaẕ minhâ. ulâike-lleẕîne ubsilû bimâ kesebû. lehum şerâbum min hamîmiv ve`aẕâbun elîmum bimâ kânû yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Kuran ile öğüt ver ki, bir kimse kazandığıyla helake düşmeye görsün, o takdirde Allah'dan başka ona ne bir yardımcı, ne de bir kurtarıcı bulunur; her türlü fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandıklarından ötürü yok olanlar işte bunlardır. İnkar etmelerinden dolayı kızgın içecek ve can yakıcı azab onlaradır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
71
قُلْ أَنَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَىٰٓ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ كَٱلَّذِى ٱسْتَهْوَتْهُ ٱلشَّيَٰطِينُ فِى ٱلْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُۥٓ أَصْحَٰبٌۭ يَدْعُونَهُۥٓ إِلَى ٱلْهُدَى ٱئْتِنَا ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ ۖ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kul ened`û min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`unâ velâ yedurrunâ venuraddu `alâ a`kâbinâ ba`de iẕ hedâne-llâhu kelleẕi-stehvethu-şşeyâtînu fi-l'ardi hayrân. lehû ashâbuy yed`ûnehû ile-lhude-'tinâ. kul inne hude-llâhi huve-lhudâ. veumirnâ linuslime lirabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
72
وَأَنْ أَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّقُوهُ ۚ وَهُوَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
veen ekîmu-ssalâte vettekûh. vehuve-lleẕî ileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
73
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۖ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ ۚ قَوْلُهُ ٱلْحَقُّ ۚ وَلَهُ ٱلْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
vehuve-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. veyevme yekûlu kun feyekûn. kavluhu-lhakk. velehu-lmulku yevme yunfeḫu fi-ssûr. `âlimu-lğaybi veşşehâdeh. vehuve-lhakîmu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O'dur ki "Ol" dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O'nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O Hakim'dir, haberdardır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
74
۞ وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً ۖ إِنِّىٓ أَرَىٰكَ وَقَوْمَكَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
veiẕ kâle ibrâhîmu liebîhi âzera etetteḫiẕu asnâmen âliheten. innî erâke vekavmeke fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, babası Azer'e, "Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
75
وَكَذَٰلِكَ نُرِىٓ إِبْرَٰهِيمَ مَلَكُوتَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ ٱلْمُوقِنِينَ
Okunuş
vekeẕâlike nurî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti vel'ardi veliyekûne mine-lmûkinîn.
Meal (Diyanet)
Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk:
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
76
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ ٱلَّيْلُ رَءَا كَوْكَبًۭا ۖ قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَآ أُحِبُّ ٱلْءَافِلِينَ
Okunuş
felemmâ cenne `aleyhi-lleylu raâ kevkebâ. kâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele kâle lâ uhibbu-l'âfilîn.
Meal (Diyanet)
Gece basınca bir yıldız gördü, "işte bu benim Rabbim!" dedi; yıldız batınca, "batanları sevmem" dedi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
77
فَلَمَّا رَءَا ٱلْقَمَرَ بَازِغًۭا قَالَ هَٰذَا رَبِّى ۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِى رَبِّى لَأَكُونَنَّ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلضَّآلِّينَ
Okunuş
felemmâ rae-lkamera bâziğan kâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele kâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lkavmi-ddâllîn.
Meal (Diyanet)
Ayı doğarken görünce, "işte bu benim Rabbim!" dedi, batınca, "Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum" dedi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
78
فَلَمَّا رَءَا ٱلشَّمْسَ بَازِغَةًۭ قَالَ هَٰذَا رَبِّى هَٰذَآ أَكْبَرُ ۖ فَلَمَّآ أَفَلَتْ قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Okunuş
felemmâ rae-şşemse bâziğaten kâle hâẕâ rabbî hâẕâ ekber. felemmâ efelet kâle yâ kavmi innî berîum mimmâ tuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Güneşi doğarken görünce "işte bu benim Rabbim, bu daha büyük!" dedi; batınca, "Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
79
إِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ حَنِيفًۭا ۖ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
innî veccehtu vechiye lilleẕî fetara-ssemâvâti vel'arda hanîfev vemâ ene mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
80
وَحَآجَّهُۥ قَوْمُهُۥ ۚ قَالَ أَتُحَٰٓجُّوٓنِّى فِى ٱللَّهِ وَقَدْ هَدَىٰنِ ۚ وَلَآ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَشَآءَ رَبِّى شَيْـًۭٔا ۗ وَسِعَ رَبِّى كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا ۗ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
vehâccehû kavmuh. kâle etuhâccûnnî fi-llâhi vekad hedân. velâ eḫâfu mâ tuşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şey'â. vesi`a rabbî kulle şey'in `ilmâ. efelâ teteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Milleti onunla tartışmaya girişti. "Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum, meğer ki Rabbim bir şeyi dilemiş ola. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır; hala öğüt kabul etmez misiniz?" dedi.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
81
وَكَيْفَ أَخَافُ مَآ أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًۭا ۚ فَأَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِٱلْأَمْنِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
vekeyfe eḫâfu mâ eşraktum velâ teḫâfûne ennekum eşraktum billâhi mâ lem yunezzil bihî `aleykum sultânâ. feeyyu-lferîkayni ehakku bil'emn. in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a koştuğunuz ortaklardan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah'ın hakkında size bir delil indirmediği bir şeyi O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. İki taraftan hangisine güvenmek daha gereklidir, bir bilseniz."
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
82
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَمْ يَلْبِسُوٓا۟ إِيمَٰنَهُم بِظُلْمٍ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ
Okunuş
elleẕîne âmenû velem yelbisû îmânehum biżulmin ulâike lehumu-l'emnu vehum muhtedûn.
Meal (Diyanet)
İşte güven; onlara, inanıp haksızlık karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
83
وَتِلْكَ حُجَّتُنَآ ءَاتَيْنَٰهَآ إِبْرَٰهِيمَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍۢ مَّن نَّشَآءُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
vetilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme `alâ kavmih. nerfe`u deracâtim men neşâ'. inne rabbeke hakîmun `alîm.
Meal (Diyanet)
Bu, İbrahim'e, milletine karşı verdiğimiz hüccetimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Doğrusu Rabbin Hakim'dir, Bilen'dir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
84
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ ۚ كُلًّا هَدَيْنَا ۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ ۖ وَمِن ذُرِّيَّتِهِۦ دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
vevehebnâ lehû ishâka veya`kûb. kullen hedeynâ. venûhan hedeynâ min kablu vemin ẕurriyyetihî dâvûde vesuleymâne veeyyûbe veyûsufe vemûsâ vehârûn. vekeẕâlike neczi-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
85
وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَىٰ وَعِيسَىٰ وَإِلْيَاسَ ۖ كُلٌّۭ مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
vezekeriyyâ veyahyâ ve`îsâ veilyâs. kullum mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
86
وَإِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًۭا ۚ وَكُلًّۭا فَضَّلْنَا عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
veismâ`île velyese`a veyûnuse velûtâ. vekullen feddalnâ `ale-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
87
وَمِنْ ءَابَآئِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ وَإِخْوَٰنِهِمْ ۖ وَٱجْتَبَيْنَٰهُمْ وَهَدَيْنَٰهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
vemin âbâihim veẕurriyyâtihim veiḫvânihim. vectebeynâhum vehedeynâhum ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Babalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
88
ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهْدِى بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۚ وَلَوْ أَشْرَكُوا۟ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
ẕâlike hude-llâhi yehdî bihî mey yeşâu min `ibâdih. velev eşrakû lehabita `anhum mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur. Eğer ortak koşsalarda amelleri boşa çıkardı.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
89
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ۚ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَٰٓؤُلَآءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًۭا لَّيْسُوا۟ بِهَا بِكَٰفِرِينَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne âteynâhumu-lkitâbe velhukme vennubuvveh. feiy yekfur bihâ hâulâi fekad vekkelnâ bihâ kavmel leysû bihâ bikâfirîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz işte bunlardır. Kafirler onları inkar ederlerse, inkar etmeyecek bir milleti onlara vekil kılarız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
90
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۖ فَبِهُدَىٰهُمُ ٱقْتَدِهْ ۗ قُل لَّآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا ۖ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne hede-llâhu febihudâhumu-ktedih. kul lâ es'elukum `aleyhi ecrâ. in huve illâ ẕikrâ lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
İşte bunlar Allah'ın doğru yola eriştirdikleridir, onların yoluna uy, "Sizden buna karşılık bir ücret istemem, bu sadece herkes için bir hatırlatmadır" de.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
91
وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِذْ قَالُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍۢ مِّن شَىْءٍۢ ۗ قُلْ مَنْ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًۭا وَهُدًۭى لِّلنَّاسِ ۖ تَجْعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًۭا ۖ وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنتُمْ وَلَآ ءَابَآؤُكُمْ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
Okunuş
vemâ kaderu-llâhe hakka kadrihî iẕ kâlû mâ enzele-llâhu `alâ beşerim min şey'. kul men enzele-lkitâbe-lleẕî câe bihî mûsâ nûrav vehudel linnâsi tec`alûnehû karâtîse tubdûnehâ vetuḫfûne keŝîrâ. ve`ullimtum mâ lem ta`lemû entum velâ âbâukum. kuli-llâhu ŝumme ẕerhum fî ḫavdihim yel`abûn.
Meal (Diyanet)
"Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Musa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
92
وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌۭ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَهُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Okunuş
vehâẕâ kitâbun enzelnâhu mubârakum musaddiku-lleẕî beyne yedeyhi velitunẕira umme-lkurâ vemen havlehâ. velleẕîne yu'minûne bil'âḫirati yu'minûne bihî vehum `alâ salâtihim yuhâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
93
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَىْءٌۭ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ ۗ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِى غَمَرَٰتِ ٱلْمَوْتِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا۟ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوٓا۟ أَنفُسَكُمُ ۖ ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ ءَايَٰتِهِۦ تَسْتَكْبِرُونَ
Okunuş
vemen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev kâle ûhiye ileyye velem yûha ileyhi şey'uv vemen kâle seunzilu miŝle mâ enzele-llâh. velev terâ iẕi-żżâlimûne fî ğamerâti-lmevti velmelâiketu bâsitû eydîhim. aḫricû enfusekum. elyevme tuczevne `aẕâbe-lhûni bimâ kuntum tekûlûne `ale-llâhi ğayra-lhakki vekuntum `an âyâtihî testekbirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken "Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız" derken bir görsen!
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
94
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَٰكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
Okunuş
velekad ci'tumûnâ furâdâ kemâ ḫalaknâkum evvele merrativ veteraktum mâ ḫavvelnâkum verâe żuhûrikum. vemâ nerâ me`akum şufe`âekumu-lleẕîne za`amtum ennehum fîkum şurakâ'. lekat tekatta`a beynekum vedalle `ankum mâ kuntum tez`umûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi size verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer geldiniz; içinizde Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçılarınızı beraber görmüyoruz. And olsun ki aranızdaki bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır" denecek.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
95
۞ إِنَّ ٱللَّهَ فَالِقُ ٱلْحَبِّ وَٱلنَّوَىٰ ۖ يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ ٱلْمَيِّتِ مِنَ ٱلْحَىِّ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ
Okunuş
inne-llâhe fâliku-lhabbi vennevâ. yuḫricu-lhayye mine-lmeyyiti vemuḫricu-lmeyyiti mine-lhayy. ẕâlikumu-llâhu feennâ tu'fekûn.
Meal (Diyanet)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır; ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
96
فَالِقُ ٱلْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ ٱلَّيْلَ سَكَنًۭا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ حُسْبَانًۭا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Okunuş
fâliku-l'isbâh. vece`ale-lleyle sekenev veşşemse velkamera husbânâ. ẕâlike takdîru-l`azîzi-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olan'ın, Bilen'in nizamıdır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
97
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلنُّجُومَ لِتَهْتَدُوا۟ بِهَا فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî ce`ale lekumu-nnucûme litehtedû bihâ fî żulumâti-lberri velbahr. kad fessalne-l'âyâti likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
98
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍۢ وَٰحِدَةٍۢ فَمُسْتَقَرٌّۭ وَمُسْتَوْدَعٌۭ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَفْقَهُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî enşeekum min nefsiv vâhidetin femustekarruv vemustevda`. kad fessalne-l'âyâti likavmiy yefkahûn.
Meal (Diyanet)
O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratandır. Anlayan millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
99
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ نَبَاتَ كُلِّ شَىْءٍۢ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًۭا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّۭا مُّتَرَاكِبًۭا وَمِنَ ٱلنَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌۭ دَانِيَةٌۭ وَجَنَّٰتٍۢ مِّنْ أَعْنَابٍۢ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُشْتَبِهًۭا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ ۗ ٱنظُرُوٓا۟ إِلَىٰ ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَيَنْعِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكُمْ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî nebâte kulli şey'in feaḫracnâ minhu ḫadiran nuḫricu minhu habbem muterâkibâ. vemine-nnaḫli min tal`ihâ kinvânun dâniyetuv vecennâtim min a`nâbiv vezzeytûne verrummâne muştebihev veğayra muteşâbih.-nżurû ilâ ŝemerihî iẕâ eŝmera veyen`ih. inne fî ẕâlikum leâyâtil likavmiy yu'minûn.
Meal (Diyanet)
O, gökten su indirendir. Her bitkiyi onunla bitirdik, ondan bitirdiğimiz yeşilden, birbirine benzeyen ve benzemeyen yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkardık. Ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Bunlarda, inananlar için, şüphesiz, deliller vardır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
100
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ ٱلْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا۟ لَهُۥ بَنِينَ وَبَنَٰتٍۭ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
vece`alû lillâhi şurakâe-lcinne veḫalekahum veḫarakû lehû benîne vebenâtim biğayri `ilm. subhânehû vete`âlâ `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Cinleri O yaratmışken kafirler Allah'a ortak koştular. Körü körüne O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa, O onların vasıflandırmalarından yücedir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
101
بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُۥ وَلَدٌۭ وَلَمْ تَكُن لَّهُۥ صَٰحِبَةٌۭ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍۢ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
bedî`u-ssemâvâti vel'ard. ennâ yekûnu lehû veleduv velem tekul lehû sâhibeh. veḫaleka kulle şey'. vehuve bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Zevcesi olmadan nasıl çocuğu olabilir? Oysa her şeyi O yaratmıştır, her şeyi bilir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
102
ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍۢ فَٱعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ وَكِيلٌۭ
Okunuş
ẕâlikumu-llâhu rabbukum. lâ ilâhe illâ hû. ḫâliku kulli şey'in fa`budûh. vehuve `alâ kulli şey'iv vekîl.
Meal (Diyanet)
İşte Rabbiniz, Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur, her şeyin yaratanıdır. Öyleyse O'na kulluk edin; O her şeye de vekildir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
103
لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ ۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
lâ tudrikuhu-l'ebsâr. vehuve yudriku-l'ebsâr. vehuve-lletîfu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif'tir, haberdardır.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
104
قَدْ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا ۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍۢ
Okunuş
kad câekum besâiru mir rabbikum. femen ebsara felinefsih. vemen `amiye fe`aleyhâ. vemâ ene `aleykum bihafîż.
Meal (Diyanet)
Doğrusu size Rabbiniz'den açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekçiniz değilim.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
105
وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ وَلِيَقُولُوا۟ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُۥ لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
vekeẕâlike nusarrifu-l'âyâti veliyekûlû deraste velinubeyyinehû likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sana, "Sen okumuşsun" derler; oysa Biz, öğrenecek kimselere ayetleri böylece türlü türlü açıklamaktayız.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
106
ٱتَّبِعْ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
ittebi` mâ ûhiye ileyke mir rabbik. lâ ilâhe illâ hû. vea`rid `ani-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin'den sana vahyolunana uy, O'ndan başka tanrı yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
107
وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكُوا۟ ۗ وَمَا جَعَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًۭا ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍۢ
Okunuş
velev şâe-llâhu mâ eşrakû. vemâ ce`alnâke `aleyhim hafîżâ. vemâ ente `aleyhim bivekîl.
Meal (Diyanet)
Allah dileseydi puta tapmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
108
وَلَا تَسُبُّوا۟ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَسُبُّوا۟ ٱللَّهَ عَدْوًۢا بِغَيْرِ عِلْمٍۢ ۗ كَذَٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velâ tesubbu-lleẕîne yed`ûne min dûni-llâhi feyesubbu-llâhe `advem biğayri `ilm. keẕâlike zeyyennâ likulli ummetin `amelehum ŝumme ilâ rabbihim merci`uhum feyunebbiuhum bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle ileri giderek Allah'a sövmesinler. Böylece her ümmete işini güzel gösterdik, sonra dönüşleri Rab'lerinedir. O, işlediklerini haber verir.
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
109
وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌۭ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا ۚ قُلْ إِنَّمَا ٱلْءَايَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَآ إِذَا جَآءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
veaksemû billâhi cehde eymânihim lein câethum âyetuh leyu'minunne bihâ. kul inneme-l'âyâtu `inde-llâhi vemâ yuş`irukum ennehâ iẕâ câet lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine bir mucize gösterilirse, mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler, ancak Allah katındadır"; onların, mucize geldiği zaman da inanmayacaklarını anlamıyor musunuz?
سُورَةُ الأَنۡعَامِ
· En'âm Suresi
110
وَنُقَلِّبُ أَفْـِٔدَتَهُمْ وَأَبْصَٰرَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ وَنَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
venukallibu ef'idetehum veebsârahum kemâ lem yu'minû bihî evvele merrativ veneẕeruhum fî tuğyânihim ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
Onların kalblerini, gözlerini, ona ilk defa inanmadıkları gibi çeviririz; onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız.