📖 Cüz 4
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
93
۞ كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلًّۭا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ مِن قَبْلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوْرَىٰةُ ۗ قُلْ فَأْتُوا۟ بِٱلتَّوْرَىٰةِ فَٱتْلُوهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
kullu-tta`âmi kâne hillel libenî isrâîle illâ mâ harrame isrâîlu `alâ nefsihî min kabli en tunezzele-ttevrâh. kul fe'tû bittevrâti fetlûhâ in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in kendisine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirip okuyun".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
94
فَمَنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuş
femeni-fterâ `ale-llâhi-lkeẕibe mim ba`di ẕâlike feulâike humu-żżâlimûn.
Meal (Diyanet)
Bundan sonra Allah'a karşı kim yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
95
قُلْ صَدَقَ ٱللَّهُ ۗ فَٱتَّبِعُوا۟ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًۭا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuş
kul sadeka-llâhu fettebi`û millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmuşrikîn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Allah doğru söyledi, doğruya meyleden İbrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan değildi".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
96
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍۢ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِى بِبَكَّةَ مُبَارَكًۭا وَهُدًۭى لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
inne evvele beytiv vudi`a linnâsi lelleẕî bibekkete mubârakev vehudel lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
97
فِيهِ ءَايَٰتٌۢ بَيِّنَٰتٌۭ مَّقَامُ إِبْرَٰهِيمَ ۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنًۭا ۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلْبَيْتِ مَنِ ٱسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًۭا ۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
fîhi âyâtum beyyinâtum mekâmu ibrâhîm. vemen deḫalehû kâne âminâ. velillâhi `ale-nnâsi hiccu-lbeyti meni-stetâ`a ileyhi sebîlâ. vemen kefera feinne-llâhe ğaniyyun `ani-l`âlemîn.
Meal (Diyanet)
Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
98
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi lime tekfurûne biâyâti-llâh. vellâhu şehîdun `alâ mâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
99
قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًۭا وَأَنتُمْ شُهَدَآءُ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuş
kul yâ ehle-lkitâbi lime tesuddûne `an sebîli-llâhi men âmene tebğûnehâ `ivecev veentum şuhedâ'. veme-llâhu biğâfilin `ammâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
100
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ فَرِيقًۭا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ كَٰفِرِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû in tutî`û ferîkam mine-lleẕîne ûtu-lkitâbe yeruddûkum ba`de îmânikum kâfirîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmağa çevirirler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
101
وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُۥ ۗ وَمَن يَعْتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدْ هُدِىَ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Okunuş
vekeyfe tekfurûne veentum tutlâ `aleykum âyâtu-llâhi vefîkum rasûluh. vemey ya`tesim billâhi fekad hudiye ilâ sirâtim mustekîm.
Meal (Diyanet)
Allah'ın ayetleri size okunur, aranızda da Peygamberi bulunurken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
102
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-tteku-llâhe hakka tukâtihî velâ temûtunne illâ veentum muslimûn.
Meal (Diyanet)
Ey inananlar! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak müslüman olarak can verin.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
103
وَٱعْتَصِمُوا۟ بِحَبْلِ ٱللَّهِ جَمِيعًۭا وَلَا تَفَرَّقُوا۟ ۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءًۭ فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِۦٓ إِخْوَٰنًۭا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍۢ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Okunuş
va`tesimû bihabli-llâhi cemî`av velâ teferrakû. veẕkurû ni`mete-llâhi `aleykum iẕ kuntum a`dâen feellefe beyne kulûbikum feasbahtum bini`metihî iḫvânâ. vekuntum `alâ şefâ hufratim mine-nnâri feenkaẕekum minhâ. keẕâlike yubeyyinu-llâhu lekum âyâtihî le`allekum tehtedûn.
Meal (Diyanet)
Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
104
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌۭ يَدْعُونَ إِلَى ٱلْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Okunuş
veltekum minkum ummetuy yed`ûne ile-lḫayri veye'murûne bilma`rûfi veyenhevne `ani-lmunker. veulâike humu-lmuflihûn.
Meal (Diyanet)
Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
105
وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
velâ tekûnû kelleẕîne teferrakû vaḫtelefû mim ba`di mâ câehumu-lbeyyinât. veulâike lehum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
106
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌۭ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌۭ ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Okunuş
yevme tebyeddu vucûhuv vetesveddu vucûhun. feemme-lleẕîne-sveddet vucûhuhum. ekefertum ba`de îmânikum feẕûku-l`aẕâbe bimâ kuntum tekfurûn.
Meal (Diyanet)
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
107
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِى رَحْمَةِ ٱللَّهِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
veemme-lleẕîne-byeddat vucûhuhum fefî rahmeti-llâh. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
108
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ ۗ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًۭا لِّلْعَٰلَمِينَ
Okunuş
tilke âyâtu-llâhi netlûhâ `aleyke bilhakk. veme-llâhu yurîdu żulmel lil`âlemîn.
Meal (Diyanet)
İşte bunlar, sana doğru olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
109
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veile-llâhi turce`u-l'umûr.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
110
كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ ۗ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ لَكَانَ خَيْرًۭا لَّهُم ۚ مِّنْهُمُ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Okunuş
kuntum ḫayra ummetin uḫricet linnâsi te'murûne bilma`rûfi vetenhevne `ani-lmunkeri vetu'minûne billâh. velev âmene ehlu-lkitâbi lekâne ḫayral lehum. minhumu-lmu'minûne veekŝeruhumu-lfâsikûn.
Meal (Diyanet)
Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
111
لَن يَضُرُّوكُمْ إِلَّآ أَذًۭى ۖ وَإِن يُقَٰتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ ٱلْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ
Okunuş
ley yedurrûkum illâ eẕâ. veiy yukâtilûkum yuvellûkumu-l'edbâr. ŝumme lâ yunsarûn.
Meal (Diyanet)
Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
112
ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوٓا۟ إِلَّا بِحَبْلٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍۢ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ ۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
Okunuş
duribet `aleyhimu-ẕẕilletu eyne mâ ŝukifû illâ bihablim mine-llâhi vehablim mine-nnâsi vebâû biğadabim mine-llâhi veduribet `aleyhimu-lmeskeneh. ẕâlike biennehum kânû yekfurûne biâyâti-llâhi veyaktulûne-l'embiyâe biğayri hakk. ẕâlike bimâ `asav vekânû ya`tedûn.
Meal (Diyanet)
Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
113
۞ لَيْسُوا۟ سَوَآءًۭ ۗ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ أُمَّةٌۭ قَآئِمَةٌۭ يَتْلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
Okunuş
leysû sevââ. min ehli-lkitâbi ummetun kâimetuy yetlûne âyâti-llâhi ânâe-lleyli vehum yescudûn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
114
يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuş
yu'minûne billâhi velyevmi-l'âḫiri veye'murûne bilma`rûfi veyenhevne `ani-lmunkeri veyusâri`ûne fi-lḫayrât. veulâike mine-ssâlihîn.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
115
وَمَا يَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَلَن يُكْفَرُوهُ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vemâ yef`alû min ḫayrin feley yukferûh. vellâhu `alîmum bilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
116
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۚ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuş
inne-lleẕîne keferû len tuğniye `anhum emvâluhum velâ evlâduhum mine-llâhi şey'â. veulâike ashâbu-nnâr. hum fîhâ ḫâlidûn.
Meal (Diyanet)
İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
117
مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍۢ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍۢ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ ۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuş
meŝelu mâ yunfikûne fî hâẕihi-lhayâti-ddunyâ kemeŝeli rîhin fîhâ sirrun esâbet harŝe kavmin żalemû enfusehum feehleketh. vemâ żalemehumu-llâhu velâkin enfusehum yażlimûn.
Meal (Diyanet)
Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
118
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ بِطَانَةًۭ مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًۭا وَدُّوا۟ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ ٱلْبَغْضَآءُ مِنْ أَفْوَٰهِهِمْ وَمَا تُخْفِى صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû bitânetem min dûnikum lâ ye'lûnekum ḫabâlâ. veddû mâ `anittum. kad bedeti-lbağdâu min efvâhihim. vemâ tuḫfî sudûruhum ekber. kad beyyennâ lekumu-l'âyâti in kuntum ta`kilûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
119
هَٰٓأَنتُمْ أُو۟لَآءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِٱلْكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ عَضُّوا۟ عَلَيْكُمُ ٱلْأَنَامِلَ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۚ قُلْ مُوتُوا۟ بِغَيْظِكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
hâentum ulâi tuhibbûnehum velâ yuhibbûnekum vetu'minûne bilkitâbi kullih. veiẕâ lekûkum kâlû âmennâ. veiẕâ ḫalev `addû `aleykumu-l'enâmile mine-lğayż. kul mûtû biğayżikum. inne-llâhe `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
120
إِن تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌۭ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌۭ يَفْرَحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌۭ
Okunuş
in temseskum hasenetun tesu'hum. vein tusibkum seyyietuy yefrahû bihâ. vein tasbirû vetettekû lâ yedurrukum keyduhum şey'â. inne-llâhe bimâ ya`melûne muhît.
Meal (Diyanet)
Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
121
وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ ٱلْمُؤْمِنِينَ مَقَٰعِدَ لِلْقِتَالِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuş
veiẕ ğadevte min ehlike tubevviu-lmu'minîne mekâ`ide lilkitâl. vellâhu semî`un `alîm.
Meal (Diyanet)
Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
122
إِذْ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمْ أَن تَفْشَلَا وَٱللَّهُ وَلِيُّهُمَا ۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
iẕ hemmet tâifetâni minkum en tefşelâ vellâhu veliyyuhumâ. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Sizden iki takım bozulup geri çekilmek üzere idi; oysa Allah onların dostu idi, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
123
وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدْرٍۢ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌۭ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuş
velekad nesarakumu-llâhu bibedriv veentum eẕilleh. fetteku-llâhe le`allekum teşkurûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Allah'tan sakının ki şükredebilesiniz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
124
إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَٰثَةِ ءَالَٰفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ
Okunuş
iẕ tekûlu lilmu'minîne eley yekfiyekum ey yumiddekum rabbukum biŝelâŝeti âlâfim mine-lmelâiketi munzelîn.
Meal (Diyanet)
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
125
بَلَىٰٓ ۚ إِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ ءَالَٰفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ
Okunuş
belâ in tasbirû vetettekû veye'tûkum min fevrihim hâẕâ yumdidkum rabbukum biḫamseti âlâfim mine-lmelâiketi musevvimîn.
Meal (Diyanet)
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
126
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦ ۗ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Okunuş
vemâ ce`alehu-llâhu illâ buşrâ lekum velitatmeinne kulûbukum bih. veme-nnasru illâ min `indi-llâhi-l`azîzi-lhakîm.
Meal (Diyanet)
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
127
لِيَقْطَعَ طَرَفًۭا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنقَلِبُوا۟ خَآئِبِينَ
Okunuş
liyakta`a tarafem mine-lleẕîne keferû ev yekbitehum feyenkalibû ḫâibîn.
Meal (Diyanet)
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
128
لَيْسَ لَكَ مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَٰلِمُونَ
Okunuş
leyse leke mine-l'emri şey'un ev yetûbe `aleyhim ev yu`aẕẕibehum feinnehum żâlimûn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
129
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. yağfiru limey yeşâu veyu`aẕẕibu mey yeşâ'. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
130
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوا۟ ٱلرِّبَوٰٓا۟ أَضْعَٰفًۭا مُّضَٰعَفَةًۭ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ te'kulu-rribâ ad`âfem mudâ`afeh. vetteku-llâhe le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya erişesiniz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
131
وَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِىٓ أُعِدَّتْ لِلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vetteku-nnâra-lletî u`iddet lilkâfirîn.
Meal (Diyanet)
İnkar edenler için hazırlanmış ateşten sakının.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
132
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Okunuş
veetî`u-llâhe verrasûle le`allekum turhamûn.
Meal (Diyanet)
Size merhamet edilmesi için, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
133
۞ وَسَارِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Okunuş
vesâri`û ilâ mağfiratim mir rabbikum vecennetin `arduhe-ssemâvâtu vel'ardu u`iddet lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
134
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِى ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
elleẕîne yunfikûne fi-sserrâi veddarrâi velkâżimîne-lğayża vel`âfîne `ani-nnâs. vellâhu yuhibbu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
135
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةً أَوْ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ ذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلُوا۟ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuş
velleẕîne iẕâ fe`alû fâhişeten ev żalemû enfusehum ẕekeru-llâhe festağferû liẕunûbihim. vemey yağfiru-ẕẕunûbe ille-llâh. velem yusirrû `alâ mâ fe`alû vehum ya`lemûn.
Meal (Diyanet)
Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile direnmezler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
136
أُو۟لَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌۭ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَنِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَٰمِلِينَ
Okunuş
ulâike cezâuhum mağfiratum mir rabbihim vecennâtun tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veni`me ecru-l`âmilîn.
Meal (Diyanet)
Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır!
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
137
قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌۭ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Okunuş
kad ḫalet min kablikum sunenun fesîrû fi-l'ardi fenżurû keyfe kâne `âkibetu-lmukeẕẕibîn.
Meal (Diyanet)
Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
138
هَٰذَا بَيَانٌۭ لِّلنَّاسِ وَهُدًۭى وَمَوْعِظَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Okunuş
hâẕâ beyânul linnâsi vehudev vemev`iżatul lilmuttekîn.
Meal (Diyanet)
Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
139
وَلَا تَهِنُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَنتُمُ ٱلْأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
velâ tehinû velâ tahzenû veentumu-l'a`levne in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
140
إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌۭ فَقَدْ مَسَّ ٱلْقَوْمَ قَرْحٌۭ مِّثْلُهُۥ ۚ وَتِلْكَ ٱلْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَآءَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
iy yemseskum karhun fekad messe-lkavme karhum miŝluh. vetilke-l'eyyâmu nudâviluhâ beyne-nnâs. veliya`leme-llâhu-lleẕîne âmenû veyetteḫiẕe minkum şuhedâ'. vellâhu lâ yuhibbu-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
141
وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَمْحَقَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
veliyumehhisa-llâhu-lleẕîne âmenû veyemhaka-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
142
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ مِنكُمْ وَيَعْلَمَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Okunuş
em hasibtum en tedḫulu-lcennete velemmâ ya`lemi-llâhu-lleẕîne câhedû minkum veya`leme-ssâbirîn.
Meal (Diyanet)
Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
143
وَلَقَدْ كُنتُمْ تَمَنَّوْنَ ٱلْمَوْتَ مِن قَبْلِ أَن تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
Okunuş
velekad kuntum temennevne-lmevte min kabli en telkavh. fekad raeytumûhu veentum tenżurûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
144
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌۭ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ ۚ أَفَإِي۟ن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ ٱنقَلَبْتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ ۚ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيْـًۭٔا ۗ وَسَيَجْزِى ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
vemâ muhammedun illâ rasûl. kad ḫalet min kablihi-rrusul. efeim mâte ev kutile-nkalebtum `alâ a`kâbikum. vemey yenkalib `alâ `akibeyhi feley yedurra-llâhe şey'â. veseyeczi-llâhu-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
145
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ كِتَٰبًۭا مُّؤَجَّلًۭا ۗ وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلْءَاخِرَةِ نُؤْتِهِۦ مِنْهَا ۚ وَسَنَجْزِى ٱلشَّٰكِرِينَ
Okunuş
vemâ kâne linefsin en temûte illâ biiẕni-llâhi kitâbem mueccelâ. vemey yurid ŝevâbe-ddunyâ nu'tihî minhâ. vemey yurid ŝevâbe-l'âḫirati nu'tihî minhâ. veseneczi-şşâkirîn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
146
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِىٍّۢ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌۭ فَمَا وَهَنُوا۟ لِمَآ أَصَابَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا۟ وَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّٰبِرِينَ
Okunuş
vekeeyyim min nebiyyin kâtele me`ahû ribbiyyûne keŝîr. femâ vehenû limâ esâbehum fî sebîli-llâhi vemâ da`ufû veme-stekânû. vellâhu yuhibbu-ssâbirîn.
Meal (Diyanet)
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
147
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِىٓ أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Okunuş
vemâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbene-ğfir lenâ ẕunûbenâ veisrâfenâ fî emrinâ veŝebbit akdâmenâ vensurnâ `ale-lkavmi-lkâfirîn.
Meal (Diyanet)
Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
148
فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ ٱلْءَاخِرَةِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuş
feâtâhumu-llâhu ŝevâbe-ddunyâ vehusne ŝevâbi-l'âḫirah. vellâhu yuhibbu-lmuhsinîn.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
149
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû in tutî`u-lleẕîne keferû yeruddûkum `alâ a`kâbikum fetenkalibû ḫâsirîn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
150
بَلِ ٱللَّهُ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلنَّٰصِرِينَ
Okunuş
beli-llâhu mevlâkum. vehuve ḫayru-nnâsirîn.
Meal (Diyanet)
Halbuki Mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
151
سَنُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ بِمَآ أَشْرَكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًۭا ۖ وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۚ وَبِئْسَ مَثْوَى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuş
senulkî fî kulûbi-lleẕîne keferu-rru`be bimâ eşrakû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânâ. veme'vâhumu-nnâr. vebi'se meŝve-żżâlimîn.
Meal (Diyanet)
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
152
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥٓ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَٰزَعْتُمْ فِى ٱلْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَ ۚ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلْءَاخِرَةَ ۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
velekad sadekakumu-llâhu va`dehû iẕ tehussûnehum biiẕnih. hattâ iẕâ feşiltum vetenâza`tum fi-l'emri ve`asaytum mim ba`di mâ erâkum mâ tuhibbûn. minkum mey yurîdu-ddunyâ veminkum mey yurîdu-l'âḫirah. ŝumme sarafekum `anhum liyebteliyekum. velekad `afâ `ankum. vellâhu ẕû fadlin `ale-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
153
۞ إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدٍۢ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِىٓ أُخْرَىٰكُمْ فَأَثَٰبَكُمْ غَمًّۢا بِغَمٍّۢ لِّكَيْلَا تَحْزَنُوا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَآ أَصَٰبَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuş
iẕ tus`idûne velâ telvûne `alâ ehadiv verrasûlu yed`ûkum fî uḫrâkum feeŝâbekum ğammem biğammil likeylâ tahzenû `alâ mâ fâtekum velâ mâ esâbekum. vellâhu ḫabîrum bimâ ta`melûn.
Meal (Diyanet)
Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
154
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنۢ بَعْدِ ٱلْغَمِّ أَمَنَةًۭ نُّعَاسًۭا يَغْشَىٰ طَآئِفَةًۭ مِّنكُمْ ۖ وَطَآئِفَةٌۭ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ ظَنَّ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ ۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ مِن شَىْءٍۢ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْأَمْرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِ ۗ يُخْفُونَ فِىٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ ۖ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌۭ مَّا قُتِلْنَا هَٰهُنَا ۗ قُل لَّوْ كُنتُمْ فِى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ ۖ وَلِيَبْتَلِىَ ٱللَّهُ مَا فِى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِى قُلُوبِكُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Okunuş
ŝumme enzele `aleykum mim ba`di-lğammi emeneten nu`âsey yağşâ tâifetem minkum vetâifetun kad ehemmethum enfusuhum yeżunnûne billâhi ğayra-lhakki żanne-lcâhiliyyeh. yekûlûne hel lenâ min-l'emri min şey'. kul inne-l'emra kullehû lillâh. yuḫfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek. yekûlûne lev kâne lenâ mine-l'emri şey'um mâ kutilnâ hâhunâ. kul lev kuntum fî buyûtikum leberaze-lleẕîne kutibe `aleyhimu-lkatlu ilâ medâci`ihim. veliyebteliye-llâhu mâ fî sudûrikum veliyumehhisa mâ fî kulûbikum. vellâhu `alîmum biẕâti-ssudûr.
Meal (Diyanet)
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
155
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَلَّوْا۟ مِنكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ إِنَّمَا ٱسْتَزَلَّهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا۟ ۖ وَلَقَدْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne tevellev minkum yevme-lteke-lcem`âni inneme-stezellehumu-şşeytânu biba`di mâ kesebû. velekad `afe-llâhu `anhum. inne-llâhe ğafûrun halîm.
Meal (Diyanet)
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Allah, and olsun ki, onları affetti. Allah bağışlayandır. Halim'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
156
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ كَانُوا۟ غُزًّۭى لَّوْ كَانُوا۟ عِندَنَا مَا مَاتُوا۟ وَمَا قُتِلُوا۟ لِيَجْعَلَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ حَسْرَةًۭ فِى قُلُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne keferû vekâlû liiḫvânihim iẕâ darabû fi-l'ardi ev kânû ğuzzel lev kânû `indenâ mâ mâtû vemâ kutilû. liyec`ale-llâhu ẕâlike hasraten fî kulûbihim. vellâhu yuhyî veyumît. vellâhu bimâ ta`melûne besîr.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
157
وَلَئِن قُتِلْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌۭ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
Okunuş
velein kutiltum fî sebîli-llâhi ev muttum lemağfiratum mine-llâhi verahmetun ḫayrum mimmâ yecme`ûn.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
158
وَلَئِن مُّتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى ٱللَّهِ تُحْشَرُونَ
Okunuş
veleim muttum ev kutiltum leile-llâhi tuhşerûn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
159
فَبِمَا رَحْمَةٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلْقَلْبِ لَٱنفَضُّوا۟ مِنْ حَوْلِكَ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى ٱلْأَمْرِ ۖ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَوَكِّلِينَ
Okunuş
febimâ rahmetim mine-llâhi linte lehum. velev kunte feżżan ğalîża-lkalbi lenfeddû min havlik. fa`fu `anhum vestağfir lehum veşâvirhum fi-l'emr. feiẕâ `azemte fetevekkel `ale-llâh. inne-llâhe yuhibbu-lmutevekkilîn.
Meal (Diyanet)
Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
160
إِن يَنصُرْكُمُ ٱللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ ۖ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا ٱلَّذِى يَنصُرُكُم مِّنۢ بَعْدِهِۦ ۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
iy yensurkumu-llâhu felâ ğâlibe lekum. veiy yaḫẕulkum femen ẕe-lleẕî yensurukum mim ba`dih. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmu'minûn.
Meal (Diyanet)
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
161
وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ أَن يَغُلَّ ۚ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Okunuş
vemâ kâne linebiyyin ey yeğull. vemey yağlul ye'ti bimâ ğalle yevme-lkiyâmeh. ŝumme tuveffâ kullu nefsim mâ kesebet vehum lâ yużlemûn.
Meal (Diyanet)
Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hiyanet yaraşmaz; haksızlık kim yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir, sonra, haksızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
162
أَفَمَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ كَمَنۢ بَآءَ بِسَخَطٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuş
efemeni-ttebe`a ridvâne-llâhi kemem bâe biseḫatim mine-llâhi veme'vâhu cehennem. vebi'se-lmesîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan gibi midir? Bu kimsenin varacağı yer cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir!
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
163
هُمْ دَرَجَٰتٌ عِندَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
Okunuş
hum deracâtun `inde-llâh. vellâhu besîrum bimâ ya`melûn.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah katında derece derecedir. Allah, işlediklerini görmektedir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
164
لَقَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Okunuş
lekad menne-llâhu `ale-lmu'minîne iẕ be`aŝe fîhim rasûlem min enfusihim yetlû `aleyhim âyâtihî veyuzekkîhim veyu`allimuhumu-lkitâbe velhikmeh. vein kânû min kablu lefî dalâlim mubîn.
Meal (Diyanet)
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
165
أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌۭ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَٰذَا ۖ قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Okunuş
evelemmâ esâbetkum musîbetun kad esabtum miŝleyhâ kultum ennâ hâẕâ. kul huve min `indi enfusikum. inne-llâhe `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
166
وَمَآ أَصَٰبَكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
vemâ esâbekum yevme-lteke-lcem`âni febiiẕni-llâhi veliya`leme-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
167
وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُوا۟ ۚ وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ قَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدْفَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًۭا لَّٱتَّبَعْنَٰكُمْ ۗ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَٰنِ ۚ يَقُولُونَ بِأَفْوَٰهِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ
Okunuş
veliya`leme-lleẕîne nâfekû. vekîle lehum te`âlev kâtilû fî sebîli-llâhi evi-dfe`û. kâlû lev na`lemu kitâlel letteba`nâkum. hum lilkufri yevmeiẕin akrabu minhum lil'îmân. yekûlûne biefvâhihim mâ leyse fî kulûbihim. vellâhu a`lemu bimâ yektumûn.
Meal (Diyanet)
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
168
ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ وَقَعَدُوا۟ لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا۟ ۗ قُلْ فَٱدْرَءُوا۟ عَنْ أَنفُسِكُمُ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
elleẕîne kâlû liiḫvânihim veka`adû lev etâ`ûnâ mâ kutilû. kul fedraû `an enfusikumu-lmevte in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
Onlar oturup, kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
169
وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتًۢا ۚ بَلْ أَحْيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
Okunuş
velâ tahsebenne-lleẕîne kutilû fî sebîli-llâhi emvâtâ. bel ahyâun `inde rabbihim yurzekûn.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
170
فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا۟ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Okunuş
ferihîne bimâ âtâhumu-llâhu min fadlihî veyestebşirûne billeẕîne lem yelhakû bihim min ḫalfihim ellâ ḫavfun `aleyhim velâ hum yahzenûn.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
171
۞ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍۢ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Okunuş
yestebşirûne bini`metim mine-llâhi vefadliv veenne-llâhe lâ yudî`u ecra-lmu'minîn.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
172
ٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلْقَرْحُ ۚ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ مِنْهُمْ وَٱتَّقَوْا۟ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Okunuş
elleẕîne-stecâbû lillâhi verrasûli mim ba`di mâ esâbehumu-lkarh. lilleẕîne ahsenû minhum vettekav ecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
173
ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدْ جَمَعُوا۟ لَكُمْ فَٱخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَٰنًۭا وَقَالُوا۟ حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ
Okunuş
elleẕîne kâle lehumu-nnâsu inne-nnâse kad ceme`û lekum faḫşevhum fezâdehum îmânâ. vekâlû hasbune-llâhu veni`me-lvekîl.
Meal (Diyanet)
İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
174
فَٱنقَلَبُوا۟ بِنِعْمَةٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍۢ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوٓءٌۭ وَٱتَّبَعُوا۟ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
Okunuş
fenkalebû bini`metim mine-llâhi vefadlil lem yemseshum sûuv vettebe`û ridvâne-llâh. vellâhu ẕû fadlin `ażîm.
Meal (Diyanet)
Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
175
إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuş
innemâ ẕâlikumu-şşeytânu yuḫavvifu evliyâeh. felâ teḫâfûhum veḫâfûni in kuntum mu'minîn.
Meal (Diyanet)
İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
176
وَلَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ ۚ إِنَّهُمْ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًۭٔا ۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّۭا فِى ٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Okunuş
velâ yahzunke-lleẕîne yusâri`ûne fi-lkufr. innehum ley yedurru-llâhe şey'â. yurîdu-llâhu ellâ yec`ale lehum hażżan fi-l'âḫirah. velehum `aẕâbun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
177
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَٰنِ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًۭٔا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
inne-lleẕîne-şteravu-lkufra bil'îmâni ley yedurru-llâhe şey'en. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
İmanı inkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
178
وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ خَيْرٌۭ لِّأَنفُسِهِمْ ۚ إِنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِثْمًۭا ۚ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
velâ yahsebenne-lleẕîne keferû ennemâ numlî lehum ḫayrul lienfusihim. innemâ numlî lehum liyezdâdû iŝmâ. velehum `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
179
مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلْخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى ٱلْغَيْبِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجْتَبِى مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌۭ
Okunuş
mâ kâne-llâhu liyeẕera-lmu'minîne `alâ mâ entum `aleyhi hattâ yemîze-lḫabîŝe mine-ttayyib. vemâ kâne-llâhu liyutli`akum `ale-lğaybi velâkinne-llâhe yectebî mir rusulihî mey yeşâu feâminû billâhi verusulih. vein tu'minû vetettekû felekum ecrun `ażîm.
Meal (Diyanet)
Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
180
وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ هُوَ خَيْرًۭا لَّهُم ۖ بَلْ هُوَ شَرٌّۭ لَّهُمْ ۖ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا۟ بِهِۦ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Okunuş
velâ yahsebenne-lleẕîne yebḫalûne bimâ âtâhumu-llâhu min fadlihî huve ḫayral lehum. bel huve şerrul lehum. seyutavvekûne mâ beḫilû bihî yevme-lkiyâmeh. velillâhi mîrâŝu-ssemâvâti vel'ard. vellâhu bimâ ta`melûne ḫabîr.
Meal (Diyanet)
Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
181
لَّقَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرٌۭ وَنَحْنُ أَغْنِيَآءُ ۘ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا۟ وَقَتْلَهُمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ وَنَقُولُ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ
Okunuş
lekad semi`a-llâhu kavle-lleẕîne kâlû inne-llâhe fekîruv venahnu ağniyâ'. senektubu mâ kâlû vekatlehumu-l'embiyâe biğayri hakkiv venekûlu ẕûkû `aẕâbe-lharîk.
Meal (Diyanet)
And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
182
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍۢ لِّلْعَبِيدِ
Okunuş
ẕâlike bimâ kaddemet eydîkum veenne-llâhe leyse biżallâmil lil`abîd.
Meal (Diyanet)
"Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
183
ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَآ أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍۢ تَأْكُلُهُ ٱلنَّارُ ۗ قُلْ قَدْ جَآءَكُمْ رُسُلٌۭ مِّن قَبْلِى بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Okunuş
elleẕîne kâlû inne-llâhe `ahide ileynâ ellâ nu'mine lirasûlin hattâ ye'tiyenâ bikurbânin te'kuluhu-nnâr. kul kad câekum rusulum min kablî bilbeyyinâti vebilleẕî kultum felime kateltumûhum in kuntum sâdikîn.
Meal (Diyanet)
"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
184
فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌۭ مِّن قَبْلِكَ جَآءُو بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُنِيرِ
Okunuş
fein keẕẕebûke fekad kuẕẕibe rusulum min kablike câû bilbeyyinâti vezzuburi velkitâbi-lmunîr.
Meal (Diyanet)
Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
185
كُلُّ نَفْسٍۢ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۖ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدْخِلَ ٱلْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ ۗ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ
Okunuş
kullu nefsin ẕâikatu-lmevt. veinnemâ tuveffevne ucûrakum yevme-lkiyâmeh. femen zuhziha `ani-nnâri veudḫile-lcennete fekad fâz. veme-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ`u-lğurûr.
Meal (Diyanet)
Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
186
۞ لَتُبْلَوُنَّ فِىٓ أَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَذًۭى كَثِيرًۭا ۚ وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِ
Okunuş
letublevunne fî emvâlikum veenfusikum veletesme`unne mine-lleẕîne ûtu-lkitâbe min kablikum vemine-lleẕîne eşrakû eẕen keŝîrâ. vein tasbirû vetettekû feinne ẕâlike min `azmi-l'umûr.
Meal (Diyanet)
And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
187
وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۥ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ وَٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦ ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا ۖ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
Okunuş
veiẕ eḫaẕe-llâhu mîŝâka-lleẕîne ûtu-lkitâbe letubeyyinunnehû linnâsi velâ tektumûneh. fenebeẕûhu verâe żuhûrihim veşterav bihî ŝemenen kalîlâ. febi'se mâ yeşterûn.
Meal (Diyanet)
Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
188
لَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَآ أَتَوا۟ وَّيُحِبُّونَ أَن يُحْمَدُوا۟ بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا۟ فَلَا تَحْسَبَنَّهُم بِمَفَازَةٍۢ مِّنَ ٱلْعَذَابِ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Okunuş
lâ tahsebenne-lleẕîne yefrahûne bimâ etev veyuhibbûne ey yuhmedû bimâ lem yef`alû felâ tahsebennehum bimefâzetim mine-l`aẕâb. velehum `aẕâbun elîm.
Meal (Diyanet)
Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın onların azabdan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
189
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Okunuş
velillâhi mulku-ssemâvâti vel'ard. vellâhu `alâ kulli şey'in kadîr.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kadir'dir.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
190
إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ لَءَايَٰتٍۢ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
Okunuş
inne fî ḫalki-ssemâvâti vel'ardi vaḫtilâfi-lleyli vennehâri leâyâtil liuli-l'elbâb.
Meal (Diyanet)
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
191
ٱلَّذِينَ يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمًۭا وَقُعُودًۭا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَٰطِلًۭا سُبْحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
Okunuş
elleẕîne yeẕkurûne-llâhe kiyâmev veku`ûdev ve`alâ cunûbihim veyetefekkerûne fî ḫalki-ssemâvâti vel'ard. rabbenâ mâ ḫalakte hâẕâ bâtilâ. subhâneke fekinâ `aẕâbe-nnâr.
Meal (Diyanet)
Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru"
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
192
رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُۥ ۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍۢ
Okunuş
rabbenâ inneke men tudḫili-nnâra fekad aḫzeyteh. vemâ liżżâlimîne min ensâr.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
193
رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًۭا يُنَادِى لِلْإِيمَٰنِ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ فَـَٔامَنَّا ۚ رَبَّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلْأَبْرَارِ
Okunuş
rabbenâ innenâ semi`nâ munâdiyey yunâdî lil'îmâni en âminû birabbikum feâmennâ. rabbenâ fağfir lenâ ẕunûbenâ vekeffir `annâ seyyiâtinâ veteveffenâ me`a-l'ebrâr.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
194
رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
Okunuş
rabbenâ veâtinâ mâ ve`attenâ `alâ rusulike velâ tuḫzinâ yevme-lkiyâmeh. inneke lâ tuḫlifu-lmî`âd.
Meal (Diyanet)
"Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
195
فَٱسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّى لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَٰمِلٍۢ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ ۖ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍۢ ۖ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَأُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَأُوذُوا۟ فِى سَبِيلِى وَقَٰتَلُوا۟ وَقُتِلُوا۟ لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ثَوَابًۭا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلثَّوَابِ
Okunuş
festecâbe lehum rabbuhum ennî lâ udî`u `amele `âmilim minkum min ẕekerin ev unŝâ. ba`dukum mim ba`d. felleẕîne hâcerû veuḫricû min diyârihim veûẕû fî sebîlî vekâtelû vekutilû leukeffiranne `anhum seyyiâtihim veleudḫilennehum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. ŝevâbem min `indi-llâh. vellâhu `indehû husnu-ŝŝevâb.
Meal (Diyanet)
Rableri dualarını kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır".
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
196
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ
Okunuş
lâ yeğurranneke tekallubu-lleẕîne keferû fi-lbilâd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
197
مَتَٰعٌۭ قَلِيلٌۭ ثُمَّ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Okunuş
metâ`un kalîlun ŝumme me'vâhum cehennem. vebi'se-lmihâd.
Meal (Diyanet)
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
198
لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلًۭا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۗ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ لِّلْأَبْرَارِ
Okunuş
lâkini-lleẕîne-ttekav rabbehum lehum cennâtun tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ nuzulem min `indi-llâh. vemâ `inde-llâhi ḫayrul lil'ebrâr.
Meal (Diyanet)
Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
199
وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَمَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًۭا قَلِيلًا ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Okunuş
veinne min ehli-lkitâbi lemey yu'minu billâhi vemâ unzile ileykum vemâ unzile ileyhim ḫâşi`îne lillâhi lâ yeşterûne biâyâti-llâhi ŝemenen kalîlâ. ulâike lehum ecruhum `inde rabbihim. inne-llâhe serî`u-lhisâb.
Meal (Diyanet)
Kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.
سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ
· Âl-i İmrân Suresi
200
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱصْبِرُوا۟ وَصَابِرُوا۟ وَرَابِطُوا۟ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenu-sbirû vesâbirû verâbitû vetteku-llâhe le`allekum tuflihûn.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍۢ وَٰحِدَةٍۢ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًۭا كَثِيرًۭا وَنِسَآءًۭ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-nnâsu-ttekû rabbekumu-lleẕî ḫalekakum min nefsiv vâhidetiv veḫaleka minhâ zevcehâ vebeŝŝe minhumâ ricâlen keŝîrav venisââ. vetteku-llâhe-lleẕî tesâelûne bihî vel'erhâm. inne-llâhe kâne `aleykum rakîbâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
2
وَءَاتُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰٓ أَمْوَٰلَهُمْ ۖ وَلَا تَتَبَدَّلُوا۟ ٱلْخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِ ۖ وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَهُمْ إِلَىٰٓ أَمْوَٰلِكُمْ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبًۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
veâtu-lyetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelu-lḫabîŝe bittayyib. velâ te'kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. innehû kâne hûben kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Yetimlere mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin, onların mallariyle kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
3
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا۟ فِى ٱلْيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُوا۟ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثْنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ فَوَٰحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُوا۟
Okunuş
vein ḫiftum ellâ tuksitû fi-lyetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum mine-nnisâi meŝnâ veŝulâŝe verubâ`. fein ḫiftum ellâ ta`dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânukum. ẕâlike ednâ ellâ te`ûlû.
Meal (Diyanet)
Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
4
وَءَاتُوا۟ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحْلَةًۭ ۚ فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَىْءٍۢ مِّنْهُ نَفْسًۭا فَكُلُوهُ هَنِيٓـًۭٔا مَّرِيٓـًۭٔا
Okunuş
veâtu-nnisâe sadukâtihinne nihleh. fein tibne lekum `an şey'im minhu nefsen fekulûhu henîem merîâ.
Meal (Diyanet)
Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
5
وَلَا تُؤْتُوا۟ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٰلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَٰمًۭا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًۭا مَّعْرُوفًۭا
Okunuş
velâ tu'tu-ssufehâe emvâlekumu-lletî ce`ale-llâhu lekum kiyâmev verzukûhum fîhâ veksûhum vekûlû lehum kavlem ma`rûfâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
6
وَٱبْتَلُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًۭا فَٱدْفَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًۭا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا۟ ۚ وَمَن كَانَ غَنِيًّۭا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَن كَانَ فَقِيرًۭا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ فَأَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًۭا
Okunuş
vebtelu-lyetâmâ hattâ iẕâ beleğu-nnikâh. fein ânestum minhum ruşden fedfe`û ileyhim emvâlehum. velâ te'kulûhâ isrâfev vebidâran ey yekberû. vemen kâne ğaniyyen felyesta`fif. vemen kâne fekîran felye'kul bilma`rûf. feiẕâ defa`tum ileyhim emvâlehum feeşhidû `aleyhim. vekefâ billâhi hasîbâ.
Meal (Diyanet)
Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
7
لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌۭ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌۭ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ ۚ نَصِيبًۭا مَّفْرُوضًۭا
Okunuş
lirricâli nesîbum mimmâ terake-lvâlidâni vel'akrabûn. velinnisâi nesîbum mimmâ terake-lvâlidâni vel'akrabûne mimmâ kalle minhu ev keŝur. nesîbem mefrûdâ.
Meal (Diyanet)
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
8
وَإِذَا حَضَرَ ٱلْقِسْمَةَ أُو۟لُوا۟ ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينُ فَٱرْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًۭا مَّعْرُوفًۭا
Okunuş
veiẕâ hadara-lkismete ulu-lkurbâ velyetâmâ velmesâkînu ferzukûhum minhu vekûlû lehum kavlem ma`rûfâ.
Meal (Diyanet)
Taksimde, yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
9
وَلْيَخْشَ ٱلَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا۟ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةًۭ ضِعَٰفًا خَافُوا۟ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْيَقُولُوا۟ قَوْلًۭا سَدِيدًا
Okunuş
velyaḫşe-lleẕîne lev terakû min ḫalfihim ẕurriyyeten di`âfen ḫâfû `aleyhim. felyetteku-llâhe velyekûlû kavlen sedîdâ.
Meal (Diyanet)
Arkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar; dürüst söz söylesinler.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
10
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلْيَتَٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًۭا ۖ وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًۭا
Okunuş
inne-lleẕîne ye'kulûne emvâle-lyetâmâ żulmen innemâ ye'kulûne fî butûnihim nârâ. veseyaslevne se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
11
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَٰدِكُمْ ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءًۭ فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ۖ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةًۭ فَلَهَا ٱلنِّصْفُ ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌۭ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ ۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌۭ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًۭا ۚ فَرِيضَةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
yûsîkumu-llâhu fî evlâdikum liẕẕekeri miŝlu hażżi-l'unŝeyeyn. fein kunne nisâen fevka-ŝneteyni felehunne ŝuluŝâ mâ terak. vein kânet vâhideten felehe-nnisf. veliebeveyhi likulli vâhidim minhume-ssudusu mimmâ terake in kâne lehû veled. feil lem yekul lehû veleduv veveriŝehû ebevâhu feliummihi-ŝŝuluŝ. fein kâne lehû iḫvetun feliummihi-ssudusu mim ba`di vesiyyetiy yûsî bihâ ev deyn. âbâukum veebnâukum. lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef`â. ferîdatem mine-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
12
۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌۭ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍۢ ۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌۭ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم ۚ مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍۢ ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌۭ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌۭ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌۭ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ ۚ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّۢ ۚ وَصِيَّةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌۭ
Okunuş
velekum nisfu mâ terake ezvâcukum il lem yekul lehunne veled. fein kâne lehunne veledun felekumu-rrubu`u mimmâ terakne mim ba`di vesiyyetiy yûsîne bihâ ev deyn. velehunne-rrubu`u mimmâ teraktum il lem yekul lekum veled. fein kâne lekum veledun felehunne-ŝŝumunu mimmâ teraktum mim ba`di vesiyyetin tûsûne bihâ ev deyn. vein kâne raculuy yûraŝu kelâleten evi-mraetuv velehû eḫun ev uḫtun felikulli vâhidim minhume-ssudus. fein kânû ekŝera min ẕâlike fehum şurakâu fi-ŝŝuluŝi mim ba`di vesiyyetiy yûsâ bihâ ev deynin ğayra mudârr. vesiyyetem mine-llâh. vellâhu `alîmun halîm.
Meal (Diyanet)
Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
13
تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Okunuş
tilke hudûdu-llâh. vemey yuti`i-llâhe verasûlehû yudḫilhu cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike-lfevzu-l`ażîm.
Meal (Diyanet)
Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
14
وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدْخِلْهُ نَارًا خَٰلِدًۭا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
Okunuş
vemey ya`si-llâhe verasûlehû veyete`addâ hudûdehû yudḫilhu nâran ḫâliden fîhâ. velehû `aẕâbum muhîn.
Meal (Diyanet)
Kim Allah'a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azab onadır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
15
وَٱلَّٰتِى يَأْتِينَ ٱلْفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَٱسْتَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةًۭ مِّنكُمْ ۖ فَإِن شَهِدُوا۟ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى ٱلْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًۭا
Okunuş
vellâtî ye'tîne-lfâhişete min nisâikum festeşhidû `aleyhinne erbe`atem minkum. fein şehidû feemsikûhunne fi-lbuyûti hattâ yeteveffâhunne-lmevtu ev yec`ale-llâhu lehunne sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
16
وَٱلَّذَانِ يَأْتِيَٰنِهَا مِنكُمْ فَـَٔاذُوهُمَا ۖ فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابًۭا رَّحِيمًا
Okunuş
velleẕâni ye'tiyânihâ minkum feâẕûhumâ. fein tâbâ veaslehâ fea`ridû `anhumâ. inne-llâhe kâne tevvâber rahîmâ.
Meal (Diyanet)
İçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
17
إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍۢ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍۢ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
inneme-ttevbetu `ale-llâhi lilleẕîne ya`melûne-ssûe bicehâletin ŝumme yetûbûne min karîbin feulâike yetûbu-llâhu `aleyhim. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
18
وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا
Okunuş
veleyseti-ttevbetu lilleẕîne ya`melûne-sseyyiât. hattâ iẕâ hadara ehadehumu-lmevtu kâle innî tubtu-l'âne vele-lleẕîne yemûtûne vehum kuffâr. ulâike a`tednâ lehum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; "şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
19
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا۟ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًۭا ۖ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا۟ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍۢ مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًۭٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًۭا كَثِيرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ yehillu lekum en teriŝu-nnisâe kerhâ. velâ ta`dulûhunne liteẕhebû biba`di mâ âteytumûhunne illâ ey ye'tîne bifâhişetim mubeyyineh. ve`âşirûhunne bilma`rûf. fein kerihtumûhunne fe`asâ en tekrahû şey'ev veyec`ale-llâhu fîhi ḫayran keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
20
وَإِنْ أَرَدتُّمُ ٱسْتِبْدَالَ زَوْجٍۢ مَّكَانَ زَوْجٍۢ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَىٰهُنَّ قِنطَارًۭا فَلَا تَأْخُذُوا۟ مِنْهُ شَيْـًٔا ۚ أَتَأْخُذُونَهُۥ بُهْتَٰنًۭا وَإِثْمًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
vein erattumu-stibdâle zevcim mekâne zevciv veâteytum ihdâhunne kintâran felâ te'ḫuẕû minhu şey'â. ete'ḫuẕûnehû buhtânev veiŝmem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
21
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُۥ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍۢ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًۭا
Okunuş
vekeyfe te'ḫuẕûnehû vekad efdâ ba`dukum ilâ ba`div veeḫaẕne minkum mîŝâkan ğalîżâ.
Meal (Diyanet)
Nasıl alırsınız ki siz birbirinize katılmıştınız ve onlar sizden sağlam teminat almışlardı.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
22
وَلَا تَنكِحُوا۟ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةًۭ وَمَقْتًۭا وَسَآءَ سَبِيلًا
Okunuş
velâ tenkihû mâ nekeha âbâukum mine-nnisâi illâ mâ kad selef. innehû kâne fâhişetev vemaktâ. vesâe sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin, geçmişte olanlar artık geçmiştir çünkü bu bir fuhuş ve igrenç bir şeydi, ne kötü yoldu!
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
23
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَٰتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَٰتُكُمْ وَعَمَّٰتُكُمْ وَخَٰلَٰتُكُمْ وَبَنَاتُ ٱلْأَخِ وَبَنَاتُ ٱلْأُخْتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِىٓ أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِى فِى حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُوا۟ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَٰٓئِلُ أَبْنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَٰبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُوا۟ بَيْنَ ٱلْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
hurrimet `aleykum ummehâtukum vebenâtukum veeḫavâtukum ve`ammâtukum veḫâlâtukum vebenâtu-l'eḫi vebenâtu-l'uḫti veummehâtukumu-llâtî erda`nekum veeḫavâtukum mine-rradâ`ati veummehâtu nisâikum verabâibukumu-llâtî fî hucûrikum min nisâikumu-llâtî deḫaltum bihinn. feil lem tekûnû deḫaltum bihinne felâ cunâha `aleykum. vehalâilu ebnâikumu-lleẕîne min aslâbikum veen tecme`û beyne-l'uḫteyni illâ mâ kad selef. inne-llâhe kâne ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızin yanınızda kalan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.