📖 Cüz 11
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
93
۞ إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَآءُ ۚ رَضُوا۟ بِأَن يَكُونُوا۟ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
inneme-ssebîlu `ale-lleẕîne yeste'ẕinûneke vehum ağniyâ'. radû biey yekûnû me`a-lḫavâlifi vetabe`a-llâhu `alâ kulûbihim fehum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
94
يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ ۚ قُل لَّا تَعْتَذِرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا ٱللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ ۚ وَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
ya`teẕirûne ileykum iẕâ raca`tum ileyhim. kul lâ ta`teẕirû len nu'mine lekum kad nebbeene-llâhu min aḫbârikum. veseyere-llâhu `amelekum verasûluhû ŝumme turaddûne ilâ `âlimi-lğaybi veşşehâdeti feyunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir."
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
95
سَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ إِذَا ٱنقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ ۖ فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ ۖ إِنَّهُمْ رِجْسٌۭ ۖ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
seyahlifûne billâhi lekum iẕe-nkalebtum ileyhim litu`ridû `anhum. fea`ridû `anhum. innehum rics. veme'vâhum cehennem. cezâem bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Döndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin; çünkü pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
96
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ ۖ فَإِن تَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَرْضَىٰ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuş
yahlifûne lekum literdav `anhum. fein terdav `anhum feinne-llâhe lâ yerdâ `ani-lkavmi-lfâsikîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size and verirler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış kimselerden razı olmaz.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
97
ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًۭا وَنِفَاقًۭا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا۟ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
el'a`râbu eşeddu kufrav venifâkav veecderu ellâ ya`lemû hudûde mâ enzele-llâhu `alâ rasûlih. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Bedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hakimdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
98
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ مَغْرَمًۭا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ ٱلدَّوَآئِرَ ۚ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Okunuş
vemine-l'a`râbi mey yetteḫiẕu mâ yunfiku mağramev veyeterabbesu bikumu-ddevâir. `aleyhim dâiratu-ssev'. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Bedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
99
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَٰتٍ عِندَ ٱللَّهِ وَصَلَوَٰتِ ٱلرَّسُولِ ۚ أَلَآ إِنَّهَا قُرْبَةٌۭ لَّهُمْ ۚ سَيُدْخِلُهُمُ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
vemine-l'a`râbi mey yu'minu billâhi velyevmi-l'âḫiri veyetteḫiẕu mâ yunfiku kurubâtin `inde-llâhi vesalevâti-rrasûl. elâ innehâ kurbetul lehum. seyudḫiluhumu-llâhu fî rahmetih. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, sarfettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
100
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَٰنٍۢ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى تَحْتَهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
vessâbikûne-l'evvelûne mine-lmuhâcirîne vel'ensâri velleẕîne-ttebe`ûhum biihsânir radiye-llâhu `anhum veradû `anhu vee`adde lehum cennâtin tecrî tahtehe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. ẕâlike-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
101
وَمِمَّنْ حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ مُنَٰفِقُونَ ۖ وَمِنْ أَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ ۖ مَرَدُوا۟ عَلَى ٱلنِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ ۖ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ ۚ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
vemimmen havlekum mine-l'a`râbi munâfikûn. vemin ehli-lmedîneti meradû `ale-nnifâki lâ ta`lemuhum. nahnu na`lemuhum. senu`aẕẕibuhum merrateyni ŝumme yuraddûne ilâ `aẕâbin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Çevrenizdeki Bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
102
وَءَاخَرُونَ ٱعْتَرَفُوا۟ بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا۟ عَمَلًۭا صَٰلِحًۭا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Okunuş
veâḫarûne-`terafû biẕunûbihim ḫaletû `amelen sâlihav veâḫara seyyiâ. `asa-llâhu ey yetûbe `aleyhim. inne-llâhe ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
103
خُذْ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ صَدَقَةًۭ تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ ۖ إِنَّ صَلَوٰتَكَ سَكَنٌۭ لَّهُمْ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
ḫuẕ min emvâlihim sadekaten tutahhiruhum vetuzekkîhim bihâ vesalli `aleyhim. inne salâteke sekenul lehum. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
104
أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَأْخُذُ ٱلصَّدَقَٰتِ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
elem ya`lemû enne-llâhe huve yakbelu-ttevbete `an `ibâdihî veye'ḫuẕu-ssadekâti veenne-llâhe huve-ttevvâbu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
105
وَقُلِ ٱعْمَلُوا۟ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
vekuli-`melû feseyere-llâhu `amelekum verasûluhû velmu'minûn. veseturaddûne ilâ `âlimi-lğaybi veşşehâdeti feyunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir."
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
106
وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ ٱللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
veâḫarûne murcevne liemri-llâhi immâ yu`aẕẕibuhum veimmâ yetûbu `aleyhim. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
107
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مَسْجِدًۭا ضِرَارًۭا وَكُفْرًۭا وَتَفْرِيقًۢا بَيْنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًۭا لِّمَنْ حَارَبَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ مِن قَبْلُ ۚ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّا ٱلْحُسْنَىٰ ۖ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Okunuş
velleẕîne-tteḫaẕû mesciden dirârav vekufrav vetefrîkam beyne-lmu'minîne veirsâdel limen hârabe-llâhe verasûlehû min kabl. veleyahlifunne in eradnâ ille-lhusnâ. vellâhu yeşhedu innehum lekâẕibûn.
Meal (Diyanet)
Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
108
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًۭا ۚ لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ ۚ فِيهِ رِجَالٌۭ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ
Okunuş
lâ tekum fîhi ebedâ. lemescidun ussise `ale-ttakvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîh. fîhi ricâluy yuhibbûne ey yetetahherû. vellâhu yuhibbu-lmuttahhirîn.
Meal (Diyanet)
O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
109
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَٰنَهُۥ عَلَىٰ تَقْوَىٰ مِنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَٰنَهُۥ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارٍۢ فَٱنْهَارَ بِهِۦ فِى نَارِ جَهَنَّمَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
efemen essese bunyânehû `alâ takvâ mine-llâhi veridvânin ḫayrun em men essese bunyânehû `alâ şefâ curufin hârin fenhâra bihî fî nâri cehennem. vellâhu lâ yehdi-lkavme-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Yapısını, Allah'tan sakınmak ve Onun hoşnudluğuna ermek için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa, yapısını kayacak bir yar kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden kimselere doğru yolu göstermez.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
110
لَا يَزَالُ بُنْيَٰنُهُمُ ٱلَّذِى بَنَوْا۟ رِيبَةًۭ فِى قُلُوبِهِمْ إِلَّآ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Okunuş
lâ yezâlu bunyânuhumu-lleẕî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekatta`a kulûbuhum. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
111
۞ إِنَّ ٱللَّهَ ٱشْتَرَىٰ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَٰلَهُم بِأَنَّ لَهُمُ ٱلْجَنَّةَ ۚ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ ۖ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّۭا فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ وَٱلْقُرْءَانِ ۚ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ مِنَ ٱللَّهِ ۚ فَٱسْتَبْشِرُوا۟ بِبَيْعِكُمُ ٱلَّذِى بَايَعْتُم بِهِۦ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
inne-llâhe-şterâ mine-lmu'minîne enfusehum veemvâlehum bienne lehumu-lcenneh. yukâtilûne fî sebîli-llâhi feyaktulûne veyuktelûne va`den `aleyhi hakkan fi-ttevrâti vel'incîli velkur'ân. vemen evfâ bi`ahdihî mine-llâhi festebşirû bibey`ikumu-lleẕî bâya`tum bih. veẕâlike huve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
112
ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلْعَٰبِدُونَ ٱلْحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلْءَامِرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَٱلْحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
ettâibûne-l`âbidûne-lhâmidûne-ssâihûne-rrâki`ûne-ssâcidûne-l'âmirûne bilma`rûfi vennâhûne `ani-lmunkeri velhâfiżûne lihudûdi-llâh. vebeşşiri-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
113
مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن يَسْتَغْفِرُوا۟ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓا۟ أُو۟لِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Okunuş
mâ kâne linnebiyyi velleẕîne âmenû ey yestağfirû lilmuşrikîne velev kânû ulî kurbâ mim ba`di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbu-lcehîm.
Meal (Diyanet)
Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
114
وَمَا كَانَ ٱسْتِغْفَارُ إِبْرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوْعِدَةٍۢ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّۭ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ ۚ إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمٌۭ
Okunuş
vemâ kâne-stiğfâru ibrâhîme liebîhi illâ `am mev`idetiv ve`adehâ iyyâh. felemmâ tebeyyene lehû ennehû `aduvvul lillâhi teberrae minh. inne ibrâhîme leevvâhun halîm.
Meal (Diyanet)
İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
115
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًۢا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Okunuş
vemâ kâne-llâhu liyudille kavmem ba`de iẕ hedâhum hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûn. inne-llâhe bikulli şey'in `alîm.
Meal (Diyanet)
Allah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
116
إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۚ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍۢ
Okunuş
inne-llâhe lehû mulku-ssemâvâti vel'ard. yuhyî veyumît. vemâ lekum min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır; dirilten ve öldüren O'dur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
117
لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِىِّ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ ٱلْعُسْرَةِ مِنۢ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍۢ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّهُۥ بِهِمْ رَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
lekat tâbe-llâhu `ale-nnebiyyi velmuhâcirîne vel'ensâri-lleẕîne-ttebe`ûhu fî sâ`ati-l`usrati mim ba`di mâ kâde yezîğu kulûbu ferîkim minhum ŝumme tâbe `aleyhim. innehû bihim raûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
118
وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوٓا۟ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
ve`ale-ŝŝelâŝeti-lleẕîne ḫullifû. hattâ iẕâ dâkat `aleyhimu-l'ardu bimâ rahubet vedâkat `aleyhim enfusuhum veżannû el lâ melcee mine-llâhi illâ ileyh. ŝumme tâbe `aleyhim liyetûbû. inne-llâhe huve-ttevvâbu-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
119
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَكُونُوا۟ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe vekûnû me`a-ssâdikîn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
120
مَا كَانَ لِأَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُوا۟ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا۟ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌۭ وَلَا نَصَبٌۭ وَلَا مَخْمَصَةٌۭ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوْطِئًۭا يَغِيظُ ٱلْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّۢ نَّيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌۭ صَٰلِحٌ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
mâ kâne liehli-lmedîneti vemen havlehum mine-l'a`râbi ey yeteḫallefû `ar rasûli-llâhi velâ yerğabû bienfusihim `an nefsih. ẕâlike biennehum lâ yusîbuhum żameuv velâ nesabuv velâ maḫmesatun fî sebîli-llâhi velâ yetaûne mevtiey yeğîżu-lkuffâra velâ yenâlûne min `aduvvin neylen illâ kutibe lehum bihî `amelun sâlih. inne-llâhe lâ yudî`u ecra-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Medinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
121
وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةًۭ صَغِيرَةًۭ وَلَا كَبِيرَةًۭ وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
velâ yunfikûne nefekaten sağîratev velâ kebîratev velâ yakta`ûne vâdiyen illâ kutibe lehum liyecziyehumu-llâhu ahsene mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
122
۞ وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُوا۟ كَآفَّةًۭ ۚ فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍۢ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌۭ لِّيَتَفَقَّهُوا۟ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُوا۟ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
Okunuş
vemâ kâne-lmu'minûne liyenfirû kâffeh. felevlâ nefera min kulli firkatim minhum tâifetul liyetefekkahû fi-ddîni veliyunẕirû kavmehum iẕâ race`û ileyhim le`allehum yahẕerûn.
Meal (Diyanet)
İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
123
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَٰتِلُوا۟ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا۟ فِيكُمْ غِلْظَةًۭ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû kâtilu-lleẕîne yelûnekum mine-lkuffâri velyecidû fîkum ğilżah. va`lemû enne-llâhe me`a-lmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
124
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌۭ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَٰذِهِۦٓ إِيمَٰنًۭا ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَزَادَتْهُمْ إِيمَٰنًۭا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Okunuş
veiẕâ mâ unzilet sûratun feminhum mey yekûlu eyyukum zâdethu hâẕihî îmânâ. feemme-lleẕîne âmenû fezâdethum îmânev vehum yestebşirûn.
Meal (Diyanet)
Bir sure inince, aralarında "Bu, hanginizin imanını artırdı?" diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
125
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كَٰفِرُونَ
Okunuş
veemme-lleẕîne fi kulûbihim meradun fezâdethum ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehum kâfirûn.
Meal (Diyanet)
Kalblerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
126
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍۢ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
Okunuş
evelâ yeravne ennehum yuftenûne fî kulli `âmim merraten ev merrateyni ŝumme lâ yetûbûne velâ hum yeẕẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
127
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌۭ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَىٰكُم مِّنْ أَحَدٍۢ ثُمَّ ٱنصَرَفُوا۟ ۚ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌۭ لَّا يَفْقَهُونَ
Okunuş
veiẕâ mâ unzilet sûratun neżara ba`duhum ilâ ba`d. hel yerâkum min ehadin ŝumme-nsarafû. sarafe-llâhu kulûbehum biennehum kavmul lâ yefkahûn.
Meal (Diyanet)
Bir sure inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
128
لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌۭ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
lekad câekum rasûlum min enfusikum `azîz. `aleyhi mâ `anittum harîsun `aleykum bilmu'minîne raûfur rahîm.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.
سُورَةُ التَّوۡبَةِ
· Tevbe Suresi
129
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ ۖ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Okunuş
fein tevellev fekul hasbiye-llâh. lâ ilâhe illâ hû. `aleyhi tevekkeltu vehuve rabbu-l`arşi-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
elif-lâm-râ. tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
2
أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنْهُمْ أَنْ أَنذِرِ ٱلنَّاسَ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِندَ رَبِّهِمْ ۗ قَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌۭ مُّبِينٌ
Okunuş
ekâne linnâsi `aceben en evhaynâ ilâ raculim minhum en enẕiri-nnâse vebeşşiri-lleẕîne âmenû enne lehum kademe sidkin `inde rabbihim. kâle-lkâfirûne inne hâẕâ lesâhirum mubîn.
Meal (Diyanet)
İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
3
إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ ۖ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ إِذْنِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Okunuş
inne rabbekumu-llâhu-lleẕî ḫaleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmin ŝumme-stevâ `ale-l`arşi yudebbiru-l'emr. mâ min şefî`in illâ mim ba`di iẕnih. ẕâlikumu-llâhu rabbukum fa`budûh. efelâ teẕekkerûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
4
إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًۭا ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا ۚ إِنَّهُۥ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ بِٱلْقِسْطِ ۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ
Okunuş
ileyhi merci`ukum cemî`â. va`de-llâhi hakkâ. innehû yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduhû liyecziye-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti bilkist. velleẕîne keferû lehum şerâbum min hamîmiv ve`aẕâbun elîmum bimâ kânû yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
5
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ ٱلشَّمْسَ ضِيَآءًۭ وَٱلْقَمَرَ نُورًۭا وَقَدَّرَهُۥ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ ۚ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۚ يُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Okunuş
huve-lleẕî ce`ale-şşemse diyâev velkamera nûrav vekadderahû menâzile lita`lemû `adede-ssinîne velhisâb. mâ ḫaleka-llâhu ẕâlike illâ bilhakk. yufessilu-l'âyâti likavmiy ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
6
إِنَّ فِى ٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَّقُونَ
Okunuş
inne fi-ḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ ḫaleka-llâhu fi-ssemâvâti vel'ardi leâyâtil likavmiy yettekûn.
Meal (Diyanet)
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
7
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا وَرَضُوا۟ بِٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَٱطْمَأَنُّوا۟ بِهَا وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنْ ءَايَٰتِنَا غَٰفِلُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddunyâ vatmeennû bihâ velleẕîne hum `an âyâtinâ ğâfilûn.
Meal (Diyanet)
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
8
أُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Okunuş
ulâike me'vâhumu-nnâru bimâ kânû yeksibûn.
Meal (Diyanet)
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
9
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُم بِإِيمَٰنِهِمْ ۖ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti yehdîhim rabbuhum biîmânihim. tecrî min tahtihimu-l'enhâru fî cennâti-nne`îm.
Meal (Diyanet)
İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
10
دَعْوَىٰهُمْ فِيهَا سُبْحَٰنَكَ ٱللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَٰمٌۭ ۚ وَءَاخِرُ دَعْوَىٰهُمْ أَنِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
da`vâhum fîhâ subhâneke-llâhumme vetehiyyetuhum fîhâ selâm. veâḫiru da`vâhum eni-lhamdu lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
11
۞ وَلَوْ يُعَجِّلُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ ٱلشَّرَّ ٱسْتِعْجَالَهُم بِٱلْخَيْرِ لَقُضِىَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ ۖ فَنَذَرُ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
Okunuş
velev yu`accilu-llâhu linnâsi-şşerra-sti`câlehum bilḫayri lekudiye ileyhim eceluhum. feneẕeru-lleẕîne lâ yercûne likâenâ fî tuğyânihim ya`mehûn.
Meal (Diyanet)
İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
12
وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًۭا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَآ إِلَىٰ ضُرٍّۢ مَّسَّهُۥ ۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Okunuş
veiẕâ messe-l'insâne-ddurru de`ânâ licembihî ev kâ`iden ev kâimen. felemmâ keşefnâ `anhu durrahû merra keel lem yed`unâ ilâ durrim messeh. keẕâlike zuyyine lilmusrifîne mâ kânû ya`melûn.
Meal (Diyanet)
İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
13
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا ٱلْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا۟ ۙ وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْقَوْمَ ٱلْمُجْرِمِينَ
Okunuş
velekad ehlekne-lkurûne min kablikum lemmâ żalemû vecâethum rusuluhum bilbeyyinâti vemâ kânû liyu'minû. keẕâlike neczi-lkavme-lmucrimîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
14
ثُمَّ جَعَلْنَٰكُمْ خَلَٰٓئِفَ فِى ٱلْأَرْضِ مِنۢ بَعْدِهِمْ لِنَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
Okunuş
ŝumme ce`alnâkum ḫalâife fi-l'ardi mim ba`dihim linenżura keyfe ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
15
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ ۙ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا ٱئْتِ بِقُرْءَانٍ غَيْرِ هَٰذَآ أَوْ بَدِّلْهُ ۚ قُلْ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أُبَدِّلَهُۥ مِن تِلْقَآئِ نَفْسِىٓ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Okunuş
veiẕâ tutlâ `aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleẕîne lâ yercûne likâene-'ti bikur'ânin ğayri hâẕâ ev beddilh. kul mâ yekûnu lî en ubeddilehû min tilkâi nefsî. in ettebi`u illâ mâ yûhâ ileyy. innî eḫâfu in `asaytu rabbî `aẕâbe yevmin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
16
قُل لَّوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا تَلَوْتُهُۥ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَدْرَىٰكُم بِهِۦ ۖ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًۭا مِّن قَبْلِهِۦٓ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Okunuş
kul lev şâe-llâhu mâ televtuhû `aleykum velâ edrâkum bih. fekad lebiŝtu fîkum `umuram min kablih. efelâ ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
17
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
femen ażlemu mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. innehû lâ yuflihu-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
18
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِ ۚ قُلْ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuş
veya`budûne min dûni-llâhi mâ lâ yedurruhum velâ yenfe`uhum veyekûlûne hâulâi şufe`âunâ `inde-llâh. kul etunebbiûne-llâhe bimâ lâ ya`lemu fi-ssemâvâti velâ fi-l'ard. subhânehû vete`âlâ `ammâ yuşrikûn.
Meal (Diyanet)
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
19
وَمَا كَانَ ٱلنَّاسُ إِلَّآ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَٱخْتَلَفُوا۟ ۚ وَلَوْلَا كَلِمَةٌۭ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
vemâ kâne-nnâsu illâ ummetev vâhideten faḫtelefû. velevlâ kelimetun sebekat mir rabbike lekudiye beynehum fîmâ fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
20
وَيَقُولُونَ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ ۖ فَقُلْ إِنَّمَا ٱلْغَيْبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ
Okunuş
veyekûlûne levlâ unzile `aleyhi âyetum mir rabbih. fekul inneme-lğaybu lillâhi fenteżirû. innî me`akum mine-lmunteżirîn.
Meal (Diyanet)
"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
21
وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةًۭ مِّنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُمْ إِذَا لَهُم مَّكْرٌۭ فِىٓ ءَايَاتِنَا ۚ قُلِ ٱللَّهُ أَسْرَعُ مَكْرًا ۚ إِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
Okunuş
veiẕâ eẕakne-nnâse rahmetem mim ba`di darrâe messethum iẕâ lehum mekrun fî âyâtinâ. kuli-llâhu esra`u mekrâ. inne rusulenâ yektubûne mâ temkurûn.
Meal (Diyanet)
İnsanlara darlık geldikten sonra onlara bolluğu taddırdığımızda, hemen ayetlerimize dil uzatmağa kalkışırlar; onlara de ki: "Hile yapanın cezasını vermekte Allah daha çabuktur." Elçi meleklerimiz kurduğunuz tuzakları hiç şüphesiz yazmaktadırlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
22
هُوَ ٱلَّذِى يُسَيِّرُكُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمْ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍۢ طَيِّبَةٍۢ وَفَرِحُوا۟ بِهَا جَآءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌۭ وَجَآءَهُمُ ٱلْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍۢ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ ۙ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
huve-lleẕî yuseyyirukum fi-lberri velbahr. hattâ iẕâ kuntum fi-lfulk. vecerayne bihim birîhin tayyibetiv veferihû bihâ câethâ rîhun `âsifuv vecâehumu-lmevcu min kulli mekâniv veżannû ennehum uhîta bihim de`avu-llâhe muḫlisîne lehu-ddîn. lein enceytenâ min hâẕihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
23
فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۗ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُم ۖ مَّتَٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuş
felemmâ encâhum iẕâ hum yebğûne fi-l'ardi biğayri-lhakk. yâ eyyuhe-nnâsu innemâ bağyukum `alâ enfusikum metâ`a-lhayâti-ddunyâ ŝumme ileynâ merci`ukum fenunebbiukum bimâ kuntum ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
24
إِنَّمَا مَثَلُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَآءٍ أَنزَلْنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخْتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ ٱلنَّاسُ وَٱلْأَنْعَٰمُ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذَتِ ٱلْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَٱزَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَآ أَنَّهُمْ قَٰدِرُونَ عَلَيْهَآ أَتَىٰهَآ أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًۭا فَجَعَلْنَٰهَا حَصِيدًۭا كَأَن لَّمْ تَغْنَ بِٱلْأَمْسِ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuş
innemâ meŝelu-lhayâti-ddunyâ kemâin enzelnâhu mine-ssemâi faḫteleta bihî nebâtu-l'ardi mimmâ ye'kulu-nnâsu vel'en`âm. hattâ iẕâ eḫaẕeti-l'ardu zuḫrufehâ vezzeyyenet veżanne ehluhâ ennehum kâdirûne `aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran fece`alnâhâ hasîden keel lem tağne bil'ems. keẕâlike nufessilu-l'âyâti likavmiy yetefekkerûn.
Meal (Diyanet)
Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
25
وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَىٰ دَارِ ٱلسَّلَٰمِ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
vellâhu yed`û ilâ dâri-sselâm. veyehdî mey yeşâu ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
26
۞ لِّلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ ٱلْحُسْنَىٰ وَزِيَادَةٌۭ ۖ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌۭ وَلَا ذِلَّةٌ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
lilleẕîne ahsenu-lhusnâ veziyâdeh. velâ yerheku vucûhehum kateruv velâ ẕilleh. ulâike ashâbu-lcenneh. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
27
وَٱلَّذِينَ كَسَبُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةٍۭ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنْ عَاصِمٍۢ ۖ كَأَنَّمَآ أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مُظْلِمًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
velleẕîne kesebu-sseyyiâti cezâu seyyietim bimiŝlihâ veterhekuhum ẕilleh. mâ lehum mine-llâhi min `âsim. keennemâ uğşiyet vucûhuhum kita`am mine-lleyli mużlimâ. ulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
28
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًۭا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ مَكَانَكُمْ أَنتُمْ وَشُرَكَآؤُكُمْ ۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ ۖ وَقَالَ شُرَكَآؤُهُم مَّا كُنتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ
Okunuş
veyevme nahşuruhum cemî`an ŝumme nekûlu lilleẕîne eşrakû mekânekum entum veşurakâukum. fezeyyelnâ beynehum vekâle şurakâuhum mâ kuntum iyyânâ ta`budûn.
Meal (Diyanet)
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
29
فَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِن كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَٰفِلِينَ
Okunuş
fekefâ billâhi şehîdem beynenâ vebeynekum in kunnâ `an `ibâdetikum leğâfilîn.
Meal (Diyanet)
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
30
هُنَالِكَ تَبْلُوا۟ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّآ أَسْلَفَتْ ۚ وَرُدُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ مَوْلَىٰهُمُ ٱلْحَقِّ ۖ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Okunuş
hunâlike teblû kullu nefsim mâ eslefet veruddû ile-llâhi mevlâhumu-lhakki vedalle `anhum mâ kânû yefterûn.
Meal (Diyanet)
İşte orada herkes dünyada yapmış olduğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlaları olan Allah'a döndürülür. Uydurdukları putlar da ortadan kaybolmuştur.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
31
قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَمَن يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَمَن يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ ۚ فَسَيَقُولُونَ ٱللَّهُ ۚ فَقُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Okunuş
kul mey yerzukukum mine-ssemâi vel'ardi emmey yemliku-ssem`a vel'ebsâra vemey yuḫricu-lhayye mine-lmeyyiti veyuḫricu-lmeyyite mine-lhayyi vemey yudebbiru-l'emr. feseyekûlûne-llâh. fekul efelâ tettekûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?" Onlar: "Allah'tır! " diyecekler. "O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
32
فَذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَاذَا بَعْدَ ٱلْحَقِّ إِلَّا ٱلضَّلَٰلُ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ
Okunuş
feẕâlikumu-llâhu rabbukumu-lhakk. femâẕâ ba`de-lhakki ille-ddalâl. feennâ tusrafûn.
Meal (Diyanet)
İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapıklık vardır. Öyleyse nasıl olup da döndürülüyorsunuz?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
33
كَذَٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓا۟ أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
keẕâlike hakkat kelimetu rabbike `ale-lleẕîne fesekû ennehum lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
34
قُلْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ۚ قُلِ ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ
Okunuş
kul hel min şurakâikum mey yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduh. kuli-llâhu yebdeu-lḫalka ŝumme yu`îduhû feennâ tu'fekûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mıdır?" De ki: "Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da döndürülürsünüz! "
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
35
قُلْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ ۚ قُلِ ٱللَّهُ يَهْدِى لِلْحَقِّ ۗ أَفَمَن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لَّا يَهِدِّىٓ إِلَّآ أَن يُهْدَىٰ ۖ فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Okunuş
kul hel min şurakâikum mey yehdî ile-lhakk. kuli-llâhu yehdî lilhakk. efemey yehdî ile-lhakki ehakku ey yuttebe`a emmel lâ yehiddî illâ ey yuhdâ. femâ lekum. keyfe tahkumûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?" De ki: "Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
36
وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلَّا ظَنًّا ۚ إِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِمَا يَفْعَلُونَ
Okunuş
vemâ yettebi`u ekŝeruhum illâ żannâ. inne-żżanne lâ yuğnî mine-lhakki şey'â. inne-llâhe `alîmum bimâ yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Onların çoğu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
37
وَمَا كَانَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ أَن يُفْتَرَىٰ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
vemâ kâne hâẕe-lkur'ânu ey yufterâ min dûni-llâhi velâkin tasdîka-lleẕî beyne yedeyhi vetefsîle-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
38
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۖ قُلْ فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍۢ مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ مَنِ ٱسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
em yekûlûne-fterâh. kul fe'tû bisûratim miŝlihî ved`û meni-steta`tum min dûni-llâhi in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Senin için, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
39
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِمَا لَمْ يُحِيطُوا۟ بِعِلْمِهِۦ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُۥ ۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
bel keẕẕebû bimâ lem yuhîtû bi`ilmihî velemmâ ye'tihim te'vîluh. keẕâlike keẕẕebe-lleẕîne min kablihim fenżur keyfe kâne `âkibetu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
40
وَمِنْهُم مَّن يُؤْمِنُ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن لَّا يُؤْمِنُ بِهِۦ ۚ وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
veminhum mey yu'minu bihî veminhum mel lâ yu'minu bih. verabbuke a`lemu bilmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
41
وَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل لِّى عَمَلِى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ ۖ أَنتُم بَرِيٓـُٔونَ مِمَّآ أَعْمَلُ وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
vein keẕẕebûke fekul lî `amelî velekum `amelukum. entum berîûne mimmâ a`melu veenâ berîum mimmâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Seni yalanlarlarsa, "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" de.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
42
وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ ۚ أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
veminhum mey yestemi`ûne ileyk. efeente tusmi`u-ssumme velev kânû lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara, üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
43
وَمِنْهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيْكَ ۚ أَفَأَنتَ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يُبْصِرُونَ
Okunuş
veminhum mey yenżuru ileyk. efeente tehdi-l`umye velev kânû lâ yubsirûn.
Meal (Diyanet)
Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
44
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ ٱلنَّاسَ شَيْـًۭٔا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
inne-llâhe lâ yażlimu-nnâse şey'ev velâkinne-nnâse enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
45
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَأَن لَّمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةًۭ مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ ۚ قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ
Okunuş
veyevme yahşuruhum keel lem yelbeŝû illâ sâ`atem mine-nnehâri yete`ârafûne beynehum. kad ḫasira-lleẕîne keẕẕebû bilikâi-llâhi vemâ kânû muhtedîn.
Meal (Diyanet)
Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
46
وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ ٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ
Okunuş
veimmâ nuriyenneke ba`da-lleẕî ne`iduhum ev neteveffeyenneke feileynâ merci`uhum ŝumme-llâhu şehîdun `alâ mâ yef`alûn.
Meal (Diyanet)
Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya dünyada sana gösteririz, veya senin ruhunu alırız da nasıl olsa onların dönüşü Bizedir; (ahirette görürsün) Allah onların yaptıklarına şahiddir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
47
وَلِكُلِّ أُمَّةٍۢ رَّسُولٌۭ ۖ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
velikulli ummetir rasûl. feiẕâ câe rasûluhum kudiye beynehum bilkisti vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
veyekûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Bu iddiada samimi iseniz, bu azabın gerçekleşmesi ne zamandır? söyle" derler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
49
قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّۭا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۗ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ ۚ إِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةًۭ ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Okunuş
kul lâ emliku linefsî darrav velâ nef`an illâ mâ şâe-llâh. likulli ummetin ecelun. iẕâ câe eceluhum felâ yeste'ḫirûne sâ`atev velâ yestakdimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
50
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوْ نَهَارًۭا مَّاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
kul era'eytum in etâkum `aẕâbuhû beyâten ev nehâram mâẕâ yesta`cilu minhu-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar?"
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
51
أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنتُم بِهِۦٓ ۚ ءَآلْـَٰٔنَ وَقَدْ كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
Okunuş
eŝumme iẕâ mâ veka`a âmentum bih. âl'âne vekad kuntum bihî testa`cilûn.
Meal (Diyanet)
Vuku bulduktan sonra mı O'na inanacaksınız? İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
52
ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ
Okunuş
ŝumme kîle lilleẕîne żalemû ẕûkû `aẕâbe-lḫuld. hel tuczevne illâ bimâ kuntum teksibûn.
Meal (Diyanet)
Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
53
۞ وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ أَحَقٌّ هُوَ ۖ قُلْ إِى وَرَبِّىٓ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ ۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ
Okunuş
veyestembiûneke ehakkun hû. kul î verabbî innehû lehakkuv vemâ entum bimu`cizîn.
Meal (Diyanet)
"O gerçek midir?" diye senden sorarlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz aciz kılamazsınız (önleyemezsiniz)."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
54
وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍۢ ظَلَمَتْ مَا فِى ٱلْأَرْضِ لَٱفْتَدَتْ بِهِۦ ۗ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ۖ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
velev enne likulli nefsin żalemet mâ fi-l'ardi leftedet bih. veeserru-nnedâmete lemmâ raevu-l`aẕâb. vekudiye beynehum bilkisti vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
55
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ أَلَآ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. elâ inne va`de-llâhi hakkuv velâkinne ekŝerahum lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
İyi bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir, ama çoğu bunu bilmez.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
56
هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Okunuş
huve yuhyî veyumîtu veileyhi turce`ûn.
Meal (Diyanet)
Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
57
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَتْكُم مَّوْعِظَةٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَآءٌۭ لِّمَا فِى ٱلصُّدُورِ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu kad câetkum mev`iżatum mir rabbikum veşifâul limâ fi-ssudûri vehudev verahmetul lilmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalblerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
58
قُلْ بِفَضْلِ ٱللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِۦ فَبِذَٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا۟ هُوَ خَيْرٌۭ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
Okunuş
kul bifadli-llâhi vebirahmetihî febiẕâlike felyefrahû. huve ḫayrum mimmâ yecme`ûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir." Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
59
قُلْ أَرَءَيْتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍۢ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَامًۭا وَحَلَٰلًۭا قُلْ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ ۖ أَمْ عَلَى ٱللَّهِ تَفْتَرُونَ
Okunuş
kul era'eytum mâ enzele-llâhu lekum mir rizkin fece`altum minhu harâmev vehalâlâ. kul ellâhu eẕine lekum em `ale-llâhi tefterûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?"
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
60
وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
Okunuş
vemâ żannu-lleẕîne yefterûne `ale-llâhi-lkeẕibe yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe leẕû fadlin `ale-nnâsi velâkinne ekŝerahum lâ yeşkurûn.
Meal (Diyanet)
Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
61
وَمَا تَكُونُ فِى شَأْنٍۢ وَمَا تَتْلُوا۟ مِنْهُ مِن قُرْءَانٍۢ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ ۚ وَمَا يَعْزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثْقَالِ ذَرَّةٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَلَآ أَصْغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرَ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
vemâ tekûnu fî şe'niv vemâ tetlû minhu min kur'âniv velâ ta`melûne min `amelin illâ kunnâ `aleykum şuhûden iẕ tufîdûne fîh. vemâ ya`zubu `ar rabbike mim miŝkâli ẕerratin fi-l'ardi velâ fi-ssemâi velâ asğara min ẕâlike velâ ekbera illâ fî kitâbim mubîn.
Meal (Diyanet)
Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap'dadır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
62
أَلَآ إِنَّ أَوْلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
elâ inne evliyâe-llâhi lâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
63
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
Okunuş
elleẕîne âmenû vekânû yettekûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
64
لَهُمُ ٱلْبُشْرَىٰ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ ۚ لَا تَبْدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
lehumu-lbuşrâ fi-lhayâti-ddunyâ vefi-l'âḫirah. lâ tebdîle likelimâti-llâh. ẕâlike huve-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
65
وَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا ۚ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuş
velâ yahzunke kavluhum. inne-l`izzete lillâhi cemî`â. huve-ssemî`u-l`alîm.
Meal (Diyanet)
İnkarcıların sözleri seni üzmesin, çünkü bütün kudret Allah'ındır. O, işitir ve bilir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
66
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَمَا يَتَّبِعُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُرَكَآءَ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
Okunuş
elâ inne lillâhi men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ard. vemâ yettebi`u-lleẕîne yed`ûne min dûni-llâhi şurakâ'. iy yettebi`ûne ille-żżanne vein hum illâ yaḫrusûn.
Meal (Diyanet)
İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ı bırakıp ortak koşanlar sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
67
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَسْمَعُونَ
Okunuş
huve-lleẕî ce`ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi vennehâra mubsirâ. inne fî ẕâlike leâyâtil likavmiy yesme`ûn.
Meal (Diyanet)
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
68
قَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًۭا ۗ سُبْحَٰنَهُۥ ۖ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ۖ لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بِهَٰذَآ ۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Okunuş
kâlu-tteḫaẕe-llâhu veleden subhâneh. huve-lğaniyy. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. in `indekum min sultânim bihâẕâ. etekûlûne `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.
Meal (Diyanet)
"Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
69
قُلْ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
Okunuş
kul inne-lleẕîne yefterûne `ale-llâhi-lkeẕibe lâ yuflihûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
70
مَتَٰعٌۭ فِى ٱلدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ ٱلْعَذَابَ ٱلشَّدِيدَ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ
Okunuş
metâ`un fi-ddunyâ ŝumme ileynâ merci`uhum ŝumme nuẕîkuhumu-l`aẕâbe-şşedîde bimâ kânû yekfurûn.
Meal (Diyanet)
Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır, sonra dönüşleri Bizedir. İnkarlarına karşılık onlara çetin azab taddıracağız.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
71
۞ وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ نُوحٍ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُم مَّقَامِى وَتَذْكِيرِى بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْتُ فَأَجْمِعُوٓا۟ أَمْرَكُمْ وَشُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ أَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةًۭ ثُمَّ ٱقْضُوٓا۟ إِلَىَّ وَلَا تُنظِرُونِ
Okunuş
vetlu `aleyhim nebee nûh. iẕ kâle likavmihî yâ kavmi in kâne kebura `aleykum mekâmî veteẕkîrî biâyâti-llâhi fe`ale-llâhi tevekkeltu feecmi`û emrakum veşurakâekum ŝumme lâ yekun emrukum `aleykum ğummeten ŝumme-kdû ileyye velâ tunżirûn.
Meal (Diyanet)
Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
72
فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
fein tevelleytum femâ seeltukum min ecr. in ecriye illâ `ale-llâhi veumirtu en ekûne mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
73
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَعَلْنَٰهُمْ خَلَٰٓئِفَ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
Okunuş
fekeẕẕebûhu fenecceynâhu vemem me`ahû fi-lfulki vece`alnâhum ḫalâife veağrakne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. fenżur keyfe kâne `âkibetu-lmunẕerîn.
Meal (Diyanet)
Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
74
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ ۚ كَذَٰلِكَ نَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْمُعْتَدِينَ
Okunuş
ŝumme be`aŝnâ mim ba`dihî rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti femâ kânû liyu'minû bimâ keẕẕebû bihî min kabl. keẕâlike natbe`u `alâ kulûbi-lmu`tedîn.
Meal (Diyanet)
Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
75
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًۭا مُّجْرِمِينَ
Okunuş
ŝumme be`aŝnâ mim ba`dihim mûsâ vehârûne ilâ fir`avne vemeleihî biâyâtinâ festekberû vekânû kavmem mucrimîn.
Meal (Diyanet)
Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
76
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰذَا لَسِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Okunuş
felemmâ câehumu-lhakku min `indinâ kâlû inne hâẕâ lesihrum mubîn.
Meal (Diyanet)
Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
77
قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ ۖ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ
Okunuş
kâle mûsâ etekûlûne lilhakki lemmâ câekum. esihrun hâẕâ. velâ yuflihu-ssâhirûn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
78
قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ
Okunuş
kâlû eci'tenâ litelfitenâ `ammâ vecednâ `aleyhi âbâenâ vetekûne lekume-lkibriyâu fi-l'ard. vemâ nahnu lekumâ bimu'minîn.
Meal (Diyanet)
"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
79
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ٱئْتُونِى بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍۢ
Okunuş
vekâle fir`avnu-'tûnî bikulli sâhirin `alîm.
Meal (Diyanet)
Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
80
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
Okunuş
felemmâ câe-sseharatu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn.
Meal (Diyanet)
Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
81
فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
felemmâ elkav kâle mûsâ mâ ci'tum bihi-ssihr. inne-llâhe seyubtiluh. inne-llâhe lâ yuslihu `amele-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
82
وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُجْرِمُونَ
Okunuş
veyuhikku-llâhu-lhakka bikelimâtihî velev kerihe-lmucrimûn.
Meal (Diyanet)
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
83
فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةٌۭ مِّن قَوْمِهِۦ عَلَىٰ خَوْفٍۢ مِّن فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِمْ أَن يَفْتِنَهُمْ ۚ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
Okunuş
femâ âmene limûsâ illâ ẕurriyyetum min kavmihî `alâ ḫavfim min fir`avne vemeleihim ey yeftinehum. veinne fir`avne le`âlin fi-l'ard. veinnehû lemine-lmusrifîn.
Meal (Diyanet)
Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
84
وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوْمِ إِن كُنتُمْ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّسْلِمِينَ
Okunuş
vekâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe`aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn.
Meal (Diyanet)
Musa: "Ey milletim! Allah'a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O'na güvenin" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
85
فَقَالُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةًۭ لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
fekâlû `ale-llâhi tevekkelnâ. rabbenâ lâ tec`alnâ fitnetel lilkavmi-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
86
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
87
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًۭا وَٱجْعَلُوا۟ بُيُوتَكُمْ قِبْلَةًۭ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
veevhaynâ ilâ mûsâ veeḫîhi en tebevveâ likavmikumâ bimisra buyûtev vec`alû buyûtekum kibletev veekîmu-ssalâh. vebeşşiri-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Musa ve kardeşine: "Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın" diye vahyettik, "İnananlara müjde et."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
88
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةًۭ وَأَمْوَٰلًۭا فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِكَ ۖ رَبَّنَا ٱطْمِسْ عَلَىٰٓ أَمْوَٰلِهِمْ وَٱشْدُدْ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا۟ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Okunuş
vekâle mûsâ rabbenâ inneke âteyte fir`avne vemeleehû zînetev veemvâlen fi-lhayâti-ddunyâ rabbenâ liyudillû `an sebîlik. rabbene-tmis `alâ emvâlihim veşdud `alâ kulûbihim felâ yu'minû hattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
89
قَالَ قَدْ أُجِيبَت دَّعْوَتُكُمَا فَٱسْتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَآنِّ سَبِيلَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuş
kâle kad ucîbet da`vetukumâ festekîmâ velâ tettebi`ânni sebîle-lleẕîne lâ ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Allah: "İkinizin duası kabul olundu. Dürüst hareket edin; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
90
۞ وَجَٰوَزْنَا بِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُۥ بَغْيًۭا وَعَدْوًا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَدْرَكَهُ ٱلْغَرَقُ قَالَ ءَامَنتُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱلَّذِىٓ ءَامَنَتْ بِهِۦ بَنُوٓا۟ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَنَا۠ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Okunuş
vecâveznâ bibenî isrâîle-lbahra feetbe`ahum fir`avnu vecunûduhû bağyev ve`advâ. hattâ iẕâ edrakehu-lğaraku kâle âmentu ennehû lâ ilâhe ille-lleẕî âmenet bihî benû isrâîle veenâ mine-lmuslimîn.
Meal (Diyanet)
İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım" dedi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
91
ءَآلْـَٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuş
âl'âne vekad `asayte kablu vekunte mine-lmufsidîn.
Meal (Diyanet)
O'na: "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
92
فَٱلْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ ءَايَةًۭ ۚ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلنَّاسِ عَنْ ءَايَٰتِنَا لَغَٰفِلُونَ
Okunuş
felyevme nuneccîke bibedenike litekûne limen ḫalfeke âyeh. veinne keŝîram mine-nnâsi `an âyâtinâ leğâfilûn.
Meal (Diyanet)
"Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız" dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
93
وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مُبَوَّأَ صِدْقٍۢ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ فَمَا ٱخْتَلَفُوا۟ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuş
velekad bevve'nâ benî isrâîle mubevvee sidkiv verazaknâhum mine-ttayyibât. feme-ḫtelefû hattâ câehumu-l`ilm. inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
94
فَإِن كُنتَ فِى شَكٍّۢ مِّمَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ فَسْـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقْرَءُونَ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكَ ۚ لَقَدْ جَآءَكَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
Okunuş
fein kunte fî şekkim mimmâ enzelnâ ileyke fes'eli-lleẕîne yakraûne-lkitâbe min kablik. lekad câeke-lhakku mir rabbike felâ tekûnenne mine-lmumterîn.
Meal (Diyanet)
Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap'ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
95
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
Okunuş
velâ tekûnenne mine-lleẕîne keẕẕebû biâyâti-llâhi fetekûne mine-lḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
96
إِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne hakkat `aleyhim kelimetu rabbike lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
97
وَلَوْ جَآءَتْهُمْ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Okunuş
velev câethum kullu âyetin hattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Meal (Diyanet)
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
98
فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ ءَامَنَتْ فَنَفَعَهَآ إِيمَٰنُهَآ إِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّآ ءَامَنُوا۟ كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
Okunuş
felevlâ kânet karyetun âmenet fenefe`ahâ îmânuhâ illâ kavme yûnus. lemmâ âmenû keşefnâ `anhum `aẕâbe-lḫizyi fi-lhayâti-ddunyâ vemetta`nâhum ilâ hîn.
Meal (Diyanet)
Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
99
وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ لَءَامَنَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا ۚ أَفَأَنتَ تُكْرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Okunuş
velev şâe rabbuke leâmene men fi-l'ardi kulluhum cemî`â. efeente tukrihu-nnâse hattâ yekûnû mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
100
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَجْعَلُ ٱلرِّجْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
Okunuş
vemâ kâne linefsin en tu'mine illâ biiẕni-llâh. veyec`alu-rricse `ale-lleẕîne lâ ya`kilûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
101
قُلِ ٱنظُرُوا۟ مَاذَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَمَا تُغْنِى ٱلْءَايَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوْمٍۢ لَّا يُؤْمِنُونَ
Okunuş
kuli-nżurû mâẕâ fi-ssemâvâti vel'ard. vemâ tuğni-l'âyâtu vennuẕuru `an kavmil lâ yu'minûn.
Meal (Diyanet)
"Göklerde ve yerde neler var, bir bakın" de. İnanmayacak bir millete ayetler ve uyarmalar fayda vermez.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
102
فَهَلْ يَنتَظِرُونَ إِلَّا مِثْلَ أَيَّامِ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِهِمْ ۚ قُلْ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ
Okunuş
fehel yenteżirûne illâ miŝle eyyâmi-lleẕîne ḫalev min kablihim. kul fenteżirû innî me`akum mine-lmunteżirîn.
Meal (Diyanet)
Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? "Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim" de.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
103
ثُمَّ نُنَجِّى رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ كَذَٰلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا نُنجِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
ŝumme nuneccî rusulenâ velleẕîne âmenû keẕâlik. hakkan `aleynâ nunci-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Sonra Biz, peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız, inananları (verdiğimiz söz gereğince) kurtarmamız Bize haktır.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
104
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمْ فِى شَكٍّۢ مِّن دِينِى فَلَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِنْ أَعْبُدُ ٱللَّهَ ٱلَّذِى يَتَوَفَّىٰكُمْ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
kul yâ eyyuhe-nnâsu in kuntum fî şekkim min dînî felâ a`budu-lleẕîne ta`budûne min dûni-llâhi velâkin a`budu-llâhe-lleẕî yeteveffâkum. veumirtu en ekûne mine-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
105
وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًۭا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
veen ekim vecheke lildîni hanîfâ. velâ tekûnenne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
106
وَلَا تَدْعُ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ ۖ فَإِن فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذًۭا مِّنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
velâ ted`u min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`uke velâ yedurruk. fein fe`alte feinneke iẕem mine-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
107
وَإِن يَمْسَسْكَ ٱللَّهُ بِضُرٍّۢ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَ ۖ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍۢ فَلَا رَآدَّ لِفَضْلِهِۦ ۚ يُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Okunuş
veiy yemseske-llâhu bidurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yuridke biḫayrin felâ râdde lifadlih. yusîbu bihî mey yeşâu min `ibâdih. vehuve-lğafûru-rrahîm.
Meal (Diyanet)
Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
108
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۖ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍۢ
Okunuş
kul yâ eyyuhe-nnâsu kad câekumu-lhakku mir rabbikum. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle feinnemâ yedillu `aleyhâ. vemâ ene `aleykum bivekîl.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin üzerinize vekil değilim."
سُورَةُ يُونُسَ
· Yunus Suresi
109
وَٱتَّبِعْ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ وَٱصْبِرْ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ ۚ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ
Okunuş
vettebi` mâ yûhâ ileyke vasbir hattâ yahkume-llâh. vehuve ḫayru-lhâkimîn.
Meal (Diyanet)
Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.
سُورَةُ هُودٍ
· Hud Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ كِتَٰبٌ أُحْكِمَتْ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
Okunuş
elif-lâm-râ. kitâbun uhkimet âyâtuhû ŝumme fussilet mil ledun hakîmin ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
سُورَةُ هُودٍ
· Hud Suresi
2
أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ ۚ إِنَّنِى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ وَبَشِيرٌۭ
Okunuş
ellâ ta`budû ille-llâh. innenî lekum minhu neẕîruv vebeşîr.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
سُورَةُ هُودٍ
· Hud Suresi
3
وَأَنِ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِى فَضْلٍۢ فَضْلَهُۥ ۖ وَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍۢ كَبِيرٍ
Okunuş
veeni-stağfirû rabbekum ŝumme tûbû ileyhi yumetti`kum metâ`an hasenen ilâ ecelim musemmev veyu'ti kulle ẕî fadlin fadleh. vein tevellev feinnî eḫâfu `aleykum `aẕâbe yevmin kebîr.
Meal (Diyanet)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
سُورَةُ هُودٍ
· Hud Suresi
4
إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
ile-llâhi merci`ukum. vehuve `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ هُودٍ
· Hud Suresi
5
أَلَآ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا۟ مِنْهُ ۚ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
elâ innehum yeŝnûne sudûrahum liyestaḫfû minh. elâ hîne yestağşûne ŝiyâbehum ya`lemu mâ yusirrûne vemâ yu`linûne. innehû `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir.