📖 Cüz 5
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
24
۞ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ ۖ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ ۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ ۚ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُم بِهِۦ مِنْهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةًۭ ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٰضَيْتُم بِهِۦ مِنۢ بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
velmuhsanâtu mine-nnisâi illâ mâ meleket eymânukum. kitâbe-llâhi `aleykum. veuhille lekum mâ verâe ẕâlikum en tebteğû biemvâlikum muhsinîne ğayra musâfihîn. feme-stemta`tum bihî minhunne feâtûhunne ucûrahunne ferîdah. velâ cunâha `aleykum fîmâ terâdaytum bihî mim ba`di-lferîdah. inne-llâhe kâne `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnud olduğunuz hususda size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
25
وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلًا أَن يَنكِحَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَٰنِكُم ۚ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍۢ ۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ مُحْصَنَٰتٍ غَيْرَ مُسَٰفِحَٰتٍۢ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخْدَانٍۢ ۚ فَإِذَآ أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَٰحِشَةٍۢ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ ٱلْعَنَتَ مِنكُمْ ۚ وَأَن تَصْبِرُوا۟ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Okunuş
vemel lem yesteti` minkum tavlen ey yenkiha-lmuhsenâti-lmu'minâti femim mâ meleket eymânukum min feteyâtikumu-lmu'minât. vellâhu a`lemu biîmânikum. ba`dukum mim ba`d. fenkihûhunne biiẕni ehlihinne veâtûhunne ucûrahunne bilma`rûfi muhsanâtin ğayra mesâfihâtiv velâ mutteḫiẕâti aḫdân. feiẕâ uhsinne fein eteyne bifâhişetin fe`aleyhinne nisfu mâ `ale-lmuhsenâti mine-l`aẕâb. ẕâlike limen ḫaşiye-l`anete minkum. veen tasbirû ḫayrul lekum. vellâhu ğafûrur rahîm.
Meal (Diyanet)
Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
26
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ
Okunuş
yurîdu-llâhu liyubeyyine lekum veyehdiyekum sunene-lleẕîne min kablikum veyetûbe `aleykum. vellâhu `alîmun hakîm.
Meal (Diyanet)
Allah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
27
وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُوا۟ مَيْلًا عَظِيمًۭا
Okunuş
vellâhu yurîdu ey yetûbe `aleykum veyurîdu-lleẕîne yettebi`ûne-şşehevâti en temîlû meylen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
28
يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ ۚ وَخُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ ضَعِيفًۭا
Okunuş
yurîdu-llâhu ey yuḫaffife `ankum. veḫulika-l'insânu da`îfâ.
Meal (Diyanet)
İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
29
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضٍۢ مِّنكُمْ ۚ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ te'kulû emvâlekum beynekum bilbâtili illâ en tekûne ticâraten `an terâdim minkum velâ taktulû enfusekum. inne-llâhe kâne bikum rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
30
وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَٰنًۭا وَظُلْمًۭا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًۭا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
Okunuş
vemey yef`al ẕâlike `udvânev veżulmen fesevfe nuslîhi nârâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.
Meal (Diyanet)
Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
31
إِن تَجْتَنِبُوا۟ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلًۭا كَرِيمًۭا
Okunuş
in tectenibû kebâira mâ tunhevne `anhu nukeffir `ankum seyyiâtikum venudḫilkum mudḫalen kerîmâ.
Meal (Diyanet)
Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
32
وَلَا تَتَمَنَّوْا۟ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌۭ مِّمَّا ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌۭ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ ۚ وَسْـَٔلُوا۟ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًۭا
Okunuş
velâ tetemennev mâ feddale-llâhu bihî ba`dakum `alâ ba`d. lirricâli nesîbum mimme-ktesebû velinnisâi nesîbum mimme-ktesebn. ves'elu-llâhe min fadlih. inne-llâhe kâne bikulli şey'in `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
33
وَلِكُلٍّۢ جَعَلْنَا مَوَٰلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَـَٔاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدًا
Okunuş
velikullin ce`alnâ mevâliye mimmâ terake-lvâlidâni vel'akrabûn. velleẕîne `akadet eymânukum feâtûhum nesîbehum. inne-llâhe kâne `alâ kulli şey'in şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
34
ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ وَبِمَآ أَنفَقُوا۟ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ ۚ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتٌۭ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُ ۚ وَٱلَّٰتِى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهْجُرُوهُنَّ فِى ٱلْمَضَاجِعِ وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا۟ عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيًّۭا كَبِيرًۭا
Okunuş
erricâlu kavvâmûne `ale-nnisâi bimâ feddale-llâhu ba`dahum `alâ ba`div vebimâ enfekû min emvâlihim. fessâlihâtu kânitâtun hâfiżâtul lilğaybi bimâ hafiża-llâh. vellâtî teḫâfûne nuşûzehunne fe`iżûhunne vehcurûhunne fi-lmedâci`i vadribûhunn. fein eta`nekum felâ tebğû `aleyhinne sebîlâ. inne-llâhe kâne `aliyyen kebîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
35
وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَٱبْعَثُوا۟ حَكَمًۭا مِّنْ أَهْلِهِۦ وَحَكَمًۭا مِّنْ أَهْلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصْلَٰحًۭا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيْنَهُمَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًۭا
Okunuş
vein ḫiftum şikâka beynihimâ feb`aŝû hakemem min ehlihî vehakemem min ehlihâ. iy yurîdâ islâhay yuveffiki-llâhu beynehumâ. inne-llâhe kâne `alîmen ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
36
۞ وَٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًۭٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًۭا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًۭا فَخُورًا
Okunuş
va`budu-llâhe velâ tuşrikû bihî şey'ev vebilvâlideyni ihsânev vebiẕi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni velcâri ẕi-lkurbâ velcâri-lcunubi vessâhibi bilcembi vebni-ssebîli vemâ meleket eymânukum. inne-llâhe lâ yuhibbu men kâne muḫtâlen feḫûrâ.
Meal (Diyanet)
Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
37
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۗ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًۭا مُّهِينًۭا
Okunuş
elleẕîne yebḫalûne veye'murûne-nnâse bilbuḫli veyektumûne mâ âtâhumu-llâhu min fadlih. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem muhînâ.
Meal (Diyanet)
Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
38
وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيْطَٰنُ لَهُۥ قَرِينًۭا فَسَآءَ قَرِينًۭا
Okunuş
velleẕîne yunfikûne emvâlehum riâe-nnâsi velâ yu'minûne billâhi velâ bilyevmi-l'âḫir. vemey yekuni-şşeytânu lehû karînen fesâe karînâ.
Meal (Diyanet)
Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır!
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
39
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا
Okunuş
vemâẕâ `aleyhim lev âmenû billâhi velyevmi-l'âḫiri veenfekû mimmâ razekahumu-llâh. vekâne-llâhu bihim `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Bunlar Allah'a, ahiret gününe inanmış, Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
40
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۢ ۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةًۭ يُضَٰعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
inne-llâhe lâ yażlimu miŝkâle ẕerrah. vein teku hasenetey yudâ`ifhâ veyu'ti mil ledunhu ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır ve yapana büyük ecir verir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
41
فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍۢ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًۭا
Okunuş
fekeyfe iẕâ ci'nâ min kulli ummetim bişehîdiv veci'nâ bike `alâ hâulâi şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
42
يَوْمَئِذٍۢ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَعَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًۭا
Okunuş
yevmeiẕiy yeveddu-lleẕîne keferû ve`asavu-rrasûle lev tusevvâ bihimu-l'ard. velâ yektumûne-llâhe hadîŝâ.
Meal (Diyanet)
O gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
43
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْرَبُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمْ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُوا۟ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُوا۟ ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌۭ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءًۭ فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًۭا طَيِّبًۭا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ takrabu-ssalâte veentum sukârâ hattâ ta`lemû mâ tekûlûne velâ cunuben illâ `âbirî sebîlin hattâ tağtesilû. vein kuntum merdâ ev `alâ seferin ev câe ehadum minkum mine-lğâiti ev lemestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa`îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum. inne-llâhe kâne `afuvven ğafûrâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
44
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًۭا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يَشْتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne ûtû nesîbem mine-lkitâbi yeşterûne-ddalâlete veyurîdûne en tedillu-ssebîl.
Meal (Diyanet)
Kendilerine Kitap'dan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin yolu sapıtmanızı istediklerini görmüyor musun?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
45
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيًّۭا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرًۭا
Okunuş
vellâhu a`lemu bia`dâikum. vekefâ billâhi veliyyâ. vekefâ billâhi nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Allah, düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost olarak da yeter, yardımcı olarak da yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
46
مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَٱسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍۢ وَرَٰعِنَا لَيًّۢا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًۭا فِى ٱلدِّينِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱسْمَعْ وَٱنظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًۭا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
mine-lleẕîne hâdû yuharrifûne-lkelime `am mevâdi`ihî veyekûlûne semi`nâ ve`asaynâ vesma` ğayra musme`iv verâ`inâ leyyem bielsinetihim veta`nen fi-ddîn. velev ennehum kâlû semi`nâ veeta`nâ vesma` venżurnâ lekâne ḫayral lehum veakveme velâkil le`anehumu-llâhu bikufrihim felâ yu'minûne illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: "İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle" ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: "Bizi de dinle" diyenler vardır. Şayet: "İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet" demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
47
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ ءَامِنُوا۟ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًۭا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدْبَارِهَآ أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ أَصْحَٰبَ ٱلسَّبْتِ ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne ûtu-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddikal limâ me`akum min kabli en natmise vucûhen feneruddehâ `alâ edbârihâ ev nel`anehum kemâ le`annâ ashâbe-ssebt. vekâne emru-llâhi mef`ûlâ.
Meal (Diyanet)
Ey Kitap verilenler! Yüzleri silip arkaya çevirerek enseler gibi dümdüz yapmadan, yahut cumartesi güncüleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce, yanınızdakini tasdik ederek indirdiğimiz Kuran'a inanın; Allah'ın emri daima yapılagelmiştir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
48
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفْتَرَىٰٓ إِثْمًا عَظِيمًا
Okunuş
inne-llâhe lâ yağfiru ey yuşrake bihî veyağfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yuşrik billâhi fekadi-fterâ iŝmen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
49
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُم ۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne yuzekkûne enfusehum. beli-llâhu yuzekkî mey yeşâu velâ yużlemûne fetîlâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
50
ٱنظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ ۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثْمًۭا مُّبِينًا
Okunuş
unżur keyfe yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. vekefâ bihî iŝmem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Allah'a nasıl yalan yere iftira ettiklerine bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
51
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًۭا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يُؤْمِنُونَ بِٱلْجِبْتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَٰٓؤُلَآءِ أَهْدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ سَبِيلًا
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne ûtû nesîbem mine-lkitâbi yu'minûne bilcibti vettâğûti veyekûlûne lilleẕîne keferû hâulâi ehdâ mine-lleẕîne âmenû sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
52
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ ۖ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا
Okunuş
ulâike-lleẕîne le`anehumu-llâh. vemey yel`ani-llâhu felen tecide lehû nesîrâ.
Meal (Diyanet)
İşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
53
أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌۭ مِّنَ ٱلْمُلْكِ فَإِذًۭا لَّا يُؤْتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا
Okunuş
em lehum nesîbum mine-lmulki feiẕel lâ yu'tûne-nnâse nekîrâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
54
أَمْ يَحْسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۖ فَقَدْ ءَاتَيْنَآ ءَالَ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَٰهُم مُّلْكًا عَظِيمًۭا
Okunuş
em yahsudûne-nnâse `alâ mâ âtâhumu-llâhu min fadlih. fekad âteynâ âle ibrâhîme-lkitâbe velhikmete veâteynâhum mulken `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Yoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
55
فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ ۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
Okunuş
feminhum men âmene bihî veminhum men sadde `anh. vekefâ bicehenneme se`îrâ.
Meal (Diyanet)
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
56
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًۭا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُم بَدَّلْنَٰهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًۭا
Okunuş
inne-lleẕîne keferû biâyâtinâ sevfe nuslîhim nârâ. kullemâ nedicet culûduhum beddelnâhum culûden ğayrahâ liyeẕûku-l`aẕâb. inne-llâhe kâne `azîzen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
57
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۖ لَّهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌۭ مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّۭا ظَلِيلًا
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti senudḫiluhum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. lehum fîhâ ezvâcum mutahherah. venudḫiluhum żillen żalîlâ.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
58
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًۭا
Okunuş
inne-llâhe ye'murukum en tu'eddu-l'emenâti ilâ ehlihâ veiẕâ hakemtum beyne-nnâsi en tahkumû bil`adl. inne-llâhe ni`immâ ye`iżukum bih. inne-llâhe kâne semî`am besîrâ.
Meal (Diyanet)
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
59
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍۢ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌۭ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû etî`u-llâhe veetî`u-rrasûle veuli-l'emri minkum. fein tenâza`tum fî şey'in feruddûhu ile-llâhi verrasûli in kuntum tu'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ẕâlike ḫayruv veahsenu te'vîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
60
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓا۟ أَن يَكْفُرُوا۟ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًۭا
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne yez`umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yurîdûne ey yetehâkemû ile-ttâğûti vekad umirû ey yekfurû bih. veyurîdu-şşeytânu ey yudillehum dalâlem be`îdâ.
Meal (Diyanet)
Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emr olunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
61
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًۭا
Okunuş
veiẕâ kîle lehum te`âlev ilâ mâ enzele-llâhu veile-rrasûli raeyte-lmunâfikîne yesuddûne `anke sudûdâ.
Meal (Diyanet)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
62
فَكَيْفَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَٰنًۭا وَتَوْفِيقًا
Okunuş
fekeyfe iẕâ esâbethum musîbetum bimâ kaddemet eydîhim ŝumme câûke yahlifûne billâhi in eradnâ illâ ihsânev vetevfîkâ.
Meal (Diyanet)
Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
63
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلًۢا بَلِيغًۭا
Okunuş
ulâike-lleẕîne ya`lemu-llâhu mâ fî kulûbihim fea`rid `anhum ve`iżhum vekul lehum fî enfusihim kavlem belîğâ.
Meal (Diyanet)
İşte bunlarin kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
64
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ ٱللَّهَ تَوَّابًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
vemâ erselnâ mir rasûlin illâ liyutâ`a biiẕni-llâh. velev ennehum iż żalemû enfusehum câûke festağferu-llâhe vestağfera lehumu-rrasûlu levecedu-llâhe tevvâber rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
65
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًۭا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًۭا
Okunuş
felâ verabbike lâ yu'minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum ŝumme lâ yecidû fî enfusihim haracem mimmâ kadayte veyusellimû teslîmâ.
Meal (Diyanet)
Hayır; Rabb'ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
66
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌۭ مِّنْهُمْ ۖ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًۭا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًۭا
Okunuş
velev ennâ ketebnâ `aleyhim eni-ktulû enfusekum evi-ḫrucû min diyârikum mâ fe`alûhu illâ kalîlum minhum. velev ennehum fe`alû mâ yû`ażûne bihî lekâne ḫayral lehum veeşedde teŝbîtâ.
Meal (Diyanet)
Şayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
67
وَإِذًۭا لَّءَاتَيْنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
veiẕel leâteynâhum mil ledunnâ ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
68
وَلَهَدَيْنَٰهُمْ صِرَٰطًۭا مُّسْتَقِيمًۭا
Okunuş
velehedeynâhum sirâtam mustekîmâ.
Meal (Diyanet)
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
69
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَ ۚ وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًۭا
Okunuş
vemey yuti`i-llâhe verrasûle feulâike me`a-lleẕîne en`ame-llâhu `aleyhim mine-nnebiyyîne vessiddîkîne veşşuhedâi vessâlihîn. vehasune ulâike rafîkâ.
Meal (Diyanet)
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
70
ذَٰلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًۭا
Okunuş
ẕâlike-lfadlu mine-llâh. vekefâ billâhi `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Bu nimet, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
71
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ خُذُوا۟ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُوا۟ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُوا۟ جَمِيعًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû ḫuẕû hiẕrakum fenfirû ŝubâtin evi-nfirû cemî`â.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! İhtiyatlı davranın, bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
72
وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌۭ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًۭا
Okunuş
veinne minkum lemel leyubettienn. fein esâbetkum musîbetun kâle kad en`ame-llâhu `aleyye iẕ lem ekum me`ahum şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
73
وَلَئِنْ أَصَٰبَكُمْ فَضْلٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌۭ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًۭا
Okunuş
velein esâbekum fadlum mine-llâhi leyekûlenne keel lem tekum beynekum vebeynehû meveddetuy yâ leytenî kuntu me`ahum feefûze fevzen `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah'tan size bir nimet erişse, and olsun ki, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi: "Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım" der.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
74
۞ فَلْيُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْءَاخِرَةِ ۚ وَمَن يُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
felyukâtil fî sebîli-llâhi-lleẕîne yeşrûne-lhayâte-ddunyâ bil'âḫirah. vemey yukâtil fî sebîli-llâhi feyuktel ev yağlib fesevfe nu'tîhi ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galib gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
75
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّۭا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
Okunuş
vemâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîli-llâhi velmustad`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni-lleẕîne yekûlûne rabbenâ aḫricnâ min hâẕihi-lkaryeti-żżâlimi ehluhâ. vec`al lenâ mil ledunke veliyyâ. vec`al lenâ mil ledunke nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
76
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَٰنِ ۖ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا
Okunuş
elleẕîne âmenû yukâtilûne fî sebîli-llâh. velleẕîne keferû yukâtilûne fî sebîli-ttâğûti fekâtilû evliyâe-şşeytân. inne keyde-şşeytâni kâne da`îfâ.
Meal (Diyanet)
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
77
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌۭ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةًۭ ۚ وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ قَرِيبٍۢ ۗ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌۭ وَٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌۭ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Okunuş
elem tera ile-lleẕîne kîle lehum kuffû eydiyekum veekîmu-ssalâte veâtu-zzekâh. felemmâ kutibe `aleyhimu-lkitâlu iẕâ ferîkum minhum yaḫşevne-nnâse keḫaşyeti-llâhi ev eşedde ḫaşyeh. vekâlû rabbenâ lime ketebte `aleyne-lkitâl. levlâ eḫḫartenâ ilâ ecelin karîb. kul metâ`u-ddunyâ kalîl. vel'âḫiratu ḫayrul limeni-ttekâ velâ tużlemûne fetîlâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez".
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
78
أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍۢ مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌۭ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۭ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ ۚ قُلْ كُلٌّۭ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًۭا
Okunuş
eyne mâ tekûnû yudrikkumu-lmevtu velev kuntum fî burûcim muşeyyedeh. vein tusibhum hasenetuy yekûlû hâẕihî min `indi-llâh. vein tusibhum seyyietuy yekûlû hâẕihî min `indik. kul kullum min `indi-llâh. femâ lihâulâi-lkavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîŝâ.
Meal (Diyanet)
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır". Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
79
مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍۢ فَمِنَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍۢ فَمِن نَّفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًۭا ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۭا
Okunuş
mâ esâbeke min hasenetin femine-llâh. vemâ esâbeke min seyyietin femin nefsik. veerselnâke linnâsi rasûlâ. vekefâ billâhi şehîdâ.
Meal (Diyanet)
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
80
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ ۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًۭا
Okunuş
mey yuti`i-rrasûle fekad etâ`a-llâh. vemen tevellâ femâ erselnâke `aleyhim hafîżâ.
Meal (Diyanet)
Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
81
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۭ فَإِذَا بَرَزُوا۟ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌۭ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ ۖ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ ۖ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
Okunuş
veyekûlûne tâ`ah. feiẕâ berazû min `indike beyyete tâifetum minhum ğayra-lleẕî tekûl. vellâhu yektubu mâ yubeyyitûn. fea`rid `anhum vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
"Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, geceleyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor, onlara aldırış etme. Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
82
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُوا۟ فِيهِ ٱخْتِلَٰفًۭا كَثِيرًۭا
Okunuş
efelâ yetedebberûne-lkur'ân. velev kâne min `indi ğayri-llâhi levecedû fîhi-ḫtilâfen keŝîrâ.
Meal (Diyanet)
Kuran'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
83
وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌۭ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُوا۟ بِهِۦ ۖ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ ۗ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَٰنَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
veiẕâ câehum emrum mine-l'emni evi-lḫavfi eẕâ`û bih. velev raddûhu ile-rrasûli veilâ uli-l'emri minhum le`alimehu-lleẕîne yestembitûnehû minhum. velevlâ fadlu-llâhi `aleykum verahmetuhû letteba`tumu-şşeytâne illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
84
فَقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ ۚ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًۭا وَأَشَدُّ تَنكِيلًۭا
Okunuş
fekâtil fî sebîli-llâh. lâ tukellefu illâ nefseke veharridi-lmu'minîn. `asa-llâhu ey yekuffe be'se-lleẕîne keferû. vellâhu eşeddu be'sev veeşeddu tenkîlâ.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkar edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
85
مَّن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً حَسَنَةًۭ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌۭ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَٰعَةًۭ سَيِّئَةًۭ يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌۭ مِّنْهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ مُّقِيتًۭا
Okunuş
mey yeşfa` şefâ`aten hasenetey yekul lehû nesîbum minhâ. vemey yeşfa` şefâ`aten seyyietey yekul lehû kiflum minhâ. vekâne-llâhu `alâ kulli şey'im mukîtâ.
Meal (Diyanet)
Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
86
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍۢ فَحَيُّوا۟ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا
Okunuş
veiẕâ huyyîtum bitehiyyetin fehayyû biahsene minhâ ev ruddûhâ. inne-llâhe kâne `alâ kulli şey'in hasîbâ.
Meal (Diyanet)
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
87
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۗ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًۭا
Okunuş
allâhu lâ ilâhe illâ hû. leyecme`annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh. vemen asdeku mine-llâhi hadîŝâ.
Meal (Diyanet)
Allah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
88
۞ فَمَا لَكُمْ فِى ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيْنِ وَٱللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓا۟ ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهْدُوا۟ مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ ۖ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًۭا
Okunuş
femâ lekum fi-lmunâfikîne fieteyni vellâhu erkesehum bimâ kesebû. eturîdûne en tehdû men edalle-llâh. vemey yudlili-llâhu felen tecide lehû sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Ey müslümanlar! Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları, yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
89
وَدُّوا۟ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا۟ فَتَكُونُونَ سَوَآءًۭ ۖ فَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ أَوْلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ وَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًا
Okunuş
veddû lev tekfurûne kemâ keferû fetekûnûne sevâen felâ tetteḫiẕû minhum evliyâe hattâ yuhâcirû fî sebîli-llâh. fein tevellev feḫuẕûhum vaktulûhum hayŝu vecettumûhum. velâ tetteḫiẕû minhum veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
90
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوْ جَآءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَٰتِلُوكُمْ أَوْ يُقَٰتِلُوا۟ قَوْمَهُمْ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَٰتَلُوكُمْ ۚ فَإِنِ ٱعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَٰتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلًۭا
Okunuş
ille-lleẕîne yesilûne ilâ kavmim beynekum vebeynehum mîŝâkun ev câûkum hasirat sudûruhum ey yukâtilûkum ev yukâtilû kavmehum. velev şâe-llâhu leselletahum `aleykum felekâtelûkum. feini-`tezelûkum felem yukâtilûkum veelkav ileykumu-sseleme femâ ce`ale-llâhu lekum `aleyhim sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
91
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا۟ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱلْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا۟ فِيهَا ۚ فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوٓا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
setecidûne âḫarîne yurîdûne ey ye'menûkum veye'menû kavmehum. kullemâ ruddû ile-lfitneti urkisû fîhâ. feil lem ya`tezilûkum veyulkû ileykumu-sseleme veyekuffû eydiyehum feḫuẕûhum vaktulûhum hayŝu ŝekiftumûhum. veulâikum ce`alnâ lekum `aleyhim sultânem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Diğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
92
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًۭٔا ۚ وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًۭٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ مُّؤْمِنَةٍۢ وَدِيَةٌۭ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ ۚ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّۢ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌۭ فَدِيَةٌۭ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
vemâ kâne limu'minin ey yaktule mu'minen illâ ḫataâ. vemen katele mu'minen ḫataen fetahrîru rakabetim mu'minetiv vediyetum musellemetun ilâ ehlihî illâ ey yessaddekû. fein kâne min kavmin `aduvvil lekum vehuve mu'minun fetahrîru rakabetim mu'mineh. vein kâne min kavmim beynekum vebeynehum mîŝâkun fediyetum musellemetun ilâ ehlihî vetahrîru rakabetim mu'mineh. femel lem yecid fesiyâmu şehrayni mutetâbi`ayn. tevbetem mine-llâh. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
93
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًۭا مُّتَعَمِّدًۭا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدًۭا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمًۭا
Okunuş
vemey yaktul mu'minem mute`ammiden fecezâuhû cehennemu ḫâliden fîhâ veğadibe-llâhu `aleyhi vele`anehû vee`adde lehû `aẕâben `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
94
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُوا۟ وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًۭا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌۭ ۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû iẕâ darabtum fî sebîli-llâhi fetebeyyenû velâ tekûlû limen elkâ ileykumu-sselâme leste mu'minâ. tebteğûne `arada-lhayâti-ddunyâ. fe`inde-llâhi meğânimu keŝîrah. keẕâlike kuntum min kablu femenne-llâhu `aleykum fetebeyyenû. inne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
95
لَّا يَسْتَوِى ٱلْقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُو۟لِى ٱلضَّرَرِ وَٱلْمُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ ۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ دَرَجَةًۭ ۚ وَكُلًّۭا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
lâ yestevi-lkâ`idûne mine-lmu'minîne ğayru uli-ddarari velmucâhidûne fî sebîli-llâhi biemvâlihim veenfusihim. feddale-llâhu-lmucâhidîne biemvâlihim veenfusihim `ale-lkâ`idîne deraceh. vekullev ve`ade-llâhu-lhusnâ. vefeddale-llâhu-lmucâhidîne `ale-lkâ`idîne ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
96
دَرَجَٰتٍۢ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةًۭ وَرَحْمَةًۭ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًا
Okunuş
deracâtim minhu vemağfiratev verahmeh. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
97
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ قَالُوا۟ فِيمَ كُنتُمْ ۖ قَالُوا۟ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ قَالُوٓا۟ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةًۭ فَتُهَاجِرُوا۟ فِيهَا ۚ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Okunuş
inne-lleẕîne teveffâhumu-lmelâiketu żâlimî enfusihim kâlû fîme kuntum. kâlû kunnâ mustad`afîne fi-l'ard. kâlû elem tekun ardu-llâhi vâsi`aten fetuhâcirû fîhâ. feulâike me'vâhum cehennem. vesâet mesîrâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
98
إِلَّا ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةًۭ وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًۭا
Okunuş
ille-lmustad`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni lâ yestetî`ûne hîletev velâ yehtedûne sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
99
فَأُو۟لَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًۭا
Okunuş
feulâike `asa-llâhu ey ya`fuve `anhum. vekâne-llâhu `afuvven ğafûrâ.
Meal (Diyanet)
İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
100
۞ وَمَن يُهَاجِرْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدْ فِى ٱلْأَرْضِ مُرَٰغَمًۭا كَثِيرًۭا وَسَعَةًۭ ۚ وَمَن يَخْرُجْ مِنۢ بَيْتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدْرِكْهُ ٱلْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
vemey yuhâcir fî sebîli-llâhi yecid fi-l'ardi murâğamen keŝîrav vese`ah. vemey yaḫruc mim beytihî muhâciran ile-llâhi verasûlihî ŝumme yudrikhu-lmevtu fekad veka`a ecruhû `ale-llâh. vekâne-llâhu ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
101
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا۟ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱلْكَٰفِرِينَ كَانُوا۟ لَكُمْ عَدُوًّۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
veiẕâ darabtum fi-l'ardi feleyse `aleykum cunâhun en taksurû mine-ssalâh. in ḫiftum ey yeftinekumu-lleẕîne keferû. inne-lkâfirîne kânû lekum `aduvvem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Yolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
102
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌۭ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓا۟ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا۟ فَلْيَكُونُوا۟ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا۟ فَلْيُصَلُّوا۟ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا۟ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةًۭ وَٰحِدَةًۭ ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًۭى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓا۟ أَسْلِحَتَكُمْ ۖ وَخُذُوا۟ حِذْرَكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًۭا مُّهِينًۭا
Okunuş
veiẕâ kunte fîhim feekamte lehumu-ssalâte feltekum tâifetum minhum me`ake velye'ḫuẕû eslihatehum. feiẕâ secedû felyekûnû miv verâikum. velte'ti tâifetun uḫrâ lem yusallû felyusallû me`ake velye'ḫuẕû hiẕrahum veeslihatehum. vedde-lleẕîne keferû lev tağfulûne `an eslihatikum veemti`atikum feyemîlûne `aleykum meyletev vâhideten. velâ cunâha `aleykum in kâne bikum eẕem mim metarin ev kuntum merdâ en teda`û eslihatekum. veḫuẕû hiẕrakum. inne-llâhe e`adde lilkâfirîne `aẕâbem muhînâ.
Meal (Diyanet)
Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
103
فَإِذَا قَضَيْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ قِيَٰمًۭا وَقُعُودًۭا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ ۚ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَٰبًۭا مَّوْقُوتًۭا
Okunuş
feiẕâ kadaytumu-ssalâte feẕkuru-llâhe kiyâmev veku`ûdev ve`alâ cunûbikum. feiẕe-tme'nentum feekîmu-ssalâh. inne-ssalâte kânet `ale-lmu'minîne kitâbem mevkûtâ.
Meal (Diyanet)
Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
104
وَلَا تَهِنُوا۟ فِى ٱبْتِغَآءِ ٱلْقَوْمِ ۖ إِن تَكُونُوا۟ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ ۖ وَتَرْجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Okunuş
velâ tehinû fi-btiğâi-lkavm. in tekûnû te'lemûne feinnehum ye'lemûne kemâ te'lemûn. vetercûne mine-llâhi mâ lâ yercûn. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
105
إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ ۚ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًۭا
Okunuş
innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki litahkume beyne-nnâsi bimâ erâke-llâh. velâ tekul lilḫâinîne ḫasîmâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
106
وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
vestağfiri-llâh. inne-llâhe kâne ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Allah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
107
وَلَا تُجَٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًۭا
Okunuş
velâ tucâdil `ani-lleẕîne yaḫtânûne enfusehum. inne-llâhe lâ yuhibbu men kâne ḫavvânen eŝîmâ.
Meal (Diyanet)
Kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah, hainlikte direnen suçluyu sevmez.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
108
يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
Okunuş
yestaḫfûne mine-nnâsi velâ yestaḫfûne mine-llâhi vehuve me`ahum iẕ yubeyyitûne mâ lâ yerdâ mine-lkavl. vekâne-llâhu bimâ ya`melûne muhîtâ.
Meal (Diyanet)
Allah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
109
هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًۭا
Okunuş
hâentum hâulâi câdeltum `anhum fi-lhayâti-ddunyâ femey yucâdilu-llâhe `anhum yevme-lkiyâmeti em mey yekûnu `aleyhim vekîlâ.
Meal (Diyanet)
İşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekaletini kim üzerine alacaktır?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
110
وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
vemey ya`mel sûen ev yażlim nefsehû ŝumme yestağfiri-llâhe yecidi-llâhe ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Kim kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
111
وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًۭا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
Okunuş
vemey yeksib iŝmen feinnemâ yeksibuhû `alâ nefsih. vekâne-llâhu `alîmen hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Kim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
112
وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓـَٔةً أَوْ إِثْمًۭا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓـًۭٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَٰنًۭا وَإِثْمًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
vemey yeksib ḫatîeten ev iŝmen ŝumme yermi bihî berîen fekadi-htemele buhtânev veiŝmem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
113
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌۭ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ ۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍۢ ۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ ۚ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًۭا
Okunuş
velevlâ fadlu-llâhi `aleyke verahmetuhû lehemmet tâifetum minhum ey yudillûk. vemâ yudillûne illâ enfusehum vemâ yedurrûneke min şey'. veenzele-llâhu `aleyke-lkitâbe velhikmete ve`allemeke mâ lem tekun ta`lem. vekâne fadlu-llâhi `aleyke `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar vermezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
114
۞ لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍۢ مِّن نَّجْوَىٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَٰحٍۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
lâ ḫayra fî keŝîrim min necvâhum illâ men emera bisadekatin ev ma`rûfin ev islâhim beyne-nnâs. vemey yef`al ẕâlike-btiğâe merdâti-llâhi fesevfe nu'tîhi ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
115
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Okunuş
vemey yuşâkiki-rrasûle mim ba`di mâ tebeyyene lehu-lhudâ veyettebi` ğayra sebîli-lmu'minîne nuvellihî mâ tevellâ venuslihî cehennem. vesâet mesîrâ.
Meal (Diyanet)
Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
116
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Okunuş
inne-llâhe lâ yağfiru ey yuşrake bihî veyağfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yuşrik billâhi fekad dalle dalâlem be`îdâ.
Meal (Diyanet)
Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
117
إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثًۭا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَٰنًۭا مَّرِيدًۭا
Okunuş
iy yed`ûne min dûnihî illâ inâŝâ. veiy yed`ûne illâ şeytânem merîdâ.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
118
لَّعَنَهُ ٱللَّهُ ۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًۭا مَّفْرُوضًۭا
Okunuş
le`anehu-llâh. vekâle leetteḫiẕenne min `ibâdike nesîbem mefrûdâ.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
119
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَءَامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلْأَنْعَٰمِ وَلَءَامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيْطَٰنَ وَلِيًّۭا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًۭا مُّبِينًۭا
Okunuş
veleudillennehum veleumenniyennehum veleâmurannehum feleyubettikunne âẕâne-l'en`âmi veleâmurannehum feleyuğayyirunne ḫalka-llâh. vemey yetteḫiẕi-şşeytâne veliyyem min dûni-llâhi fekad ḫasira ḫusrânem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
120
يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ ۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
Okunuş
ye`iduhum veyumennîhim. vemâ ye`iduhumu-şşeytânu illâ ğurûrâ.
Meal (Diyanet)
Şeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
121
أُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًۭا
Okunuş
ulâike me'vâhum cehennemu velâ yecidûne `anhâ mehîsâ.
Meal (Diyanet)
İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamıyacaklardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
122
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّۭا ۚ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلًۭا
Okunuş
velleẕîne âmenû ve`amilu-ssâlihâti senudḫiluhum cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. va`de-llâhi hakkâ. vemen asdeku mine-llâhi kîlâ.
Meal (Diyanet)
İnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
123
لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَآ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ ۗ مَن يَعْمَلْ سُوٓءًۭا يُجْزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدْ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّۭا وَلَا نَصِيرًۭا
Okunuş
leyse biemâniyyikum velâ emâniyyi ehli-lkitâb. mey ya`mel sûey yucze bihî velâ yecid lehû min dûni-llâhi veliyyev velâ nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Bu, sizin kuruntularınıza ve Kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
124
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌۭ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًۭا
Okunuş
vemey ya`mel mine-ssâlihâti min ẕekerin ev unŝâ vehuve mu'minun feulâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne nekîrâ.
Meal (Diyanet)
Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
125
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًۭا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌۭ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًۭا ۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٰهِيمَ خَلِيلًۭا
Okunuş
vemen ahsenu dînem mimmen esleme vechehû lillâhi vehuve muhsinuv vettebe`a millete ibrâhîme hanîfâ. vetteḫaẕe-llâhu ibrâhîme ḫalîlâ.
Meal (Diyanet)
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
126
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍۢ مُّحِيطًۭا
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vekâne-llâhu bikulli şey'im muhîtâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
127
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ ۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ فِى يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٰنِ وَأَن تَقُومُوا۟ لِلْيَتَٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ ۚ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًۭا
Okunuş
veyesteftûneke fi-nnisâ'. kuli-llâhu yuftîkum fîhinne vemâ yutlâ `aleykum fi-lkitâbi fî yetâme-nnisâi-llâtî lâ tu'tûnehunne mâ kutibe lehunne veterğabûne en tenkihûhunne velmustad`afîne mine-lvildâni veen tekûmû lilyetâmâ bilkist. vemâ tef`alû min ḫayrin feinne-llâhe kâne bihî `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: "Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsaniz Allah onu şüphesiz bilir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
128
وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًۭا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًۭا ۚ وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌۭ ۗ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ ۚ وَإِن تُحْسِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۭا
Okunuş
veini-mraetun ḫâfet mim ba`lihâ nuşûzen ev i`râdan felâ cunâha `aleyhimâ ey yuslihâ beynehumâ sulhâ. vessulhu ḫayr. veuhdirati-l'enfusu-şşuhh. vein tuhsinû vetettekû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
129
وَلَن تَسْتَطِيعُوٓا۟ أَن تَعْدِلُوا۟ بَيْنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ ۖ فَلَا تَمِيلُوا۟ كُلَّ ٱلْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ وَإِن تُصْلِحُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًۭا رَّحِيمًۭا
Okunuş
velen testetî`û en ta`dilû beyne-nnisâi velev harastum felâ temîlû kulle-lmeyli feteẕerûhâ kelmu`allekah. vein tuslihû vetettekû feinne-llâhe kâne ğafûrar rahîmâ.
Meal (Diyanet)
Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
130
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ ٱللَّهُ كُلًّۭا مِّن سَعَتِهِۦ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمًۭا
Okunuş
veiy yeteferrakâ yuğni-llâhu kullem min se`atih. vekâne-llâhu vâsi`an hakîmâ.
Meal (Diyanet)
Ayrılırlarsa, Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır, Allah her şeyi kaplayandır. Hakim'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
131
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًۭا
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. velekad vessayne-lleẕîne ûtu-lkitâbe min kablikum veiyyâkum eni-tteku-llâh. vein tekfurû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vekâne-llâhu ğaniyyen hamîdâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
132
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
Okunuş
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vekefâ billâhi vekîlâ.
Meal (Diyanet)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
133
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأْتِ بِـَٔاخَرِينَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرًۭا
Okunuş
iy yeşe' yuẕhibkum eyyuhe-nnâsu veye'ti biâḫarîn. vekâne-llâhu `alâ ẕâlike kadîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir'dir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
134
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًۭا
Okunuş
men kâne yurîdu ŝevâbe-ddunyâ fe`inde-llâhi ŝevâbu-ddunyâ vel'âḫirah. vekâne-llâhu semî`am besîrâ.
Meal (Diyanet)
Dünya nimetini kim isterse, bilsin ki, dünyanın ve ahiretin nimeti Allah'ın katındadır. Allah işitir ve görür.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
135
۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًۭا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ ۚ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۭا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû kûnû kavvâmîne bilkisti şuhedâe lillâhi velev `alâ enfusikum evi-lvâlideyni vel'akrabîn. iy yekun ğaniyyen ev fekîran fellâhu evlâ bihimâ felâ tettebi`u-lhevâ en ta`dilû. vein telvû ev tu`ridû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
136
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ ۚ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû âminû billâhi verasûlihî velkitâbi-lleẕî nezzele `alâ rasûlihî velkitâbi-lleẕî enzele min kabl. vemey yekfur billâhi vemelâiketihî vekutubihî verusulihî velyevmi-l'âḫiri fekad dalle dalâlem be`îdâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününu inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
137
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًۭا لَّمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًۢا
Okunuş
inne-lleẕîne âmenû ŝumme keferû ŝumme âmenû ŝumme keferû ŝumme-zdâdû kufral lem yekuni-llâhu liyağfira lehum velâ liyehdiyehum sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra da inkarları artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
138
بَشِّرِ ٱلْمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Okunuş
beşşiri-lmunâfikîne bienne lehum `aẕâben elîmâ.
Meal (Diyanet)
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
139
ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلْعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًۭا
Okunuş
elleẕîne yetteḫiẕûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu'minîn. eyebteğûne `indehumu-l`izzete feinne-l`izzete lillâhi cemî`â.
Meal (Diyanet)
Onlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
140
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا۟ مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦٓ ۚ إِنَّكُمْ إِذًۭا مِّثْلُهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْكَٰفِرِينَ فِى جَهَنَّمَ جَمِيعًا
Okunuş
vekad nezzele `aleykum fi-lkitâbi en iẕâ semi`tum âyâti-llâhi yukferu bihâ veyustehzeu bihâ felâ tak`udû me`ahum hattâ yeḫûdû fî hadîŝin ğayrihi. innekum iẕem miŝluhum. inne-llâhe câmi`u-lmunâfikîne velkâfirîne fî cehenneme cemî`â.
Meal (Diyanet)
O, size Kitap'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
141
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَٰفِرِينَ نَصِيبٌۭ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ وَلَن يَجْعَلَ ٱللَّهُ لِلْكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا
Okunuş
elleẕîne yeterabbesûne bikum. fein kâne lekum fethum mine-llâhi kâlû elem nekum me`akum. vein kâne lilkâfirîne nesîbun kâlû elem nestahviẕ `aleykum venemna`kum mine-lmu'minîn. fellâhu yahkumu beynekum yevme-lkiyâmeh. veley yec`ale-llâhu lilkâfirîne `ale-lmu'minîne sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Sizi gözleyenler, Allah'tan size bir zafer gelirse, "Sizinle beraber değil miydik?" derler; eğer kafirlere bir pay çıkarsa, onlara: "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
142
إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوٓا۟ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُوا۟ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلًۭا
Okunuş
inne-lmunâfikîne yuḫâdi`ûne-llâhe vehuve ḫâdi`uhum. veiẕâ kâmû ile-ssalâti kâmû kusâlâ yurâûne-nnâse velâ yeẕkurûne-llâhe illâ kalîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
143
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًۭا
Okunuş
muẕebẕebîne beyne ẕâlik. lâ ilâ hâulâi velâ ilâ hâulâ'. vemey yudlili-llâhu felen tecide lehû sebîlâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
144
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًۭا مُّبِينًا
Okunuş
yâ eyyuhe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕu-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu'minîn. eturîdûne en tec`alû lillâhi `aleykum sultânem mubînâ.
Meal (Diyanet)
Ey İnananlar! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
145
إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
Okunuş
inne-lmunâfikîne fi-dderki-l'esfeli mine-nnâr. velen tecide lehum nesîrâ.
Meal (Diyanet)
Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
146
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِٱللَّهِ وَأَخْلَصُوا۟ دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَسَوْفَ يُؤْتِ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًۭا
Okunuş
ille-lleẕîne tâbû veaslehû va`tesamû billâhi veaḫlesû dînehum lillâhi feulâike me`a-lmu'minîn. vesevfe yu'ti-llâhu-lmu'minîne ecran `ażîmâ.
Meal (Diyanet)
Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın Kitap'ına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesnadır. Onlar inananlarla beraberdirler. Allah müminlere büyük ecir verecektir.
سُورَةُ النِّسَاءِ
· Nisâ Suresi
147
مَّا يَفْعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَءَامَنتُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًۭا
Okunuş
mâ yef`alu-llâhu bi`aẕâbikum in şekertum veâmentum. vekâne-llâhu şâkiran `alîmâ.
Meal (Diyanet)
Şükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azabetsin? Allah şükrün karşılığını verir ve bilir.