📖 Cüz 19
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
21
۞ وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ نَرَىٰ رَبَّنَا ۗ لَقَدِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
vekâle-lleẕîne lâ yercûne likâenâ levlâ unzile `aleyne-lmelâiketu ev nerâ rabbenâ. lekadi-stekberû fî enfusihim ve`atev `utuvven kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
22
يَوْمَ يَرَوْنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشْرَىٰ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًۭا مَّحْجُورًۭا
Okunuş
yevme yeravne-lmelâikete lâ buşrâ yevmeiẕil lilmucrimîne veyekûlûne hicram mahcûrâ.
Meal (Diyanet)
Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
23
وَقَدِمْنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُوا۟ مِنْ عَمَلٍۢ فَجَعَلْنَٰهُ هَبَآءًۭ مَّنثُورًا
Okunuş
vekadimnâ ilâ mâ `amilû min `amelin fece`alnâhu hebâem menŝûrâ.
Meal (Diyanet)
Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
24
أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌۭ مُّسْتَقَرًّۭا وَأَحْسَنُ مَقِيلًۭا
Okunuş
ashâbu-lcenneti yevmeiẕin ḫayrum mustekarrav veahsenu mekîlâ.
Meal (Diyanet)
O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
25
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلْغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
Okunuş
veyevme teşekkaku-ssemâu bilğamâmi venuzzile-lmelâiketu tenzîlâ.
Meal (Diyanet)
O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
26
ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ لِلرَّحْمَٰنِ ۚ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ عَسِيرًۭا
Okunuş
elmulku yevmeiẕin-lhakku lirrahmân. vekâne yevmen `ale-lkâfirîne `asîrâ.
Meal (Diyanet)
O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
27
وَيَوْمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى ٱتَّخَذْتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلًۭا
Okunuş
veyevme ye`addu-żżâlimu `alâ yedeyhi yekûlu yâ leyteni-tteḫaẕtu me`a-rrasûli sebîlâ.
Meal (Diyanet)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
28
يَٰوَيْلَتَىٰ لَيْتَنِى لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًۭا
Okunuş
yâ veyletâ leytenî lem etteḫiẕ fulânen ḫalîlâ.
Meal (Diyanet)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
29
لَّقَدْ أَضَلَّنِى عَنِ ٱلذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَآءَنِى ۗ وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِلْإِنسَٰنِ خَذُولًۭا
Okunuş
lekad edallenî `ani-ẕẕikri ba`de iẕ câenî. vekâne-şşeytânu lil'insâni ḫaẕûlâ.
Meal (Diyanet)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
30
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًۭا
Okunuş
vekâle-rrasûlu yâ rabbi inne kavmi-tteḫaẕû hâẕe-lkur'âne mehcûrâ.
Meal (Diyanet)
Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
31
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّۭا مِّنَ ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيًۭا وَنَصِيرًۭا
Okunuş
vekeẕâlike ce`alnâ likulli nebiyyin `aduvvem mine-lmucrimîn. vekefâ birabbike hâdiyev venesîrâ.
Meal (Diyanet)
Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
32
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلْقُرْءَانُ جُمْلَةًۭ وَٰحِدَةًۭ ۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَ ۖ وَرَتَّلْنَٰهُ تَرْتِيلًۭا
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû levlâ nuzzile `aleyhi-lkur'ânu cumletev vâhideh. keẕâlike linuŝebbite bihî fuâdeke verattelnâhu tertîlâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
33
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
Okunuş
velâ ye'tûneke bimeŝelin illâ ci'nâke bilhakki veahsene tefsîrâ.
Meal (Diyanet)
Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
34
ٱلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّۭ مَّكَانًۭا وَأَضَلُّ سَبِيلًۭا
Okunuş
elleẕîne yuhşerûne `alâ vucûhihim ilâ cehenneme ulâike şerrum mekânev veedallu sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
35
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرًۭا
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lkitâbe vece`alnâ me`ahû eḫâhu hârûne vezîrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
36
فَقُلْنَا ٱذْهَبَآ إِلَى ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرْنَٰهُمْ تَدْمِيرًۭا
Okunuş
fekulne-ẕhebâ ile-lkavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. fedemmernâhum tedmîrâ.
Meal (Diyanet)
"Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
37
وَقَوْمَ نُوحٍۢ لَّمَّا كَذَّبُوا۟ ٱلرُّسُلَ أَغْرَقْنَٰهُمْ وَجَعَلْنَٰهُمْ لِلنَّاسِ ءَايَةًۭ ۖ وَأَعْتَدْنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
vekavme nûhil lemmâ keẕẕebu-rrusule ağraknâhum vece`alnâhum linnâsi âyeh. vea`tednâ liżżâlimîne `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
38
وَعَادًۭا وَثَمُودَا۟ وَأَصْحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونًۢا بَيْنَ ذَٰلِكَ كَثِيرًۭا
Okunuş
ve`âdev veŝemûde veashâbe-rrassi vekurûnem beyne ẕâlike keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
39
وَكُلًّۭا ضَرَبْنَا لَهُ ٱلْأَمْثَٰلَ ۖ وَكُلًّۭا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًۭا
Okunuş
vekullen darabnâ lehu-l'emŝâl. vekullen tebbernâ tetbîrâ.
Meal (Diyanet)
Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
40
وَلَقَدْ أَتَوْا۟ عَلَى ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِىٓ أُمْطِرَتْ مَطَرَ ٱلسَّوْءِ ۚ أَفَلَمْ يَكُونُوا۟ يَرَوْنَهَا ۚ بَلْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ نُشُورًۭا
Okunuş
velekad etev `ale-lkaryeti-lletî umtirat metara-ssev'. efelem yekûnû yeravnehâ. bel kânû lâ yercûne nuşûrâ.
Meal (Diyanet)
Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
41
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِى بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
Okunuş
veiẕâ raevke iy yetteḫiẕûneke illâ huzuvâ. ehâẕe-lleẕî be`aŝe-llâhu rasûâ.
Meal (Diyanet)
Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
42
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا ۚ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Okunuş
in kâde leyudillunâ `an âlihetinâ levlâ en sabernâ `aleyhâ. vesevfe ya`lemûne hîne yeravne-l`aẕâbe men edallu sebîlâ.
Meal (Diyanet)
"Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
43
أَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Okunuş
era'eyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâh. efeente tekûnu `aleyhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
44
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ ۚ إِنْ هُمْ إِلَّا كَٱلْأَنْعَٰمِ ۖ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Okunuş
em tahsebu enne ekŝerahum yesme`ûne ev ya`kilûn. in hum illâ kel'en`âmi bel hum edallu sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
45
أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنًۭا ثُمَّ جَعَلْنَا ٱلشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًۭا
Okunuş
elem tera ilâ rabbike keyfe medde-żżill. velev şâe lece`alehû sâkinâ. ŝumme ce`alne-şşemse `aleyhi delîlâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
46
ثُمَّ قَبَضْنَٰهُ إِلَيْنَا قَبْضًۭا يَسِيرًۭا
Okunuş
ŝumme kabadnâhu ileynâ kabday yesîrâ.
Meal (Diyanet)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
47
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِبَاسًۭا وَٱلنَّوْمَ سُبَاتًۭا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورًۭا
Okunuş
vehuve-lleẕî ce`ale lekumu-lleyle libâsev vennevme subâtev vece`ale-nnehâra nuşûrâ.
Meal (Diyanet)
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
48
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ ۚ وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ طَهُورًۭا
Okunuş
vehuve-lleẕî ersele-rriyâha buşram beyne yedey rahmetih. veenzelnâ mine-ssemâi mâen tahûrâ.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
49
لِّنُحْۦِىَ بِهِۦ بَلْدَةًۭ مَّيْتًۭا وَنُسْقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقْنَآ أَنْعَٰمًۭا وَأَنَاسِىَّ كَثِيرًۭا
Okunuş
linuhyiye bihî beldetem meytev venuskiyehû mimmâ ḫalaknâ en`âmev veenâsiyye keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
50
وَلَقَدْ صَرَّفْنَٰهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا۟ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًۭا
Okunuş
velekad sarrafnâhu beynehum liyeẕẕekkerû. feebâ ekŝeru-nnâsi illâ kufûrâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
51
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍۢ نَّذِيرًۭا
Okunuş
velev şi'nâ lebe`aŝnâ fî kulli karyetin neẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
52
فَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدْهُم بِهِۦ جِهَادًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
felâ tuti`i-lkâfirîne vecâhidhum bihî cihâden kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
53
۞ وَهُوَ ٱلَّذِى مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌۭ فُرَاتٌۭ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌۭ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًۭا وَحِجْرًۭا مَّحْجُورًۭا
Okunuş
vehuve-lleẕî merace-lbahrayni hâẕâ `aẕbun furâtuv vehâẕâ milhun ucâc. vece`ale beynehumâ berzeḫav vehicram mahcûrâ.
Meal (Diyanet)
Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
54
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ مِنَ ٱلْمَآءِ بَشَرًۭا فَجَعَلَهُۥ نَسَبًۭا وَصِهْرًۭا ۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًۭا
Okunuş
vehuve-lleẕî ḫaleka mine-lmâi beşeran fece`alehû nesebev vesihrâ. vekâne rabbuke kadîrâ.
Meal (Diyanet)
İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
55
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ ۗ وَكَانَ ٱلْكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرًۭا
Okunuş
veya`budûne min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`uhum velâ yedurruhum. vekâne-lkâfiru `alâ rabbihî żahîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
56
وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًۭا وَنَذِيرًۭا
Okunuş
vemâ erselnâke illâ mubeşşirav veneẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
57
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًۭا
Okunuş
kul mâ es'elukum `aleyhi min ecrin illâ men şâe ey yetteḫiẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum."
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
58
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْحَىِّ ٱلَّذِى لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِۦ ۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا
Okunuş
vetevekkel `ale-lhayyi-lleẕî lâ yemûtu vesebbih bihamdih. vekefâ bihî biẕunûbi `ibâdihî ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
59
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۚ ٱلرَّحْمَٰنُ فَسْـَٔلْ بِهِۦ خَبِيرًۭا
Okunuş
elleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin ŝumme-stevâ `ale-l`arş. errahmânu fes'el bihî ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
60
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسْجُدُوا۟ لِلرَّحْمَٰنِ قَالُوا۟ وَمَا ٱلرَّحْمَٰنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًۭا ۩
Okunuş
veiẕâ kîle lehumu-scudû lirrahmâni kâlû veme-rrahmân. enescudu limâ te'murunâ vezâdehum nufûrâ.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
61
تَبَارَكَ ٱلَّذِى جَعَلَ فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجًۭا وَقَمَرًۭا مُّنِيرًۭا
Okunuş
tebârake-lleẕî ce`ale fi-ssemâi burûcev vece`ale fîhâ sirâcev vekameram munîrâ.
Meal (Diyanet)
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
62
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ خِلْفَةًۭ لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًۭا
Okunuş
vehuve-lleẕî ce`ale-lleyle vennehâra ḫilfetel limen erâde ey yeẕẕekkera ev erâde şukûrâ.
Meal (Diyanet)
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
63
وَعِبَادُ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى ٱلْأَرْضِ هَوْنًۭا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلْجَٰهِلُونَ قَالُوا۟ سَلَٰمًۭا
Okunuş
ve`ibâdu-rrahmâni-lleẕîne yemşûne `ale-l'ardi hevnev veiẕâ ḫâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmâ.
Meal (Diyanet)
Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
64
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًۭا وَقِيَٰمًۭا
Okunuş
velleẕîne yebîtûne lirabbihim succedev vekiyâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
65
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ ۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
Okunuş
velleẕîne yekûlûne rabbene-srif `annâ `aẕâbe cehennem. inne `aẕâbehâ kâne ğarâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
66
إِنَّهَا سَآءَتْ مُسْتَقَرًّۭا وَمُقَامًۭا
Okunuş
innehâ sâet mustekarrav vemukâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
67
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُوا۟ لَمْ يُسْرِفُوا۟ وَلَمْ يَقْتُرُوا۟ وَكَانَ بَيْنَ ذَٰلِكَ قَوَامًۭا
Okunuş
velleẕîne iẕâ enfekû lem yusrifû velem yakturû vekâne beyne ẕâlike kavâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
68
وَٱلَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًۭا
Okunuş
velleẕîne lâ yed`ûne me`a-llâhi ilâhen âḫara velâ yaktulûne-nnefse-lletî harrame-llâhu illâ bilhakki velâ yeznûn. vemey yef`al ẕâlike yelka eŝâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
69
يُضَٰعَفْ لَهُ ٱلْعَذَابُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِۦ مُهَانًا
Okunuş
yudâ`af lehu-l`aẕâbu yevme-lkiyâmeti veyaḫlud fîhî muhânâ.
Meal (Diyanet)
Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
70
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًۭا صَٰلِحًۭا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَٰتٍۢ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
illâ men tâbe veâmene ve`amile `amelen sâlihan feulâike yubeddilu-llâhu seyyiâtihim hasenât. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
71
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابًۭا
Okunuş
vemen tâbe ve`amile sâlihan feinnehû yetûbu ile-llâhi metâbâ.
Meal (Diyanet)
Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
72
وَٱلَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا۟ بِٱللَّغْوِ مَرُّوا۟ كِرَامًۭا
Okunuş
velleẕîne lâ yeşhedûne-zzûra veiẕâ merrû billağvi merrû kirâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
73
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا۟ عَلَيْهَا صُمًّۭا وَعُمْيَانًۭا
Okunuş
velleẕîne iẕâ ẕukkirû biâyâti rabbihim lem yeḫirrû `aleyhâ summev ve`umyânâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
74
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَٰجِنَا وَذُرِّيَّٰتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍۢ وَٱجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
Okunuş
velleẕîne yekûlûne rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ veẕurriyyâtinâ kurrate a`yuniv vec`alnâ lilmuttekîne imâmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
75
أُو۟لَٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ ٱلْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةًۭ وَسَلَٰمًا
Okunuş
ulâike yuczevne-lğurfete bimâ saberû veyulekkavne fîhâ tehiyyetev veselâmâ.
Meal (Diyanet)
İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
76
خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّۭا وَمُقَامًۭا
Okunuş
ḫâlidîne fîhâ. hasunet mustekarrav vemukâmâ.
Meal (Diyanet)
Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır!
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
77
قُلْ مَا يَعْبَؤُا۟ بِكُمْ رَبِّى لَوْلَا دُعَآؤُكُمْ ۖ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًۢا
Okunuş
kul mâ ya`beu bikum rabbî levlâ du`âukum. fekad keẕẕebtum fesevfe yekûnu lizâmâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ
Okunuş
tâ-sîn-mîm.
Meal (Diyanet)
Ta, Sin, Mim.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
2
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Okunuş
tilke âyâtu-lkitâbi-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
3
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mu'minîn.
Meal (Diyanet)
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
4
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
Okunuş
in neşe' nunezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâkuhum lehâ ḫâdi`în.
Meal (Diyanet)
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
5
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Okunuş
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rrahmâni muhdeŝin illâ kânû `anhu mu`ridîn.
Meal (Diyanet)
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
6
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
fekad keẕẕebû feseye'tîhim embâu mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
7
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ
Okunuş
evelem yerav ile-l'ardi kem embetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm.
Meal (Diyanet)
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
8
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
9
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
10
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
veiẕ nâdâ rabbuke mûsâ eni-'ti-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
11
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
Okunuş
kavme fir`avn. elâ yettekûn.
Meal (Diyanet)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
12
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
Okunuş
kâle rabbi innî eḫâfu ey yukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
13
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
Okunuş
veyedîku sadrî velâ yentaliku lisânî feersil ilâ hârûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
14
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Okunuş
velehum `aleyye ẕembun feeḫâfu ey yaktulûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
15
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
Okunuş
kâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`akum mustemi`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
fe'tiyâ fir`avne fekûlâ innâ rasûlu rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
en ersil me`anâ benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
Okunuş
kâle elem nurabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umurike sinîn.
Meal (Diyanet)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
20
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Okunuş
kâle fe`altuhâ iẕev veenâ mine-ddâllîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
feferartu minkum lemmâ ḫiftukum fevehebe lî rabbî hukmev vece`alenî mine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
vetilke ni`metun temunnuhâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâle fir`avnu vemâ rabbu-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
24
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Okunuş
kâle rabbu-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. in kuntum mûkinîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
Okunuş
kâle limen havlehû elâ testemi`ûn.
Meal (Diyanet)
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
kâle rabbukum verabbu âbâikumu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ
Okunuş
kâle inne rasûlekumu-lleẕî ursile ileykum lemecnûn.
Meal (Diyanet)
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
28
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
kâle rabbu-lmeşriki velmağribi vemâ beynehumâ. in kuntum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
Okunuş
kâle leini-tteḫaẕte ilâhen ğayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kâle evelev ci'tuke bişey'im mubîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
31
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
kâle fe'ti bihî in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
32
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
feelkâ `asâhu feiẕâ hiye ŝu`bânum mubîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
Okunuş
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beydâu linnâżirîn.
Meal (Diyanet)
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
kâle lilmelei havlehû inne hâẕâ lesâhirun `alîm.
Meal (Diyanet)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Okunuş
yurîdu ey yuḫricekum min ardikum bisihrih. femâẕâ te'murûn.
Meal (Diyanet)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
36
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Okunuş
kâlû ercih veeḫâhu veb`aŝ fi-lmedâini hâşirîn.
Meal (Diyanet)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ
Okunuş
ye'tûke bikulli sehhârin `alîm.
Meal (Diyanet)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Okunuş
fecumi`a-sseharatu limîkâti yevmim ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
Okunuş
vekîle linnâsi hel entum muctemi`ûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Okunuş
le`allenâ nettebi`u-sseharate in kânû humu-lğâlibîn.
Meal (Diyanet)
"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Okunuş
felemmâ câe-sseharatu kâlû lifir`avne einne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lğâlibîn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Okunuş
kâle ne`am veinnekum iẕel lemine-lmukarrabîn.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
Okunuş
kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn.
Meal (Diyanet)
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
44
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Okunuş
feelkav hibâlehum ve`isiyyehum vekâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenahnu-lğâlibûn.
Meal (Diyanet)
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
45
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Okunuş
feelkâ mûsâ `asâhu feiẕâ hiye telkafu mâ ye'fikûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
46
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
Okunuş
feulkiye-sseharatu sâcidîn.
Meal (Diyanet)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
47
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Okunuş
rabbi mûsâ vehârûn.
Meal (Diyanet)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
49
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
kâle âmentum lehû kable en âẕene lekum. innehû lekebîrukumu-lleẕî `allemekumu-ssihr. felesevfe ta`lemûn. leukatti`anne eydiyekum veerculekum min ḫilâfiv veleusallibennekum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
50
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Okunuş
kâlû lâ dayr. innâ ilâ rabbinâ munkalibûn.
Meal (Diyanet)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
51
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
innâ natme`u ey yağfira lenâ rabbunâ ḫatâyânâ en kunnâ evvele-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
52
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Okunuş
veevhaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî innekum muttebe`ûn.
Meal (Diyanet)
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
53
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Okunuş
feersele fir`avnu fi-lmedâini hâşirîn.
Meal (Diyanet)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ
Okunuş
inne hâulâi leşirẕimetun kalîlûn.
Meal (Diyanet)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
55
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
Okunuş
veinnehum lenâ leğâiżûn.
Meal (Diyanet)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
Okunuş
veinnâ lecemî`un hâẕirûn.
Meal (Diyanet)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
57
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Okunuş
feaḫracnâhum min cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
58
وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
Okunuş
vekunûziv vemekâmin kerîm.
Meal (Diyanet)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
59
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
60
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
Okunuş
feetbe`ûhum muşrikîn.
Meal (Diyanet)
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
Okunuş
felemmâ terâe-lcem`âni kâle ashâbu mûsâ innâ lemudrakûn.
Meal (Diyanet)
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
62
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Okunuş
kâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
63
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
feevhaynâ ilâ mûsâ eni-drib bi`asâke-lbahr. fenfeleka fekâne kullu firkin kettavdi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
64
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ
Okunuş
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Meal (Diyanet)
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
65
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Okunuş
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Meal (Diyanet)
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
66
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme ağrakne-l'âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Öbürlerini suda boğduk.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
67
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
68
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
69
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
Okunuş
vetlu `aleyhim nebee ibrâhîm.
Meal (Diyanet)
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
70
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
Okunuş
iẕ kâle liebîhi vekavmihî mâ ta`budûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
71
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
Okunuş
kâlû na`budu asnâmen feneżallu lehâ `âkifîn.
Meal (Diyanet)
"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
72
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
Okunuş
kâle hel yesme`ûnekum iẕ ted`ûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
73
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Okunuş
ev yenfe`ûnekum ev yedurrûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
74
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Okunuş
kâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
Meal (Diyanet)
"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
75
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Okunuş
kâle eferaeytum mâ kuntum ta`budûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
76
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
Okunuş
entum veâbâukumu-l'akdemûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
77
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
feinnehum `aduvvul lî illâ rabbe-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
78
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
Okunuş
elleẕî ḫalekanî fehuve yehdîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
79
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
Okunuş
velleẕî huve yut`imunî veyeskîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
80
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Okunuş
veiẕâ meridtu fehuve yeşfîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
81
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
Okunuş
velleẕî yumîtunî ŝumme yuhyîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
82
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
Okunuş
velleẕî atme`u ey yağfira lî ḫatîetî yevme-ddîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
83
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
rabbi heb lî hukmev veelhiknî bissâlihîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
84
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Okunuş
vec`al lî lisâne sidkin fi-l'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
85
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
86
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Okunuş
vağfir liebî innehû kâne mine-ddâllîn.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
87
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
Okunuş
velâ tuḫzinî yevme yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
88
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ
Okunuş
yevme lâ yenfe`u mâluv velâ benûn.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
89
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ
Okunuş
illâ men ete-llâhe bikalbin selîm.
Meal (Diyanet)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
90
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Okunuş
veuzlifeti-lcennetu lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
91
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
Okunuş
veburrizeti-lcehîmu lilğâvîn.
Meal (Diyanet)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
92
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Okunuş
vekîle lehum eyne mâ kuntum ta`budûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
Okunuş
min dûni-llâh. hel yensurûnekum ev yentesirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
94
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
Okunuş
fekubkibû fîhâ hum velğâvûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
95
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
Okunuş
vecunûdu iblîse ecme`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
96
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Okunuş
kâlû vehum fîhâ yaḫtesimûn.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
tellâhi in kunnâ lefî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
98
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
iẕ nusevvîkum birabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
99
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
vemâ edallenâ ille-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
Okunuş
femâ lenâ min şâfi`în.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
101
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ
Okunuş
velâ sadîkin hamîm.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
102
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
103
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
104
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
105
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
keẕẕebet kavmu nûhin-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
106
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle lehum eḫûhum nûhun elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
107
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
108
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
109
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ es'elukum `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
110
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
111
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
Okunuş
kâlû enu'minu leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
Meal (Diyanet)
"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
112
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
kâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
113
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
Okunuş
in hisâbuhum illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vemâ ene bitâridi-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
115
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
in ene illâ neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
116
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
Okunuş
kâlû leil lem tentehi yâ nûhu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
Okunuş
kâle rabbi inne kavmî keẕẕebûn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
118
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
feftah beynî vebeynehum fethav veneccinî vemem me`iye mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
119
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Okunuş
feenceynâhu vemem me`ahû fi-lfulki-lmeşhûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
120
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
Okunuş
ŝumme ağraknâ ba`du-lbâkîn.
Meal (Diyanet)
Sonra de geride kalanları suda boğduk.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
121
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
122
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
123
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
keẕẕebet `âdun-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
124
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle lehum eḫûhum hûdun elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
125
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
126
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
127
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ es'elukum `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
128
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ
Okunuş
etebnûne bikulli rî`in âyeten ta`beŝûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Okunuş
vetetteḫiẕûne mesâni`a le`allekum taḫludûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
130
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Okunuş
veiẕâ betaştum betaştum cebbârîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
131
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
132
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
vetteku-lleẕî emeddekum bimâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
133
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ
Okunuş
emeddekum bien`âmiv vebenîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
134
وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Okunuş
vecennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
135
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
innî eḫâfu `aleykum `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
136
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
Okunuş
kâlû sevâun `aleynâ eve`ażte em lem tekum mine-lvâ`iżîn.
Meal (Diyanet)
"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
137
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
in hâẕâ illâ ḫuluku-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Okunuş
vemâ nahnu bimu`aẕẕebîn.
Meal (Diyanet)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
fekeẕẕebûhu feehleknâhum. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
140
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
keẕẕebet ŝemûdu-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
142
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle lehum eḫûhum sâlihun elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
143
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
144
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
145
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ es'elukum `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
146
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
Okunuş
etutrakûne fî mâ hâhunâ âminîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
147
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Okunuş
fî cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
148
وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ
Okunuş
vezurû`iv venaḫlin tal`uhâ hedîm.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ
Okunuş
vetenhitûne mine-lcibâli buyûten fârihîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
150
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
151
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
velâ tutî`û emra-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
152
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Okunuş
elleẕîne yufsidûne fi-l'ardi velâ yuslihûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
153
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Okunuş
kâlû innemâ ente mine-lmusehharîn.
Meal (Diyanet)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
mâ ente illâ beşerum miŝlunâ. fe'ti biâyetin in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Okunuş
kâle hâẕihî nâkatul lehâ şirbuv velekum şirbu yevmim ma`lûm.
Meal (Diyanet)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕekum `aẕâbu yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
157
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
Okunuş
fe`akarûhâ feasbehû nâdimîn.
Meal (Diyanet)
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
158
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
feeḫaẕehumu-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
159
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
160
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
keẕẕebet kavmu lûtini-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
161
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle lehum eḫûhum lûtun elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
162
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
163
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
164
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ es'elukum `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
165
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
ete'tûne-ẕẕukrâne mine-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Okunuş
veteẕerûne mâ ḫaleka lekum rabbukum min ezvâcikum. bel entum kavmun `âdûn.
Meal (Diyanet)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
167
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
Okunuş
kâlû leil lem tentehi yâ lûtu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
168
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
Okunuş
kâle innî li`amelikum mine-lkâlîn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
169
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
Okunuş
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
170
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Okunuş
fenecceynâhu veehlehû ecme`în.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
171
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
Okunuş
illâ `acûzen fi-lğâbirîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
172
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme demmerne-l'âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Diğerlerini yerle bir ettik.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
173
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
Okunuş
veemtarnâ `aleyhim metarâ. fesâe metaru-lmunẕerîn.
Meal (Diyanet)
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
174
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
175
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
176
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
keẕẕebe ashâbu-l'eyketi-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
177
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
iẕ kâle lehum şu`aybun elâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
178
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
179
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
180
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ es'elukum `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
181
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
Okunuş
evfu-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
182
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
Okunuş
vezinû bilkistâsi-lmustekîm.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
183
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Okunuş
velâ tebḫasu-nnâse eşyâehum velâ ta`ŝev fi-l'ardi mufsidîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
184
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
vetteku-lleẕî ḫalekakum velcibillete-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
185
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Okunuş
kâlû innemâ ente mine-lmusehharîn.
Meal (Diyanet)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
vemâ ente illâ beşer miŝlunâ vein neżunnuke lemine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
187
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
feeskit `aleynâ kisefem mine-ssemâi in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
188
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
kâle rabbî a`lemu bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Okunuş
fekeẕẕebûhu feeḫaẕehum `aẕâbu yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
190
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
191
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veinne rabbeke lehuve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
veinnehû letenzîlu rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
193
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
Okunuş
nezele bihi-rrûhu-l'emîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
194
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
Okunuş
`alâ kalbike litekûne mine-lmunẕirîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
195
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
bilisânin `arabiyyim mubîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
196
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
veinnehû lefî zuburi-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
197
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
evelem yekul lehum âyeten ey ya`lemehû `ulemâu benî isrâîl.
Meal (Diyanet)
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
198
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
Okunuş
velev nezzelnâhu `alâ ba`di-l'a`cemîn.
Meal (Diyanet)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
fekara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
200
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
keẕâlike seleknâhu fî kulûbi-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
201
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Okunuş
lâ yu'minûne bihî hattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
202
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
feye'tiyehum bağtetev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
203
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
Okunuş
feyekûlû hel nahnu munżarûn.
Meal (Diyanet)
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Okunuş
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Meal (Diyanet)
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
205
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
Okunuş
eferaeyte im metta`nâhum sinîn.
Meal (Diyanet)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
206
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Okunuş
ŝumme câehum mâ kânû yû`adûn.
Meal (Diyanet)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
207
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
Okunuş
mâ ağnâ `anhum mâ kânû yumette`ûn.
Meal (Diyanet)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
208
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Okunuş
vemâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munẕirûn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
209
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Okunuş
ẕikrâ. vemâ kunnâ żâlimîn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
210
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
Okunuş
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâtîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
211
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Okunuş
vemâ yembeğî lehum vemâ yestetî`ûn.
Meal (Diyanet)
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
212
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
Okunuş
innehum `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
213
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
Okunuş
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmu`aẕẕebîn.
Meal (Diyanet)
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
214
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
Okunuş
veenẕir `aşîrateke-l'akrabîn.
Meal (Diyanet)
Önce en yakın hısımlarını uyar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
215
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vaḫfid cenâhake limeni-ttebe`ake mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Sana uyan müminleri kanatların altına al.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
216
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
fein `asavke fekul innî berîum mimmâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
217
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
Okunuş
vetevekkel `ale-l`azîzi-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
218
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
Okunuş
elleẕî yerâke hîne tekûm.
Meal (Diyanet)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
219
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
Okunuş
vetekallubeke fi-ssâcidîn.
Meal (Diyanet)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
innehû huve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
221
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
Okunuş
hel unebbiukum `alâ men tenezzelu-şşeyâtîn.
Meal (Diyanet)
"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
Okunuş
tenezzelu `alâ kulli effâkin eŝîm.
Meal (Diyanet)
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
223
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
Okunuş
yulkûne-ssem`a veekŝeruhum kâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
Okunuş
veşşu`arâu yettebi`uhumu-lğâvûn.
Meal (Diyanet)
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
225
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ
Okunuş
elem tera ennehum fî kulli vâdiy yehîmûn.
Meal (Diyanet)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
226
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
Okunuş
veennehum yekûlûne mâ lâ yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
· Şuarâ Suresi
227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ
Okunuş
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti veẕekeru-llâhe keŝîrav ventesarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemu-lleẕîne żalemû eyye munkalebiy yenkalibûn.
Meal (Diyanet)
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓ ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
tâ-sîn. tilke âyâtu-lkur'âni vekitâbim mubîn.
Meal (Diyanet)
Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
2
هُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
hudev vebuşrâ lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Okunuş
elleẕîne yukîmûne-ssalâte veyu'tûne-zzekâte vehum bil'âḫirati hum yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
4
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati zeyyennâ lehum a`mâlehum fehum ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
5
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne lehum sûu-l`aẕâbi vehum fi-l'âḫirati humu-l'aḫserûn.
Meal (Diyanet)
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
6
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
Okunuş
veinneke letulekke-lkur'âne mil ledun hakîmin `alîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
7
إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًۭا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍۢ قَبَسٍۢ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Okunuş
iẕ kâle mûsâ liehlihî innî ânestu nârâ. seâtîkum minhâ biḫaberin ev âtîkum bişihâbin kabesil le`allekum tastalûn.
Meal (Diyanet)
Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
8
فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
felemmâ câehâ nûdiye em bûrike men fi-nnâri vemen havlehâ. vesubhâne-llâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
9
يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
yâ mûsâ innehû ene-llâhu-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
10
وَأَلْقِ عَصَاكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّۭ وَلَّىٰ مُدْبِرًۭا وَلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
veelki `asâk. felemmâ raâhâ tehtezzu keennehâ cânnuv vellâ mudbirav velem yu`akkib. yâ mûsâ lâ teḫaf innî lâ yeḫâfu ledeyye-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
11
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍۢ فَإِنِّى غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
illâ men żaleme ŝumme beddele husnem ba`de sûin feinnî ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
12
وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍۢ ۖ فِى تِسْعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Okunuş
veedḫil yedeke fî ceybike taḫruc beydâe min ğayri sûin fî tis`i âyâtin ilâ fir`avne vekavmih. innehum kânû kavmen fâsikîn.
Meal (Diyanet)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
13
فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَٰتُنَا مُبْصِرَةًۭ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
felemmâ câethum âyâtunâ mubsiraten kâlû hâẕâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
14
وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًۭا وَعُلُوًّۭا ۚ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
vecehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum żulmev ve`uluvvâ. fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
15
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ عِلْمًۭا ۖ وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍۢ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velekad âteynâ dâvûde vesuleymâne `ilmâ. vekâle-lhamdu lillâhi-lleẕî feddalenâ `alâ keŝîrim min `ibâdihi-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
16
وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ ۖ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
veveriŝe suleymânu dâvûde vekâle yâ eyyuhe-nnâsu `ullimnâ mentika-ttayri veûtînâ min kulli şey'. inne hâẕâ lehuve-lfadlu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Okunuş
vehuşira lisuleymâne cunûduhû mine-lcinni vel'insi vettayri fehum yûza`ûn.
Meal (Diyanet)
Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
18
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌۭ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ etev `alâ vâdi-nnemli kâlet nemletuy yâ eyyuhe-nnemlu-dḫulû mesâkinekum. lâ yahtimennekum suleymânu vecunûduhû vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًۭا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًۭا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
fetebesseme dâhikem min kavlihâ vekâle rabbi evzi`nî en eşkura ni`meteke-lletî en`amte `aleyye ve`alâ vâlideyye veen a`mele sâlihan terdâhu veedḫilnî birahmetike fî `ibâdike-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
20
وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ
Okunuş
vetefekkade-ttayra fekâle mâ liye lâ era-lhudhud. em kâne mine-lğâibîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
21
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًۭا شَدِيدًا أَوْ لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
leu`aẕẕibennehû `aẕâben şedîden ev leeẕbehannehû ev leye'tiyennî bisultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍۢ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍۢ يَقِينٍ
Okunuş
femekeŝe ğayra be`îdin fekâle ehattu bimâ lem tuhit bihî veci'tuke min sebeim binebeiy yekîn.
Meal (Diyanet)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
23
إِنِّى وَجَدتُّ ٱمْرَأَةًۭ تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَىْءٍۢ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
innî vecettu-mraeten temlikuhum veûtiyet min kulli şey'iv velehâ `arşun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
24
وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
Okunuş
vecettuhâ vekavmehâ yescudûne lişşemsi min dûni-llâhi vezeyyene lehumu-şşeytânu a`mâlehum fesaddehum `ani-ssebîli fehum lâ yehtedûn.
Meal (Diyanet)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
25
أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Okunuş
ellâ yescudû lillâhi-lleẕî yuḫricu-lḫab'e fi-ssemâvâti vel'ardi veya`lemu mâ tuḫfûne vemâ tu`linûn.
Meal (Diyanet)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
26
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ ۩
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l`arşi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
27
۞ قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
kâle senenżuru esadakte em kunte mine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
28
ٱذْهَب بِّكِتَٰبِى هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ
Okunuş
iẕheb bikitâbî hâẕâ feelkih ileyhim ŝumme tevelle `anhum fenżur mâẕâ yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
29
قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَٰبٌۭ كَرِيمٌ
Okunuş
kâlet yâ eyyuhe-lmeleu innî ulkiye ileyye kitâbun kerîm.
Meal (Diyanet)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
30
إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Okunuş
innehû min suleymâne veinnehû bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
31
أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
Okunuş
ellâ ta`lû `aleyye ve'tûnî muslimîn.
Meal (Diyanet)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
32
قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ
Okunuş
kâlet yâ eyyuhe-lmeleu eftûnî fî emrî. mâ kuntu kâti`aten emran hattâ teşhedûn.
Meal (Diyanet)
"Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
33
قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍۢ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍۢ شَدِيدٍۢ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ
Okunuş
kâlû nahnu ulû kuvvetiv veulû be'sin şedîdiv vel'emru ileyki fenżurî mâẕâ te'murîn.
Meal (Diyanet)
"Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
34
قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةًۭ ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Okunuş
kâlet inne-lmulûke iẕâ deḫalû karyeten efsedûhâ vece`alû e`izzete ehlihâ eẕilleh. vekeẕâlike yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
35
وَإِنِّى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍۢ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
veinnî mursiletun ileyhim bihediyyetin fenâżiratum bime yerci`u-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
36
فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۢ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيْرٌۭ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
Okunuş
felemmâ câe suleymâne kâle etumiddûnenî bimâl. femâ etâniye-llâhu ḫayrum mimmâ âtâkum. bel entum bihediyyetikum tefrahûn.
Meal (Diyanet)
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
37
ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍۢ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةًۭ وَهُمْ صَٰغِرُونَ
Okunuş
irci` ileyhim felene'tiyennehum bicunûdil lâ kibele lehum bihâ velenuḫricennehum minhâ eẕilletev vehum sâğirûn.
Meal (Diyanet)
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
38
قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
Okunuş
kâle yâ eyyuhe-lmeleu eyyukum ye'tînî bi`arşihâ kable ey ye'tûnî muslimîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
39
قَالَ عِفْرِيتٌۭ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ ۖ وَإِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِينٌۭ
Okunuş
kâle `ifrîtum mine-lcinni ene âtîke bihî kable en tekûme mim mekâmik. veinnî `aleyhi lekaviyyun emîn.
Meal (Diyanet)
Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
40
قَالَ ٱلَّذِى عِندَهُۥ عِلْمٌۭ مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّى غَنِىٌّۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
kâle-lleẕî `indehû `ilmum mine-lkitâbi ene âtîke bihî kable ey yertedde ileyke tarfuk. felemmâ raâhu mustekirran `indehû kâle hâẕâ min fadli rabbî. liyebluvenî eeşkuru em ekfur. vemen şekera feinnemâ yeşkuru linefsih. vemen kefera feinne rabbî ğaniyyun kerîm.
Meal (Diyanet)
Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
41
قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ
Okunuş
kâle nekkirû lehâ `arşehâ nenżur etehtedî em tekûnu mine-lleẕîne lâ yehtedûn.
Meal (Diyanet)
Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
42
فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ ۖ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ ۚ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
Okunuş
felemmâ câet kîle ehâkeẕâ `arşuk. kâlet keennehû hû. veûtîne-l`ilme min kablihâ vekunnâ muslimîn.
Meal (Diyanet)
Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
43
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍۢ كَٰفِرِينَ
Okunuş
vesaddehâ mâ kânet ta`budu min dûni-llâh. innehâ kânet min kavmin kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
44
قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِى ٱلصَّرْحَ ۖ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةًۭ وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا ۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌۭ مُّمَرَّدٌۭ مِّن قَوَارِيرَ ۗ قَالَتْ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
kîle lehe-dḫuli-ssarh. felemmâ raethu hasibethu luccetev vekeşefet `an sâkayhâ. kâle innehû sarhum mumerradum min kavârîr. kâlet rabbi innî żalemtu nefsî veeslemtu me`a suleymâne lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
45
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
Okunuş
velekad erselnâ ilâ ŝemûde eḫâhum sâlihan eni-`budu-llâhe feiẕâ hum ferîkâni yaḫtesimûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
46
قَالَ يَٰقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ ۖ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
kâle yâ kavmi lime testa`cilûne bisseyyieti kable-lhaseneh. levlâ testağfirûne-llâhe le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
47
قَالُوا۟ ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ ۚ قَالَ طَٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ ۖ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ تُفْتَنُونَ
Okunuş
kâlu-ttayyernâ bike vebimem me`ak. kâle tâirukum `inde-llâhi bel entum kavmun tuftenûn.
Meal (Diyanet)
"Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
48
وَكَانَ فِى ٱلْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍۢ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Okunuş
vekâne fi-lmedîneti tis`atu rahtiy yufsidûne fi-l'ardi velâ yuslihûn.
Meal (Diyanet)
O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
49
قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Okunuş
kâlû tekâsemû billâhi lenubeyyitennehû veehlehû ŝumme lenekûlenne liveliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî veinnâ lesâdikûn.
Meal (Diyanet)
"Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
50
وَمَكَرُوا۟ مَكْرًۭا وَمَكَرْنَا مَكْرًۭا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
vemekerû mekrav vemekernâ mekrav vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
51
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَٰهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
fenżur keyfe kâne `âkibetu mekrihim ennâ demmernâhum vekavmehum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
52
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةًۢ بِمَا ظَلَمُوٓا۟ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
fetilke buyûtuhum ḫâviyetem bimâ żalemû. inne fî ẕâlike leâyetel likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
53
وَأَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
Okunuş
veenceyne-lleẕîne âmenû vekânû yettekûn.
Meal (Diyanet)
İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
54
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Okunuş
velûtan iẕ kâle likavmihî ete'tûne-lfâhişete veentum tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"
سُورَةُ النَّمۡلِ
· Neml Suresi
55
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ تَجْهَلُونَ
Okunuş
einnekum lete'tûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâi. bel entum kavmun techelûn.
Meal (Diyanet)
"Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."