📖 Cüz 22
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
31
۞ وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتَعْمَلْ صَٰلِحًۭا نُّؤْتِهَآ أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًۭا كَرِيمًۭا
Okunuş
vemey yaknut minkunne lillâhi verasûlihî veta`mel sâlihan nu'tihâ ecrahâ merrateyni vea`tednâ lehâ rizkan kerîmâ.
Meal (Diyanet)
Sizlerden Allah'a ve Peygamberine boyun eğip yararlı iş işleyenlere ecrini iki kat veririz; ona cömertçe rızık hazırlamışızdır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
32
يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍۢ مِّنَ ٱلنِّسَآءِ ۚ إِنِ ٱتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِٱلْقَوْلِ فَيَطْمَعَ ٱلَّذِى فِى قَلْبِهِۦ مَرَضٌۭ وَقُلْنَ قَوْلًۭا مَّعْرُوفًۭا
Okunuş
yâ nisâe-nnebiyyi lestunne keehadim mine-nnisâi ini-ttekaytunne felâ taḫda`ne bilkavli feyatme`a-lleẕî fî kalbihî meraduv vekulne kavlem ma`rûfâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamberin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa, kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
33
وَقَرْنَ فِى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَأَقِمْنَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتِينَ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِعْنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ ٱلرِّجْسَ أَهْلَ ٱلْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًۭا
Okunuş
vekarne fî buyûtikunne velâ teberracne teberruce-lcâhiliyyeti-l'ûlâ veekimne-ssalâte veâtîne-zzekâte veeti`ne-llâhe verasûleh. innemâ yurîdu-llâhu liyuẕhibe `ankumu-rricse ehle-lbeyti veyutahhirakum tathîrâ.
Meal (Diyanet)
Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! (ehl-i beyt) Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
34
وَٱذْكُرْنَ مَا يُتْلَىٰ فِى بُيُوتِكُنَّ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱلْحِكْمَةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا
Okunuş
veẕkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâti-llâhi velhikmeh. inne-llâhe kâne letîfen ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırda tutun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, latif olandır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
35
إِنَّ ٱلْمُسْلِمِينَ وَٱلْمُسْلِمَٰتِ وَٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱلْقَٰنِتِينَ وَٱلْقَٰنِتَٰتِ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلصَّٰدِقَٰتِ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰبِرَٰتِ وَٱلْخَٰشِعِينَ وَٱلْخَٰشِعَٰتِ وَٱلْمُتَصَدِّقِينَ وَٱلْمُتَصَدِّقَٰتِ وَٱلصَّٰٓئِمِينَ وَٱلصَّٰٓئِمَٰتِ وَٱلْحَٰفِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَٱلْحَٰفِظَٰتِ وَٱلذَّٰكِرِينَ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱلذَّٰكِرَٰتِ أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةًۭ وَأَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
inne-lmuslimîne velmuslimâti velmu'minîne velmu'minâti velkânitîne velkânitâti vessâdikîne vessâdikâti vessâbirîne vessâbirâti velḫâşi`îne velḫâşi`âti velmutesaddikîne velmutesaddikâti vessâimîne vessâimâti velhâfiżîne furûcehum velhâfiżâti veẕẕâkirîne-llâhe keŝîrav veẕẕâkirâti e`adde-llâhu lehum mağfiratev veecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
36
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍۢ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ ٱلْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ۗ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
vemâ kâne limu'miniv velâ mu'minetin iẕâ kada-llâhu verasûluhû emran ey yekûne lehumu-lḫiyeratu min emrihim. vemey ya`si-llâhe verasûlehû fekad dalle dalâlem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
37
وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِىٓ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَٱتَّقِ ٱللَّهَ وَتُخْفِى فِى نَفْسِكَ مَا ٱللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى ٱلنَّاسَ وَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَىٰهُ ۖ فَلَمَّا قَضَىٰ زَيْدٌۭ مِّنْهَا وَطَرًۭا زَوَّجْنَٰكَهَا لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌۭ فِىٓ أَزْوَٰجِ أَدْعِيَآئِهِمْ إِذَا قَضَوْا۟ مِنْهُنَّ وَطَرًۭا ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًۭا
Okunuş
veiẕ tekûlu lilleẕî en`ame-llâhu `aleyhi veen`amte `aleyhi emsik `aleyke zevceke vetteki-llâhe vetuḫfî fî nefsike me-llâhu mubdîhi vetaḫşe-nnâs. vellâhu ehakku en taḫşâh. felemmâ kadâ zeydum minhâ vetaran zevvecnâkehâ likey lâ yekûne `ale-lmu'minîne haracun fî ezvâci ed`iyâihim iẕâ kadav minhunne vetarâ. vekâne emru-llâhi mef`ûlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
38
مَّا كَانَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ مِنْ حَرَجٍۢ فِيمَا فَرَضَ ٱللَّهُ لَهُۥ ۖ سُنَّةَ ٱللَّهِ فِى ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلُ ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ قَدَرًۭا مَّقْدُورًا
Okunuş
mâ kâne `ale-nnebiyyi min haracin fîmâ ferada-llâhu leh. sunnete-llâhi fi-lleẕîne ḫalev min kabl. vekâne emru-llâhi kaderam makdûrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın Peygamber'e farz kıldığı şeylerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allah'ın öteden beri, gelmiş geçmişlere uyguladığı yasasıdır. Allah'ın emri şüphesiz gereği gibi yerine gelecektir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
39
ٱلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَٰلَٰتِ ٱللَّهِ وَيَخْشَوْنَهُۥ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَدًا إِلَّا ٱللَّهَ ۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًۭا
Okunuş
elleẕîne yubelliğûne risâlâti-llâhi veyaḫşevnehû velâ yaḫşevne ehaden ille-llâh. vekefâ billâhi hasîbâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Allah hesap gören olarak yeter.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
40
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَآ أَحَدٍۢ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَٰكِن رَّسُولَ ٱللَّهِ وَخَاتَمَ ٱلنَّبِيِّۦنَ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًۭا
Okunuş
mâ kâne muhammedun ebâ ehadim mir ricâlikum velâkir rasûle-llâhi veḫâteme-nnebiyyîn. vekâne-llâhu bikulli şey'in `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
41
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ ذِكْرًۭا كَثِيرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-ẕkuru-llâhe ẕikran keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'ı çok anın.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
42
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًا
Okunuş
vesebbihûhu bukratev veesîlâ.
Meal (Diyanet)
O'nu sabah akşam tesbih edin.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
43
هُوَ ٱلَّذِى يُصَلِّى عَلَيْكُمْ وَمَلَٰٓئِكَتُهُۥ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۚ وَكَانَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًۭا
Okunuş
huve-lleẕî yusallî `aleykum vemelâiketuhû liyuḫricekum mine-żżulumâti ile-nnûr. vekâne bilmu'minîne rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size rahmet ve istiğfar eden Allah ve melekleridir. İnananlara merhamet eden O'dur.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
44
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُۥ سَلَٰمٌۭ ۚ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْرًۭا كَرِيمًۭا
Okunuş
tehiyyetuhum yevme yelkavnehû selâm. vee`adde lehum ecran kerîmâ.
Meal (Diyanet)
O'na kavuştukları gün müminlere yapılacak dirlik temennileri "Selam" demek olacaktır. Onlara cömertçe verilecek ecir hazırlamıştır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
45
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ شَٰهِدًۭا وَمُبَشِّرًۭا وَنَذِيرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu innâ erselnâke şâhidev vemubeşşirav veneẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
46
وَدَاعِيًا إِلَى ٱللَّهِ بِإِذْنِهِۦ وَسِرَاجًۭا مُّنِيرًۭا
Okunuş
vedâ`iyen ile-llâhi biiẕnihî vesirâcem munîrâ.
Meal (Diyanet)
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
47
وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ فَضْلًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
vebeşşiri-lmu'minîne bienne lehum mine-llâhi fadlen kebîrâ.
Meal (Diyanet)
İnananlara, Rablerinden büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
48
وَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ وَدَعْ أَذَىٰهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًۭا
Okunuş
velâ tuti`i-lkâfirîne velmunâfikîne veda` eẕâhum vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
İnkarcılara, ikiyüzlülere itaat etme; eziyetlerine aldırma; Allah'a güven, güvenilecek olarak Allah yeter.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
49
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نَكَحْتُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍۢ تَعْتَدُّونَهَا ۖ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًۭا جَمِيلًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ nekahtumu-lmu'minâti ŝumme tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne femâ lekum `aleyhinne min `iddetin ta`teddûnehâ. femetti`ûhunne veserrihûhunne serâhan cemîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
50
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِنَّآ أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَٰجَكَ ٱلَّٰتِىٓ ءَاتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّٰتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَٰلَٰتِكَ ٱلَّٰتِى هَاجَرْنَ مَعَكَ وَٱمْرَأَةًۭ مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِىِّ إِنْ أَرَادَ ٱلنَّبِىُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةًۭ لَّكَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۗ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِىٓ أَزْوَٰجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۭ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu innâ ahlelnâ leke ezvâceke-llâtî âteyte ucûrahunne vemâ meleket yemînuke mimmâ efâe-llâhu `aleyke vebenâti `ammike vebenâti `ammetike vebenâti ḫâlike vebenâti ḫâletike-llâtî hâcerne me`ak. vemraetem mu'mineten iv vehebet nefsehâ linnebiyyi in erâde-nnebiyyu ey yestenkihahâ. ḫâlisatel leke min dûni-lmu'minîn. kad `alimnâ mâ feradnâ `aleyhim fî ezvâcihim vemâ meleket eymânuhum likeylâ yekûne `aleyke harac. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve Peygamber nikahlanmayı dilediği takdirde müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mümin kadını almanı helal kılmışızdır. Bir zorluğa uğramaman için; müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
51
۞ تُرْجِى مَن تَشَآءُ مِنْهُنَّ وَتُـْٔوِىٓ إِلَيْكَ مَن تَشَآءُ ۖ وَمَنِ ٱبْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَآ ءَاتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِى قُلُوبِكُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَلِيمًۭا
Okunuş
turcî men teşâu minhunne vetu'vî ileyke men teşâ'. vemeni-bteğayte mimmen `azelte felâ cunâha `aleyk. ẕâlike ednâ en tekarra a`yunuhunne velâ yahzenne veyerdayne bimâ âteytehunne kulluhunn. vellâhu ya`lemu mâ fî kulûbikum. vekâne-llâhu `alîmen halîmâ.
Meal (Diyanet)
Bunlardan istediğini bırakır, istediğini yanına alabilirsin. Sırasını geri bırakmış olduklarından da arzu ettiğini yanına almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını daha iyi sağlar. Allah kalblerinizde olanı bilir; Allah bilendir, Halim olandır.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
52
لَّا يَحِلُّ لَكَ ٱلنِّسَآءُ مِنۢ بَعْدُ وَلَآ أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ أَزْوَٰجٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ رَّقِيبًۭا
Okunuş
lâ yehillu leke-nnisâu mim ba`du velâ en tebeddele bihinne min ezvâciv velev a`cebeke husnuhunne illâ mâ meleket yemînuk. vekâne-llâhu `alâ kulli şey'ir rakîbâ.
Meal (Diyanet)
Bundan sonra sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbirini boşayıp başka bir eşle değiştirmen helal değildir. Allah her şeyi gözetmektedir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
53
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَدْخُلُوا۟ بُيُوتَ ٱلنَّبِىِّ إِلَّآ أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَىٰ طَعَامٍ غَيْرَ نَٰظِرِينَ إِنَىٰهُ وَلَٰكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَٱدْخُلُوا۟ فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَٱنتَشِرُوا۟ وَلَا مُسْتَـْٔنِسِينَ لِحَدِيثٍ ۚ إِنَّ ذَٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى ٱلنَّبِىَّ فَيَسْتَحْىِۦ مِنكُمْ ۖ وَٱللَّهُ لَا يَسْتَحْىِۦ مِنَ ٱلْحَقِّ ۚ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَٰعًۭا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِن وَرَآءِ حِجَابٍۢ ۚ ذَٰلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ ۚ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا۟ رَسُولَ ٱللَّهِ وَلَآ أَن تَنكِحُوٓا۟ أَزْوَٰجَهُۥ مِنۢ بَعْدِهِۦٓ أَبَدًا ۚ إِنَّ ذَٰلِكُمْ كَانَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tedḫulû buyûte-nnebiyyi illâ ey yu'ẕene lekum ilâ ta`âmin ğayra nâżirîne inâhu velâkin iẕâ du`îtum fedḫulû feiẕâ ta`imtum fenteşirû velâ muste'nisîne lihadîŝ. inne ẕâlikum kâne yu'ẕi-nnebiyye feyestahyî minkum. vellâhu lâ yestahyî mine-lhakk. veiẕâ seeltumûhunne metâ`an fes'elûhunne miv verâi hicâb. ẕâlikum atheru likulûbikum vekulûbihinn. vemâ kâne lekum en tu'ẕû rasûle-llâhi velâ en tenkihû ezvâcehû mim ba`dihî ebedâ. inne ẕâlikum kâne `inde-llâhi `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın Peygamber'ini üzmeniz ve ne de O'nuneşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
54
إِن تُبْدُوا۟ شَيْـًٔا أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًۭا
Okunuş
in tubdû şey'en ev tuḫfûhu feinne-llâhe kâne bikulli şey'in `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Bir şeyi açıklasanız de gizleseniz de Allah şüphesiz hepsini bilir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
55
لَّا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِىٓ ءَابَآئِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآئِهِنَّ وَلَآ إِخْوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآءِ إِخْوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآءِ أَخَوَٰتِهِنَّ وَلَا نِسَآئِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُنَّ ۗ وَٱتَّقِينَ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدًا
Okunuş
lâ cunâha `aleyhinne fî âbâihinne velâ ebnâihinne velâ iḫvânihinne velâ ebnâi iḫvânihinne velâ ebnâi eḫavâtihinne velâ nisâihinne velâ mâ meleket eymânuhunn. vettekîne-llâh. inne-llâhe kâne `alâ kulli şey'in şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Onların; babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, hizmetçi kadınları ve cariyeleri hakkında bir sorumluluğu yoktur. Allah'tan sakının, çünkü Allah her şeye şahiddir.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
56
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
Okunuş
inne-llâhe vemelâiketehû yusallûne `ale-nnebiyy. yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû sallû `aleyhi vesellimû teslîmâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
57
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًۭا مُّهِينًۭا
Okunuş
inne-lleẕîne yu'ẕûne-llâhe verasûlehû le`anehumu-llâhu fi-ddunyâ vel'âḫirati vee`adde lehum `aẕâbem muhînâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ı ve Peygamber'ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder; onlara alçaltıcı bir azap hazırlar.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
58
وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ بِغَيْرِ مَا ٱكْتَسَبُوا۟ فَقَدِ ٱحْتَمَلُوا۟ بُهْتَٰنًۭا وَإِثْمًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
velleẕîne yu'ẕûne-lmu'minîne velmu'minâti biğayri me-ktesebû fekadi-htemelû buhtânev veiŝmem mubînâ.
Meal (Diyanet)
İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
59
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ قُل لِّأَزْوَٰجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ ٱلْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَٰبِيبِهِنَّ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnebiyyu kul liezvâcike vebenâtike venisâi-lmu'minîne yudnîne `aleyhinne min celâbîbihinn. ẕâlike ednâ ey yu`rafne felâ yu'ẕeyn. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu, onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
60
۞ لَّئِن لَّمْ يَنتَهِ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْمُرْجِفُونَ فِى ٱلْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَآ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
leil lem yentehi-lmunâfikûne velleẕîne fî kulûbihim meraduv velmurcifûne fi-lmedîneti lenuğriyenneke bihim ŝumme lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
İkiyüzlüler, kalblerinde fesat bulunanlar, şehirde bozguncu haberler yayanlar, eğer bundan vazgeçmezlerse, and olsun ki, seni onlarla mücadeleye davet ederiz; sonra çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
61
مَّلْعُونِينَ ۖ أَيْنَمَا ثُقِفُوٓا۟ أُخِذُوا۟ وَقُتِّلُوا۟ تَقْتِيلًۭا
Okunuş
mel`ûnîn. eyne mâ ŝukifû uḫiẕû vekuttilû taktîlâ.
Meal (Diyanet)
Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
62
سُنَّةَ ٱللَّهِ فِى ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلُ ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًۭا
Okunuş
sunnete-llâhi fi-lleẕîne ḫalev min kabl. velen tecide lisunneti-llâhi tebdîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın geçmişlere uyguladığı yasası budur ve Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
63
يَسْـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِ ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ ۚ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا
Okunuş
yes'eluke-nnâsu `ani-ssâ`ah. kul innemâ `ilmuhâ `inde-llâh. vemâ yudrîke le`alle-ssâ`ate tekûnu karîbâ.
Meal (Diyanet)
İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır."
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
64
إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلْكَٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا
Okunuş
inne-llâhe le`ane-lkâfirîne vee`adde lehum se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
65
خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۖ لَّا يَجِدُونَ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًۭا
Okunuş
ḫâlidîne fîhâ ebedâ. lâ yecidûne veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
66
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ يَقُولُونَ يَٰلَيْتَنَآ أَطَعْنَا ٱللَّهَ وَأَطَعْنَا ٱلرَّسُولَا۠
Okunuş
yevme tukallebu vucûhuhum fi-nnâri yekûlûne yâ leytenâ eta`ne-llâhe veeta`ne-rrasûl.
Meal (Diyanet)
Yüzleri ateşte çevrildiği gün: "Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygamber'e itaat etseydik!" derler.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
67
وَقَالُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّآ أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَنَا فَأَضَلُّونَا ٱلسَّبِيلَا۠
Okunuş
vekâlû rabbenâ innâ eta`nâ sâdetenâ vekuberâenâ feedallûne-ssebîl.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
68
رَبَّنَآ ءَاتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ ٱلْعَذَابِ وَٱلْعَنْهُمْ لَعْنًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
rabbenâ âtihim di`feyni mine-l`aẕâbi vel`anhum la`nen kebîrâ.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
69
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ ءَاذَوْا۟ مُوسَىٰ فَبَرَّأَهُ ٱللَّهُ مِمَّا قَالُوا۟ ۚ وَكَانَ عِندَ ٱللَّهِ وَجِيهًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne âẕev mûsâ feberra'ehu-llâhu mimmâ kâlû. vekâne `inde-llâhi vecîhâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu, söylediklerinden beri tutmuştu. O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
70
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَقُولُوا۟ قَوْلًۭا سَدِيدًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe vekûlû kavlen sedîdâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
71
يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَٰلَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا
Okunuş
yuslih lekum a`mâlekum veyağfir lekum ẕunûbekum. vemey yuti`i-llâhe verasûlehû fekad fâze fevzen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
72
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًۭا جَهُولًۭا
Okunuş
innâ `aradne-l'emânete `ale-ssemâvâti vel'ardi velcibâli feebeynâ ey yahmilnehâ veeşfakne minhâ vehamelehe-l'insân. innehû kâne żalûmen cehûlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)
سُورَةُ الأَحۡزَابِ
· Ahzâb Suresi
73
لِّيُعَذِّبَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْمُشْرِكِينَ وَٱلْمُشْرِكَٰتِ وَيَتُوبَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۢا
Okunuş
liyu`aẕẕibe-llâhu-lmunâfikîne velmunâfikâti velmuşrikîne velmuşrikâti veyetûbe-llâhu `ale-lmu'minîne velmu'minât. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Bunun sonucu olarak, Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara, Allah'a ortak koşan erkek ve kadınlara azap verecektir. Allah inanan erkek ve kadınların tevbelerini kabul buyuracaktır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلْءَاخِرَةِ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ
Okunuş
elhamdu lillâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi velehu-lhamdu fi-l'âḫirah. vehuve-lhakîmu-lḫabîr.
Meal (Diyanet)
Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
2
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۚ وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلْغَفُورُ
Okunuş
ya`lemu mâ yelicu fi-l'ardi vemâ yaḫrucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâi vemâ ya`rucu fîhâ. vehuve-rrahîmu-lğafûr.
Meal (Diyanet)
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
3
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَأْتِينَا ٱلسَّاعَةُ ۖ قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّى لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ ۖ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَآ أَصْغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرُ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû lâ te'tîne-ssâ`ah. kul belâ verabbî lete'tiyennekum `âlimi-lğaybi. lâ ya`zubu `anhu miŝkâlu ẕerratin fi-ssemâvâti velâ fi-l'ardi velâ asğaru min ẕâlike velâ ekberu illâ fî kitâbim mubîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
4
لِّيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
liyecziye-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti. ulâike lehum mağfiratuv verizkun kerîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
5
وَٱلَّذِينَ سَعَوْ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌۭ
Okunuş
velleẕîne se`av fî âyâtinâ mu`âcizîne ulâike lehum `aẕâbum mir riczin elîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
6
وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلْحَقَّ وَيَهْدِىٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
Okunuş
veyere-lleẕîne ûtu-l`ilme-lleẕî unzile ileyke mir rabbike huve-lhakka veyehdî ilâ sirâti-l`azîzi-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
7
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍۢ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِى خَلْقٍۢ جَدِيدٍ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû hel nedullukum `alâ raculiy yunebbiukum iẕâ muzziktum kulle mumezzekin innekum lefî ḫalkin cedîd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
8
أَفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۗ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ فِى ٱلْعَذَابِ وَٱلضَّلَٰلِ ٱلْبَعِيدِ
Okunuş
efterâ `ale-llâhi keẕiben em bihî cinneh. beli-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati fi-l`aẕâbi veddalâli-lbe`îd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
9
أَفَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّكُلِّ عَبْدٍۢ مُّنِيبٍۢ
Okunuş
efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehum mine-ssemâi vel'ard. in neşe' naḫsif bihimu-l'arda ev nuskit `aleyhim kisefem mine-ssemâ'. inne fî ẕâlike leâyetel likulli `abdim munîb.
Meal (Diyanet)
Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
10
۞ وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضْلًۭا ۖ يَٰجِبَالُ أَوِّبِى مَعَهُۥ وَٱلطَّيْرَ ۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلْحَدِيدَ
Okunuş
velekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ. yâ cibâlu evvibî me`ahû vettayr. veelennâ lehu-lhadîd.
Meal (Diyanet)
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
11
أَنِ ٱعْمَلْ سَٰبِغَٰتٍۢ وَقَدِّرْ فِى ٱلسَّرْدِ ۖ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Okunuş
eni-`mel sâbiğâtiv vekaddir fi-sserdi va`melû sâlihâ. innî bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
12
وَلِسُلَيْمَٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌۭ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۭ ۖ وَأَسَلْنَا لَهُۥ عَيْنَ ٱلْقِطْرِ ۖ وَمِنَ ٱلْجِنِّ مَن يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ ۖ وَمَن يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
velisuleymâne-rrîha ğuduvvuhâ şehruv veravâhuhâ şehr. veeselnâ lehû `ayne-lkitr. vemine-lcinni mey ya`melu beyne yedeyhi biiẕni rabbihî. vemey yeziğ minhum `an emrinâ nuẕikhu min `aẕâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
13
يَعْمَلُونَ لَهُۥ مَا يَشَآءُ مِن مَّحَٰرِيبَ وَتَمَٰثِيلَ وَجِفَانٍۢ كَٱلْجَوَابِ وَقُدُورٍۢ رَّاسِيَٰتٍ ۚ ٱعْمَلُوٓا۟ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكْرًۭا ۚ وَقَلِيلٌۭ مِّنْ عِبَادِىَ ٱلشَّكُورُ
Okunuş
ya`melûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe vetemâŝîle vecifânin kelcevâbi vekudûrir râsiyât. i`melû âle dâvûde şukrâ. vekalîlum min `ibâdiye-şşekûr.
Meal (Diyanet)
Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
14
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ ٱلْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَىٰ مَوْتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُۥ ۖ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ ٱلْجِنُّ أَن لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ ٱلْغَيْبَ مَا لَبِثُوا۟ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
Okunuş
felemmâ kadaynâ `aleyhi-lmevte mâ dellehum `alâ mevtih illâ dâbbetu-l'ardi te'kulu minseeteh. felemmâ ḫarra tebeyyeneti-lcinnu el lev kânû ya`lemûne-lğaybe mâ lebiŝû fi-l`aẕâbi-lmuhîn.
Meal (Diyanet)
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
15
لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍۢ فِى مَسْكَنِهِمْ ءَايَةٌۭ ۖ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍۢ وَشِمَالٍۢ ۖ كُلُوا۟ مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥ ۚ بَلْدَةٌۭ طَيِّبَةٌۭ وَرَبٌّ غَفُورٌۭ
Okunuş
lekad kâne lisebein fî meskenihim âyeh. cennetâni `ay yemîniv veşimâl. kulû mir rizki rabbikum veşkurû leh. beldetun tayyibetuv verabbun ğafûr.
Meal (Diyanet)
Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
16
فَأَعْرَضُوا۟ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ ٱلْعَرِمِ وَبَدَّلْنَٰهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَىْ أُكُلٍ خَمْطٍۢ وَأَثْلٍۢ وَشَىْءٍۢ مِّن سِدْرٍۢ قَلِيلٍۢ
Okunuş
fea`radû feerselnâ `aleyhim seyle-l`arimi vebeddelnâhum bicenneteyhim cenneteyni ẕevâtey ukulin ḫamtiv veeŝliv veşey'im min sidrin kalîl.
Meal (Diyanet)
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
17
ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِمَا كَفَرُوا۟ ۖ وَهَلْ نُجَٰزِىٓ إِلَّا ٱلْكَفُورَ
Okunuş
ẕâlike cezeynâhum bimâ keferû. vehel nucezî ille-lkefûra.
Meal (Diyanet)
İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
18
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ ٱلْقُرَى ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا قُرًۭى ظَٰهِرَةًۭ وَقَدَّرْنَا فِيهَا ٱلسَّيْرَ ۖ سِيرُوا۟ فِيهَا لَيَالِىَ وَأَيَّامًا ءَامِنِينَ
Okunuş
vece`alnâ beynehum vebeyne-lkura-lletî bâraknâ fîhâ kuran żâhiratev vekaddernâ fîhe-sseyr. sîrû fîhâ leyâliye veeyyâmen âminîn.
Meal (Diyanet)
Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
19
فَقَالُوا۟ رَبَّنَا بَٰعِدْ بَيْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَٰهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّكُلِّ صَبَّارٍۢ شَكُورٍۢ
Okunuş
fekâlû rabbenâ bâ`id beyne esfârinâ veżalemû enfusehum fece`alnâhum ehâdîŝe vemezzaknâhum kulle mumezzek. inne fî ẕâlike leâyâtil likulli sabbârin şekûr.
Meal (Diyanet)
Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
20
وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًۭا مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velekad saddeka `aleyhim iblîsu żannehû fettebe`ûhu illâ ferîkam mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
21
وَمَا كَانَ لَهُۥ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَٰنٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِٱلْءَاخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِى شَكٍّۢ ۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَفِيظٌۭ
Okunuş
vemâ kâne lehû `aleyhim min sultânin illâ lina`leme mey yu'minu bil'âḫirati mimmen huve minhâ fî şekkin. verabbuke `alâ kulli şey'in hafîż.
Meal (Diyanet)
Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
22
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍۢ وَمَا لَهُۥ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍۢ
Okunuş
kuli-d`u-lleẕîne za`amtum min dûni-llâh. lâ yemlikûne miŝkâle ẕerratin fi-ssemâvâti velâ fi-l'ardi vemâ lehum fîhimâ min şirkiv vemâ lehû minhum min żahîr.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!"
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
23
وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُۥ ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا۟ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ ۖ قَالُوا۟ ٱلْحَقَّ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ
Okunuş
velâ tenfe`u-şşefâ`atu `indehû illâ limen eẕine leh. hattâ iẕâ fuzzi`a `an kulûbihim kâlû mâẕâ kâle rabbukum. kâlu-lhakk. vehuve-l`aliyyu-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. O, yücedir, büyüktür.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
24
۞ قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ وَإِنَّآ أَوْ إِيَّاكُمْ لَعَلَىٰ هُدًى أَوْ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
kul mey yerzukukum mine-ssemâvâti vel'ard. kuli-llâhu veinnâ ev iyyâkum le`alâ huden ev fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?" De ki: "Allah'tır. Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
25
قُل لَّا تُسْـَٔلُونَ عَمَّآ أَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
kul lâ tus'elûne `ammâ ecramnâ velâ nus'elu `ammâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "İşlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu olmayız"
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
26
قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَهُوَ ٱلْفَتَّاحُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
kul yecme`u beynenâ rabbunâ ŝumme yeftehu beynenâ bilhakk. vehuve-lfettâhu-l`alîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
27
قُلْ أَرُونِىَ ٱلَّذِينَ أَلْحَقْتُم بِهِۦ شُرَكَآءَ ۖ كَلَّا ۚ بَلْ هُوَ ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
kul erûniye-lleẕîne elhaktum bihî şurakâe kellâ. bel huve-llâhu-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "O'na taktığınız ortakları bana gösterin, yoktur ki! O, güçlü olan, hakim olan Allah'tır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
28
وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا كَآفَّةًۭ لِّلنَّاسِ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
vemâ erselnâke illâ kâffetel linnâsi beşîrav veneẕîrav velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
29
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğru sözlü iseniz söyleyin bu vaad ne zamandır?" derler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
30
قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوْمٍۢ لَّا تَسْتَـْٔخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةًۭ وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ
Okunuş
kul lekum mî`âdu yevmil lâ teste'ḫirûne `anhu sâ`atev velâ testakdimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
31
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ بِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَلَا بِٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ ۗ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِندَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ ٱلْقَوْلَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ لَوْلَآ أَنتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû len nu'mine bihâẕe-lkur'âni velâ billeẕî beyne yedeyh. velev terâ iẕi-żżâlimûne mevkûfûne `inde rabbihim. yerci`u ba`duhum ilâ ba`din-lkavle. yekûlu-lleẕîne-stud`ifû lilleẕîne-stekberû levlâ entum lekunnâ mu'minîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız" dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık" derler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
32
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوٓا۟ أَنَحْنُ صَدَدْنَٰكُمْ عَنِ ٱلْهُدَىٰ بَعْدَ إِذْ جَآءَكُم ۖ بَلْ كُنتُم مُّجْرِمِينَ
Okunuş
kâle-lleẕîne-stekberû lilleẕîne-stud`ifû enahnu sadednâkum `ani-lhudâ ba`de iẕ câekum bel kuntum mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Büyüklük taslayanlar, Güçsüz sayılanlara: "Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk? Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz" derler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
33
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ بَلْ مَكْرُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَآ أَن نَّكْفُرَ بِٱللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُۥٓ أَندَادًۭا ۚ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَجَعَلْنَا ٱلْأَغْلَٰلَ فِىٓ أَعْنَاقِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
vekâle-lleẕîne-stud`ifû lilleẕîne-stekberû bel mekru-lleyli vennehâri iẕ te'murûnenâ en nekfura billâhi venec`ale lehû endâdâ. veeserru-nnedâmete lemmâ raevu-l`aẕâb. vece`alne-l'ağlâle fî a`nâki-lleẕîne keferû. hel yuczevne illâ mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
34
وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍۢ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Okunuş
vemâ erselnâ fî karyetim min neẕîrin illâ kâle mutrafûhâ innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu uyarıcı göndermiş olduğumuz her kentin varlıklı kimseleri, "Biz sizinle gönderilen şeyleri inkar ediyoruz" dediler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
35
وَقَالُوا۟ نَحْنُ أَكْثَرُ أَمْوَٰلًۭا وَأَوْلَٰدًۭا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Okunuş
vekâlû nahnu ekŝeru emvâlev veevlâdev vemâ nahnu bimu`aẕẕebîn.
Meal (Diyanet)
Ve dediler ki: "Malları ve çocukları en çok olan bizleriz, azaba uğratılacak da değiliz"
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
36
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
kul inne rabbî yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdiru velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
37
وَمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُكُم بِٱلَّتِى تُقَرِّبُكُمْ عِندَنَا زُلْفَىٰٓ إِلَّا مَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَآءُ ٱلضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا۟ وَهُمْ فِى ٱلْغُرُفَٰتِ ءَامِنُونَ
Okunuş
vemâ emvâlukum velâ evlâdukum billetî tukarribukum `indenâ zulfâ illâ men âmene ve`amile sâlihâ. feulâike lehum cezâu-ddi`fi bimâ `amilû vehum fi-lğurufâti âminûn.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
38
وَٱلَّذِينَ يَسْعَوْنَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
Okunuş
velleẕîne yes`avne fî âyâtinâ mu`âcizîne ulâike fi-l`aẕâbi muhdarûn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar; işte onlar, azabla yüz yüze bırakılırlar.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
39
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥ ۚ وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن شَىْءٍۢ فَهُوَ يُخْلِفُهُۥ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Okunuş
kul inne rabbî yebsutu-rrizka limey yeşâu min `ibâdihî veyakdiru leh. vemâ enfaktum min şey'in fehuve yuḫlifuh. vehuve ḫayru-rrâzikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarfettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
40
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًۭا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ أَهَٰٓؤُلَآءِ إِيَّاكُمْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
Okunuş
veyevme yahşuruhum cemî`an ŝumme yekûlu lilmelâiketi ehâulâi iyyâkum kânû ya`budûn.
Meal (Diyanet)
Allah bir gün onların hepsini diriltip toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyordu?" der.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
41
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ أَنتَ وَلِيُّنَا مِن دُونِهِم ۖ بَلْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ٱلْجِنَّ ۖ أَكْثَرُهُم بِهِم مُّؤْمِنُونَ
Okunuş
kâlû subhâneke ente veliyyunâ min dûnihim. bel kânû ya`budûne-lcinn. ekŝeruhum bihim mu'minûn.
Meal (Diyanet)
Melekler: "Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı" derler.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
42
فَٱلْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍۢ نَّفْعًۭا وَلَا ضَرًّۭا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Okunuş
felyevme lâ yemliku ba`dukum liba`din nef`av velâ darrâ. venekûlu lilleẕîne żalemû ẕûkû `aẕâbe-nnâri-lletî kuntum bihâ tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize ne fayda ve ne de zarar verebilirsiniz" deriz.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
43
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا رَجُلٌۭ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُكُمْ وَقَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌۭ مُّفْتَرًۭى ۚ وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlû mâ hâẕâ illâ raculuy yurîdu ey yesuddekum `ammâ kâne ya`budu âbâukum. vekâlû mâ hâẕâ illâ ifkum mufterâ. vekâle-lleẕîne keferû lilhakki lemmâ câehum in hâẕâ illâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman: "Bu adam sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor" derlerdi. "Bu Kuran düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir" derlerdi. Hak, inkar edenlere geldiğinde, onun için: "Bu apaçık bir büyüdür" demişlerdi.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
44
وَمَآ ءَاتَيْنَٰهُم مِّن كُتُبٍۢ يَدْرُسُونَهَا ۖ وَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِن نَّذِيرٍۢ
Okunuş
vemâ âteynâhum min kutubiy yedrusûnehâ vemâ erselnâ ileyhim kableke min neẕîr.
Meal (Diyanet)
Oysa Biz, onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
45
وَكَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا۟ مِعْشَارَ مَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ فَكَذَّبُوا۟ رُسُلِى ۖ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Okunuş
vekeẕẕebe-lleẕîne min kablihim vemâ beleğû mi`şâra mâ âteynâhum fekeẕẕebû rusulî. fekeyfe kâne nekîr.
Meal (Diyanet)
Kendilerinden önce gelenleri de yalanlamışlardı; oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdi. Böyleyken peygamberlerimizi yalanladılar; Beni inkar etmek nasıl olur?
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
46
۞ قُلْ إِنَّمَآ أَعِظُكُم بِوَٰحِدَةٍ ۖ أَن تَقُومُوا۟ لِلَّهِ مَثْنَىٰ وَفُرَٰدَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۟ ۚ مَا بِصَاحِبِكُم مِّن جِنَّةٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌۭ لَّكُم بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍۢ شَدِيدٍۢ
Okunuş
kul innemâ e`iżukum bivâhideh. en tekûmû lillâhi meŝnâ vefurâdâ ŝumme tetefekkerû. mâ bisâhibikum min cinneh. in huve illâ neẕîrul lekum beyne yedey `aẕâbin şedîd.
Meal (Diyanet)
De ki: "Size tek bir öğüdüm vardır: Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki arkadaşınızda bir delilik yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
47
قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍۢ فَهُوَ لَكُمْ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌۭ
Okunuş
kul mâ seeltukum min ecrin fehuve lekum. in ecriye illâ `ale-llâh. vehuve `alâ kulli şey'in şehîd.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah'a aittir. O her şeye şahiddir."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
48
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Okunuş
kul inne rabbî yakẕifu bilhakk. `allâmu-lğuyûb.
Meal (Diyanet)
De ki: "Görünmeyenleri en iyi bilen Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
49
قُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ ٱلْبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ
Okunuş
kul câe-lhakku vemâ yubdiu-lbâtilu vemâ yu`îd.
Meal (Diyanet)
De ki: "Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
50
قُلْ إِن ضَلَلْتُ فَإِنَّمَآ أَضِلُّ عَلَىٰ نَفْسِى ۖ وَإِنِ ٱهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِىٓ إِلَىَّ رَبِّىٓ ۚ إِنَّهُۥ سَمِيعٌۭ قَرِيبٌۭ
Okunuş
kul in daleltu feinnemâ edillu `alâ nefsî. veini-htedeytu febimâ yûhî ileyye rabbî. innehû semî`un karîb.
Meal (Diyanet)
De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Doğru yolda olursam, bu Rabbim'in bana vahyetmesiyledir. Doğrusu O, işitendir, yakın olandır"
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
51
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ فَزِعُوا۟ فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا۟ مِن مَّكَانٍۢ قَرِيبٍۢ
Okunuş
velev terâ iẕ fezi`û felâ fevte veuḫiẕû mim mekânin karîb.
Meal (Diyanet)
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
52
وَقَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
vekâlû âmennâ bih. veennâ lehumu-ttenâvuşu mim mekânim be`îd.
Meal (Diyanet)
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
53
وَقَدْ كَفَرُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ ۖ وَيَقْذِفُونَ بِٱلْغَيْبِ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
vekad keferû bihî min kabl. veyakẕifûne bilğaybi mim mekânim be`îd.
Meal (Diyanet)
Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.
سُورَةُ سَبَإٍ
· Sebe Suresi
54
وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِم مِّن قَبْلُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ فِى شَكٍّۢ مُّرِيبٍۭ
Okunuş
vehîle beynehum vebeyne mâ yeştehûne kemâ fu`ile bieşyâ`ihim min kabl. innehum kânû fî şekkim murîbun.
Meal (Diyanet)
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ جَاعِلِ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُو۟لِىٓ أَجْنِحَةٍۢ مَّثْنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَ ۚ يَزِيدُ فِى ٱلْخَلْقِ مَا يَشَآءُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
elhamdu lillâhi fâtiri-ssemâvâti vel'ardi câ`ili-lmelâiketi rusulen ulî ecnihatim meŝnâ veŝulâŝe verubâ`. yezîdu fi-lḫalki mâ yeşâ'. inne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
2
مَّا يَفْتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحْمَةٍۢ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا ۖ وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُۥ مِنۢ بَعْدِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
mâ yeftehi-llâhu linnâsi mir rahmetin felâ mumsike lehâ. vemâ yumsik felâ mursile lehû mim ba`dih. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ ۚ هَلْ مِنْ خَٰلِقٍ غَيْرُ ٱللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu-ẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum. hel min ḫâlikin ğayru-llâhi yerzukukum mine-ssemâi vel'ard. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tu'fekûn.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
4
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌۭ مِّن قَبْلِكَ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Okunuş
veiy yukeẕẕibûke fekad kuẕẕibet rusulum min kablik. veile-llâhi turce`u-l'umûr.
Meal (Diyanet)
Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
5
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ ۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu inne va`de-llâhi hakkun felâ teğurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ. velâ yeğurrannekum billâhi-lğarûr.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
6
إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لَكُمْ عَدُوٌّۭ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّا ۚ إِنَّمَا يَدْعُوا۟ حِزْبَهُۥ لِيَكُونُوا۟ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
inne-şşeytâne lekum `aduvvun fetteḫiẕûhu `aduvvâ. innemâ yed`û hizbehû liyekûnû min ashâbi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
7
ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۭ ۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَأَجْرٌۭ كَبِيرٌ
Okunuş
elleẕîne keferû lehum `aẕâbun şedîd. velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti lehum mağfiratuv veecrun kebîr.
Meal (Diyanet)
İnkar eden kimselere çetin azap vardır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
8
أَفَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ فَرَءَاهُ حَسَنًۭا ۖ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۖ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَٰتٍ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا يَصْنَعُونَ
Okunuş
efemen zuyyine lehû sûu `amelihî feraâhu hasenâ. feinne-llâhe yudillu mey yeşâu veyehdî mey yeşâ'. felâ teẕheb nefsuke `aleyhim haserât. inne-llâhe `alîmum bimâ yasne`ûn.
Meal (Diyanet)
Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
9
وَٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًۭا فَسُقْنَٰهُ إِلَىٰ بَلَدٍۢ مَّيِّتٍۢ فَأَحْيَيْنَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ كَذَٰلِكَ ٱلنُّشُورُ
Okunuş
vellâhu-lleẕî ersele-rriyâha fetuŝîru sehâben fesuknâhu ilâ beledim meyyitin feahyeynâ bihi-l'arda ba`de mevtihâ. keẕâlike-nnuşûr.
Meal (Diyanet)
Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
10
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۭ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Okunuş
men kâne yurîdu-l`izzete felillâhi-l`izzetu cemî`â. ileyhi yas`adu-lkelimu-ttayyibu vel`amelu-ssâlihu yerfe`uh. velleẕîne yemkurûne-sseyyiâti lehum `aẕâbun şedîd. vemekru ulâike huve yebûr.
Meal (Diyanet)
Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
11
وَٱللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍۢ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍۢ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَٰجًۭا ۚ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ ۚ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍۢ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِۦٓ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌۭ
Okunuş
vellâhu ḫalekakum min turâbin ŝumme min nutfetin ŝumme ce`alekum ezvâcâ. vemâ tahmilu min unŝâ velâ teda`u illâ bi`ilmih. vemâ yu`ammeru mim mu`ammeriv velâ yunkasu min `umurihî illâ fî kitâb. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.
Meal (Diyanet)
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
12
وَمَا يَسْتَوِى ٱلْبَحْرَانِ هَٰذَا عَذْبٌۭ فُرَاتٌۭ سَآئِغٌۭ شَرَابُهُۥ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌۭ ۖ وَمِن كُلٍّۢ تَأْكُلُونَ لَحْمًۭا طَرِيًّۭا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةًۭ تَلْبَسُونَهَا ۖ وَتَرَى ٱلْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
vemâ yestevi-lbahrân. hâẕâ `aẕbun furâtun sâiğun şerâbuhû vehâẕâ milhun ucâc. vemin kullin te'kulûne lahmen tariyyev vetestaḫricûne hilyeten telbesûnehâ. vetera-lfulke fîhi mevâḫira litebteğû min fadlihî vele`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
13
يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ كُلٌّۭ يَجْرِى لِأَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ ٱلْمُلْكُ ۚ وَٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ مَا يَمْلِكُونَ مِن قِطْمِيرٍ
Okunuş
yûlicu-lleyle fi-nnehâri veyûlicu-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velkamer. kulluy yecrî liecelim musemmâ. ẕâlikumu-llâhu rabbukum lehu-lmulk. velleẕîne ted`ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kitmîr.
Meal (Diyanet)
Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
14
إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا۟ دُعَآءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا۟ مَا ٱسْتَجَابُوا۟ لَكُمْ ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ ۚ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍۢ
Okunuş
in ted`ûhum lâ yesme`û du`âekum. velev semi`û me-stecâbû lekum. veyevme-lkiyâmeti yekfurûne bişirkikum. velâ yunebbiuke miŝlu ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
15
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu entumu-lfukarâu ile-llâh. vellâhu huve-lğaniyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
16
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍۢ جَدِيدٍۢ
Okunuş
iy yeşe' yuẕhibkum veye'ti biḫalkin cedîd.
Meal (Diyanet)
Dilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
17
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍۢ
Okunuş
vemâ ẕâlike `ale-llâhi bi`azîz.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'a göre zor değildir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۚ وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَىٰ حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَىْءٌۭ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰٓ ۗ إِنَّمَا تُنذِرُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ وَمَن تَزَكَّىٰ فَإِنَّمَا يَتَزَكَّىٰ لِنَفْسِهِۦ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
velâ teziru vâziratuv vizra uḫrâ. vein ted`u muŝkaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey'uv velev kâne ẕâ kurbâ. innemâ tunẕiru-lleẕîne yaḫşevne rabbehum bilğaybi veekâmu-ssalâh. vemen tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih. veile-llâhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
19
وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ
Okunuş
vemâ yestevi-l'a`mâ velbesîr.
Meal (Diyanet)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
20
وَلَا ٱلظُّلُمَٰتُ وَلَا ٱلنُّورُ
Okunuş
vele-żżulumâtu vele-nnûr.
Meal (Diyanet)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
21
وَلَا ٱلظِّلُّ وَلَا ٱلْحَرُورُ
Okunuş
vele-żżillu vele-lharûr.
Meal (Diyanet)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
22
وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَحْيَآءُ وَلَا ٱلْأَمْوَٰتُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَآءُ ۖ وَمَآ أَنتَ بِمُسْمِعٍۢ مَّن فِى ٱلْقُبُورِ
Okunuş
vemâ yestevi-l'ahyâu vele-l'emvât. inne-llâhe yusmi`u mey yeşâ'. vemâ ente bimusmi`im men fi-lkubûr.
Meal (Diyanet)
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
23
إِنْ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ
Okunuş
in ente illâ neẕîr.
Meal (Diyanet)
Sen sadece bir uyarıcısın.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
24
إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا ۚ وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرٌۭ
Okunuş
innâ erselnâke bilhakki beşîrav veneẕîrâ. veim min ummetin illâ ḫalâ fîhâ neẕîr.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
25
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَبِٱلزُّبُرِ وَبِٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُنِيرِ
Okunuş
veiy yukeẕẕibûke fekad keẕẕebe-lleẕîne min kablihim. câethum rusuluhum bilbeyyinâti vebizzuburi vebilkitâbi-lmunîr.
Meal (Diyanet)
Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
26
ثُمَّ أَخَذْتُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۖ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Okunuş
ŝumme eḫaẕtu-lleẕîne keferû fekeyfe kâne nekîr.
Meal (Diyanet)
Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
27
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتٍۢ مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهَا ۚ وَمِنَ ٱلْجِبَالِ جُدَدٌۢ بِيضٌۭ وَحُمْرٌۭ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌۭ
Okunuş
elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ŝemerâtim muḫtelifen elvânuhâ. vemine-lcibâli cudedum bîduv vehumrum muḫtelifun elvânuhâ veğarâbîbu sûd.
Meal (Diyanet)
Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
28
وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلْأَنْعَٰمِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهُۥ كَذَٰلِكَ ۗ إِنَّمَا يَخْشَى ٱللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ ٱلْعُلَمَٰٓؤُا۟ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
Okunuş
vemine-nnâsi veddevâbbi vel'en`âmi muḫtelifun elvânuhû keẕâlik. innemâ yaḫşe-llâhe min `ibâdihi-l`ulemâ'. inne-llâhe `azîzun ğafûr.
Meal (Diyanet)
İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
29
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّۭا وَعَلَانِيَةًۭ يَرْجُونَ تِجَٰرَةًۭ لَّن تَبُورَ
Okunuş
inne-lleẕîne yetlûne kitâbe-llâhi veekâmu-ssalâte veenfekû mimmâ razaknâhum sirrav ve`alâniyetey yercûne ticâratel len tebûra.
Meal (Diyanet)
Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
30
لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ غَفُورٌۭ شَكُورٌۭ
Okunuş
liyuveffiyehum ucûrahum veyezîdehum min fadlih. innehû ğafûrun şekûr.
Meal (Diyanet)
Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
31
وَٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ هُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِعِبَادِهِۦ لَخَبِيرٌۢ بَصِيرٌۭ
Okunuş
velleẕî evhaynâ ileyke mine-lkitâbi huve-lhakku musaddikal limâ beyne yedeyh. inne-llâhe bi`ibâdihî leḫabîrum besîr.
Meal (Diyanet)
Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
32
ثُمَّ أَوْرَثْنَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا ۖ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌۭ وَمِنْهُمْ سَابِقٌۢ بِٱلْخَيْرَٰتِ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْكَبِيرُ
Okunuş
ŝumme evraŝne-lkitâbe-lleẕîne-stafeynâ min `ibâdinâ. feminhum żâlimul linefsih. veminhum muktesid. veminhum sâbikum bilḫayrâti biiẕni-llâh. ẕâlike huve-lfadlu-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
33
جَنَّٰتُ عَدْنٍۢ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍۢ وَلُؤْلُؤًۭا ۖ وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌۭ
Okunuş
cennâtu `adniy yedḫulûnehâ yuhallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velu'luâ. velibâsuhum fîhâ harîr.
Meal (Diyanet)
Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
34
وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِىٓ أَذْهَبَ عَنَّا ٱلْحَزَنَ ۖ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌۭ شَكُورٌ
Okunuş
vekâlu-lhamdu lillâhi-lleẕî eẕhebe `anne-lhazen. inne rabbenâ leğafûrun şekûr.
Meal (Diyanet)
Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
35
ٱلَّذِىٓ أَحَلَّنَا دَارَ ٱلْمُقَامَةِ مِن فَضْلِهِۦ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌۭ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌۭ
Okunuş
elleẕî ehallenâ dâra-lmukâmeti min fadlih. lâ yemessunâ fîhâ nesabuv velâ yemessunâ fîhâ luğûb.
Meal (Diyanet)
"Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
36
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَىٰ عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا۟ وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى كُلَّ كَفُورٍۢ
Okunuş
velleẕîne keferû lehum nâru cehennem. lâ yukdâ `aleyhim feyemûtû velâ yuḫaffefu `anhum min `aẕâbihâ. keẕâlike neczî kulle kefûr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
37
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ ۚ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُ ۖ فَذُوقُوا۟ فَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
Okunuş
vehum yastariḫûne fîhâ. rabbenâ aḫricnâ na`mel sâlihan ğayra-lleẕî kunnâ na`mel. evelem nu`ammirkum mâ yeteẕekkeru fîhi men teẕekkera vecâekumu-nneẕîr. feẕûkû femâ liżżâlimîne min nesîr.
Meal (Diyanet)
Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz."
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
38
إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيْبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
inne-llâhe `âlimu ğaybi-ssemâvâti vel'ard. innehû `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
39
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ ۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًۭا ۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًۭا
Okunuş
huve-lleẕî ce`alekum ḫalâife fi-l'ard. femen kefera fe`aleyhi kufruh. velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum `inde rabbihim illâ maktâ. velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum illâ ḫasârâ.
Meal (Diyanet)
Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
40
قُلْ أَرَءَيْتُمْ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌۭ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمْ ءَاتَيْنَٰهُمْ كِتَٰبًۭا فَهُمْ عَلَىٰ بَيِّنَتٍۢ مِّنْهُ ۚ بَلْ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا
Okunuş
kul era'eytum şurakâekumu-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâh. erûnî mâẕâ ḫalekû mine-l'ardi em lehum şirkun fi-ssemâvât. em âteynâhum kitâben fehum `alâ beyyinetim minh. bel iy ye`idu-żżâlimûne ba`duhum ba`dan illâ ğurûrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
41
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يُمْسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ أَن تَزُولَا ۚ وَلَئِن زَالَتَآ إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًۭا
Okunuş
inne-llâhe yumsiku-ssemâvâti vel'arda en tezûlâ. velein zâletâ in emsekehumâ min ehadim mim ba`dih. innehû kâne halîmen ğafûrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
42
وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَهُمْ نَذِيرٌۭ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَىٰ مِنْ إِحْدَى ٱلْأُمَمِ ۖ فَلَمَّا جَآءَهُمْ نَذِيرٌۭ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُورًا
Okunuş
veaksemû billâhi cehde eymânihim lein câehum neẕîrul leyekûnunne ehdâ min ihde-l'umem. felemmâ câehum neẕîrum mâ zâdehum illâ nufûrâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
43
ٱسْتِكْبَارًۭا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَكْرَ ٱلسَّيِّئِ ۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِۦ ۚ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلْأَوَّلِينَ ۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًۭا ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحْوِيلًا
Okunuş
istikbâran fi-l'ardi vemekra-sseyyi'. velâ yehîku-lmekru-sseyyiu illâ biehlih. fehel yenżurûne illâ sunnete-l'evvelîn. felen tecide lisunneti-llâhi tebdîlâ. velen tecide lisunneti-llâhi tahvîlâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
44
أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۭ ۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعْجِزَهُۥ مِن شَىْءٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمًۭا قَدِيرًۭا
Okunuş
evelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kablihim vekânû eşedde minhum kuvveh. vemâ kâne-llâhu liyu`cizehû min şey'in fi-ssemâvâti velâ fi-l'ard. innehû kâne `alîmen kadîrâ.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.
سُورَةُ فَاطِرٍ
· Fâtır Suresi
45
وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُوا۟ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهْرِهَا مِن دَآبَّةٍۢ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرًۢا
Okunuş
velev yuâḫiẕu-llâhu-nnâse bimâ kesebû mâ terake `alâ żahrihâ min dâbbetiv velâkiy yu'eḫḫiruhum ilâ ecelim musemmâ. feiẕâ câe eceluhum feinne-llâhe kâne bi`ibâdihî besîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يسٓ
Okunuş
yâ-sîn.
Meal (Diyanet)
Ya, Sin.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
2
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
velkur'âni-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
3
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
inneke lemine-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
4
عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
`alâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
5
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
Okunuş
tenzîle-l`azîzi-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
6
لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
Okunuş
litunẕira kavmem mâ unẕira âbâuhum fehum ğâfilûn.
Meal (Diyanet)
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
7
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
lekad hakka-lkavlu `alâ ekŝerihim fehum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
8
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ أَغْلَٰلًۭا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
Okunuş
innâ ce`alnâ fî a`nâkihim ağlâlen fehiye ile-l'eẕkâni fehum mukmehûn.
Meal (Diyanet)
Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
9
وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّۭا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّۭا فَأَغْشَيْنَٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Okunuş
vece`alnâ mim beyni eydîhim seddev vemin ḫalfihim sedden feağşeynâhum fehum lâ yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
10
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
vesevâun `aleyhim eenẕertehum em lem tunẕirhum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
11
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍۢ وَأَجْرٍۢ كَرِيمٍ
Okunuş
innemâ tunẕiru meni-ttebe`a-ẕẕikra veḫaşiye-rrahmâne bilğayb. febeşşirhu bimağfirativ veecrin kerîm.
Meal (Diyanet)
Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
12
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ فِىٓ إِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
innâ nahnu nuhyi-lmevtâ venektubu mâ kaddemû veâŝârahum. vekulle şey'in ahsaynâhu fî imâmim mubîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
13
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Okunuş
vadrib lehum meŝelen ashâbe-lkaryeh. iẕ câehe-lmurselûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
14
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍۢ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
Okunuş
iẕ erselnâ ileyhimu-ŝneyni fekeẕẕebûhumâ fe`azzeznâ biŝâliŝin fekâlû innâ ileykum murselûn.
Meal (Diyanet)
Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
15
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Okunuş
kâlû mâ entum illâ beşerum miŝlunâ vemâ enzele-rrahmânu min şey'in in entum illâ tekẕibûn.
Meal (Diyanet)
"Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
16
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
Okunuş
kâlû rabbunâ ya`lemu innâ ileykum lemurselûn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
17
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
vemâ `aleynâ ille-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
18
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
kâlû innâ tetayyernâ bikum. leil lem tentehû lenercumennekum veleyemessennekum minnâ `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
19
قَالُوا۟ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ مُّسْرِفُونَ
Okunuş
kâlû tâirukum me`akum. ein ẕukkirtum. bel entum kavmum musrifûn.
Meal (Diyanet)
Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
20
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌۭ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
Okunuş
vecâe min akse-lmedîneti raculuy yes`â kâle yâ kavmi-ttebi`u-lmurselîn.
Meal (Diyanet)
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
21
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًۭا وَهُم مُّهْتَدُونَ
Okunuş
ittebi`û mel lâ yes'elukum ecrav vehum muhtedûn.
Meal (Diyanet)
"Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
22
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
vemâ liye lâ a`budu-lleẕî fetaranî veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
"Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّۢ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا يُنقِذُونِ
Okunuş
eetteḫiẕu min dûnihî âliheten iy yuridni-rrahmânu bidurril lâ tuğni `annî şefâ`atuhum şey'ev velâ yunkiẕûn.
Meal (Diyanet)
"O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
24
إِنِّىٓ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
innî iẕel lefî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
25
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
Okunuş
innî âmentu birabbikum fesme`ûn.
Meal (Diyanet)
"Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
26
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
Okunuş
kîle-dḫuli-lcenneh. kâle yâ leyte kavmî ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.
سُورَةُ يسٓ
· Yâsin Suresi
27
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
Okunuş
bimâ ğafera lî rabbî vece`alenî mine-lmukramîn.
Meal (Diyanet)
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.