📖 Cüz 26
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
tenzîlu-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Bu Kitap'ın indirilmesi güçlü olan, Hakim olan Allah katındandır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
3
مَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى ۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَمَّآ أُنذِرُوا۟ مُعْرِضُونَ
Okunuş
mâ ḫalakne-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ illâ bilhakki veecelim musemmâ. velleẕîne keferû `ammâ unẕirû mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
4
قُلْ أَرَءَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌۭ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ ۖ ٱئْتُونِى بِكِتَٰبٍۢ مِّن قَبْلِ هَٰذَآ أَوْ أَثَٰرَةٍۢ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
kul era'eytum mâ ted`ûne min dûni-llâhi erûnî mâẕâ ḫalekû mine-l'ardi em lehum şirkun fi-ssemâvât. îtûnî bikitâbim min kabli hâẕâ ev eŝâratim min `ilmin in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin."
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
5
وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُۥٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ وَهُمْ عَن دُعَآئِهِمْ غَٰفِلُونَ
Okunuş
vemen edallu mimmey yed`û min dûni-llâhi mel lâ yestecîbu lehû ilâ yevmi-lkiyâmeti vehum `an du`âihim ğâfilûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları şeyler yalvarışlarından habersizdirler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
6
وَإِذَا حُشِرَ ٱلنَّاسُ كَانُوا۟ لَهُمْ أَعْدَآءًۭ وَكَانُوا۟ بِعِبَادَتِهِمْ كَٰفِرِينَ
Okunuş
veiẕâ huşira-nnâsu kânû lehum a`dâev vekânû bi`ibâdetihim kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Ama, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
7
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleẕîne keferû lilhakki lemmâ câehum hâẕâ sihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
8
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۖ قُلْ إِنِ ٱفْتَرَيْتُهُۥ فَلَا تَمْلِكُونَ لِى مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ ۖ كَفَىٰ بِهِۦ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۖ وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
em yekûlûne-fterâh. kul ini-fteraytuhû felâ temlikûne lî mine-llâhi şey'â. huve a`lemu bimâ tufîdûne fîh. kefâ bihî şehîdem beynî vebeynekum. vehuve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uydurdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kuran için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir."
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
9
قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًۭا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدْرِى مَا يُفْعَلُ بِى وَلَا بِكُمْ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
kul mâ kuntu bid`am mine-rrusuli vemâ edrî mâ yuf`alu bî velâ bikum. in ettebi`u illâ mâ yûhâ ileyye vemâ ene illâ neẕîrum mubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
10
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَكَفَرْتُم بِهِۦ وَشَهِدَ شَاهِدٌۭ مِّنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ مِثْلِهِۦ فَـَٔامَنَ وَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
kul era'eytum in kâne min `indi-llâhi vekefertum bihî veşehide şâhidum mim benî isrâîle `alâ miŝlihî feâmene vestekbertum. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
11
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَوْ كَانَ خَيْرًۭا مَّا سَبَقُونَآ إِلَيْهِ ۚ وَإِذْ لَمْ يَهْتَدُوا۟ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفْكٌۭ قَدِيمٌۭ
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû lev kâne ḫayram mâ sebekûnâ ileyh. veiẕ lem yehtedû bihî feseyekûlûne hâẕâ ifkun kadîm.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, inananlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedikleri için de, "Bu, eski bir uydurmadır" derler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
12
وَمِن قَبْلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامًۭا وَرَحْمَةًۭ ۚ وَهَٰذَا كِتَٰبٌۭ مُّصَدِّقٌۭ لِّسَانًا عَرَبِيًّۭا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَبُشْرَىٰ لِلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
vemin kablihî kitâbu mûsâ imâmev verahmeh. vehâẕâ kitâbum musaddikul lisânen `arabiyyel liyunẕira-lleẕîne żalemû. vebuşrâ lilmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'dan önce, Musa'nın kitabı (Tevrat), bir rahmet ve rehberdi. Bu Kuran da, zulmedenleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap'dır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
13
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne kâlû rabbune-llâhu ŝumme-stekâmû felâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
14
أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
ulâike ashâbu-lcenneti ḫâlidîne fîhâ. cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine karşılık olarak, içinde temelli kalacaklardır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
15
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ إِحْسَٰنًا ۖ حَمَلَتْهُ أُمُّهُۥ كُرْهًۭا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًۭا ۖ وَحَمْلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهْرًا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةًۭ قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًۭا تَرْضَىٰهُ وَأَصْلِحْ لِى فِى ذُرِّيَّتِىٓ ۖ إِنِّى تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّى مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
vevessayne-l'insâne bivâlideyhi ihsânâ. hamelethu ummuhû kurhev veveda`athu kurhâ. vehamluhû vefisâluhû ŝelâŝûne şehrâ. hattâ iẕâ beleğa eşuddehû vebeleğa erbe`îne seneten kâle rabbi evzi`nî en eşkura ni`meteke-lletî en`amte `aleyye ve`alâ vâlideyye veen a`mele sâlihan tardâhu veaslih lî fî ẕurriyyetî. innî tubtu ileyke veinnî mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, kendini Sana verenlerdenim" demesi gerekir.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
16
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمْ فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلْجَنَّةِ ۖ وَعْدَ ٱلصِّدْقِ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne netekabbelu `anhum ahsene mâ `amilû venetecâvezu `an seyyiâtihim fî ashâbi-lcenneh. va`de-ssidki-lleẕî kânû yû`adûn.
Meal (Diyanet)
İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
17
وَٱلَّذِى قَالَ لِوَٰلِدَيْهِ أُفٍّۢ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِىٓ أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ ٱلْقُرُونُ مِن قَبْلِى وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيْلَكَ ءَامِنْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
velleẕî kâle livâlideyhi uffil lekumâ eta`idâninî en uḫrace vekad ḫaleti-lkurûnu min kablî vehumâ yesteğîŝâni-llâhe veyleke âmin. inne va`de-llâhi hakkun. feyekûlu mâ hâẕâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
18
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ فِىٓ أُمَمٍۢ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuş
ulâike-lleẕîne hakka `aleyhimu-lkavlu fî umemin kad ḫalet min kablihim mine-lcinni vel'ins. innehum kânû ḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
19
وَلِكُلٍّۢ دَرَجَٰتٌۭ مِّمَّا عَمِلُوا۟ ۖ وَلِيُوَفِّيَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
velikullin deracâtum mimmâ `amilû. veliyuveffiyehum a`mâlehum vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
20
وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَٰتِكُمْ فِى حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنْيَا وَٱسْتَمْتَعْتُم بِهَا فَٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَفْسُقُونَ
Okunuş
veyevme yu`radu-lleẕîne keferû `ale-nnâr. eẕhebtum tayyibâtikum fî hayâtikumu-ddunyâ vestemta`tum bihâ. felyevme tuczevne `aẕâbe-lhûni bimâ kuntum testekbirûne fi-l'ardi biğayri-lhakki vebimâ kuntum tefsukûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz"
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
21
۞ وَٱذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُۥ بِٱلْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦٓ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
veẕkur eḫâ `âdin. iẕ enẕera kavmehû bil'ahkâfi vekad ḫaleti-nnuẕuru mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî ellâ ta`budû ille-llâh. innî eḫâfu `aleykum `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ad milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
22
قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
kâlû eci'tenâ lite'fikenâ `an âlihetinâ. fe'tinâ bimâ te`idunâ in kunte mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
23
قَالَ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّىٓ أَرَىٰكُمْ قَوْمًۭا تَجْهَلُونَ
Okunuş
kâle inneme-l`ilmu `inde-llâh. veubelliğukum mâ ursiltu bihî velâkinnî erâkum kavmen techelûn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
24
فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضًۭا مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا۟ هَٰذَا عَارِضٌۭ مُّمْطِرُنَا ۚ بَلْ هُوَ مَا ٱسْتَعْجَلْتُم بِهِۦ ۖ رِيحٌۭ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
felemmâ raevhu `âridam mustakbile evdiyetihim kâlû hâẕâ `âridum mumtirunâ. bel huve me-sta`celtum bih. rîhun fîhâ `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
25
تُدَمِّرُ كُلَّ شَىْءٍۭ بِأَمْرِ رَبِّهَا فَأَصْبَحُوا۟ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمْ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْقَوْمَ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
tudemmiru kulle şey'im biemri rabbihâ feasbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum. keẕâlike neczi-lkavme-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
26
وَلَقَدْ مَكَّنَّٰهُمْ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًۭا وَأَبْصَٰرًۭا وَأَفْـِٔدَةًۭ فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُهُمْ وَلَآ أَفْـِٔدَتُهُم مِّن شَىْءٍ إِذْ كَانُوا۟ يَجْحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
velekad mekkennâhum fîmâ im mekkennâkum fîhi vece`alnâ lehum sem`av veebsârav veef'ideh. femâ ağnâ `anhum sem`uhum velâ ebsâruhum velâ ef'idetuhum min şey'in iẕ kânû yechadûne biâyâti-llâhi vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
27
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْقُرَىٰ وَصَرَّفْنَا ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
velekad ehleknâ mâ havlekum mine-lkurâ vesarrafne-l'âyâti le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
28
فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرْبَانًا ءَالِهَةًۢ ۖ بَلْ ضَلُّوا۟ عَنْهُمْ ۚ وَذَٰلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
felevlâ nesarahumu-lleẕîne-tteḫaẕû min dûni-llâhi kurbânen âliheh. bel dallû `anhum. veẕâlike ifkuhum vemâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
O zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
29
وَإِذْ صَرَفْنَآ إِلَيْكَ نَفَرًۭا مِّنَ ٱلْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقُرْءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓا۟ أَنصِتُوا۟ ۖ فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا۟ إِلَىٰ قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
Okunuş
veiẕ sarafnâ ileyke neferam mine-lcinni yestemi`ûne-lkur'ân. felemmâ hadarûhu kâlû ensitû. felemmâ kudiye vellev ilâ kavmihim munẕirîn.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
30
قَالُوا۟ يَٰقَوْمَنَآ إِنَّا سَمِعْنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
kâlû yâ kavmenâ innâ semi`nâ kitâben unzile mim ba`di mûsâ musaddikal limâ beyne yedeyhi yehdî ile-lhakki veilâ tarîkim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik."
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
31
يَٰقَوْمَنَآ أَجِيبُوا۟ دَاعِىَ ٱللَّهِ وَءَامِنُوا۟ بِهِۦ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
yâ kavmenâ ecîbû dâ`iye-llâhi veâminû bihî yağfir lekum min ẕunûbikum veyucirkum min `aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
"Ey milletimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun."
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
32
وَمَن لَّا يُجِبْ دَاعِىَ ٱللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءُ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
vemel lâ yucib dâ`iye-llâhi feleyse bimu`cizin fi-l'ardi veleyse lehû min dûnihî evliyâ'. ulâike fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
33
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ ۚ بَلَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda velem ya`ye biḫalkihinne bikâdirin `alâ ey yuhyiye-lmevtâ. belâ innehû `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
34
وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا ۚ قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
veyevme yu`radu-lleẕîne keferû `ale-nnâr. eleyse hâẕâ bilhakk. kâlû belâ verabbinâ. kâle feẕûku-l`aẕâbe bimâ kuntum tekfurûn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "Bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbimize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
سُورَةُ الأَحۡقَافِ
· Ahkaf Suresi
35
فَٱصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْعَزْمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ ۚ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةًۭ مِّن نَّهَارٍۭ ۚ بَلَٰغٌۭ ۚ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
fasbir kemâ sabera ulu-l`azmi mine-rrusuli velâ testa`cil lehum. keennehum yevme yeravne mâ yû`adûne lem yelbeŝû illâ sâ`atem min nehâr. belâğ. fehel yuhleku ille-lkavmu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
elleẕîne keferû vesaddû `an sebîli-llâhi edalle a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
Allah, inkar edenlerin ve kendi yolundan alıkoyanların işlerini boşa çıkarır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
2
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَءَامَنُوا۟ بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍۢ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti veâmenû bimâ nuzzile `alâ muhammediv vehuve-lhakku mir rabbihim keffera `anhum seyyiâtihim veasleha bâlehum.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed'e, Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
3
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱتَّبَعُوا۟ ٱلْبَٰطِلَ وَأَنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّبَعُوا۟ ٱلْحَقَّ مِن رَّبِّهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَٰلَهُمْ
Okunuş
ẕâlike bienne-lleẕîne keferu-ttebe`u-lbâtile veenne-lleẕîne âmenu-ttebe`u-lhakka mir rabbihim. keẕâlike yadribu-llâhu linnâsi emŝâlehum.
Meal (Diyanet)
Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendilerinin misallerini anlatır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
4
فَإِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَضَرْبَ ٱلرِّقَابِ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَثْخَنتُمُوهُمْ فَشُدُّوا۟ ٱلْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّۢا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَآءً حَتَّىٰ تَضَعَ ٱلْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ۚ ذَٰلِكَ وَلَوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَٱنتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَا۟ بَعْضَكُم بِبَعْضٍۢ ۗ وَٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
feiẕâ lekîtumu-lleẕîne keferû fedarbe-rrikâb. hattâ iẕâ eŝḫantumûhum feşuddu-lveŝâka feimmâ mennem ba`du veimmâ fidâen hattâ teda`a-lharbu evzârahâ. ẕâlik. velev yeşâu-llâhu lentesara minhum velâkil liyebluve ba`dakum biba`d. velleẕîne kutilû fî sebîli-llâhi feley yudille a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
5
سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ
Okunuş
seyehdîhim veyuslihu bâlehum.
Meal (Diyanet)
Onları doğru yola eriştirir, durumlarını düzeltir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
6
وَيُدْخِلُهُمُ ٱلْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ
Okunuş
veyudḫiluhumu-lcennete `arrafehâ lehum.
Meal (Diyanet)
Onları, kendilerine anlattığı cennete koyar.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
7
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تَنصُرُوا۟ ٱللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû in tensuru-llâhe yensurkum veyuŝebbit akdâmekum.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
8
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَتَعْسًۭا لَّهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
velleẕîne keferû feta`sel lehum veedalle a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
9
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
ẕâlike biennehum kerihû mâ enzele-llâhu feahbeta a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Allah bunun için boşa çıkarmıştır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
10
۞ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ دَمَّرَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ۖ وَلِلْكَٰفِرِينَ أَمْثَٰلُهَا
Okunuş
efelem yesîrû fi-l'ardi feyenżurû keyfe kâne `âkibetu-lleẕîne min kablihim. demmera-llâhu `aleyhim. velilkâfirîne emŝâluhâ.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; inkarcılara da onların başına gelenin benzerleri vardır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
11
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ مَوْلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَأَنَّ ٱلْكَٰفِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ
Okunuş
ẕâlike bienne-llâhe mevle-lleẕîne âmenû veenne-lkâfirîne lâ mevlâ lehum.
Meal (Diyanet)
Çünkü Allah inananların sahibidir. Kafirlerin ise sahibi yoktur.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
12
إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ ٱلْأَنْعَٰمُ وَٱلنَّارُ مَثْوًۭى لَّهُمْ
Okunuş
inne-llâhe yudḫilu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. velleẕîne keferû yetemette`ûne veye'kulûne kemâ te'kulu-l'en`âmu vennâru meŝvel lehum.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
13
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ هِىَ أَشَدُّ قُوَّةًۭ مِّن قَرْيَتِكَ ٱلَّتِىٓ أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَٰهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ
Okunuş
vekeeyyim min karyetin hiye eşeddu kuvvetem min karyetike-lletî aḫracetk. ehleknâhum felâ nâsira lehum.
Meal (Diyanet)
Seni sürüp çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler yok ettik. Yardım edenleri bulunmadı.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
14
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍۢ مِّن رَّبِّهِۦ كَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم
Okunuş
efemen kâne `alâ beyyinetim mir rabbihî kemen zuyyine lehû sûu `amelihî vettebe`û ehvâehum.
Meal (Diyanet)
Rabbinin katından bir belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kimseye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
15
مَّثَلُ ٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ ۖ فِيهَآ أَنْهَٰرٌۭ مِّن مَّآءٍ غَيْرِ ءَاسِنٍۢ وَأَنْهَٰرٌۭ مِّن لَّبَنٍۢ لَّمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۥ وَأَنْهَٰرٌۭ مِّنْ خَمْرٍۢ لَّذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ وَأَنْهَٰرٌۭ مِّنْ عَسَلٍۢ مُّصَفًّۭى ۖ وَلَهُمْ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَمَغْفِرَةٌۭ مِّن رَّبِّهِمْ ۖ كَمَنْ هُوَ خَٰلِدٌۭ فِى ٱلنَّارِ وَسُقُوا۟ مَآءً حَمِيمًۭا فَقَطَّعَ أَمْعَآءَهُمْ
Okunuş
meŝelu-lcenneti-lletî vu`ide-lmuttekûn. fîhâ enhârum mim mâin ğayri âsin. veenhârum mil lebenil lem yeteğayyer ta`muh. veenhârum min ḫamril leẕẕetil lişşâribîn. veenhârum min `aselim musaffâ. velehum fîhâ min kulli-ŝŝemerâti vemağfiratum mir rabbihim. kemen huve ḫâlidun fi-nnâri vesukû mâen hamîmen fekatta`a em`âehum.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
16
وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّىٰٓ إِذَا خَرَجُوا۟ مِنْ عِندِكَ قَالُوا۟ لِلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مَاذَا قَالَ ءَانِفًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ
Okunuş
veminhum mey yestemi`u ileyk. hattâ iẕâ ḫaracû min `indike kâlû lilleẕîne ûtu-l`ilme mâẕâ kâle ânifâ. ulâike-lleẕîne tabe`a-llâhu `alâ kulûbihim vettebe`û ehvâehum.
Meal (Diyanet)
Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. İşte bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
17
وَٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ زَادَهُمْ هُدًۭى وَءَاتَىٰهُمْ تَقْوَىٰهُمْ
Okunuş
velleẕîne-htedev zâdehum hudev veâtâhum takvâhum.
Meal (Diyanet)
Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
18
فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ ۖ فَقَدْ جَآءَ أَشْرَاطُهَا ۚ فَأَنَّىٰ لَهُمْ إِذَا جَآءَتْهُمْ ذِكْرَىٰهُمْ
Okunuş
fehel yenżurûne ille-ssâ`ate en te'tiyehum bağteten. fekad câe eşrâtuhâ. feennâ lehum iẕâ câethum ẕikrâhum.
Meal (Diyanet)
Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
19
فَٱعْلَمْ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱسْتَغْفِرْ لِذَنۢبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَىٰكُمْ
Okunuş
fa`lem ennehû lâ ilâhe ille-llâhu vestağfir liẕembike velilmu'minîne velmu'minât. vellâhu ya`lemu mutekallebekum vemeŝvâkum.
Meal (Diyanet)
Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
20
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۭ ۖ فَإِذَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌۭ مُّحْكَمَةٌۭ وَذُكِرَ فِيهَا ٱلْقِتَالُ ۙ رَأَيْتَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ ٱلْمَغْشِىِّ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْمَوْتِ ۖ فَأَوْلَىٰ لَهُمْ
Okunuş
veyekûlu-lleẕîne âmenû levlâ nuzzilet sûratun. feiẕâ unzilet sûratum muhkemetuv veẕukira fîhe-lkitâlu raeyte-lleẕîne fî kulûbihim meraduy yenżurûne ileyke neżara-lmağşiyyi `aleyhi mine-lmevt. feevlâ lehum.
Meal (Diyanet)
İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
21
طَاعَةٌۭ وَقَوْلٌۭ مَّعْرُوفٌۭ ۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلْأَمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا۟ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيْرًۭا لَّهُمْ
Okunuş
tâ`atuv vekavlum ma`rûfun. feiẕâ `azeme-l'emr. felev sadeku-llâhe lekâne ḫayral lehum.
Meal (Diyanet)
İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
22
فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوٓا۟ أَرْحَامَكُمْ
Okunuş
fehel `aseytum in tevelleytum en tufsidû fi-l'ardi vetukatti`û erhâmekum.
Meal (Diyanet)
Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
23
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَىٰٓ أَبْصَٰرَهُمْ
Okunuş
ulâike-lleẕîne le`anehumu-llâhu feesammehum vea`mâ ebsârahum.
Meal (Diyanet)
İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
24
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ أَمْ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقْفَالُهَآ
Okunuş
efelâ yetedebberûne-lkur'âne em `alâ kulûbin akfâluhâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
25
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَٰرِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْهُدَى ۙ ٱلشَّيْطَٰنُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَىٰ لَهُمْ
Okunuş
inne-lleẕîne-rteddû `alâ edbârihim mim ba`di mâ tebeyyene lehumu-lhude-şşeytânu sevvele lehum. veemlâ lehum.
Meal (Diyanet)
Kendileri için doğru yol belli olduktan sonra ardlarına dönenleri, bu işi yapmaya şeytan sürüklemiş, onlara ümit vermiştir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
26
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لِلَّذِينَ كَرِهُوا۟ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِى بَعْضِ ٱلْأَمْرِ ۖ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ
Okunuş
ẕâlike biennehum kâlû lilleẕîne kerihû mâ nezzele-llâhu senutî`ukum fî ba`di-l'emr. vellâhu ya`lemu isrârahum.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselerin: "Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
27
فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَٰرَهُمْ
Okunuş
fekeyfe iẕâ teveffethumu-lmelâiketu yadribûne vucûhehum veedbârahum.
Meal (Diyanet)
Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
28
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱتَّبَعُوا۟ مَآ أَسْخَطَ ٱللَّهَ وَكَرِهُوا۟ رِضْوَٰنَهُۥ فَأَحْبَطَ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
ẕâlike biennehumu-ttebe`û mâ esḫata-llâhe vekerihû ridvânehû feahbeta a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
Bu, Allah'ı gazablandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşnut olmamalarından ötürüdür. Allah da onların işlerini boşa çıkarmıştır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
29
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَن لَّن يُخْرِجَ ٱللَّهُ أَضْغَٰنَهُمْ
Okunuş
em hasibe-lleẕîne fî kulûbihim meradun el ley yuḫrice-llâhu adğânehum.
Meal (Diyanet)
Yoksa, kalblerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların kinlerini dışarı vurmayacağını mı sandılar?
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
30
وَلَوْ نَشَآءُ لَأَرَيْنَٰكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُم بِسِيمَٰهُمْ ۚ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِى لَحْنِ ٱلْقَوْلِ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَٰلَكُمْ
Okunuş
velev neşâu leeraynâkehum fele`araftehum bisîmâhum. veleta`rifennehum fî lahni-lkavl. vellâhu ya`lemu a`mâlekum.
Meal (Diyanet)
Eğer dileseydik, Biz onları sana gösterirdik; sen de onları yüzlerinden tanırdın. And olsun ki sen, onları konuşmalarından da tanırsın; Allah işlediklerinizi bilir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
31
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّىٰ نَعْلَمَ ٱلْمُجَٰهِدِينَ مِنكُمْ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَنَبْلُوَا۟ أَخْبَارَكُمْ
Okunuş
velenebluvennekum hattâ na`leme-lmucâhidîne minkum vessâbirîne venebluve aḫbârakum.
Meal (Diyanet)
And olsun ki sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarana ve haberlerinizi açıklayana kadar deneyeceğiz.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
32
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَشَآقُّوا۟ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْهُدَىٰ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًۭٔا وَسَيُحْبِطُ أَعْمَٰلَهُمْ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû vesaddû `an sebîli-llâhi veşâkku-rrasûle mim ba`di mâ tebeyyene lehumu-lhudâ ley yedurru-llâhe şey'â. veseyuhbitu a`mâlehum.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz, inkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremezler. O, onların işlerini boşa çıkaracaktır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
33
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوٓا۟ أَعْمَٰلَكُمْ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû etî`u-llâhe veetî`u-rrasûle velâ tubtilû a`mâlekum.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin; işlerinizi boşa çıkarmayın.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
34
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ مَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌۭ فَلَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû vesaddû `an sebîli-llâhi ŝumme mâtû vehum kuffârun feley yağfira-llâhu lehum.
Meal (Diyanet)
İnkar edip Allah yolundan alıkoyanları, sonra da inkarcı olarak ölenleri Allah şüphesiz ki bağışlamayacaktır.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
35
فَلَا تَهِنُوا۟ وَتَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّلْمِ وَأَنتُمُ ٱلْأَعْلَوْنَ وَٱللَّهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَٰلَكُمْ
Okunuş
felâ tehinû veted`û ile-sselm. veentumu-l'a`levn. vellâhu me`akum veley yetirakum a`mâlekum.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Sizler daha üstün olduğunuz halde düşman karşısında gevşemeyin ki barış istemek zorunda kalmayasınız; Allah sizinle beraberdir; sizin işlerinizi eksiltmeyecektir.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
36
إِنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌۭ وَلَهْوٌۭ ۚ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ أَمْوَٰلَكُمْ
Okunuş
inneme-lhayâtu-ddunyâ le`ibuv velehv. vein tu'minû vetettekû yu'tikum ucûrakum velâ yes'elkum emvâlekum.
Meal (Diyanet)
Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
37
إِن يَسْـَٔلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا۟ وَيُخْرِجْ أَضْغَٰنَكُمْ
Okunuş
iy yes'elkumûhâ feyuhfikum tebḫalû veyuḫric adğânekum.
Meal (Diyanet)
Eğer sizden onları isteyip de sizi zorlarsa, cimrilik edecektiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkaracaktı.
سُورَةُ مُحَمَّدٍ
· Muhammed Suresi
38
هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ تُدْعَوْنَ لِتُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَمِنكُم مَّن يَبْخَلُ ۖ وَمَن يَبْخَلْ فَإِنَّمَا يَبْخَلُ عَن نَّفْسِهِۦ ۚ وَٱللَّهُ ٱلْغَنِىُّ وَأَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ ۚ وَإِن تَتَوَلَّوْا۟ يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوٓا۟ أَمْثَٰلَكُم
Okunuş
hâentum hâulâi tud`avne litunfikû fî sebîli-llâh. feminkum mey yebḫal. vemey yebḫal feinnemâ yebḫalu `an nefsih. vellâhu-lğaniyyu veentumu-lfukarâ'. vein tetevellev yestebdil kavmen ğayrakum ŝumme lâ yekûnû emŝâlekum.
Meal (Diyanet)
İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir milleti yerinize getirir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
innâ fetahnâ leke fetham mubînâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
2
لِّيَغْفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَٰطًۭا مُّسْتَقِيمًۭا
Okunuş
liyağfira leke-llâhu mâ tekaddeme min ẕembike vemâ teeḫḫara veyutimme ni`metehû `aleyke veyehdiyeke sirâtam mustekîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
3
وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا
Okunuş
veyensurake-llâhu nasran `azîzâ.
Meal (Diyanet)
Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
4
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا مَّعَ إِيمَٰنِهِمْ ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
huve-lleẕî enzele-ssekînete fî kulûbi-lmu'minîne liyezdâdû îmânem me`a îmânihim. velillâhi cunûdu-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
5
لِّيُدْخِلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًۭا
Okunuş
liyudḫile-lmu'minîne velmu'minâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ veyukeffira `anhum seyyiâtihim. vekâne ẕâlike `inde-llâhi fevzen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
6
وَيُعَذِّبَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْمُشْرِكِينَ وَٱلْمُشْرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ ۚ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ ۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًۭا
Okunuş
veyu`aẕẕibe-lmunâfikîne velmunâfikâti velmuşrikîne velmuşrikâti-żżânnîne billâhi żanne-ssev'. `aleyhim dâiratu-ssev'. veğadibe-llâhu `aleyhim vele`anehum vee`adde lehum cehennem. vesâet mesîrâ.
Meal (Diyanet)
İnananlara yardım etmez diye Allah'a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erek ve kadınlara Allah azabetsin; kötü sanıları kendi baslarına gelsin! Allah onlara gazabetmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
7
وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Okunuş
velillâhi cunûdu-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhu `azîzen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır. Hakim olandır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
8
إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ شَٰهِدًۭا وَمُبَشِّرًۭا وَنَذِيرًۭا
Okunuş
innâ erselnâke şâhidev vemubeşşirav veneẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
9
لِّتُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًا
Okunuş
litu'minû billâhi verasûlihî vetu`azzirûhu vetuvekkirûh. vetusebbihûhu bukratev veesîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
10
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيْهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
inne-lleẕîne yubâyi`ûneke innemâ yubâyi`ûne-llâh. yedu-llâhi fevka eydîhim. femen nekeŝe feinnemâ yenkuŝu `alâ nefsih. vemen evfâ bimâ `âhede `aleyhu-llâhe feseyu'tîhi ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
11
سَيَقُولُ لَكَ ٱلْمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ شَغَلَتْنَآ أَمْوَٰلُنَا وَأَهْلُونَا فَٱسْتَغْفِرْ لَنَا ۚ يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ ۚ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًۢا ۚ بَلْ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۢا
Okunuş
seyekûlu leke-lmuḫallefûne mine-l'a`râbi şeğaletnâ emvâlunâ veehlûnâ festağfir lenâ. yekûlûne bielsinetihim mâ leyse fî kulûbihim. kul femey yemliku lekum mine-llâhi şey'en in erâde bikum darran ev erâde bikum nef`â. bel kâne-llâhu bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: "Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
12
بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلْمُؤْمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهْلِيهِمْ أَبَدًۭا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًۢا بُورًۭا
Okunuş
bel żanentum el ley yenkalibe-rrasûlu velmu'minûne ilâ ehlîhim ebedev vezuyyine ẕâlike fî kulûbikum veżanentum żanne-ssev'. vekuntum kavmem bûrâ.
Meal (Diyanet)
Aslında siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
13
وَمَن لَّمْ يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَعِيرًۭا
Okunuş
vemel lem yu'mim billâhi verasûlihî feinnâ a`tednâ lilkâfirîne se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
14
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ard. yağfiru limey yeşâu veyu`aẕẕibu mey yeşâ'. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
15
سَيَقُولُ ٱلْمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقْتُمْ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ ۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُوا۟ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمْ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبْلُ ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا ۚ بَلْ كَانُوا۟ لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
seyekûlu-lmuḫallefûne iẕe-ntalaktum ilâ meğânime lite'ḫuẕûhâ ẕerûnâ nettebi`kum. yurîdûne ey yubeddilû kelâme-llâh. kul len tettebi`ûnâ keẕâlikum kâle-llâhu min kabl. feseyekûlûne bel tahsudûnenâ. bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri almaya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyurmuştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
16
قُل لِّلْمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَىٰ قَوْمٍ أُو۟لِى بَأْسٍۢ شَدِيدٍۢ تُقَٰتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ ۖ فَإِن تُطِيعُوا۟ يُؤْتِكُمُ ٱللَّهُ أَجْرًا حَسَنًۭا ۖ وَإِن تَتَوَلَّوْا۟ كَمَا تَوَلَّيْتُم مِّن قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
kul lilmuḫallefîne mine-l'a`râbi setud`avne ilâ kavmin ulî be'sin şedîdin tukâtilûnehum ev yuslimûn. fein tutî`û yu'tikumu-llâhu ecran hasenâ. vein tetevellev kemâ tevelleytum min kablu yu`aẕẕibkum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır."
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
17
لَّيْسَ عَلَى ٱلْأَعْمَىٰ حَرَجٌۭ وَلَا عَلَى ٱلْأَعْرَجِ حَرَجٌۭ وَلَا عَلَى ٱلْمَرِيضِ حَرَجٌۭ ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
leyse `ale-l'a`mâ haracuv velâ `ale-l'a`raci haracuv velâ `ale-lmerîdi harac. vemey yuti`i-llâhe verasûlehû yudḫilhu cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. vemey yetevelle yu`aẕẕibhu `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Ama, gözleri görmeyen kimse savaşa gelmezse ona bir sorumluluk yoktur; topala ve hastaya da sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
18
۞ لَّقَدْ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَٰبَهُمْ فَتْحًۭا قَرِيبًۭا
Okunuş
lekad radiye-llâhu `ani-lmu'minîne iẕ yubâyi`ûneke tahte-şşecerati fe`alime mâ fî kulûbihim feenzele-ssekînete `aleyhim veeŝâbehum fethan karîbâ.
Meal (Diyanet)
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
19
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةًۭ يَأْخُذُونَهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًۭا
Okunuş
vemeğânime keŝîratey ye'ḫuẕûnehâ. vekâne-llâhu `azîzen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
20
وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةًۭ تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيْدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمْ وَلِتَكُونَ ءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَٰطًۭا مُّسْتَقِيمًۭا
Okunuş
ve`adekumu-llâhu meğânime keŝîraten te'ḫuẕûnehâ fe`accele lekum hâẕihî vekeffe eydiye-nnâsi `ankum. velitekûne âyetel lilmu'minîne veyehdiyekum sirâtam mustekîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vadetmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
21
وَأُخْرَىٰ لَمْ تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرًۭا
Okunuş
veuḫrâ lem takdirû `aleyhâ kad ehâta-llâhu bihâ. vekâne-llâhu `alâ kulli şey'in kadîrâ.
Meal (Diyanet)
Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah'ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah her şeye Kadir olandır.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
22
وَلَوْ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوَلَّوُا۟ ٱلْأَدْبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًۭا
Okunuş
velev kâtelekumu-lleẕîne keferû levellevu-l'edbâra ŝumme lâ yecidûne veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler sizinle savaşsalardı yüzgeri döneceklerdi. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
23
سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًۭا
Okunuş
sunnete-llâhi-lletî kad ḫalet min kabl. velen tecide lisunneti-llâhi tebdîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın önceden gelip geçmişlere uyguladığı yasası budur. Allah'ın yasasında değişme bulamazsın.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
24
وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
Okunuş
vehuve-lleẕî keffe eydiyehum `ankum veeydiyekum `anhum bibatni mekkete mim ba`di en ażferakum `aleyhim. vekâne-llâhu bimâ ta`melûne besîrâ.
Meal (Diyanet)
Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
25
هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْهَدْىَ مَعْكُوفًا أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُۥ ۚ وَلَوْلَا رِجَالٌۭ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَآءٌۭ مُّؤْمِنَٰتٌۭ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَـُٔوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌۢ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ ۖ لِّيُدْخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ لَوْ تَزَيَّلُوا۟ لَعَذَّبْنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Okunuş
humu-lleẕîne keferû vesaddûkum `ani-lmescidi-lharâmi velhedye ma`kûfen ey yebluğa mehilleh. velevlâ ricâlum mu'minûne venisâum mu'minâtul lem ta`lemûhum en tetaûhum fetusîbekum minhum me`arratum biğayri `ilmin. liyudḫile-llâhu fî rahmetihî mey yeşâ'. lev tezeyyelû le`aẕẕebne-lleẕîne keferû minhum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Onlar inkar edenlerdir, sizi Mescidi Haram'ı ziyaretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı Allah savaşı önlemezdi. Allah, dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, inkar edenleri can yakıcı bir azaba uğratırdık.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
26
إِذْ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ ٱلتَّقْوَىٰ وَكَانُوٓا۟ أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًۭا
Okunuş
iẕ ce`ale-lleẕîne keferû fî kulûbihimu-lhamiyyete hamiyyete-lcâhiliyyeti feenzele-llâhu sekînetehû `alâ rasûlihî ve`ale-lmu'minîne veelzemehum kelimete-ttakvâ vekânû ehakka bihâ veehlehâ. vekâne-llâhu bikulli şey'in `alîmâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
27
لَّقَدْ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءْيَا بِٱلْحَقِّ ۖ لَتَدْخُلُنَّ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ ۖ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا۟ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتْحًۭا قَرِيبًا
Okunuş
lekad sadeka-llâhu rasûlehu-rru'yâ bilhakk. letedḫulunne-lmescide-lharâme in şâe-llâhu âminîne muhallikîne ruûsekum vemukassirîne lâ teḫâfûn. fe`alime mâ lem ta`lemû fece`ale min dûni ẕâlike fethan karîbâ.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
28
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۭا
Okunuş
huve-lleẕî ersele rasûlehû bilhudâ vedîni-lhakki liyużhirahû `ale-ddîni kullih. vekefâ billâhi şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
سُورَةُ الفَتۡحِ
· Fetih Suresi
29
مُّحَمَّدٌۭ رَّسُولُ ٱللَّهِ ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَىٰهُمْ رُكَّعًۭا سُجَّدًۭا يَبْتَغُونَ فَضْلًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًۭا ۖ سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسْتَغْلَظَ فَٱسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعْجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةًۭ وَأَجْرًا عَظِيمًۢا
Okunuş
muhammedur rasûlu-llâh. velleẕîne me`ahû eşiddâu `ale-lkuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukke`an succedey yebteğûne fadlem mine-llâhi veridvânâ. sîmâhum fî vucûhihim min eŝeri-ssucûd. ẕâlike meŝeluhum fi-ttevrâh. vemeŝeluhum fi-l'incîl. kezer`in aḫrace şat'ehû feâzerahû festağleża festevâ `alâ sûkihî yu`cibu-zzurrâ`a liyeğîża bihimu-lkuffâr. ve`ade-llâhu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti minhum mağfiratev veecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُقَدِّمُوا۟ بَيْنَ يَدَىِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyi-llâhi verasûlihî vetteku-llâh. inne-llâhe semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan ve Peygamberinden öne geçmeyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَرْفَعُوٓا۟ أَصْوَٰتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ ٱلنَّبِىِّ وَلَا تَجْهَرُوا۟ لَهُۥ بِٱلْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَٰلُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ terfe`û asvâtekum fevka savti-nnebiyyi velâ techerû lehû bilkavli kecehri ba`dikum liba`din en tahbeta a`mâlukum veentum lâ teş`urûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
3
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَٰتَهُمْ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمْتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَىٰ ۚ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Okunuş
inne-lleẕîne yeğuddûne asvâtehum `inde rasûli-llâhi ulâike-lleẕîne-mtehane-llâhu kulûbehum littakvâ. lehum mağfiratuv veecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
4
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلْحُجُرَٰتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne yunâdûneke miv verâi-lhucurâti ekŝeruhum lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
5
وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا۟ حَتَّىٰ تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًۭا لَّهُمْ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
velev ennehum saberû hattâ taḫruce ileyhim lekâne ḫayral lehum. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
6
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن جَآءَكُمْ فَاسِقٌۢ بِنَبَإٍۢ فَتَبَيَّنُوٓا۟ أَن تُصِيبُوا۟ قَوْمًۢا بِجَهَٰلَةٍۢ فَتُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَٰدِمِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû in câekum fâsikum binebein fetebeyyenû en tusîbû kavmem bicehâletin fetusbihû `alâ mâ fe`altum nâdimîn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
7
وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ ٱللَّهِ ۚ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِى كَثِيرٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ ٱلْإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ ٱلْكُفْرَ وَٱلْفُسُوقَ وَٱلْعِصْيَانَ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ
Okunuş
va`lemû enne fîkum rasûle-llâh. lev yutî`ukum fî keŝîrim mine-l'emri le`anittum velâkinne-llâhe habbebe ileykumu-l'îmâne vezeyyenehû fî kulûbikum vekerrahe ileykumu-lkufra velfusûka vel`isyân. ulâike humu-rrâşidûn.
Meal (Diyanet)
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
8
فَضْلًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعْمَةًۭ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
fadlem mine-llâhi veni`meh. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
9
وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱقْتَتَلُوا۟ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا ۖ فَإِنۢ بَغَتْ إِحْدَىٰهُمَا عَلَى ٱلْأُخْرَىٰ فَقَٰتِلُوا۟ ٱلَّتِى تَبْغِى حَتَّىٰ تَفِىٓءَ إِلَىٰٓ أَمْرِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن فَآءَتْ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا بِٱلْعَدْلِ وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
Okunuş
vein tâifetâni mine-lmu'minîne-ktetelû feaslihû beynehumâ. feim beğat ihdâhumâ `ale-l'uḫrâ fekâtilu-lletî tebğî hattâ tefîe ilâ emri-llâh. fein fâet feaslihû beynehumâ bil`adli veaksitû. inne-llâhe yuhibbu-lmuksitîn.
Meal (Diyanet)
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
10
إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌۭ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
inneme-lmu'minûne iḫvetun feaslihû beyne eḫaveykum vetteku-llâhe le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَسْخَرْ قَوْمٌۭ مِّن قَوْمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُوا۟ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌۭ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيْرًۭا مِّنْهُنَّ ۖ وَلَا تَلْمِزُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا۟ بِٱلْأَلْقَٰبِ ۖ بِئْسَ ٱلِٱسْمُ ٱلْفُسُوقُ بَعْدَ ٱلْإِيمَٰنِ ۚ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ yesḫar kavmum min kavmin `asâ ey yekûnû ḫayram minhum velâ nisâum min nisâin `asâ ey yekunne ḫayram minhunn. velâ telmizû enfusekum velâ tenâbezû bil'elkâb. bi'se-lismu-lfusûku ba`de-l'îmân. vemel lem yetub feulâike humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱجْتَنِبُوا۟ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ ٱلظَّنِّ إِثْمٌۭ ۖ وَلَا تَجَسَّسُوا۟ وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا ۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًۭا فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-ctenibû keŝîram mine-żżann. inne ba`da-żżanni iŝmuv velâ tecessesû velâ yağteb ba`dukum ba`dâ. eyuhibbu ehadukum ey ye'kule lahme eḫîhi meyten fekerihtumûh. vetteku-llâh. inne-llâhe tevvâbur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
13
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍۢ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًۭا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu innâ ḫalaknâkum min ẕekeriv veunŝâ vece`alnâkum şu`ûbev vekabâile lite`ârafû. inne ekramekum `inde-llâhi etkâkum. inne-llâhe `alîmun ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
14
۞ قَالَتِ ٱلْأَعْرَابُ ءَامَنَّا ۖ قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ وَلَٰكِن قُولُوٓا۟ أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ ٱلْإِيمَٰنُ فِى قُلُوبِكُمْ ۖ وَإِن تُطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَٰلِكُمْ شَيْـًٔا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
kâleti-l'a`râbu âmennâ. kul lem tu'minû velâkin kûlû eslemnâ velemmâ yedḫuli-l'îmânu fî kulûbikum. vein tutî`u-llâhe verasûlehû lâ yelitkum min a`mâlikum şey'â. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Bedeviler: "İnandık" dediler, de ki: "İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder."
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
15
إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
Okunuş
inneme-lmu'minûne-lleẕîne âmenû billâhi verasûlihî ŝumme lem yertâbû vecâhedû biemvâlihim veenfusihim fî sebîli-llâh. ulâike humu-ssâdikûn.
Meal (Diyanet)
"İnananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır."
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
16
قُلْ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
kul etu`allimûne-llâhe bidînikum vellâhu ya`lemu mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
De ki: "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir."
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
17
يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا۟ ۖ قُل لَّا تَمُنُّوا۟ عَلَىَّ إِسْلَٰمَكُم ۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَىٰكُمْ لِلْإِيمَٰنِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
yemunnûne `aleyke en eslemû. kul lâ temunnû `aleyye islâmekum. beli-llâhu yemunnu `aleykum en hedâkum lil'îmâni in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: "Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır."
سُورَةُ الحُجُرَاتِ
· Hucurât Suresi
18
إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
inne-llâhe ya`lemu ğaybe-ssemâvâti vel'ard. vellâhu besîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
Okunuş
kâf. velkur'âni-lmecîd.
Meal (Diyanet)
Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
2
بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌۭ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
Okunuş
bel `acibû en câehum munẕirum minhum fekâle-lkâfirûne hâẕâ şey'un `acîb.
Meal (Diyanet)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
3
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا ۖ ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌۭ
Okunuş
eiẕâ mitnâ vekunnâ turâbâ. ẕâlike rac`um be`îd.
Meal (Diyanet)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ ۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظٌۢ
Okunuş
kad `alimnâ mâ tenkusu-l'ardu minhum. ve`indenâ kitâbun hafîż.
Meal (Diyanet)
Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
5
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍۢ مَّرِيجٍ
Okunuş
bel keẕẕebû bilhakki lemmâ câehum fehum fî emrim merîc.
Meal (Diyanet)
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
6
أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍۢ
Okunuş
efelem yenżurû ile-ssemâi fevkahum keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min furûc.
Meal (Diyanet)
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
7
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍۢ
Okunuş
vel'arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min kulli zevcim behîc.
Meal (Diyanet)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
8
تَبْصِرَةًۭ وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍۢ مُّنِيبٍۢ
Okunuş
tebsiratev veẕikrâ likulli `abdim munîb.
Meal (Diyanet)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
9
وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ مُّبَٰرَكًۭا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّٰتٍۢ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
Okunuş
venezzelnâ mine-ssemâi mâem mubâraken feembetnâ bihî cennâtiv vehabbe-lhasîd.
Meal (Diyanet)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
10
وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَٰتٍۢ لَّهَا طَلْعٌۭ نَّضِيدٌۭ
Okunuş
vennaḫle bâsikâtil lehâ tal`un nedîd.
Meal (Diyanet)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
11
رِّزْقًۭا لِّلْعِبَادِ ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةًۭ مَّيْتًۭا ۚ كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ
Okunuş
rizkal lil`ibâdi veahyeynâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike-lḫurûc.
Meal (Diyanet)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَأَصْحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
Okunuş
keẕẕebet kablehum kavmu nûhiv veashâbu-rrassi veŝemûd.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
13
وَعَادٌۭ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍۢ
Okunuş
ve`âduv vefir`avnu veiḫvânu lût.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
14
وَأَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۢ ۚ كُلٌّۭ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
Okunuş
veashâbu-l'eyketi vekavmu tubba`. kullun keẕẕebe-rrusule fehakka ve`îd.
Meal (Diyanet)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
15
أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍۢ مِّنْ خَلْقٍۢ جَدِيدٍۢ
Okunuş
efe`ayînâ bilḫalki-l'evvel. bel hum fî lebsim min ḫalkin cedîd.
Meal (Diyanet)
Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
Okunuş
velekad ḫalakne-l'insâne vena`lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh. venahnu akrabu ileyhi min habli-lverîd.
Meal (Diyanet)
And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
17
إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌۭ
Okunuş
iẕ yetelekke-lmutelekkiyâni `ani-lyemîni ve`ani-şşimâli ka`îd.
Meal (Diyanet)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
18
مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌۭ
Okunuş
mâ yelfiżu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun `atîd.
Meal (Diyanet)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
19
وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
Okunuş
vecâet sekratu-lmevt bilhakk. ẕâlike mâ kunte minhu tehîd.
Meal (Diyanet)
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
20
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ
Okunuş
venufiḫa fi-ssûr. ẕâlike yevmu-lve`îd.
Meal (Diyanet)
Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
21
وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّعَهَا سَآئِقٌۭ وَشَهِيدٌۭ
Okunuş
vecâet kullu nefsim me`ahâ sâikuv veşehîd.
Meal (Diyanet)
Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
22
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌۭ
Okunuş
lekad kunte fî ğafletim min hâẕâ fekeşefnâ `anke ğitâeke febesaruke-lyevme hadîd.
Meal (Diyanet)
Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
23
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ
Okunuş
vekâle karînuhû hâẕâ mâ ledeyye `atîd.
Meal (Diyanet)
Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
24
أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍۢ
Okunuş
elkiyâ fî cehenneme kulle keffârin `anîd.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
25
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍۢ مُّرِيبٍ
Okunuş
mennâ`il lilḫayri mu`tedim murîbun.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
26
ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
Okunuş
elleẕî ce`ale me`a-llâhi ilâhen âḫara feelkiyâhu fi-l`aẕâbi-şşedîd.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
27
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
kâle karînuhû rabbenâ mâ atğaytuhû velâkin kâne fî dalâlim be`îd.
Meal (Diyanet)
Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ
Okunuş
kâle lâ taḫtesimû ledeyye vekad kaddemtu ileykum bilve`îd.
Meal (Diyanet)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
29
مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمٍۢ لِّلْعَبِيدِ
Okunuş
mâ yubeddelu-lkavlu ledeyye vemâ ene biżallâmil lil`abîd.
Meal (Diyanet)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍۢ
Okunuş
yevme nekûlu licehenneme heli-mtele'ti vetekûlu hel mim mezîd.
Meal (Diyanet)
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
31
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
Okunuş
veuzlifeti-lcennetu lilmuttekîne ğayra be`îd.
Meal (Diyanet)
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
32
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍۢ
Okunuş
hâẕâ mâ tû`adûne likulli evvâbin hafîż.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
33
مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍۢ مُّنِيبٍ
Okunuş
men ḫaşiye-rrahmâne bilğaybi vecâe bikalbim munîb.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
34
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍۢ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
Okunuş
udḫulûhâ biselâm. ẕâlike yevmu-lḫulûd.
Meal (Diyanet)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
35
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌۭ
Okunuş
lehum mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîd.
Meal (Diyanet)
Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
36
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًۭا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ
Okunuş
vekem ehleknâ kablehum min karnin hum eşeddu minhum batşen fenekkabû fi-lbilâd. hel mim mehîs.
Meal (Diyanet)
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
37
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌۭ
Okunuş
inne fî ẕâlike leẕikrâ limen kâne lehû kalbun ev elka-ssem`a vehuve şehîd.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
38
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍۢ
Okunuş
velekad ḫalakne-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâm. vemâ messenâ mil luğûb.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
39
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ
Okunuş
fasbir `alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû`i-şşemsi vekable-lğurûb.
Meal (Diyanet)
Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
40
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَٰرَ ٱلسُّجُودِ
Okunuş
vemine-lleyli fesebbihhu veedbâra-ssucûd.
Meal (Diyanet)
Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
41
وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍۢ قَرِيبٍۢ
Okunuş
vestemi` yevme yunâdi-lmunâdi mim mekânin karîb.
Meal (Diyanet)
Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
42
يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
Okunuş
yevme yesme`ûne-ssayhate bilhakk. ẕâlike yevmu-lḫurûc.
Meal (Diyanet)
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
43
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
innâ nahnu nuhyî venumîtu veileyne-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
44
يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًۭا ۚ ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌۭ
Okunuş
yevme teşekkaku-l'ardu `anhum sirâ`â. ẕâlike haşrun `aleynâ yesîr.
Meal (Diyanet)
O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.
سُورَةُ قٓ
· Kaf Suresi
45
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍۢ ۖ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
Okunuş
nahnu a`lemu bimâ yekûlûne vemâ ente `aleyhim bicebbârin feẕekkir bilkur'âni mey yeḫâfu ve`îd.
Meal (Diyanet)
Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
Okunuş
veẕẕâriyâti ẕervâ.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
2
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
Okunuş
felhâmilâti vikrâ.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
3
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
Okunuş
felcâriyâti yusrâ.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
4
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
Okunuş
felmukassimâti emrâ.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
5
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
Okunuş
innemâ tû`adûne lesâdik.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
Okunuş
veinne-ddîne levâki`.
Meal (Diyanet)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
Okunuş
vessemâi ẕâti-lhubuk.
Meal (Diyanet)
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
8
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
Okunuş
innekum lefî kavlim muḫtelif.
Meal (Diyanet)
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
9
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Okunuş
yu'feku `anhu men ufik.
Meal (Diyanet)
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
10
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
Okunuş
kutile-lḫarrâsûn.
Meal (Diyanet)
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
11
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
Okunuş
elleẕîne hum fî ğamratin sâhûn.
Meal (Diyanet)
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
12
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
Okunuş
yes'elûne eyyâne yevmu-ddîn.
Meal (Diyanet)
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
13
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
Okunuş
yevme hum `ale-nnâri yuftenûn.
Meal (Diyanet)
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
14
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
Okunuş
ẕûkû fitnetekum. hâẕe-lleẕî kuntum bihî testa`cilûn.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
15
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
Okunuş
âḫiẕîne mâ âtâhum rabbuhum. innehum kânû kable ẕâlike muhsinîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
17
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Okunuş
kânû kalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
18
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Okunuş
vebil'eshâri hum yestağfirûn.
Meal (Diyanet)
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
19
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Okunuş
vefî emvâlihim hakkul lissâili velmahrûm.
Meal (Diyanet)
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
20
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
Okunuş
vefi-l'ardi âyâtul lilmûkinîn.
Meal (Diyanet)
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
21
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
vefî enfusikum. efelâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
22
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Okunuş
vefi-ssemâi rizkukum vemâ tû`adûn.
Meal (Diyanet)
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
23
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
Okunuş
feverabbi-ssemâi vel'ardi innehû lehakkum miŝle mâ ennekum tentikûn.
Meal (Diyanet)
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
24
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
Okunuş
hel etâke hadîŝu dayfi ibrâhîme-lmukramîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
25
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
Okunuş
iẕ deḫalû `aleyhi fekâlû selâmâ. kâle selâm. kavmum munkerûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
26
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
Okunuş
ferâğa ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.
Meal (Diyanet)
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
27
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
fekarrabehû ileyhim kâle elâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
28
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
Okunuş
feevcese minhum ḫîfeh. kâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhu biğulâmin `alîm.
Meal (Diyanet)
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
29
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
Okunuş
feakbeleti-mraetuhû fî sarratin fesakket vechehâ vekâlet `acûzun `akîm.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
· Zâriyât Suresi
30
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
kâlû keẕâliki kâle rabbuk. innehû huve-lhakîmu-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.