📖 Cüz 25
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
47
۞ إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ ۚ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَٰتٍۢ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ ۚ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَآءِى قَالُوٓا۟ ءَاذَنَّٰكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍۢ
Okunuş
ileyhi yuraddu `ilmu-ssâ`ah. vemâ taḫrucu min ŝemerâtim min ekmâmihâ vemâ tahmilu min unŝâ velâ teda`u illâ bi`ilmih. veyevme yunâdîhim eyne şurakâî kâlû âẕennâke mâ minnâ min şehîd.
Meal (Diyanet)
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
48
وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَدْعُونَ مِن قَبْلُ ۖ وَظَنُّوا۟ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍۢ
Okunuş
vedalle `anhum mâ kânû yed`ûne min kablu veżannû mâ lehum mim mehîs.
Meal (Diyanet)
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
49
لَّا يَسْـَٔمُ ٱلْإِنسَٰنُ مِن دُعَآءِ ٱلْخَيْرِ وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَيَـُٔوسٌۭ قَنُوطٌۭ
Okunuş
lâ yes'emu-l'insânu min du`âi-lḫayr. veim messehu-şşerru feyeûsun kanût.
Meal (Diyanet)
İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
50
وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ رَحْمَةًۭ مِّنَّا مِنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِى وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةًۭ وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّ لِى عِندَهُۥ لَلْحُسْنَىٰ ۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍۢ
Okunuş
velein eẕaknâhu rahmetem minnâ mim ba`di darrâe messethu leyekûlenne hâẕâ lî vemâ eżunnu-ssâ`ate kâimetev veleir ruci`tu ilâ rabbî inne lî `indehû lelhusnâ. felenunebbienne-lleẕîne keferû bimâ `amilû. velenuẕîkannehum min `aẕâbin ğalîż.
Meal (Diyanet)
Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
51
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضٍۢ
Okunuş
veiẕâ en`amnâ `ale-l'insâni a`rada veneâ bicânibih. veiẕâ messehu-şşerru feẕû du`âin `arîd.
Meal (Diyanet)
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
52
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِۦ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍۢ
Okunuş
kul era'eytum in kâne min `indi-llâhi ŝumme kefertum bihî men edallu mimmen huve fî şikâkim be`îd.
Meal (Diyanet)
De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?"
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
53
سَنُرِيهِمْ ءَايَٰتِنَا فِى ٱلْءَافَاقِ وَفِىٓ أَنفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ ۗ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌ
Okunuş
senurîhim âyâtinâ fi-l'âfâki vefî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehu-lhakk. evelem yekfi birabbike ennehû `alâ kulli şey'in şehîd.
Meal (Diyanet)
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
سُورَةُ فُصِّلَتۡ
· Fussilet Suresi
54
أَلَآ إِنَّهُمْ فِى مِرْيَةٍۢ مِّن لِّقَآءِ رَبِّهِمْ ۗ أَلَآ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۢ مُّحِيطٌۢ
Okunuş
elâ innehum fî miryetim mil likâi rabbihim. elâ innehû bikulli şey'im muhît.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
2
عٓسٓقٓ
Okunuş
`ayn-sîn-kâf.
Meal (Diyanet)
Ayn, Sin, Kaf,
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
3
كَذَٰلِكَ يُوحِىٓ إِلَيْكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكَ ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
keẕâlike yûhî ileyke veile-lleẕîne min kablike-llâhu-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
4
لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehuve-l`aliyyu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
5
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِن فَوْقِهِنَّ ۚ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَن فِى ٱلْأَرْضِ ۗ أَلَآ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne min fevkihinne velmelâiketu yusebbihûne bihamdi rabbihim veyestağfirûne limen fi-l'ard. elâ inne-llâhe huve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
6
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ ٱللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍۢ
Okunuş
velleẕîne-tteḫaẕû min dûnihî evliyâe-llâhu hafîżun `aleyhim. vemâ ente `aleyhim bivekîl.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
7
وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ قُرْءَانًا عَرَبِيًّۭا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ ٱلْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۚ فَرِيقٌۭ فِى ٱلْجَنَّةِ وَفَرِيقٌۭ فِى ٱلسَّعِيرِ
Okunuş
vekeẕâlike evhaynâ ileyke kur'ânen `arabiyyel litunẕira umme-lkurâ vemen havlehâ vetunẕira yevme-lcem`i lâ raybe fîh. ferîkun fi-lcenneti veferîkun fi-sse`îr.
Meal (Diyanet)
Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
8
وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَلَٰكِن يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّٰلِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍ
Okunuş
velev şâe-llâhu lece`alehum ummetev vâhidetev velâkiy yudḫilu mey yeşâu fî rahmetih. veżżâlimûne mâ lehum miv veliyyiv velâ nesîr.
Meal (Diyanet)
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
9
أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ ۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلْوَلِىُّ وَهُوَ يُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
emi-tteḫaẕû min dûnihî evliyâ'. fellâhu huve-lveliyyu vehuve yuhyi-lmevtâ. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
10
وَمَا ٱخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَىْءٍۢ فَحُكْمُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّى عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
Okunuş
veme-ḫteleftum fîhi min şey'in fehukmuhû ile-llâh. ẕâlikumu-llâhu rabbî `aleyhi tevekkelt. veileyhi unîb.
Meal (Diyanet)
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
11
فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًۭا وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ أَزْوَٰجًۭا ۖ يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ ۚ لَيْسَ كَمِثْلِهِۦ شَىْءٌۭ ۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
Okunuş
fâtiru-ssemâvâti vel'ard. ce`ale lekum min enfusikum ezvâcev vemine-l'en`âmi ezvâcâ. yeẕraukum fîh. leyse kemiŝlihî şey'. vehuve-ssemî`u-lbesîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
12
لَهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
lehû mekâlîdu-ssemâvâti vel'ard. yebsutu-rrizka limey yeşâu veyakdir. innehû bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
13
۞ شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحًۭا وَٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِۦٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓ ۖ أَنْ أَقِيمُوا۟ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا۟ فِيهِ ۚ كَبُرَ عَلَى ٱلْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ ۚ ٱللَّهُ يَجْتَبِىٓ إِلَيْهِ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِىٓ إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
Okunuş
şera`a lekum mine-ddîni mâ vessâ bihî nûhav velleẕî evhaynâ ileyke vemâ vessaynâ bihî ibrâhîme vemûsâ ve`îsâ en ekîmu-ddîne velâ teteferrakû fîh. kebura `ale-lmuşrikîne mâ ted`ûhum ileyh. allâhu yectebî ileyhi mey yeşâu veyehdî ileyhi mey yunîb.
Meal (Diyanet)
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
14
وَمَا تَفَرَّقُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۚ وَلَوْلَا كَلِمَةٌۭ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى لَّقُضِىَ بَيْنَهُمْ ۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِنۢ بَعْدِهِمْ لَفِى شَكٍّۢ مِّنْهُ مُرِيبٍۢ
Okunuş
vemâ teferrakû illâ mim ba`di mâ câehumu-l`ilmu bağyem beynehum. velevlâ kelimetun sebekat mir rabbike ilâ ecelim musemmel lekudiye beynehum. veinne-lleẕîne ûriŝu-lkitâbe mim ba`dihim lefî şekkim minhu murîbun.
Meal (Diyanet)
Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
15
فَلِذَٰلِكَ فَٱدْعُ ۖ وَٱسْتَقِمْ كَمَآ أُمِرْتَ ۖ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ ۖ وَقُلْ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبٍۢ ۖ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ ۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ ۖ لَنَآ أَعْمَٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَٰلُكُمْ ۖ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ ۖ ٱللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا ۖ وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
feliẕâlike fed`u. vestekim kemâ umirt. velâ tettebi` ehvâehum. vekul âmentu bimâ enzele-llâhu min kitâb. veumirtu lia`dile beynekum. allâhu rabbunâ verabbukum. lenâ a`mâlunâ velekum a`mâlukum. lâ huccete beynenâ vebeynekum. allâhu yecme`u beynenâ. veileyhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
16
وَٱلَّذِينَ يُحَآجُّونَ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا ٱسْتُجِيبَ لَهُۥ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌۭ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌ
Okunuş
velleẕîne yuhâccûne fi-llâhi mim ba`di me-stucîbe lehû huccetuhum dâhidatun `inde rabbihim ve`aleyhim ğadabuv velehum `aẕâbun şedîd.
Meal (Diyanet)
Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
17
ٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ وَٱلْمِيزَانَ ۗ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ قَرِيبٌۭ
Okunuş
allâhu-lleẕî enzele-lkitâbe bilhakki velmîzân. vemâ yudrîke le`alle-ssâ`ate karîb.
Meal (Diyanet)
Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
18
يَسْتَعْجِلُ بِهَا ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا ۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا ٱلْحَقُّ ۗ أَلَآ إِنَّ ٱلَّذِينَ يُمَارُونَ فِى ٱلسَّاعَةِ لَفِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍ
Okunuş
yesta`cilu bihe-lleẕîne lâ yu'minûne bihâ. velleẕîne âmenû muşfikûne minhâ veya`lemûne ennehe-lhakk. elâ inne-lleẕîne yumârûne fi-ssâ`ati lefî dalâlim be`îd.
Meal (Diyanet)
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
19
ٱللَّهُ لَطِيفٌۢ بِعِبَادِهِۦ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ
Okunuş
allâhu letîfum bi`ibâdihî yerzuku mey yeşâ'. vehuve-lkaviyyu-l`azîz.
Meal (Diyanet)
Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
20
مَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ ٱلْءَاخِرَةِ نَزِدْ لَهُۥ فِى حَرْثِهِۦ ۖ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ ٱلدُّنْيَا نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ
Okunuş
men kâne yurîdu harŝe-l'âḫirati nezid lehû fî harŝih. vemen kâne yurîdu harŝe-ddunyâ nu'tihî minhâ vemâ lehû fi-l'âḫirati min nesîb.
Meal (Diyanet)
Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
21
أَمْ لَهُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ شَرَعُوا۟ لَهُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنۢ بِهِ ٱللَّهُ ۚ وَلَوْلَا كَلِمَةُ ٱلْفَصْلِ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ ۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
em lehum şurakâu şera`û lehum mine-ddîni mâ lem ye'ẕem bihi-llâh. velevlâ kelimetu-lfasli lekudiye beynehum. veinne-żżâlimîne lehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
22
تَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا كَسَبُوا۟ وَهُوَ وَاقِعٌۢ بِهِمْ ۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِى رَوْضَاتِ ٱلْجَنَّاتِ ۖ لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمْ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْكَبِيرُ
Okunuş
tera-żżâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû vehuve vâki`um bihim. velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti fî ravdâti-lcennât. lehum mâ yeşâûne `inde rabbihim. ẕâlike huve-lfadlu-lkebîr.
Meal (Diyanet)
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
23
ذَٰلِكَ ٱلَّذِى يُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ۗ قُل لَّآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا ٱلْمَوَدَّةَ فِى ٱلْقُرْبَىٰ ۗ وَمَن يَقْتَرِفْ حَسَنَةًۭ نَّزِدْ لَهُۥ فِيهَا حُسْنًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ شَكُورٌ
Okunuş
ẕâlike-lleẕî yubeşşiru-llâhu `ibâdehu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti. kul lâ es'elukum `aleyhi ecran ille-lmeveddete fi-lkurbâ. vemey yakterif haseneten nezid lehû fîhâ husnâ. inne-llâhe ğafûrun şekûr.
Meal (Diyanet)
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
24
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا ۖ فَإِن يَشَإِ ٱللَّهُ يَخْتِمْ عَلَىٰ قَلْبِكَ ۗ وَيَمْحُ ٱللَّهُ ٱلْبَٰطِلَ وَيُحِقُّ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
em yekûlûne-fterâ `ale-llâhi keẕibâ. feiy yeşei-llâhu yaḫtim `alâ kalbik. veyemhu-llâhu-lbâtile veyuhikku-lhakka bikelimâtih. innehû `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
25
وَهُوَ ٱلَّذِى يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَعْفُوا۟ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî yakbelu-ttevbete `an `ibâdihî veya`fû `ani-sseyyiâti veya`lemu mâ tef`alûn.
Meal (Diyanet)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
26
وَيَسْتَجِيبُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۚ وَٱلْكَٰفِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۭ
Okunuş
veyestecîbu-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti veyezîduhum min fadlih. velkâfirûne lehum `aẕâbun şedîd.
Meal (Diyanet)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
27
۞ وَلَوْ بَسَطَ ٱللَّهُ ٱلرِّزْقَ لِعِبَادِهِۦ لَبَغَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍۢ مَّا يَشَآءُ ۚ إِنَّهُۥ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرٌۢ بَصِيرٌۭ
Okunuş
velev beseta-llâhu-rrizka li`ibâdihî lebeğav fi-l'ardi velâkiy yunezzilu bikaderim mâ yeşâ'. innehû bi`ibâdihî ḫabîrum besîr.
Meal (Diyanet)
Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
28
وَهُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ ٱلْغَيْثَ مِنۢ بَعْدِ مَا قَنَطُوا۟ وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُۥ ۚ وَهُوَ ٱلْوَلِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Okunuş
vehuve-lleẕî yunezzilu-lğayŝe mim ba`di mâ kanetû veyenşuru rahmeteh. vehuve-lveliyyu-lhamîd.
Meal (Diyanet)
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
29
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَآبَّةٍۢ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَآءُ قَدِيرٌۭ
Okunuş
vemin âyâtihî ḫalku-ssemâvâti vel'ardi vemâ beŝŝe fîhimâ min dâbbeh. vehuve `alâ cem`ihim iẕâ yeşâu kadîr.
Meal (Diyanet)
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
30
وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٍۢ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍۢ
Okunuş
vemâ esâbekum mim musîbetin febimâ kesebet eydîkum veya`fû `an keŝîr.
Meal (Diyanet)
Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
31
وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍۢ
Okunuş
vemâ entum bimu`cizîne fi-l'ard. vemâ lekum min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.
Meal (Diyanet)
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
32
وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلْجَوَارِ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَٰمِ
Okunuş
vemin âyâtihi-lcevâri fi-lbahri kel'a`lâm.
Meal (Diyanet)
Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
33
إِن يَشَأْ يُسْكِنِ ٱلرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلَىٰ ظَهْرِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّكُلِّ صَبَّارٍۢ شَكُورٍ
Okunuş
iy yeşe' yuskini-rrîha feyażlelne ravâkide `alâ żahrih. inne fî ẕâlike leâyâtil likulli sabbârin şekûr.
Meal (Diyanet)
O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
34
أَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا۟ وَيَعْفُ عَن كَثِيرٍۢ
Okunuş
ev yûbikhunne bimâ kesebû veya`fu `an keŝîr.
Meal (Diyanet)
Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
35
وَيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍۢ
Okunuş
veya`leme-lleẕîne yucâdilûne fî âyâtinâ. mâ lehum mim mehîs.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
36
فَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَىْءٍۢ فَمَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ وَأَبْقَىٰ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuş
femâ ûtîtum min şey'in femetâ`u-lhayâti-ddunyâ. vemâ `inde-llâhi ḫayruv veebkâ lilleẕîne âmenû ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
Meal (Diyanet)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
37
وَٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُوا۟ هُمْ يَغْفِرُونَ
Okunuş
velleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâhişe veiẕâ mâ ğadibû hum yağfirûn.
Meal (Diyanet)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
38
وَٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَىٰ بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuş
velleẕîne-stecâbû lirabbihim veekâmu-ssalâh. veemruhum şûrâ beynehum. vemimmâ razaknâhum yunfikûn.
Meal (Diyanet)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
39
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَهُمُ ٱلْبَغْىُ هُمْ يَنتَصِرُونَ
Okunuş
velleẕîne iẕâ esâbehumu-lbağyu hum yentesirûn.
Meal (Diyanet)
Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
40
وَجَزَٰٓؤُا۟ سَيِّئَةٍۢ سَيِّئَةٌۭ مِّثْلُهَا ۖ فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vecezâu seyyietin seyyietum miŝluhâ. femen `afâ veasleha feecruhû `ale-llâh. innehû lâ yuhibbu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
41
وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَا عَلَيْهِم مِّن سَبِيلٍ
Okunuş
velemeni-ntesara ba`de żulmihî feulâike mâ `aleyhim min sebîl.
Meal (Diyanet)
Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
42
إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَظْلِمُونَ ٱلنَّاسَ وَيَبْغُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
inneme-ssebîlu `ale-lleẕîne yażlimûne-nnâse veyebğûne fi-l'ardi biğayri-lhakk. ulâike lehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
43
وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِ
Okunuş
velemen sabera veğafera inne ẕâlike lemin `azmi-l'umûr.
Meal (Diyanet)
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
44
وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِىٍّۢ مِّنۢ بَعْدِهِۦ ۗ وَتَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ إِلَىٰ مَرَدٍّۢ مِّن سَبِيلٍۢ
Okunuş
vemey yudlili-llâhu femâ lehû miv veliyyim mim ba`dih. vetera-żżâlimîne lemmâ raevu-l`aẕâbe yekûlûne hel ilâ meraddim min sebîl.
Meal (Diyanet)
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
45
وَتَرَىٰهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَٰشِعِينَ مِنَ ٱلذُّلِّ يَنظُرُونَ مِن طَرْفٍ خَفِىٍّۢ ۗ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ ٱلْخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ أَلَآ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ فِى عَذَابٍۢ مُّقِيمٍۢ
Okunuş
veterâhum yu`radûne `aleyhâ ḫâşi`îne mine-ẕẕulli yenżurûne min tarfin ḫafiyy. vekâle-lleẕîne âmenû inne-lḫâsirîne-lleẕîne ḫasirû enfusehum veehlîhim yevme-lkiyâmeh. elâ inne-żżâlimîne fî `aẕâbim mukîm.
Meal (Diyanet)
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
46
وَمَا كَانَ لَهُم مِّنْ أَوْلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۗ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ
Okunuş
vemâ kâne lehum min evliyâe yensurûnehum min dûni-llâh. vemey yudlili-llâhu femâ lehû min sebîl.
Meal (Diyanet)
Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
47
ٱسْتَجِيبُوا۟ لِرَبِّكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌۭ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۚ مَا لَكُم مِّن مَّلْجَإٍۢ يَوْمَئِذٍۢ وَمَا لَكُم مِّن نَّكِيرٍۢ
Okunuş
istecîbû lirabbikum min kabli ey ye'tiye yevmul lâ meradde lehû mine-llâh. mâ lekum mim melceiy yevmeiẕiv vemâ lekum min nekîr.
Meal (Diyanet)
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
48
فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا ۖ إِنْ عَلَيْكَ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ۗ وَإِنَّآ إِذَآ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةًۭ فَرِحَ بِهَا ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَإِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ كَفُورٌۭ
Okunuş
fein a`radû femâ erselnâke `aleyhim hafîżâ. in `aleyke ille-lbelâğ. veinnâ iẕâ eẕakne-l'insâne minnâ rahmeten feriha bihâ. vein tusibhum seyyietum bimâ kaddemet eydîhim feinne-l'insâne kefûr.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
49
لِّلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ يَهَبُ لِمَن يَشَآءُ إِنَٰثًۭا وَيَهَبُ لِمَن يَشَآءُ ٱلذُّكُورَ
Okunuş
lillâhi mulku-ssemâvâti vel'ard. yaḫluku mâ yeşâ'. yehebu limey yeşâu inâŝev veyehebu limey yeşâu-ẕẕukûra.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
50
أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًۭا وَإِنَٰثًۭا ۖ وَيَجْعَلُ مَن يَشَآءُ عَقِيمًا ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۭ قَدِيرٌۭ
Okunuş
ev yuzevvicuhum ẕukrânev veinâŝâ. veyec`alu mey yeşâu `akîmâ. innehû `alîmun kadîr.
Meal (Diyanet)
Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
51
۞ وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ ٱللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَآئِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًۭا فَيُوحِىَ بِإِذْنِهِۦ مَا يَشَآءُ ۚ إِنَّهُۥ عَلِىٌّ حَكِيمٌۭ
Okunuş
vemâ kâne libeşerin ey yukellimehu-llâhu illâ vahyen ev miv verâi hicâbin ev yursile rasûlen feyûhiye biiẕnihî mâ yeşâ'. innehû `aliyyun hakîm.
Meal (Diyanet)
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
52
وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ رُوحًۭا مِّنْ أَمْرِنَا ۚ مَا كُنتَ تَدْرِى مَا ٱلْكِتَٰبُ وَلَا ٱلْإِيمَٰنُ وَلَٰكِن جَعَلْنَٰهُ نُورًۭا نَّهْدِى بِهِۦ مَن نَّشَآءُ مِنْ عِبَادِنَا ۚ وَإِنَّكَ لَتَهْدِىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
vekeẕâlike evhaynâ ileyke rûham min emrinâ. mâ kunte tedrî me-lkitâbu vele-l'îmânu velâkin ce`alnâhu nûran nehdî bihî men neşâu min `ibâdinâ. veinneke letehdî ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
سُورَةُ الشُّورَىٰ
· Şûrâ Suresi
53
صِرَٰطِ ٱللَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ أَلَآ إِلَى ٱللَّهِ تَصِيرُ ٱلْأُمُورُ
Okunuş
sirâti-llâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. elâ ile-llâhi tesîru-l'umûr.
Meal (Diyanet)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim,
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
2
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Okunuş
velkitâbi-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
3
إِنَّا جَعَلْنَٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّۭا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
innâ ce`alnâhu kur'ânen `arabiyyel le`allekum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
4
وَإِنَّهُۥ فِىٓ أُمِّ ٱلْكِتَٰبِ لَدَيْنَا لَعَلِىٌّ حَكِيمٌ
Okunuş
veinnehû fî ummi-lkitâbi ledeynâ le`aliyyun hakîm.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
5
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ ٱلذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًۭا مُّسْرِفِينَ
Okunuş
efenadribu `ankumu-ẕẕikra safhan en kuntum kavmem musrifîn.
Meal (Diyanet)
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
6
وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِىٍّۢ فِى ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
vekem erselnâ min nebiyyin fi-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
7
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِىٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
vemâ ye'tîhim min nebiyyin illâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
8
فَأَهْلَكْنَآ أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًۭا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
feehleknâ eşedde minhum batşev vemedâ meŝelu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
9
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
velein seeltehum men ḫaleka-ssemâvâti vel'arda leyekûlunne ḫalekahunne-l`azîzu-l`alîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
10
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًۭا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًۭا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Okunuş
elleẕî ce`ale lekumu-l'arda mehdev vece`ale lekum fîhâ subulel le`allekum tehtedûn.
Meal (Diyanet)
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
11
وَٱلَّذِى نَزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَنشَرْنَا بِهِۦ بَلْدَةًۭ مَّيْتًۭا ۚ كَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Okunuş
velleẕî nezzele mine-ssemâi mâem bikader. feenşernâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike tuḫracûn.
Meal (Diyanet)
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
12
وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَٰمِ مَا تَرْكَبُونَ
Okunuş
velleẕî ḫaleka-l'ezvâce kullehâ vece`ale lekum mine-lfulki vel'en`âmi mâ terkebûn.
Meal (Diyanet)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
13
لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ
Okunuş
litestevû `alâ żuhûrihî ŝumme teẕkurû ni`mete rabbikum iẕe-steveytum `aleyhi vetekûlû subhâne-lleẕî seḫḫara lenâ hâẕâ vemâ kunnâ lehû mukrinîn.
Meal (Diyanet)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
14
وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
Okunuş
veinnâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn.
Meal (Diyanet)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
15
وَجَعَلُوا۟ لَهُۥ مِنْ عِبَادِهِۦ جُزْءًا ۚ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَكَفُورٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
vece`alû lehû min `ibâdihî cuz'â. inne-l'insâne lekefûrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
16
أَمِ ٱتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍۢ وَأَصْفَىٰكُم بِٱلْبَنِينَ
Okunuş
emi-tteḫaẕe mimmâ yaḫluku benâtiv veasfâkum bilbenîn.
Meal (Diyanet)
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
17
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَٰنِ مَثَلًۭا ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّۭا وَهُوَ كَظِيمٌ
Okunuş
veiẕâ buşşira ehaduhum bimâ darabe lirrahmâni meŝelen żalle vechuhû musveddev vehuve keżîm.
Meal (Diyanet)
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
18
أَوَمَن يُنَشَّؤُا۟ فِى ٱلْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى ٱلْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍۢ
Okunuş
evemey yuneşşeu fi-lhilyeti vehuve fi-lḫisâmi ğayru mubîn.
Meal (Diyanet)
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
19
وَجَعَلُوا۟ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ ٱلَّذِينَ هُمْ عِبَٰدُ ٱلرَّحْمَٰنِ إِنَٰثًا ۚ أَشَهِدُوا۟ خَلْقَهُمْ ۚ سَتُكْتَبُ شَهَٰدَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ
Okunuş
vece`alu-lmelâikete-lleẕîne hum `ibâdu-rrahmâni inâŝâ. eşehidû ḫalkahum. setuktebu şehâdetuhum veyus'elûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
20
وَقَالُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱلرَّحْمَٰنُ مَا عَبَدْنَٰهُم ۗ مَّا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
Okunuş
vekâlû lev şâe-rrahmânu mâ `abednâhum. mâ lehum biẕâlike min `ilm. in hum illâ yaḫrusûn.
Meal (Diyanet)
"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
21
أَمْ ءَاتَيْنَٰهُمْ كِتَٰبًۭا مِّن قَبْلِهِۦ فَهُم بِهِۦ مُسْتَمْسِكُونَ
Okunuş
em âteynâhum kitâbem min kablihî fehum bihî mustemsikûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
22
بَلْ قَالُوٓا۟ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍۢ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم مُّهْتَدُونَ
Okunuş
bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ `alâ ummetiv veinnâ `alâ âŝârihim muhtedûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
23
وَكَذَٰلِكَ مَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى قَرْيَةٍۢ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍۢ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم مُّقْتَدُونَ
Okunuş
vekeẕâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetim min neẕîrin illâ kâle mutrafûhâ innâ vecednâ âbâenâ `alâ ummetiv veinnâ `alâ âŝârihim muktedûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
24
۞ قَٰلَ أَوَلَوْ جِئْتُكُم بِأَهْدَىٰ مِمَّا وَجَدتُّمْ عَلَيْهِ ءَابَآءَكُمْ ۖ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Okunuş
kâle evelev ci'tukum biehdâ mimmâ vecettum `aleyhi âbâekum. kâlû innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
25
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
fentekamnâ minhum fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
26
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦٓ إِنَّنِى بَرَآءٌۭ مِّمَّا تَعْبُدُونَ
Okunuş
veiẕ kâle ibrâhîmu liebîhi vekavmihî innenî berâum mimmâ ta`budûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
27
إِلَّا ٱلَّذِى فَطَرَنِى فَإِنَّهُۥ سَيَهْدِينِ
Okunuş
ille-lleẕî fetaranî feinnehû seyehdîn.
Meal (Diyanet)
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
28
وَجَعَلَهَا كَلِمَةًۢ بَاقِيَةًۭ فِى عَقِبِهِۦ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vece`alehâ kelimetem bâkiyeten fî `akibihî le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
29
بَلْ مَتَّعْتُ هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ وَرَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
bel metta`tu hâulâi veâbâehum hattâ câehumu-lhakku verasûlum mubîn.
Meal (Diyanet)
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
30
وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ وَإِنَّا بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Okunuş
velemmâ câehumu-lhakku kâlû hâẕâ sihruv veinnâ bihî kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
31
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ
Okunuş
vekâlû levlâ nuzzile hâẕe-lkur'ânu `alâ raculim mine-lkaryeteyni `ażîm.
Meal (Diyanet)
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
32
أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍۢ دَرَجَٰتٍۢ لِّيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًۭا سُخْرِيًّۭا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
Okunuş
ehum yaksimûne rahmete rabbik. nahnu kasemnâ beynehum me`îşetehum fi-lhayâti-ddunyâ verafa`nâ ba`dahum fevka ba`din deracâtil liyetteḫiẕe ba`duhum ba`dan suḫriyyâ. verahmetu rabbike ḫayrum mimmâ yecme`ûn.
Meal (Diyanet)
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
33
وَلَوْلَآ أَن يَكُونَ ٱلنَّاسُ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ لَّجَعَلْنَا لِمَن يَكْفُرُ بِٱلرَّحْمَٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًۭا مِّن فِضَّةٍۢ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ
Okunuş
velevlâ ey yekûne-nnâsu ummetev vâhidetel lece`alnâ limey yekfuru birrahmâni libuyûtihim sukufem min fiddativ veme`ârice `aleyhâ yażherûn.
Meal (Diyanet)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
34
وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَٰبًۭا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِـُٔونَ
Okunuş
velibuyûtihim ebvâbev vesururan `aleyhâ yettekiûn.
Meal (Diyanet)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
35
وَزُخْرُفًۭا ۚ وَإِن كُلُّ ذَٰلِكَ لَمَّا مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَٱلْءَاخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vezuḫrufâ. vein kullu ẕâlike lemmâ metâ`u-lhayâti-ddunyâ. vel'âḫiratu `inde rabbike lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
36
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًۭا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌۭ
Okunuş
vemey ya`şu `an ẕikri-rrahmâni nukayyid lehû şeytânen fehuve lehû karîn.
Meal (Diyanet)
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
37
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
Okunuş
veinnehum leyesuddûnehum `ani-ssebîli veyahsebûne ennehum muhtedûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
38
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ
Okunuş
hattâ iẕâ câenâ kâle yâ leyte beynî vebeyneke bu`de-lmeşrikayni febi'se-lkarîn.
Meal (Diyanet)
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
39
وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Okunuş
veley yenfe`akumu-lyevme iż żalemtum ennekum fi-l`aẕâbi muşterikûn.
Meal (Diyanet)
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
40
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ أَوْ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَمَن كَانَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
efeente tusmi`u-ssumme ev tehdi-l`umye vemen kâne fî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
41
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ
Okunuş
feimmâ neẕhebenne bike feinnâ minhum muntekimûn.
Meal (Diyanet)
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
42
أَوْ نُرِيَنَّكَ ٱلَّذِى وَعَدْنَٰهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ
Okunuş
ev nuriyenneke-lleẕî ve`adnâhum feinnâ `aleyhim muktedirûn.
Meal (Diyanet)
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
43
فَٱسْتَمْسِكْ بِٱلَّذِىٓ أُوحِىَ إِلَيْكَ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
festemsik billeẕî ûhiye ileyk. inneke `alâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
44
وَإِنَّهُۥ لَذِكْرٌۭ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ ۖ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ
Okunuş
veinnehû leẕikrul leke velikavmik. vesevfe tus'elûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
45
وَسْـَٔلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَآ أَجَعَلْنَا مِن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ءَالِهَةًۭ يُعْبَدُونَ
Okunuş
ves'el men erselnâ min kablike mir rusulinâ. ece`alnâ min dûni-rrahmâni âlihetey yu`bedûn.
Meal (Diyanet)
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
46
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَقَالَ إِنِّى رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ ilâ fir`avne vemeleihî fekâle innî rasûlu rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
47
فَلَمَّا جَآءَهُم بِـَٔايَٰتِنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ
Okunuş
felemmâ câehum biâyâtinâ iẕâ hum minhâ yadhakûn.
Meal (Diyanet)
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
48
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ إِلَّا هِىَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا ۖ وَأَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Okunuş
vemâ nurîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uḫtihâ. veeḫaẕnâhum bil`aẕâbi le`allehum yerci`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
49
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
Okunuş
vekâlû yâ eyyuhe-ssâhiru-d`u lenâ rabbeke bimâ `ahide `indeke innenâ lemuhtedûn.
Meal (Diyanet)
"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
50
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
Okunuş
felemmâ keşefnâ `anhumu-l`aẕâbe iẕâ hum yenkuŝûn.
Meal (Diyanet)
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
51
وَنَادَىٰ فِرْعَوْنُ فِى قَوْمِهِۦ قَالَ يَٰقَوْمِ أَلَيْسَ لِى مُلْكُ مِصْرَ وَهَٰذِهِ ٱلْأَنْهَٰرُ تَجْرِى مِن تَحْتِىٓ ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Okunuş
venâdâ fir`avnu fî kavmihî kâle yâ kavmi eleyse lî mulku misra vehâẕihi-l'enhâru tecrî min tahtî. efelâ tubsirûn.
Meal (Diyanet)
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
52
أَمْ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ مَهِينٌۭ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
Okunuş
em ene ḫayrum min hâẕe-lleẕî huve mehînuv velâ yekâdu yubîn.
Meal (Diyanet)
"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
53
فَلَوْلَآ أُلْقِىَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌۭ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَآءَ مَعَهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
Okunuş
felevlâ ulkiye `aleyhi esviratum min ẕehebin ev câe me`ahu-lmelâiketu mukterinîn.
Meal (Diyanet)
"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
54
فَٱسْتَخَفَّ قَوْمَهُۥ فَأَطَاعُوهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Okunuş
festeḫaffe kavmehû feetâ`ûh. innehum kânû kavmen fâsikîn.
Meal (Diyanet)
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
55
فَلَمَّآ ءَاسَفُونَا ٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
felemmâ âsefûne-ntekamnâ minhum feağraknâhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
56
فَجَعَلْنَٰهُمْ سَلَفًۭا وَمَثَلًۭا لِّلْءَاخِرِينَ
Okunuş
fece`alnâhum selefev vemeŝelel lil'âḫirîn.
Meal (Diyanet)
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
57
۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
Okunuş
velemmâ duribe-bnu meryeme meŝelen iẕâ kavmuke minhu yesiddûn.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
58
وَقَالُوٓا۟ ءَأَٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
Okunuş
vekâlû eâlihetunâ ḫayrun em hû. mâ darabûhu leke illâ cedelâ. bel hum kavmun ḫasimûn.
Meal (Diyanet)
"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
59
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَٰهُ مَثَلًۭا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Okunuş
in huve illâ `abdun en`amnâ `aleyhi vece`alnâhu meŝelel libenî isrâîl.
Meal (Diyanet)
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
60
وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَٰٓئِكَةًۭ فِى ٱلْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
Okunuş
velev neşâu lece`alnâ minkum melâiketen fi-l'ardi yaḫlufûn.
Meal (Diyanet)
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
61
وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌۭ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Okunuş
veinnehû le`ilmul lissâ`ati felâ temterunne bihâ vettebi`ûn. hâẕâ sirâtum mustekîm.
Meal (Diyanet)
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
62
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
velâ yesuddennekumu-şşeytân. innehû lekum `aduvvum mubîn.
Meal (Diyanet)
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
63
وَلَمَّا جَآءَ عِيسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِٱلْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Okunuş
velemmâ câe `îsâ bilbeyyinâti kâle kad ci'tukum bilhikmeti veliubeyyine lekum ba`da-lleẕî taḫtelifûne fîh. fetteku-llâhe veetî`ûn.
Meal (Diyanet)
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
64
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Okunuş
inne-llâhe huve rabbî verabbukum fa`budûh. hâẕâ sirâtum mustekîm.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
65
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
Okunuş
faḫtelefe-l'ahzâbu mim beynihim. feveylul lilleẕîne żalemû min `aẕâbi yevmin elîm.
Meal (Diyanet)
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
66
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuş
hel yenżurûne ille-ssâ`ate en te'tiyehum bağtetev vehum lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
67
ٱلْأَخِلَّآءُ يَوْمَئِذٍۭ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
el'eḫillâu yevmeiẕim ba`duhum liba`din `aduvvun ille-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
68
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
Okunuş
yâ `ibâdi lâ ḫavfun `aleykumu-lyevme velâ entum tahzenûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
69
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
Okunuş
elleẕîne âmenû biâyâtinâ vekânû muslimîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
70
ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ
Okunuş
udḫulu-lcennete entum veezvâcukum tuhberûn.
Meal (Diyanet)
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
71
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍۢ مِّن ذَهَبٍۢ وَأَكْوَابٍۢ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
yutâfu `aleyhim bisihâfim min ẕehebiv veekvâb. vefîhâ mâ teştehîhi-l'enfusu veteleẕẕu-l'a`yun. veentum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
72
وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vetilke-lcennetu-lletî ûriŝtumûhâ bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
73
لَكُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ كَثِيرَةٌۭ مِّنْهَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
lekum fîhâ fâkihetun keŝîratum minhâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
74
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ
Okunuş
inne-lmucrimîne fî `aẕâbi cehenneme ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
75
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
Okunuş
lâ yufetteru `anhum vehum fîhi mublisûn.
Meal (Diyanet)
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
76
وَمَا ظَلَمْنَٰهُمْ وَلَٰكِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
vemâ żalemnâhum velâkin kânû humu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
77
وَنَادَوْا۟ يَٰمَٰلِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ۖ قَالَ إِنَّكُم مَّٰكِثُونَ
Okunuş
venâdev yâ mâliku liyakdi `aleynâ rabbuk. kâle innekum mâkiŝûn.
Meal (Diyanet)
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
78
لَقَدْ جِئْنَٰكُم بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ
Okunuş
lekad ci'nâkum bilhakki velâkinne ekŝerakum lilhakki kârihûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
79
أَمْ أَبْرَمُوٓا۟ أَمْرًۭا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
Okunuş
em ebramû emran feinnâ mubrimûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
80
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَىٰهُم ۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
Okunuş
em yahsebûne ennâ lâ nesme`u sirrahum venecvâhum. belâ verusulunâ ledeyhim yektubûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
81
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدٌۭ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَٰبِدِينَ
Okunuş
kul in kâne lirrahmâni veled. feenâ evvelu-l`âbidîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
82
سُبْحَٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
subhâne rabbi-ssemâvâti vel'ardi rabbi-l`arşi `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
83
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Okunuş
feẕerhum yeḫûdû veyel`abû hattâ yulâkû yevmehumu-lleẕî yû`adûn.
Meal (Diyanet)
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
84
وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَٰهٌۭ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَٰهٌۭ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
vehuve-lleẕî fi-ssemâi ilâhuv vefi-l'ardi ilâhun. vehuve-lhakîmu-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
85
وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
vetebârake-lleẕî lehû mulku-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. ve`indehû `ilmu-ssâ`ah. veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
86
وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuş
velâ yemliku-lleẕîne yed`ûne min dûnihi-şşefâ`ate illâ men şehide bilhakki vehum ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
87
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Okunuş
velein seeltehum men ḫalekahum leyekûlunne-llâhu feennâ yu'fekûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
88
وَقِيلِهِۦ يَٰرَبِّ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ لَّا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
vekîlihî yâ rabbi inne hâulâi kavmul lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
سُورَةُ الزُّخۡرُفِ
· Zuhruf Suresi
89
فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَٰمٌۭ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuş
fasfah `anhum vekul selâm. fesevfe ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
2
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Okunuş
velkitâbi-lmubîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
3
إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
Okunuş
innâ enzelnâhu fî leyletim mubâraketin innâ kunnâ munẕirîn.
Meal (Diyanet)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
4
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
Okunuş
fîhâ yufraku kullu emrin hakîm.
Meal (Diyanet)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
5
أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
Okunuş
emram min `indinâ. innâ kunnâ mursilîn.
Meal (Diyanet)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
6
رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
rahmetem mir rabbik. innehû huve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
7
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Okunuş
rabbi-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehumâ. in kuntum mûkinîn.
Meal (Diyanet)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
lâ ilâhe illâ huve yuhyî veyumît. rabbukum verabbu âbâikumu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
9
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ
Okunuş
bel hum fî şekkiy yel`abûn.
Meal (Diyanet)
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
10
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
fertekib yevme te'ti-ssemâu biduḫânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
11
يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
yağşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
12
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
Okunuş
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mu'minûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
ennâ lehumu-ẕẕikrâ vekad câehum rasûlum mubîn.
Meal (Diyanet)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
14
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ
Okunuş
ŝumme tevellev `anhu vekâlû mu`allemum mecnûn.
Meal (Diyanet)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
15
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
Okunuş
innâ kâşifu-l`aẕâbi kalîlen innekum `âidûn.
Meal (Diyanet)
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
16
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
Okunuş
yevme nebtişu-lbatşete-lkubrâ. innâ muntekimûn.
Meal (Diyanet)
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
17
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ
Okunuş
velekad fetennâ kablehum kavme fir`avne vecâehum rasûlun kerîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
18
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Okunuş
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî lekum rasûlun emîn.
Meal (Diyanet)
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
19
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Okunuş
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîkum bisultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
20
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
Okunuş
veinnî `uẕtu birabbî verabbikum en tercumûn.
Meal (Diyanet)
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
21
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
Okunuş
veil lem tu'minû lî fa`tezilûn.
Meal (Diyanet)
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ
Okunuş
fede`â rabbehû enne hâulâi kavmum mucrimûn.
Meal (Diyanet)
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
23
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Okunuş
feesri bi`ibâdî leylen innekum muttebe`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
24
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ
Okunuş
vetruki-lbahra rahvâ. innehum cundum muğrakûn.
Meal (Diyanet)
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
25
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Okunuş
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
26
وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
Okunuş
vezurû`iv vemekâmin kerîm.
Meal (Diyanet)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
27
وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
Okunuş
vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.
Meal (Diyanet)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
28
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
Okunuş
keẕâlik. veevraŝnâhâ kavmen âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
29
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
Okunuş
femâ beket `aleyhimu-ssemâu vel'ardu vemâ kânû munżarîn.
Meal (Diyanet)
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
30
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
Okunuş
velekad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmuhîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
31
مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
32
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velekadi-ḫternâhum `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
33
وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ
Okunuş
veâteynâhum mine-l'âyâti mâ fîhi belâum mubîn.
Meal (Diyanet)
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
Okunuş
inne hâulâi leyekûlûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
35
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
Okunuş
in hiye illâ mevtetune-l'ûlâ vemâ nahnu bimunşerîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
36
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
fe'tû biâbâinâ in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
37
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
Okunuş
ehum ḫayrun em kavmu tubbe`iv velleẕîne min kablihim. ehleknâhum. innehum kânû mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
38
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
Okunuş
vemâ ḫalakne-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehumâ lâ`ibîn.
Meal (Diyanet)
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
39
مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
mâ ḫalaknâhumâ illâ bilhakki velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
40
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuş
inne yevme-lfasli mîkâtuhum ecme`în.
Meal (Diyanet)
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
41
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Okunuş
yevme lâ yuğnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hum yunsarûn.
Meal (Diyanet)
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
42
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
illâ mer rahime-llâh. innehû huve-l`azîzu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
43
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
Okunuş
inne şecerate-zzekkûm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
44
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
Okunuş
ta`âmu-l'eŝîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
45
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
Okunuş
kelmuhl. yağlî fi-lbutûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
46
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
Okunuş
keğalyi-lhamîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
47
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
ḫuẕûhu fa`tilûhu ilâ sevâi-lcehîm.
Meal (Diyanet)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
48
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
Okunuş
ŝumme subbû fevka ra'sihî min `aẕâbi-lhamîm.
Meal (Diyanet)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
49
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
Okunuş
ẕuk. inneke ente-l`azîzu-lkerîm.
Meal (Diyanet)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
Okunuş
inne hâẕâ mâ kuntum bihî temterûn.
Meal (Diyanet)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
51
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ
Okunuş
inne-lmuttekîne fî mekâmin emîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
52
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Okunuş
fî cennâtiv ve`uyûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
53
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
Okunuş
yelbesûne min sundusiv veistebrakim mutekâbilîn.
Meal (Diyanet)
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ
Okunuş
keẕâlik. vezevvecnâhum bihûrin `în.
Meal (Diyanet)
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
55
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
Okunuş
yed`ûne fîhâ bikulli fâkihetin âminîn.
Meal (Diyanet)
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
56
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
lâ yeẕûkûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. vevekâhum `aẕâbe-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
57
فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
fadlem mir rabbik. ẕâlike huve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
58
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Okunuş
feinnemâ yessernâhu bilisânike le`allehum yeteẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
سُورَةُ الدُّخَانِ
· Duhân Suresi
59
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
Okunuş
fertekib innehum murtekibûn.
Meal (Diyanet)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
Okunuş
hâ-mîm.
Meal (Diyanet)
Ha, Mim.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
tenzîlu-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
3
إِنَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
inne fi-ssemâvâti vel'ardi leâyâtil lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
4
وَفِى خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَآبَّةٍ ءَايَٰتٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
Okunuş
vefî ḫalkikum vemâ yebuŝŝu min dâbbetin âyâtul likavmiy yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
5
وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن رِّزْقٍۢ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ ءَايَٰتٌۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Okunuş
vaḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ enzele-llâhu mine-ssemâi mir rizkin feahyâ bihi-l'arda ba`de mevtihâ vetasrîfi-rriyâhi âyâtul likavmiy ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
6
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَ ٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
tilke âyâtu-llâhi netlûhâ `aleyke bilhakk. febieyyi hadîŝim ba`de-llâhi veâyâtihî yu'minûn.
Meal (Diyanet)
İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
7
وَيْلٌۭ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
Okunuş
veylul likulli effâkin eŝîm.
Meal (Diyanet)
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
8
يَسْمَعُ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًۭا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا ۖ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍۢ
Okunuş
yesme`u âyâti-llâhi tutlâ `aleyhi ŝumme yusirru mustekbiran keel lem yesma`hâ. febeşşirhu bi`aẕâbin elîm.
Meal (Diyanet)
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
9
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ ءَايَٰتِنَا شَيْـًٔا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
veiẕâ `alime min âyâtinâ şey'en-tteḫaẕehâ huzuvâ. ulâike lehum `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
10
مِّن وَرَآئِهِمْ جَهَنَّمُ ۖ وَلَا يُغْنِى عَنْهُم مَّا كَسَبُوا۟ شَيْـًۭٔا وَلَا مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuş
miv verâihim cehennem. velâ yuğnî `anhum mâ kesebû şey'ev velâ me-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâ'. velehum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
11
هَٰذَا هُدًۭى ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌۭ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
Okunuş
hâẕâ hudâ. velleẕîne keferû biâyâti rabbihim lehum `aẕâbum mir riczin elîm.
Meal (Diyanet)
İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
12
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَكُمُ ٱلْبَحْرَ لِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
allâhu-lleẕî seḫḫara lekumu-lbahra litecriye-lfulku fîhi biemrihî velitebteğû min fadlihî vele`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
13
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا مِّنْهُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
veseḫḫara lekum mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi cemî`am minh. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
14
قُل لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَغْفِرُوا۟ لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ ٱللَّهِ لِيَجْزِىَ قَوْمًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
kul lilleẕîne âmenû yağfirû lilleẕîne lâ yercûne eyyâme-llâhi liyecziye kavmem bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
15
مَنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا ۖ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Okunuş
men `amile sâlihan felinefsih. vemen esâe fe`aleyhâ. ŝumme ilâ rabbikum turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
16
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
velekad âteynâ benî isrâîle-lkitâbe velhukme vennubuvvete verazaknâhum mine-ttayyibâti vefeddalnâhum `ale-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
17
وَءَاتَيْنَٰهُم بَيِّنَٰتٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْرِ ۖ فَمَا ٱخْتَلَفُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
veâteynâhum beyyinâtim mine-l'emr. feme-ḫtelefû illâ mim ba`di mâ câehumu-l`ilmu bağyem beynehum. inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
18
ثُمَّ جَعَلْنَٰكَ عَلَىٰ شَرِيعَةٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْرِ فَٱتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
ŝumme ce`alnâke `alâ şerî`atim mine-l'emri fettebi`hâ velâ tettebi` ehvâe-lleẕîne lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
19
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا۟ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا ۚ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍۢ ۖ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
innehum ley yuğnû `anke mine-llâhi şey'â. veinne-żżâlimîne ba`duhum evliyâu ba`d. vellâhu veliyyu-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
20
هَٰذَا بَصَٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
Okunuş
hâẕâ besâiru linnâsi vehudev verahmetul likavmiy yûkinûn.
Meal (Diyanet)
Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
21
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجْتَرَحُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَوَآءًۭ مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ ۚ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Okunuş
em hasibe-lleẕîne-cterahu-sseyyiâti en nec`alehum kelleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti sevâem mahyâhum vememâtuhum. sâe mâ yahkumûn.
Meal (Diyanet)
Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
22
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
veḫaleka-llâhu-ssemâvâti vel'arda bilhakki velituczâ kullu nefsim bimâ kesebet vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
23
أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍۢ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَٰوَةًۭ فَمَن يَهْدِيهِ مِنۢ بَعْدِ ٱللَّهِ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
eferaeyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâhu veedallehu-llâhu `alâ `ilmiv veḫateme `alâ sem`ihî vekalbihî vece`ale `alâ besarihî ğişâveh. femey yehdîhi mim ba`di-llâh. efelâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
24
وَقَالُوا۟ مَا هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهْرُ ۚ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
Okunuş
vekâlû mâ hiye illâ hayâtune-ddunyâ nemûtu venahyâ vemâ yuhlikunâ ille-ddehr. vemâ lehum biẕâlike min `ilmin. in hum illâ yeżunnûn.
Meal (Diyanet)
"Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
25
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtim mâ kâne huccetehum illâ en kâlu-'tû biâbâinâ in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
26
قُلِ ٱللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
kuli-llâhu yuhyîkum ŝumme yumîtukum ŝumme yecme`ukum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
27
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍۢ يَخْسَرُ ٱلْمُبْطِلُونَ
Okunuş
velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ard. veyevme tekûmu-ssâ`atu yevmeiẕiy yaḫseru-lmubtilûn.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
28
وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍۢ جَاثِيَةًۭ ۚ كُلُّ أُمَّةٍۢ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
veterâ kulle ummetin câŝiyeh. kullu ummetin tud`â ilâ kitâbihâ. elyevme tuczevne mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir."
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
29
هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
hâẕâ kitâbunâ yentiku `aleykum bilhakk. innâ kunnâ nestensiḫu mâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
"Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
30
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti feyudḫiluhum rabbuhum fî rahmetih. ẕâlike huve-lfevzu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
31
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًۭا مُّجْرِمِينَ
Okunuş
veemme-lleẕîne keferû. efelem tekun âyâtî tutlâ `aleykum festekbertum vekuntum kavmem mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi?"
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
32
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّۭا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
Okunuş
veiẕâ kîle inne va`de-llâhi hakkuv vessâ`atu lâ raybe fîhâ kultum mâ nedrî me-ssâ`atu in neżunnu illâ żannâ vemâ nahnu bimusteykinîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
33
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Okunuş
vebedâ lehum seyyietu mâ `amilû vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Meal (Diyanet)
İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
34
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Okunuş
vekîle-lyevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâẕâ veme'vâkum-nnâru vemâ lekum min nâsirîn.
Meal (Diyanet)
Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
35
ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًۭا وَغَرَّتْكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ فَٱلْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Okunuş
ẕâlikum biennekumu-tteḫaẕtum âyâti-llâhi huzuvev veğarratkumu-lhayâtu-ddunyâ. felyevme lâ yuḫracûne minhâ velâ hum yusta`tebûn.
Meal (Diyanet)
"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
36
فَلِلَّهِ ٱلْحَمْدُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
felillâhi-lhamdu rabbi-ssemâvâti verabbi-l'ardi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
سُورَةُ الجَاثِيَةِ
· Câsiye Suresi
37
وَلَهُ ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Okunuş
velehu-lkibriyâu fi-ssemâvâti vel'ard. vehuve-l`azîzu-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir.