📖 Cüz 18
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
kad efleha-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Müminler saadete ermişlerdir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
2
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ
Okunuş
elleẕîne hum fî salâtihim ḫâşi`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlar namazda huşu içindedirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
3
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Okunuş
velleẕîne hum `ani-llağvi mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
4
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ
Okunuş
velleẕîne hum lilzekâti fâ`ilûn.
Meal (Diyanet)
Onlar zekatlarını verirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
5
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
Okunuş
velleẕîne hum lifurûcihim hâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
6
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Okunuş
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum feinnehum ğayru melûmîn.
Meal (Diyanet)
Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
7
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Okunuş
femeni-bteğâ verâe ẕâlike feulâike humu-l`âdûn.
Meal (Diyanet)
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
8
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Okunuş
velleẕîne hum liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
9
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Okunuş
velleẕîne hum `alâ salevâtihim yuhâfiżûn.
Meal (Diyanet)
Namazlarına riayet ederler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
10
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ
Okunuş
ulâike humu-lvâriŝûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
11
ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍۢ مِّن طِينٍۢ
Okunuş
velekad ḫalakne-l'insâne min sulâletim min tîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
13
ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةًۭ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍۢ
Okunuş
ŝumme ce`alnâhu nutfeten fî karârim mekîn.
Meal (Diyanet)
Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
14
ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًۭا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًۭا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ
Okunuş
ŝumme ḫalakne-nnutfete `alekaten feḫalakne-l`alekate mudğaten feḫalakne-lmudğate `iżâmen fekesevne-l`iżâme lahmâ. ŝumme enşe'nâhu ḫalkan âḫar. fetebârake-llâhu ahsenu-lḫâlikîn.
Meal (Diyanet)
Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
15
ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ
Okunuş
ŝumme innekum ba`de ẕâlike lemeyyitûn.
Meal (Diyanet)
Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
16
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ
Okunuş
ŝumme innekum yevme-lkiyâmeti tub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ
Okunuş
velekad ḫalaknâ fevkakum seb`a tarâik. vemâ kunnâ `ani-lḫalki ğâfilîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
18
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ
Okunuş
veenzelnâ mine-ssemâi mâem bikaderin feeskennâhu fi-l'ard. veinnâ `alâ ẕehâbim bihî lekâdirûn.
Meal (Diyanet)
Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
19
فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
feenşe'nâ lekum bihî cennâtim min neḫîliv vea`nâb. lekum fîhâ fevâkihu keŝîratuv veminhâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
20
وَشَجَرَةًۭ تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍۢ لِّلْءَاكِلِينَ
Okunuş
veşeceraten taḫrucu min tûri seynâe tembutu bidduhni vesibğil lil'âkilîn.
Meal (Diyanet)
Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
21
وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةًۭ ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Okunuş
veinne lekum fi-l'en`âmi le`ibrah. nuskîkum mimmâ fî butûnihâ velekum fîhâ menâfi`u keŝîratuv veminhâ te'kulûn.
Meal (Diyanet)
Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
Okunuş
ve`aleyhâ ve`ale-lfulki tuhmelûn.
Meal (Diyanet)
Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
23
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fekâle yâ kavmi-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. efelâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
24
فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةًۭ مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
fekâle-lmeleu-lleẕîne keferû min kavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlukum yurîdu ey yetefeddale `aleykum. velev şâe-llâhu leenzele melâikeh. mâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
25
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌۭ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Okunuş
in huve illâ raculum bihî cinnetun feterabbesû bihî hattâ hîn.
Meal (Diyanet)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
26
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
Okunuş
kâle rabbi-nsurnî bimâ keẕẕebûn.
Meal (Diyanet)
Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
27
فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّۢ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
Okunuş
feevhaynâ ileyhi eni-sne`i-lfulke bia`yuninâ vevahyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru fesluk fîhâ min kullin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeka `aleyhi-lkavlu minhum. velâ tuḫâtibnî fi-lleẕîne żalemû. innehum muğrakûn.
Meal (Diyanet)
Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
28
فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
feiẕe-steveyte ente vemem me`ake `ale-lfulki fekuli-lhamdu lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
29
وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًۭا مُّبَارَكًۭا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ
Okunuş
vekur rabbi enzilnî munzelem mubârakev veente ḫayru-lmunzilîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
30
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
Okunuş
inne fî ẕâlike leâyâtiv vein kunnâ lemubtelîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
31
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme enşe'nâ mim ba`dihim karnen âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Bunların ardından başka nesiller varettik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
32
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
feerselnâ fîhim rasûlem minhum eni-`budu-llâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh. efelâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
33
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Okunuş
vekâle-lmeleu min kavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû bilikâi-l'âḫirati veetrafnâhum fi-lhayâti-ddunyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlukum ye'kulu mimmâ te'kulûne minhu veyeşrabu mimmâ teşrabûn.
Meal (Diyanet)
Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
34
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًۭا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًۭا لَّخَٰسِرُونَ
Okunuş
velein eta`tum beşeram miŝlekum innekum iẕel leḫâsirûn.
Meal (Diyanet)
"Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
35
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ
Okunuş
eye`idukum ennekum iẕâ mittum vekuntum turâbev ve`iżâmen ennekum muḫracûn.
Meal (Diyanet)
"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
36
۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
Okunuş
heyhâte heyhâte limâ tû`adûn.
Meal (Diyanet)
"Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
37
إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
Okunuş
in hiye illâ hayâtune-ddunyâ nemûtu venahyâ vemâ nahnu bimeb`ûŝîn.
Meal (Diyanet)
"Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
38
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ
Okunuş
in huve illâ raculun-fterâ `ale-llâhi keẕibev vemâ nahnu lehû bimu'minîn.
Meal (Diyanet)
"Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
39
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
Okunuş
kâle rabbi-nsurnî bimâ keẕẕebûn.
Meal (Diyanet)
O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
40
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍۢ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ
Okunuş
kâle `ammâ kalîlil leyusbihunne nâdimîn.
Meal (Diyanet)
Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
41
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءًۭ ۚ فَبُعْدًۭا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
feeḫaẕethumu-ssayhatu bilhakki fece`alnâhum ğuŝââ. febu`del lilkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
42
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ
Okunuş
ŝumme enşe'nâ mim ba`dihim kurûnen âḫarîn.
Meal (Diyanet)
Ardlarından başka nesiller varettik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
43
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
Okunuş
mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
44
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةًۭ رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًۭا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًۭا لِّقَوْمٍۢ لَّا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
ŝumme erselnâ rusulenâ tetrâ. kullemâ câe ummeter rasûluhâ keẕẕebûhu feetba`nâ ba`dahum ba`dav vece`alnâhum ehâdîŝ. febu`del likavmil lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
45
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
ŝumme erselnâ mûsâ veeḫâhu hârûne biâyâtinâ vesultânim mubîn.
Meal (Diyanet)
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
46
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ
Okunuş
ilâ fir`avne vemeleihî festekberû vekânû kavmen `âlîn.
Meal (Diyanet)
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
47
فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ
Okunuş
fekâlû enu'minu libeşerayni miŝlinâ vekavmuhumâ lenâ `âbidûn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
48
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ
Okunuş
fekeẕẕebûhumâ fekânû mine-lmuhlekîn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
49
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Okunuş
velekad âteynâ mûse-lkitâbe le`allehum yehtedûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
50
وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةًۭ وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍۢ ذَاتِ قَرَارٍۢ وَمَعِينٍۢ
Okunuş
vece`alne-bne meryeme veummehû âyetev veâveynâhumâ ilâ rabvetin ẕâti karâriv veme`în.
Meal (Diyanet)
Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
51
يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-rrusulu kulû mine-ttayyibâti va`melû sâlihâ. innî bimâ ta`melûne `alîm.
Meal (Diyanet)
Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
52
وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ
Okunuş
veinne hâẕihî ummetukum ummetev vâhidetev veenâ rabbukum fettekûn.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
53
فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًۭا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Okunuş
fetekatta`û emrahum beynehum zuburâ. kullu hizbim bimâ ledeyhim ferihûn.
Meal (Diyanet)
Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
54
فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Okunuş
feẕerhum fî ğamratihim hattâ hîn.
Meal (Diyanet)
Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
55
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍۢ وَبَنِينَ
Okunuş
eyahsebûne ennemâ numidduhum bihî mim mâliv vebenîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
56
نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ
Okunuş
nusâri`u lehum fi-lḫayrât. bel lâ yeş`urûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
57
إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne hum min ḫaşyeti rabbihim muşfikûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
58
وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
Okunuş
velleẕîne hum biâyâti rabbihim yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
59
وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ
Okunuş
velleẕîne hum birabbihim lâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
60
وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ
Okunuş
velleẕîne yu'tûne mâ âtev vekulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râci`ûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
61
أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ
Okunuş
ulâike yusâri`ûne fi-lḫayrâti vehum lehâ sâbikûn.
Meal (Diyanet)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
62
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌۭ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
velâ nukellifu nefsen illâ vus`ahâ veledeynâ kitâbuy yentiku bilhakki vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
63
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌۭ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ
Okunuş
bel kulûbuhum fî ğamratim min hâẕâ velehum a`mâlum min dûni ẕâlike hum lehâ `âmilûn.
Meal (Diyanet)
Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
64
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ eḫaẕnâ mutrafîhim bil`aẕâbi iẕâ hum yec'erûn.
Meal (Diyanet)
Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
65
لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ
Okunuş
lâ tec'eru-lyevme innekum minnâ lâ tunsarûn.
Meal (Diyanet)
Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
66
قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ
Okunuş
kad kânet âyâtî tutlâ `aleykum fekuntum `alâ a`kâbikum tenkisûn.
Meal (Diyanet)
"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
67
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًۭا تَهْجُرُونَ
Okunuş
mustekbirîne bih. sâmiran tehcurûn.
Meal (Diyanet)
"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
68
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
efelem yeddebberu-lkavle em câehum mâ lem ye'ti âbâehumu-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
69
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
Okunuş
em lem ya`rifû rasûlehum fehum lehû munkirûn.
Meal (Diyanet)
Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
70
أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ
Okunuş
em yekûlûne bihî cinneh. bel câehum bilhakki veekŝeruhum lilhakki kârihûn.
Meal (Diyanet)
Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
71
وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
velevi-ttebe`a-lhakku ehvâehum lefesedeti-ssemâvâtu vel'ardu vemen fîhinn. bel eteynâhum biẕikrihim fehum `an ẕikrihim mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
72
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًۭا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Okunuş
em tes'eluhum ḫarcen feḫarâcu rabbike ḫayr. vehuve ḫayru-rrâzikîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
73
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
veinneke leted`ûhum ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
74
وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ
Okunuş
veinne-lleẕîne lâ yu'minûne bil'âḫirati `ani-ssirâti lenâkibûn.
Meal (Diyanet)
Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
75
۞ وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّۢ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
velev rahimnâhum vekeşefnâ mâ bihim min durril leleccû fî tuğyânihim ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
76
وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
Okunuş
velekad eḫaẕnâhum bil`aẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yetedarra`ûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
77
حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا ذَا عَذَابٍۢ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
Okunuş
hattâ iẕâ fetahnâ `aleyhim bâben ẕâ `aẕâbin şedîdin iẕâ hum fîhi mublisûn.
Meal (Diyanet)
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
78
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî enşee lekumu-ssem`a vel'ebsâra vel'ef'ideh. kalîlem mâ teşkurûn.
Meal (Diyanet)
Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
79
وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî ẕera'ekum fi-l'ardi veileyhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
80
وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
vehuve-lleẕî yuhyî veyumîtu velehu-ḫtilâfu-lleyli vennehâr. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
81
بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ
Okunuş
bel kâlû miŝle mâ kâle-l'evvelûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
82
قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Okunuş
kâlû eiẕâ mitnâ vekunnâ turâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Meal (Diyanet)
Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
83
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Okunuş
lekad vu`idnâ nahnu veâbâunâ hâẕâ min kablu in hâẕâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Meal (Diyanet)
Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
84
قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
kul limeni-l'ardu vemen fîhâ in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
85
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
seyekûlûne lillâh. kul efelâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
86
قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
kul mer rabbu-ssemâvâti-sseb`i verabbu-l`arşi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
"Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
87
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
seyekûlûne lillâh. kul efelâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
88
قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
kul mem biyedihî melekûtu kulli şey'iv vehuve yucîru velâ yucâru `aleyhi in kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
89
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ
Okunuş
seyekûlûne lillâh. kul feennâ tusharûn.
Meal (Diyanet)
"Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
90
بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
bel eteynâhum bilhakki veinnehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
91
مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍۢ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ ۚ إِذًۭا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Okunuş
me-tteḫaẕe-llâhu miv velediv vemâ kâne me`ahû min ilâhin iẕel leẕehebe kullu ilâhim bimâ ḫaleka vele`alâ ba`duhum `alâ ba`d. subhâne-llâhi `ammâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
92
عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
`âlimi-lğaybi veşşehâdeti fete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
93
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ
Okunuş
kur rabbi immâ turiyennî mâ yû`adûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
94
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
rabbi felâ tec`alnî fi-lkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
95
وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ
Okunuş
veinnâ `alâ en nuriyeke mâ ne`iduhum lekâdirûn.
Meal (Diyanet)
Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
96
ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
Okunuş
idfa` billetî hiye ahsenu-sseyyieh. nahnu a`lemu bimâ yesifûn.
Meal (Diyanet)
Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
97
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ
Okunuş
vekur rabbi e`ûẕu bike min hemezâti-şşeyâtîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
98
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
Okunuş
vee`ûẕu bike rabbi ey yahdurûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
99
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ
Okunuş
hattâ iẕâ câe ehadehumu-lmevtu kâle rabbi-rci`ûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
100
لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًۭا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Okunuş
le`allî a`melu sâlihan fîmâ teraktu kellâ. innehâ kelimetun huve kâiluhâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yub`aŝûn.
Meal (Diyanet)
Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
101
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ
Okunuş
feiẕâ nufiḫa fi-ssûri felâ ensâbe beynehum yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.
Meal (Diyanet)
Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
102
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
femen ŝekulet mevâzînuhû feulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
103
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ
Okunuş
vemen ḫaffet mevâzînuhû feulâike-lleẕîne ḫasirû enfusehum fî cehenneme ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
104
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ
Okunuş
telfehu vucûhehumu-nnâru vehum fîhâ kâlihûn.
Meal (Diyanet)
Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
105
أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Okunuş
elem tekun âyâtî tutlâ `aleykum fekuntum bihâ tukeẕẕibûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
106
قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًۭا ضَآلِّينَ
Okunuş
kâlû rabbenâ ğalebet `aleynâ şikvetunâ vekunnâ kavmen dâllîn.
Meal (Diyanet)
Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
107
رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ
Okunuş
rabbenâ aḫricnâ minhâ fein `udnâ feinnâ żâlimûn.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
108
قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
Okunuş
kâle-ḫseû fîhâ velâ tukellimûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
109
إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌۭ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
innehû kâne ferîkum min `ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fağfir lenâ verhamnâ veente ḫayru-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
110
فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ
Okunuş
fetteḫaẕtumûhum siḫriyyen hattâ ensevkum ẕikrî vekuntum minhum tadhakûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
111
إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
Okunuş
innî cezeytuhumu-lyevme bimâ saberû ennehum humu-lfâizûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
112
قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
Okunuş
kâle kem lebiŝtum fi-l'ardi `adede sinîn.
Meal (Diyanet)
Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
113
قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۢ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ
Okunuş
kâlû lebiŝnâ yevmen ev ba`da yevmin fes'eli-l`âddîn.
Meal (Diyanet)
"Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
114
قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuş
kâle il lebiŝtum illâ kalîlel lev ennekum kuntum ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
115
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًۭا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
Okunuş
efehasibtum ennemâ ḫalaknâkum `abeŝev veennekum ileynâ lâ turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
116
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ
Okunuş
fete`âle-llâhu-lmeliku-lhakk. lâ ilâhe illâ hû. rabbu-l`arşi-lkerîm.
Meal (Diyanet)
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
117
وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ
Okunuş
vemey yed`u me`a-llâhi ilâhen âḫara lâ burhâne lehû bihî feinnemâ hisâbuhû `inde rabbih. innehû lâ yuflihu-lkâfirûn.
Meal (Diyanet)
Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.
سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
· Mü'minûn Suresi
118
وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
Okunuş
vekur rabbi-ğfir verham veente ḫayru-rrâhimîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سُورَةٌ أَنزَلْنَٰهَا وَفَرَضْنَٰهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَآ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
sûratun enzelnâhâ veferadnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtim beyyinâtil le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Bu, indirip, hükümlerini kesinleştirdiğimiz suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
2
ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِى فَٱجْلِدُوا۟ كُلَّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا مِا۟ئَةَ جَلْدَةٍۢ ۖ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌۭ فِى دِينِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَآئِفَةٌۭ مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
ezzâniyetu vezzânî feclidû kulle vâhidim minhumâ miete celdeh. velâ te'ḫuẕkum bihimâ ra'fetun fî dîni-llâhi in kuntum tu'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. velyeşhed `aẕâbehumâ tâifetum mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
3
ٱلزَّانِى لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةًۭ وَٱلزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَآ إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌۭ ۚ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
ezzânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşrikeh. vezzâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik. vehurrime ẕâlike `ale-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
4
وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا۟ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجْلِدُوهُمْ ثَمَٰنِينَ جَلْدَةًۭ وَلَا تَقْبَلُوا۟ لَهُمْ شَهَٰدَةً أَبَدًۭا ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
velleẕîne yermûne-lmuhsenâti ŝumme lem ye'tû bierbe`ati şuhedâe feclidûhum ŝemânîne celdetev velâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ. veulâike humu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
5
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
ille-lleẕîne tâbû mim ba`di ẕâlike veaslehû. feinne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bunun dışındadır. Şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
6
وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَٰجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمْ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَٰدَٰتٍۭ بِٱللَّهِ ۙ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
velleẕîne yermûne ezvâcehum velem yekul lehum şuhedâu illâ enfusuhum feşehâdetu ehadihim erbe`u şehâdâtim billâhi innehû lemine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
7
وَٱلْخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
velḫâmisetu enne la`nete-llâhi `aleyhi in kâne mine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
8
وَيَدْرَؤُا۟ عَنْهَا ٱلْعَذَابَ أَن تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَٰدَٰتٍۭ بِٱللَّهِ ۙ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Okunuş
veyedrau `anhe-l`aẕâbe en teşhede erbe`a şehâdâtim billâhi innehû lemine-lkâẕibîn.
Meal (Diyanet)
Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
9
وَٱلْخَٰمِسَةَ أَنَّ غَضَبَ ٱللَّهِ عَلَيْهَآ إِن كَانَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
velḫâmisete enne ğadabe-llâhi `aleyhâ in kâne mine-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
10
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
Okunuş
velevlâ fadlu-llâhi `aleykum verahmetuhû veenne-llâhe tevvâbun hakîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakim olmasaydı suçlunun hemen cezasını verirdi.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
11
إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلْإِفْكِ عُصْبَةٌۭ مِّنكُمْ ۚ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّۭا لَّكُم ۖ بَلْ هُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۚ لِكُلِّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُم مَّا ٱكْتَسَبَ مِنَ ٱلْإِثْمِ ۚ وَٱلَّذِى تَوَلَّىٰ كِبْرَهُۥ مِنْهُمْ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne câû bil'ifki `usbetum minkum. lâ tahsebûhu şerral lekum. bel huve ḫayrul lekum. likulli-mriim minhum me-ktesebe mine-l'iŝm. velleẕî tevellâ kibrahû minhum lehû `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
12
لَّوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًۭا وَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِفْكٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
levlâ iẕ semi`tumûhu żanne-lmu'minûne velmu'minâtu bienfusihim ḫayrav vekâlû hâẕâ ifkum mubîn.
Meal (Diyanet)
Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
13
لَّوْلَا جَآءُو عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَآءَ ۚ فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا۟ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ
Okunuş
levlâ câû `aleyhi bierbe`ati şuhedâ'. feiẕ lem ye'tû bişşuhedâi feulâike `inde-llâhi humu-lkâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar, şahit getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
14
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِى مَآ أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuş
velevlâ fadlu-llâhi `aleykum verahmetuhû fi-ddunyâ vel'âḫirati lemessekum fî mâ efadtum fîhi `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
15
إِذْ تَلَقَّوْنَهُۥ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِۦ عِلْمٌۭ وَتَحْسَبُونَهُۥ هَيِّنًۭا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمٌۭ
Okunuş
iẕ telekkavnehû bielsinetikum vetekûlûne biefvâhikum mâ leyse lekum bihî `ilmuv vetahsebûnehû heyyinâ. vehuve `inde-llâhi `ażîm.
Meal (Diyanet)
Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz, oysa Allah katında önemi büyüktü.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
16
وَلَوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبْحَٰنَكَ هَٰذَا بُهْتَٰنٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
velevlâ iẕ semi`tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bihâẕâ. subhâneke hâẕâ buhtânun `ażîm.
Meal (Diyanet)
O'nu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
17
يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُوا۟ لِمِثْلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
ye`iżukumu-llâhu en te`ûdû limiŝlihî ebeden in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Eğer mümin kişilerdenseniz, Allah buna benzer bir şeye bir daha dönmemenizi tavsiye eder.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
18
وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Okunuş
veyubeyyinu-llâhu lekumu-l'âyât. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Allah size ayetleri açıkça bildirir. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
19
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلْفَٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne yuhibbûne en teşî`a-lfâhişetu fi-lleẕîne âmenû lehum `aẕâbun elîmun fi-ddunyâ vel'âḫirah. vellâhu ya`lemu veentum lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
20
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
velevlâ fadlu-llâhi `aleykum verahmetuhû veenne-llâhe raûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezanızı verirdi.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
21
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۚ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًۭا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tettebi`û ḫutuvâti-şşeytân. vemey yettebi` ḫutuvâti-şşeytâni feinnehû ye'muru bilfahşâi velmunker. velevlâ fadlu-llâhi `aleykum verahmetuhû mâ zekâ minkum min ehadin ebedev velâkinne-llâhe yuzekkî mey yeşâ'. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
22
وَلَا يَأْتَلِ أُو۟لُوا۟ ٱلْفَضْلِ مِنكُمْ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤْتُوٓا۟ أُو۟لِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ وَلْيَعْفُوا۟ وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
velâ ye'teli ulu-lfadli minkum vesse`ati ey yu'tû uli-lkurbâ velmesâkîne velmuhâcirîne fî sebîli-llâh. velya`fû velyasfehû. elâ tuhibbûne ey yağfira-llâhu lekum. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
23
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ٱلْغَٰفِلَٰتِ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ لُعِنُوا۟ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne yermûne-lmuhsenâti-lğâfilâti-lmu'minâti lu`inû fi-ddunyâ vel'âḫirah. velehum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
24
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
yevme teşhedu `aleyhim elsinetuhum veeydîhim veerculuhum bimâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
25
يَوْمَئِذٍۢ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
yevmeiẕiy yuveffîhimu-llâhu dînehumu-lhakka veya`lemûne enne-llâhe huve-lhakku-lmubîn.
Meal (Diyanet)
O gün, Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir. Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
26
ٱلْخَبِيثَٰتُ لِلْخَبِيثِينَ وَٱلْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَٰتِ ۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَ ۖ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ
Okunuş
elḫabîŝâtu lilḫabîŝîne velḫabîŝûne lilḫabîŝât. vettayyibâtu littayyibîne vettayyibûne littayyibât. ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn. lehum mağfiratuv verizkun kerîm.
Meal (Diyanet)
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Bunlar, onların söylediklerinden uzaktırlar. İşte bunlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
27
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَدْخُلُوا۟ بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّىٰ تَسْتَأْنِسُوا۟ وَتُسَلِّمُوا۟ عَلَىٰٓ أَهْلِهَا ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tedḫulû buyûten ğayra buyûtikum hattâ teste'nisû vetusellimû `alâ ehlihâ. ẕâlikum ḫayrul lekum le`allekum teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
28
فَإِن لَّمْ تَجِدُوا۟ فِيهَآ أَحَدًۭا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّىٰ يُؤْذَنَ لَكُمْ ۖ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ٱرْجِعُوا۟ فَٱرْجِعُوا۟ ۖ هُوَ أَزْكَىٰ لَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ
Okunuş
feil lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedḫulûhâ hattâ yu'ẕene lekum. vein kîle lekumu-rci`û ferci`û huve ezkâ lekum. vellâhu bimâ ta`melûne `alîm.
Meal (Diyanet)
Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size "Dönün" denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı bilir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
29
لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا۟ بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍۢ فِيهَا مَتَٰعٌۭ لَّكُمْ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Okunuş
leyse `aleykum cunâhun en tedḫulû buyûten ğayra meskûnetin fîhâ metâ`ul lekum. vellâhu ya`lemu mâ tubdûne vemâ tektumûn.
Meal (Diyanet)
İçinde malınız bulunan boş evlere girmenizde bir sorumluluk yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
30
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا۟ مِنْ أَبْصَٰرِهِمْ وَيَحْفَظُوا۟ فُرُوجَهُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَزْكَىٰ لَهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا يَصْنَعُونَ
Okunuş
kul lilmu'minîne yeğuddû min ebsârihim veyahfeżû furûcehum. ẕâlike ezkâ lehum. inne-llâhe ḫabîrum bimâ yasne`ûn.
Meal (Diyanet)
Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
31
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَٰتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَٰرِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا ۖ وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ ۖ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ ءَابَآئِهِنَّ أَوْ ءَابَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَآئِهِنَّ أَوْ أَبْنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَٰنِهِنَّ أَوْ بَنِىٓ إِخْوَٰنِهِنَّ أَوْ بَنِىٓ أَخَوَٰتِهِنَّ أَوْ نِسَآئِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُنَّ أَوِ ٱلتَّٰبِعِينَ غَيْرِ أُو۟لِى ٱلْإِرْبَةِ مِنَ ٱلرِّجَالِ أَوِ ٱلطِّفْلِ ٱلَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا۟ عَلَىٰ عَوْرَٰتِ ٱلنِّسَآءِ ۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ ۚ وَتُوبُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
vekul lilmu'minâti yağdudne min ebsârihinne veyahfażne furûcehunne velâ yubdîne zînetehunne illâ mâ żahera minhâ velyadribne biḫumurihinne `alâ cuyûbihinn. velâ yubdîne zînetehunne illâ libu`ûletihinne ev âbâihinne ev âbâi bu`ûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi bu`ûletihinne ev iḫvânihinne ev benî iḫvânihinne ev benî eḫavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi-ttâbi`îne ğayri uli-l'irbeti mine-rricâli evi-ttifli-lleẕîne lem yażherû `alâ `avrati-nnisâ'. velâ yadribne bierculihinne liyu`leme mâ yuḫfîne min zînetihinn. vetûbû ile-llâhi cemî`an eyyuhe-lmu'minûne le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
32
وَأَنكِحُوا۟ ٱلْأَيَٰمَىٰ مِنكُمْ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَآئِكُمْ ۚ إِن يَكُونُوا۟ فُقَرَآءَ يُغْنِهِمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
venkihu-l'eyâmâ minkum vessâlihîne min `ibâdikum veimâikum. iy yekûnû fukarâe yuğnîhimu-llâhu min fadlih. vellâhu vâsi`un `alîm.
Meal (Diyanet)
İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
33
وَلْيَسْتَعْفِفِ ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّىٰ يُغْنِيَهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۗ وَٱلَّذِينَ يَبْتَغُونَ ٱلْكِتَٰبَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًۭا ۖ وَءَاتُوهُم مِّن مَّالِ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ ءَاتَىٰكُمْ ۚ وَلَا تُكْرِهُوا۟ فَتَيَٰتِكُمْ عَلَى ٱلْبِغَآءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًۭا لِّتَبْتَغُوا۟ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ مِنۢ بَعْدِ إِكْرَٰهِهِنَّ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
velyesta`fifi-lleẕîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yuğniyehumu-llâhu min fadlih. velleẕîne yebteğûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânukum fekâtibûhum in `alimtum fîhim ḫayrâ. veâtûhum mim mâli-llâhi-lleẕî âtâkum. velâ tukrihû feteyâtikum `ale-lbiğâi in eradne tehassunel litebteğû `arada-lhayâti-ddunyâ. vemey yukrihhunne feinne-llâhe mim ba`di ikrâhihinne ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfü ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah hiç şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
34
وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ ءَايَٰتٍۢ مُّبَيِّنَٰتٍۢ وَمَثَلًۭا مِّنَ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةًۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuş
velekad enzelnâ ileykum âyâtim mubeyyinâtiv vemeŝelem mine-lleẕîne ḫalev min kablikum vemev`iżatel lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
35
۞ ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشْكَوٰةٍۢ فِيهَا مِصْبَاحٌ ۖ ٱلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ ۖ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌۭ دُرِّىٌّۭ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍۢ زَيْتُونَةٍۢ لَّا شَرْقِيَّةٍۢ وَلَا غَرْبِيَّةٍۢ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىٓءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۭ ۚ نُّورٌ عَلَىٰ نُورٍۢ ۗ يَهْدِى ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَٰلَ لِلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Okunuş
allâhu nûru-ssemâvâti vel'ard. meŝelu nûrihî kemişkâtin fîhâ misbâh. elmisbâhu fî zucâceh. ezzucâcetu keennehâ kevkebun durriyyuy yûkadu min şeceratim mubâraketin zeytûnetil lâ şerkiyyetiv velâ ğarbiyyetiy yekâdu zeytuhâ yudîu velev lem temseshu nârun. nûrun `alâ nûr. yehdi-llâhu linûrihî mey yeşâ'. veyadribu-llâhu-l'emŝâle linnâs. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
36
فِى بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْءَاصَالِ
Okunuş
fî buyûtin eẕine-llâhu en turfe`a veyuẕkera fîhe-smuhû yusebbihu lehû fîhâ bilğuduvvi vel'esâl.
Meal (Diyanet)
Allah'ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tesbih ederler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
37
رِجَالٌۭ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَٰرَةٌۭ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ ۙ يَخَافُونَ يَوْمًۭا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَٰرُ
Okunuş
ricâlul lâ tulhîhim ticâratuv velâ bey`un `an ẕikri-llâhi veikâmi-ssalâti veîtâi-zzekâti yeḫâfûne yevmen tetekallebu fîhi-lkulûbu vel'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
38
لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Okunuş
liyecziyehumu-llâhu ahsene mâ `amilû veyezîdehum min fadlih. vellâhu yerzuku mey yeşâu biğayri hisâb.
Meal (Diyanet)
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
39
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَعْمَٰلُهُمْ كَسَرَابٍۭ بِقِيعَةٍۢ يَحْسَبُهُ ٱلظَّمْـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًۭٔا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥ ۗ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
velleẕîne keferû a`mâluhum keserâbim bikî`atiy yahsebuhu-żżam'ânu mââ. hattâ iẕâ câehû lem yecidhu şey'ev vevecede-llâhe `indehû feveffâhu hisâbeh. vellâhu serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
40
أَوْ كَظُلُمَٰتٍۢ فِى بَحْرٍۢ لُّجِّىٍّۢ يَغْشَىٰهُ مَوْجٌۭ مِّن فَوْقِهِۦ مَوْجٌۭ مِّن فَوْقِهِۦ سَحَابٌۭ ۚ ظُلُمَٰتٌۢ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَآ أَخْرَجَ يَدَهُۥ لَمْ يَكَدْ يَرَىٰهَا ۗ وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورًۭا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ
Okunuş
ev keżulumâtin fî bahril lucciyyiy yağşâhu mevcum min fevkihî mevcum min fevkihî sehâb. żulumâtum ba`duhâ fevka ba`d. iẕâ aḫrace yedehû lem yeked yerâhâ. vemel lem yec`ali-llâhu lehû nûran femâ lehû min nûr.
Meal (Diyanet)
Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
41
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلطَّيْرُ صَٰٓفَّٰتٍۢ ۖ كُلٌّۭ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسْبِيحَهُۥ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِمَا يَفْعَلُونَ
Okunuş
elem tera enne-llâhe yusebbihu lehû men fi-ssemâvâti vel'ardi vettayru sâffât. kullun kad `alime salâtehû vetesbîhah. vellâhu `alîmum bimâ yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
42
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ard. veile-llâhi-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
43
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزْجِى سَحَابًۭا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُۥ ثُمَّ يَجْعَلُهُۥ رُكَامًۭا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالٍۢ فِيهَا مِنۢ بَرَدٍۢ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصْرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُ ۖ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِۦ يَذْهَبُ بِٱلْأَبْصَٰرِ
Okunuş
elem tera enne-llâhe yuzcî sehâben ŝumme yu'ellifu beynehû ŝumme yec`aluhû rukâmen fetere-lvedka yaḫrucu min ḫilâlih. veyunezzilu mine-ssemâi min cibâlin fîhâ mim beradin feyusîbu bihî mey yeşâu veyasrifuhû `am mey yeşâ'. yekâdu senâ berkihî yeẕhebu bil'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
44
يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ
Okunuş
yukallibu-llâhu-lleyle vennehâr. inne fî ẕâlike le`ibratel liuli-l'ebsâr.
Meal (Diyanet)
Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, görebilenler için bunda ibretler vardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
45
وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةٍۢ مِّن مَّآءٍۢ ۖ فَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ بَطْنِهِۦ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰٓ أَرْبَعٍۢ ۚ يَخْلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
vellâhu ḫaleka kulle dâbbetim mim mâ'. feminhum mey yemşî `alâ batnih. veminhum mey yemşî `alâ ricleyn. veminhum mey yemşî `alâ erba`. yaḫluku-llâhu mâ yeşâ'. inne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır, Allah şüphesiz herşeye Kadir'dir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
46
لَّقَدْ أَنزَلْنَآ ءَايَٰتٍۢ مُّبَيِّنَٰتٍۢ ۚ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
lekad enzelnâ âyâtim mubeyyinât. vellâhu yehdî mey yeşâu ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, açıklayıcı ayetler indirmişizdir. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
47
وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌۭ مِّنْهُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ ۚ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veyekûlûne âmennâ billâhi vebirrasûli veeta`nâ ŝumme yetevellâ ferîkum minhum mim ba`di ẕâlik. vemâ ulâike bilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Münafıklar: "Allah'a ve Peygamber'e inandık, itaat ettik" derler; sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
48
وَإِذَا دُعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌۭ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ
Okunuş
veiẕâ du`û ile-llâhi verasûlihî liyahkume beynehum iẕâ ferîkum minhum mu`ridûn.
Meal (Diyanet)
Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları zaman, bir takımı hemen yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
49
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلْحَقُّ يَأْتُوٓا۟ إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ
Okunuş
veiy yekul lehumu-lhakku ye'tû ileyhi muẕ`inîn.
Meal (Diyanet)
Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
50
أَفِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ٱرْتَابُوٓا۟ أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۥ ۚ بَلْ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
efî kulûbihim meradun emi-rtâbû em yeḫâfûne ey yehîfe-llâhu `aleyhim verasûluh. bel ulâike humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphelenmişler midir, yahut Allah'ın ve Peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır; onlar sadece zalimdirler.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
51
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
innemâ kâne kavle-lmu'minîne iẕâ du`û ile-llâhi verasûlihî liyahkume beynehum ey yekûlû semi`nâ veeta`nâ. veulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
52
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخْشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
Okunuş
vemey yuti`i-llâhe verasûlehû veyaḫşe-llâhe veyettakhi feulâike humu-lfâizûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a ve Peygambere itaat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
53
۞ وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ ۖ قُل لَّا تُقْسِمُوا۟ ۖ طَاعَةٌۭ مَّعْرُوفَةٌ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
veaksemû billâhi cehde eymânihim lein emertehum leyaḫrucunn. kul lâ tuksimû. tâ`atum ma`rûfeh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
54
قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ ۖ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا۟ ۚ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
Okunuş
kul etî`u-llâhe veetî`u-rrasûl. fein tevellev feinnemâ `aleyhi mâ hummile ve`aleykum mâ hummiltum. vein tutî`ûhu tehtedû. vemâ `ale-rrasûli ille-lbelâğu-lmubîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin." Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o Peygamber, kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz. Eğer O'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz, Peygambere düşen sadece, apaçık tebliğdir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
55
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ كَمَا ٱسْتَخْلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ ٱلَّذِى ٱرْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّنۢ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًۭا ۚ يَعْبُدُونَنِى لَا يُشْرِكُونَ بِى شَيْـًۭٔا ۚ وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
ve`ade-llâhu-lleẕîne âmenû minkum ve`amilu-ssâlihâti leyestaḫlifennehum fi-l'ardi keme-staḫlefe-lleẕîne min kablihim. veleyumekkinenne lehum dînehumu-lleẕi-rtedâ lehum veleyubeddilennehum mim ba`di ḫavfihim emnâ. ya`budûnenî lâ yuşrikûne bî şey'â. vemen kefera ba`de ẕâlike feulâike humu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korkularını güvene çevireceğine dair söz vermiştir. Çünkü onlar Bana kulluk eder, hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra inkar eden kimseler, işte onlar artık yoldan çıkmış olanlardır.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
56
وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
veekîmu-ssalâte veâtu-zzekâte veetî`u-rrasûle le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
57
لَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ وَلَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
lâ tahsebenne-lleẕîne keferû mu`cizîne fi-l'ard. veme'vâhumu-nnâr. velebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin, Bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanmayasın. Varacakları yer ateştir. Ne kötü dönüştür!
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
58
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا۟ ٱلْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَٰثَ مَرَّٰتٍۢ ۚ مِّن قَبْلِ صَلَوٰةِ ٱلْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعْدِ صَلَوٰةِ ٱلْعِشَآءِ ۚ ثَلَٰثُ عَوْرَٰتٍۢ لَّكُمْ ۚ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌۢ بَعْدَهُنَّ ۚ طَوَّٰفُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû liyeste'ẕinkumu-lleẕîne meleket eymânukum velleẕîne lem yebluğu-lhulûme minkum ŝelâŝe merrât. min kabli salâti-lfecri vehîne teda`ûne ŝiyâbekum mine-żżahîrati vemim ba`di salâti-l`işâ'. ŝelâŝu `avrâtil lekum. leyse `aleykum velâ `aleyhim cunâhum ba`dehunn. tavvâfûne `aleykum ba`dukum `alâ ba`d. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekumu-l'âyât. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
59
وَإِذَا بَلَغَ ٱلْأَطْفَٰلُ مِنكُمُ ٱلْحُلُمَ فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟ كَمَا ٱسْتَـْٔذَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
veiẕâ beleğa-l'atfâlu minkumu-lhulûme felyeste'ẕinû keme-ste'ẕene-lleẕîne min kablihim. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekum âyâtih. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Çocuklarınız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istediği gibi, onlar da her defasında izin istesinler. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
60
وَٱلْقَوَٰعِدُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِى لَا يَرْجُونَ نِكَاحًۭا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَٰتٍۭ بِزِينَةٍۢ ۖ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌۭ لَّهُنَّ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
velkavâ`idu mine-nnisâi-llâtî lâ yercûne nikâhan feleyse `aleyhinne cunâhun ey yeda`ne ŝiyâbehunne ğayra muteberricâtim bizîneh. veey yesta`fifne ḫayrul lehunn. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
61
لَّيْسَ عَلَى ٱلْأَعْمَىٰ حَرَجٌۭ وَلَا عَلَى ٱلْأَعْرَجِ حَرَجٌۭ وَلَا عَلَى ٱلْمَرِيضِ حَرَجٌۭ وَلَا عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا۟ مِنۢ بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ ءَابَآئِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَٰنِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَٰمِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَٰلِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَٰلَٰتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُۥٓ أَوْ صَدِيقِكُمْ ۚ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا۟ جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًۭا ۚ فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًۭا فَسَلِّمُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةًۭ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُبَٰرَكَةًۭ طَيِّبَةًۭ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
leyse `ale-l'a`mâ haracuv velâ `ale-l'a`raci haracuv velâ `ale-lmerîdi haracuv velâ `alâ enfusikum en te'kulû mim buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti iḫvânikum ev buyûti eḫavâtikum ev buyûti a`mâmikum ev buyûti `ammâtikum ev buyûti aḫvâlikum ev buyûti ḫâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkikum. leyse `aleykum cunâhun en te'kulû cemî`an ev eştâtâ. feiẕâ deḫaltum buyûten fesellimû `alâ enfusikum tehiyyetem min `indi-llâhi mubâraketen tayyibeh. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekumu-l'âyâti le`allekum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarları elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
62
إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُوا۟ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ جَامِعٍۢ لَّمْ يَذْهَبُوا۟ حَتَّىٰ يَسْتَـْٔذِنُوهُ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ۚ فَإِذَا ٱسْتَـْٔذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمُ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
inneme-lmu'minûne-lleẕîne âmenû billâhi verasûlihî veiẕâ kânû me`ahû `alâ emrin câmi`il lem yeẕhebû hattâ yeste'ẕinûh. inne-lleẕîne yeste'ẕinûneke ulâike-lleẕîne yu'minûne billâhi verasûlih. feiẕe-ste'ẕenûke liba`di şe'nihim fe'ẕel limen şi'te minhum vestağfir lehumu-llâh. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
63
لَّا تَجْعَلُوا۟ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَآءِ بَعْضِكُم بَعْضًۭا ۚ قَدْ يَعْلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذًۭا ۚ فَلْيَحْذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuş
lâ tec`alû du`âe-rrasûli beynekum kedu`âi ba`dikum ba`dâ. kad ya`lemu-llâhu-lleẕîne yetesellelûne minkum livâẕâ. felyahẕeri-lleẕîne yuḫâlifûne `an emrih en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
سُورَةُ النُّورِ
· Nûr Suresi
64
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قَدْ يَعْلَمُ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ
Okunuş
elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. kad ya`lemu mâ entum `aleyh. veyevme yurce`ûne ileyhi feyunebbiuhum bimâ `amilû. vellâhu bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Dikkat edin; göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu da, kendisine döndürüleceğiniz günü de gerçekten bilir. Onlara işlediklerini haber verir. Allah herşeyi bilir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَارَكَ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِۦ لِيَكُونَ لِلْعَٰلَمِينَ نَذِيرًا
Okunuş
tebârake-lleẕî nezzele-lfurkâne `alâ `abdihî liyekûne lil`âlemîne neẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
2
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًۭا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌۭ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍۢ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًۭا
Okunuş
elleẕî lehû mulku-ssemâvâti vel'ardi velem yetteḫiẕ veledev velem yekul lehû şerîkun fi-lmulki veḫaleka kulle şey'in fekadderahû takdîrâ.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
3
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةًۭ لَّا يَخْلُقُونَ شَيْـًۭٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرًّۭا وَلَا نَفْعًۭا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًۭا وَلَا حَيَوٰةًۭ وَلَا نُشُورًۭا
Okunuş
vetteḫaẕû min dûnihî âlihetel lâ yaḫlukûne şey'ev vehum yuḫlekûne velâ yemlikûne lienfusihim darrav velâ nef`av velâ yemlikûne mevtev velâ hayâtev velâ nuşûrâ.
Meal (Diyanet)
Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
4
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ ٱفْتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيْهِ قَوْمٌ ءَاخَرُونَ ۖ فَقَدْ جَآءُو ظُلْمًۭا وَزُورًۭا
Okunuş
vekâle-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ ifkun-fterâhu vee`ânehû `aleyhi kavmun âḫarûn. fekad câû żulmev vezûrâ.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
5
وَقَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٱكْتَتَبَهَا فَهِىَ تُمْلَىٰ عَلَيْهِ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًۭا
Okunuş
vekâlû esâtîru-l'evvelîne-ktetebehâ fehiye tumlâ `aleyhi bukratev veesîlâ.
Meal (Diyanet)
"Kuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
6
قُلْ أَنزَلَهُ ٱلَّذِى يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
kul enzelehu-lleẕî ya`lemu-ssirra fi-ssemâvâti vel'ard. innehû kâne ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
7
وَقَالُوا۟ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأْكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشِى فِى ٱلْأَسْوَاقِ ۙ لَوْلَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌۭ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا
Okunuş
vekâlû mâ lihâẕe-rrasûli ye'kulu-tta`âme veyemşî fi-l'esvâk. levlâ unzile ileyhi melekun feyekûne me`ahû neẕîrâ.
Meal (Diyanet)
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
8
أَوْ يُلْقَىٰٓ إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٌۭ يَأْكُلُ مِنْهَا ۚ وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًۭا مَّسْحُورًا
Okunuş
ev yulkâ ileyhi kenzun ev tekûnu lehû cennetuy ye'kulu minhâ. vekâle-żżâlimûne in tettebi`ûne illâ raculem meshûrâ.
Meal (Diyanet)
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
9
ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَٰلَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًۭا
Okunuş
unżur keyfe darabû leke-l'emŝâle fedallû felâ yestetî`ûne sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
10
تَبَارَكَ ٱلَّذِىٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًۭا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًۢا
Okunuş
tebârake-lleẕî in şâe ce`ale leke ḫayram min ẕâlike cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru veyec`al leke kusûrâ.
Meal (Diyanet)
Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
11
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلسَّاعَةِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا
Okunuş
bel keẕẕebû bissâ`ati vea`tednâ limen keẕẕebe bissâ`ati se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
12
إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ سَمِعُوا۟ لَهَا تَغَيُّظًۭا وَزَفِيرًۭا
Okunuş
iẕâ raethum mim mekânim be`îdin semi`û lehâ teğayyużav vezefîrâ.
Meal (Diyanet)
Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
13
وَإِذَآ أُلْقُوا۟ مِنْهَا مَكَانًۭا ضَيِّقًۭا مُّقَرَّنِينَ دَعَوْا۟ هُنَالِكَ ثُبُورًۭا
Okunuş
veiẕâ ulkû minhâ mekânen dayyikam mukarranîne de`av hunâlike ŝubûrâ.
Meal (Diyanet)
Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
14
لَّا تَدْعُوا۟ ٱلْيَوْمَ ثُبُورًۭا وَٰحِدًۭا وَٱدْعُوا۟ ثُبُورًۭا كَثِيرًۭا
Okunuş
lâ ted`u-lyevme ŝubûrav vâhidev ved`û ŝubûran keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
"Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
15
قُلْ أَذَٰلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ ٱلْخُلْدِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ ۚ كَانَتْ لَهُمْ جَزَآءًۭ وَمَصِيرًۭا
Okunuş
kul eẕâlike ḫayrun em cennetu-lḫuldi-lletî vu`ide-lmuttekûn. kânet lehum cezâev vemesîrâ.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?"
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
16
لَّهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَٰلِدِينَ ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعْدًۭا مَّسْـُٔولًۭا
Okunuş
lehum fîhâ mâ yeşâûne ḫâlidîn. kâne `alâ rabbike va`dem mes'ûlâ.
Meal (Diyanet)
Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
17
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِى هَٰٓؤُلَآءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ
Okunuş
veyevme yahşuruhum vemâ ya`budûne min dûni-llâhi feyekûlu eentum adleltum `ibâdî hâulâi em hum dallu-ssebîl.
Meal (Diyanet)
O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
18
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِى لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ نَسُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَكَانُوا۟ قَوْمًۢا بُورًۭا
Okunuş
kâlû subhâneke mâ kâne yembeğî lenâ en netteḫiẕe min dûnike min evliyâe velâkim metta`tehum veâbâehum hattâ nesu-ẕẕikr. vekânû kavmem bûrâ.
Meal (Diyanet)
Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
19
فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًۭا وَلَا نَصْرًۭا ۚ وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
fekad keẕẕebûkum bimâ tekûlûne femâ testetî`ûne sarfev velâ nasrâ. vemey yażlim minkum nuẕikhu `aẕâben kebîrâ.
Meal (Diyanet)
"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.
سُورَةُ الفُرۡقَانِ
· Furkan Suresi
20
وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِى ٱلْأَسْوَاقِ ۗ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍۢ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ ۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًۭا
Okunuş
vemâ erselnâ kableke mine-lmurselîne illâ innehum leye'kulûne-tta`âme veyemşûne fi-l'esvâk. vece`alnâ ba`dakum liba`din fitneh. etasbirûn. vekâne rabbuke besîrâ.
Meal (Diyanet)
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.